Kadınlar sessiz doğmaz. Sessizliğe alıştırılır.Küçük yaşta öğrenilir bu: yüksek sesle gülmemek, fazla konuşmamak, dikkat çekmemek. Güvende kalmanın yolu olarak öğretilir sessizlik. Zamanla bu sessizlik bir alışkanlığa, sonra bir savunmaya dönüşür.Ama kimse şunu sormaz: Bu sessizlik gerçekten susmak mıdır, yoksa hayatta kalmanın başka bir dili mi?Bir kadın sustuğunda çoğu zaman geri çekilmez. Aksine, içeriye doğru güçlenir. Kendini toparlar, yaralarını sarar, düşmemek için ayakta kalır. Dışarıdan bakıldığında sessiz görünür ama içinde kopan fırtınalar, onu hayatta tutan şeydir.Kadın cinayetleri konuşulurken, kadınların sesi hep geç gelir. Hep “keşke”lerle anılırlar. Keşke korunabilselerdi, keşke duyulabilselerdi. Oysa çoğu kadın zaten konuşmuştu. Ama kimse dinlememişti. Sessizlik bazen bir tercih değil, mecburiyettir.Bu bölüm, susturulmuş kadınların suçlanmasına karşı yazıldı. “Neden ayrılmadı?”, “Neden ses çıkarmadı?” sorularına bir cevap olarak… Çünkü bazı kadınlar ses çıkardığında da yalnız bırakıldı. Çünkü bazı sessizlikler korkudan değil, çaresizlikten doğdu.Sessiz Güç, işte tam burada başlar.Bağırmadan direnmenin, görünmeden ayakta kalmanın hikâyesiyle.Bu kitapta kimseyi yüceltmiyorum. Kimseyi de zayıf göstermiyorum. Sadece bir gerçeği hatırlatıyorum: Kadınlar sessizdir, evet.Ama bu sessizlik, onların en güçlü yeridir.
Bölüm 2
Sessizliğin Öğrettikleri
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.