Aylin, az önce tutkuyla birleştiği o dudaklardan yavaşça ayrıldığında, nefes nefese kalmıştı ve doğrudan Murat'ın o karanlık, dipsiz okyanusları andıran gözlerinin içine baktı. Göğüs kafesi, aldığı her solukta hızla inip kalkıyor, kalbi heyecan ve korkuyla deli gibi atıyordu. "Bu... bu kesinlikle olmamalıydı," diye fısıldadı çatallı bir sesle; kelimeler dudaklarından titreyerek, adeta acı dolu bir itiraf gibi dökülmüştü.
Murat, yüzündeki o tehlikeli sükuneti bozmadan, uzun parmaklarının uçlarıyla Aylin'in titreyen çenesini usulca okşadı. "Neden olmasın, Aylin? Neden hislerine direniyorsun? Bence her şey tam da olması gerektiği gibiydi," dedi kadife gibi, pürüzsüz bir sesle. Gözleri, genç kadının karmaşık bakışlarının içinde çoktan kaybolmuş, onun ruhunu esir almıştı. Aslında içten içe Murat da büyük bir savaş veriyordu; bu küçük kızın kendi sarsılmaz iradesini bu kadar derinden etkilemesine, yıllardır ördüğü zırhını delmesine izin verdiği için kendine öfkeleniyordu. Kontrolü her daim elinde tutması, duygularını bir cerrah titizliğiyle kesip atması gerekiyordu; özellikle de konu sırlarla dolu bu kız olduğunda. Ama lanet olsun ki Aylin, görünmez ve çok güçlü bir mıknatıs gibi onu karşı konulamaz bir şekilde kendine, o yangının içine çekiyordu.
Aylin, bakışlarını o delici okyanus gözlerden hızla kaçırarak yutkundu. "Ben... benim kafam çok karışık," dedi, zayıflığını gizlemeye çalışarak. Murat'ın bu kadar yakınında olmak, teninin o yakıcı sıcaklığını hissetmek onu bir yandan ölümcül bir şekilde cezbediyor, diğer yandan ise iliklerine kadar korkutuyordu. Onun o karanlık dehlizlerini, kanlı sırlarını biliyordu; bu adamın son derece tehlikeli, belki de annesinin canını alan bir katil olduğunun farkındaydı. Ama ne kadar çabalarsa çabalasın, ona karşı koyamıyor, o yerçekimine yenik düşüyordu. (Kendine gel Aylin!) diye haykırdı içindeki o yaralı kız çocuğu. (Sen buraya, annenin kanını yerde bırakmamak, intikamını almak için geldin; katiline aşık olmak için değil!).
Murat, genç kadının içindeki o fırtınayı ve tereddüdü anında fark etmişti. Gözlerindeki o yoğun ateşi hafifçe söndürerek yarım adım geri çekildi. "Haklısın," dedi kabullenici, yumuşak bir sesle. "Belki de biraz acele ettim, sınırları zorladım. Ama şunu bilmelisin ki Aylin, sana karşı hissettiklerimi, içimdeki bu çekimi asla inkâr edemem". Sesindeki o beklenmedik, çıplak samimiyet, Aylin'in zaten yorgun olan kalbinin göğüs kafesini kıracakmış gibi daha da hızlı atmasına neden oldu.
Murat, alnına düşen o koyu renk saç tutamını zarif bir el hareketiyle geriye atarken, eski otoriter ve gizemli haline geri büründü. "Akşam yemeği için hazırlan," diye fısıldadı emir verircesine. "Sana hayatın boyunca unutamayacağın bir gece yaşatacağım".
Aylin, hala az önce yaşananların şokunu üzerinden atamamış bir halde, hipnotize olmuş gibi başını salladı. Murat'ın o kasvetli malikanesinden ayrılıp evine doğru yol alırken, kalbi birbirine zıt, karmaşık duyguların savaş alanına dönmüştü. Bir yandan kafasının içinde o kusursuz intikam planlarını kurguluyor, diğer yandan ise Murat'ın dudaklarının ve dokunuşlarının teninde bıraktığı o yakıcı sıcaklığı hala iliklerinde hissediyordu. (Bu adam beni mahvedecek... Beni küle çevirecek,) diye düşündü çaresizce. Ama ne yaparsa yapsın, o ateşe yürümeye engel olamıyordu.
Saatler sonra Aylin, yatağının üzerine serdiği kıyafetlere bakarken gardırobunun önünde adeta bir iç savaş yaşıyordu. Bir yanda onun aklını başından alacak kadar şık ve nefes kesici görünmek istiyor, diğer yanda ise Murat'a karşı dik duruşunu bozmayacak, ona boyun eğmediğini gösterecek bir tavır sergilemek istiyordu. Sonunda, kararsızlığını bir kenara itip, dizinin hemen altında biten, vücudunu zarifçe saran bordo rengi, asil ve sade bir elbise seçti. Saçlarını omuzlarına serbestçe bıraktı, yüzündeki yorgunluğu ve uykusuzluğu gizleyecek hafif ama etkileyici bir makyaj yaptı.
Hazırlığı bitip de boy aynasına baktığında, yansımasındaki kadını tanıyamadı. Karşısında duran bu kadın, annesinin intikamı için yanıp tutuşan o acılı Aylin Şahin değil; sanki karanlık bir aşkın büyüsüne kapılmış, bambaşka ve tehlikeli bir yabancıydı. (Kendine gel,) diye fısıldadı aynadaki yansımasına sertçe. (Unutma, asıl neden buradasın. Amacını sakın unutma.).
Tam o sırada kapı tok bir sesle çaldığında, kalbi adeta boğazında atmaya başladı. Derin, sakinleştirici bir nefes alarak kapıya doğru yürüdü ve kulpu indirdi. Karşısında, üzerine tam oturan gece karası bir takım elbise içinde, o soğuk ve mesafeli halinden sıyrılmış, her zamankinden çok daha yakışıklı ve nefes kesici görünen Murat duruyordu. Okyanus gözleri, Aylin'in bordo elbisesi içindeki kusursuz siluetinde ağır ağır gezindi ve o şekilli dudaklarında, hayranlığını gizlemeyen hafif, tehlikeli bir tebessüm belirdi.
"Eğer hazırsan, gidelim mi?" diye sordu Murat, sesi gecenin karanlığı kadar davetkâr ve kışkırtıcı çıkmıştı. Aylin sessizce başını salladı ve Murat'ın peşi sıra evden çıktı. Lüks arabaya binip yola koyulduklarında, arabanın içini ağır ve gergin bir sessizlik kapladı. Aylin, camdan dışarıyı izlerken nereye götürüldüğünü içten içe merak ediyordu. Murat, direksiyonu şehrin gürültüsünden uzağa, ormanın derinliklerine gizlenmiş son derece lüks ve ıssız bir restorana doğru kırdı.
Restoranın atmosferi kelimenin tam anlamıyla büyüleyiciydi. İnsanın ruhunu dinlendiren loş ışıklar, masalardaki titrek mum alevleri ve etraftaki o şık, karanlık dekorasyon, son derece romantik ve gizemli bir hava yaratıyordu. Aylin, etrafındaki bu ihtişama hayranlıkla bakınırken, Murat centilmence elini beline koyarak onu kendileri için ayrılan özel masaya yönlendirdi.
Murat, Aylin'in sandalyesini zarifçe çekerken, "Burayı beğendin mi?" diye fısıldadı usulca. Aylin yerine yerleşirken, "Çok güzel," diye itiraf etti dürüstçe, gözlerini ondan kaçırmayarak. "Böylesine gizli ve özel bir yerin varlığından bile haberim yoktu.". Murat, "Sana daha nice sürprizlerim olacak," dedi, göz kırparak ve dudaklarında o alaycı tebessümle. Şık giyimli garson yanlarına yaklaştığında, Murat yıllanmış, kaliteli bir şarap siparişi verdi.
Yemek boyunca aralarındaki o görünmez duvar biraz olsun incelmiş, sohbet etmeye başlamışlardı. Aylin, her fırsatı değerlendirerek Murat'ın o kapalı kutu gibi olan hayatına, sırlarına dair daha fazla ipucu öğrenmeye çabalıyordu. Murat ise tecrübeli bir satranç ustası gibi, Aylin'in o masum görünmeye çalışan tuzak sorularını ustalıkla ve tebessümle geçiştiriyordu. Aylin, gecenin ilerleyen saatlerinde, karşısındaki bu büyüleyici adam hakkında aslında ne kadar az şey bildiğinin, onun okyanusunda sadece bir damla olduğunun acı bir şekilde farkına vardı.
Birden Murat'ın yüzündeki o rahat ifade silindi; "Aylin..." diye söze başladı, sesindeki ton ciddileşmişti. "Bana neden durmadan bu kadar çok soru soruyorsun? Neyi arıyorsun?". Aylin bir an için gafil avlanarak şaşırdı. "Ben... sadece seni daha yakından tanımak istiyorum," diye yanıtladı, sesindeki pürüzleri gizlemeye çalışarak.
Murat'ın dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. "Beni gerçekten tanımak istediğinden emin misin? Karanlığıma girmeye hazır mısın?" diye sordu. "Ya da... benden bir şeyler sakladığını mı, bana oyun oynadığını mı düşünüyorsun?". Aylin'in kalbi, yakalanmış olmanın verdiği korkuyla şiddetle tekledi. Murat'ın zeki bir adam olduğunu biliyordu; ondan şüphelenmeye başladığını çok net anlamıştı. (Çok dikkatli olmalısın,) diye uyardı kendini zihninin en derin köşesinden. (Yoksa her şeyi, tüm intikamını ve hayatını kaybedersin.).
"Ne demek istiyorsun? Neden bir şey saklayayım ki?" diye sordu Aylin, yüzüne takındığı en masum ve şaşkın ifadeyle. Murat o geniş omuzlarını umursamazca silkerek, "Sadece merak ettim," dedi. "Biliyorsun Aylin, insanlar bazen o masum maskelerinin ardında, göründükleri gibi değillerdir". Aylin, Murat'ın kelimelerinin ardına gizlediği o zehirli anlamı, o üstü kapalı uyarıyı iliklerine kadar hissetmişti. Bu açık bir gözdağıydı; Murat, onun bir sırrı olduğunu biliyor ya da en azından çok güçlü bir şekilde şüpheleniyordu.
Gecenin sonunda, şarabın ve gerilimin uyuşturduğu zihinlerle restorandan ayrıldıklarında, Murat Aylin'i tekrar evinin önüne kadar bıraktı. Kapının önünde, gecenin sessizliğinde vedalaşırken, Murat aniden uzanıp Aylin'in titreyen elini sıkıca tuttu. "Bu gece... her şeye rağmen çok güzeldi," dedi Aylin, sesindeki o istemsiz samimiyetle. Murat, o delici bakışlarını genç kadının gözlerinin en derinlerine hapsederek, "İnan bana, daha yeni başlıyoruz," diye yanıtladı. Yavaşça ona doğru eğildi ve aralarındaki o son mesafeyi de kapatarak Aylin'i tekrar, dudaklarından öptü.
Bu öpücük; otopsi laboratuvarındaki o ilk temastan çok daha vahşi, çok daha tutkulu ve içindeki tüm karanlık arzuları barındıran bir öpücüktü. Aylin, bu yakıcı temasın karşısında mantığını yitirmiş, kendini tamamen o ateşin içine bırakmış, kaybetmiş hissediyordu. Nefes nefese ayrıldıklarında, Murat dudaklarını usulca Aylin'in kulağına yaklaştırdı ve tenini ürperten o fısıltıyı bıraktı: "Asla unutma, Aylin. Sırlar çok tehlikelidir ve insanı yakar".
Aylin, Murat'ın o zehirli sözlerinin ağır yükü altında ezilirken, titreyen elleriyle kapıyı açıp hızla içeri attı kendini. Sırtını soğuk kapıya yaslayıp arkasına baktığında, Murat'ın karanlık arabasına binip gecenin içinde kaybolarak uzaklaştığını gördü. (Evet,) diye düşündü içindeki korkuyla yüzleşerek. (Bu kesinlikle ölümcül bir oyundu ve Aylin, karşısında sınırları olmayan, son derece tehlikeli bir oyuncuyla karşı karşıyaydı).