İçeriğe geç

Sessiz Fısıltı

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Sessiz Fısıltı

Bölüm 5

5. BÖLÜM "Silah dükkanı"

(Şimdi)

Gözlerini açtığında odada tek başına yatıyordu. Vücudu soğuktu. Ortam sessizdi. Neden bayıldığını hatırlamaya çalıştıkça midesi bulanıyordu. Sarsılmış olmalıydı. Henüz daha açmadığı gözlerini ovuşturarak yataktan doğruldu.

Kendi odasındaydı. En son hatırladığı şey Yasin'in kollarında güvende olduğu ve ona kendini bıraktığıydı. Üstü değişmişti. Dışarıya böyle çıkmış olamazdı. Yataktan doğrulduğunda odasındaki aynada kendine göz gezdirdi. Saçları karışık, üstü kirli, göz altları şiş bir görünüşe sahipti. Sahi en son ne zaman güzel gözükmek için çaba göstermişti ki. Elleriyle yağlı saçlarını apar topar düzeltmeye çalıştı. Yatağının yanındaki masadan tokasını alıp yağlı saçlarını bir nebze saklamak için saçını topuz yapmıştı. Artık odasından çıkmaya hazırdı.

Sıla'nın odası evin arka tarafındaydı. Ev kendisini iki bölüme ayıran bir kapı ile ortadan ayrılıyordu. Sıla'nın odası haricinde iki oda daha vardı. Bunlar; Erzak odası ve yatak odasıydı. Kapının diğer tarafında ise mutfak, her zaman toplantı yaptıkları bir oda ve tuvaletten oluşuyordu. Herhangi bir sorunla karşılaşma durumunda en güvenli yer Sıla'nın odasıydı. Bir kaç kez kaçış tatbikatı bile yapmışlardı. Odanın içi sadeydi. Fazla eşya hareket etmelerini kısıtlardı. Camlar kartonlarla kaplıydı. Sıla artık kendindeydi. Evi ikiye ayıran kapıyı aralarken Yasin'in konuşmalarını duymamak imkansızdı.

***

İkiz 1 konuşuyor:

-Bölge temiz etrafta kimse gözükmüyor, fısıldayanlar ortalıkta yok. Tamam.

+Anlaşıldı ikiz 1.

+Kutsal tavuklar aşkına.

-Bu nasıl tepki lan! Bir sorun mu var daktilo fişek?

+Dostum buradaki aletlere bayılacaksınız.

Gece konuşuyor:

-Rapor ver Burak. Nerdesin

+Hey takma isimlere ne oldu?

-...

+Neyse, bir silah dükkanına rastladım iyi saklanmıştı. İçeride harika bebekler var kokusunu alabiliyorum.

-Tedbiri elden bırakma Burak.

+Daktilo fişek dersen belki düşünebilirim.

- S*ktirgit daktilo fişek. Tamam.

***

O sırada Burak

+H-hey. Hay lanet. Bu telsiz küfür edip yüzüme kapatmanız için mi var lan!

Burak dikkatini silah dükkanını incelemeye vermişti. Aralarında en fazla bilgiye sahip kişi Burak'tı. Genelde dışarıya en çok o çıkardı. Korkusuz ve matraktı. Orta yaşlarda çok fazla ansiklopedi okumuştu. Nedenini bilmiyordu. Onun için okumak, yeni bilgiler edinmek eğlenceliydi.

İçerisi karanlıktı tek ışık kaynağı kapıdan vuran güneşin yansıttığı ışık hazneleriydi. Sırtındaki en sevdiği kargo çantasını bir hamleyle yere indirdi. İşe yarayan silahları çantasına doldurdu. Etrafta o kadar malzeme vardı ki. İnsanın başını döndürüyordu. Böyle bir dünyada başınıza gelebilecek en güzel olay bu olabilirdi.

Rafların arasında gezinirken gizli bir kasa bulmuştu. Kasa raflardaki silahların arasında özenle saklanmış bir hazneye yerleştirilmişti.
"Günüm daha da güzelleşiyor" diye geçirdi içinden.
Kasaya yaklaştığında kasanın şifreli olduğunu gördü. Şifre burada bir yerlerde olmalıydı. Hiç vakit kaybetmeden aramaya başladı. Kasayı bulmadan önce göz attığı masa gözüne çarpmıştı. Masanın önünde yerde dağınık halde duran kağıtlara rastladı ama onları görmezden gelmişti. Şimdi ise şifreyi orada bulacağından emindi. Hemen masanın üzerindeki defterleri karıştırmaya başladı. Çok fazla ses çıkarıyordu ama Burak tamamen kendini şifreyi bulmaya odaklamıştı. Başka bir şey düşünmüyordu.

Epeyce kitapları ve çekmeceleri karıştırdıktan sonra pes etmişti. Kapıya doğru umutsuz bir şekilde baktığında birden ciddileşmişti.
"Hay anasını nasıl bu kadar dikkatsiz olabildim" diye geçirdi içinden.

Dükkana sessizlik hakimdi. Karşısında hareketsiz bir şekilde duran hafif belirgin yaşlı bir silüet onu izliyordu. Ne zamandır oradaydı? Kapıdan gelen güneş ışığından dolayı adamın yüzü gözükmüyordu. Burak derin bir nefes almıştı. Yaşlı adamın elinde Burak'ın görebildiği kadarıyla yeni yapım bir Awp tüfeği vardı. Doğruca namluyu Burak'a doğrultmuştu. Aldığı nefesi uzun ve yavaş bir şekilde verdi. Bu hareketi onu sakinleştiriyordu. Bunuda başka bir kitapta okumuştu. Nefesi odanın içinde yankılanmıştı. Tekrar derin bir nefes almış ve nefesini tutmuştu.

-Kim var orda?

Adam konuşmuştu. Yaşlı olduğundan artık emindi. Sesi tizdi ve titriyordu. Onu kolayca atlatabilirdi. Fakat adamin sorduğu soru kafasına takılmıştı.

Tam karşısında olmasına rağmen ve üstelik namlu ona doğruyken sorulan bu soru oldukça garipti.
Belkide kafamı karıştırmak için söylemiştir diye düşündü Burak.
Cevap vermekte tereddüt etmişti. Ona güvenbilir miydi? Sessiz bakışma aralıksız devam ediyordu. Burak kontrollü bir şekilde nefes alıp vererek nabzını kontrol ediyor ve yaşlı adamın hareketlerini inceliyordu. Yaşlı adam namluyu sağa sola kaydırarak etrafı kontrol ediyorken bir taraftan da değişik sesler çıkartıyor ve odayı kokluyordu. Bir dakika odayı mı kokluyordu?

NE OLUYOR LAN!

Bağırarak söylemek istediği tek şey şuanda buydu ama sadece içinden söyleyebildi. Adamın burnundan aldığı derin ve hızlı nefesler ortamı geriyordu. Fısıldayan olabilir miydi?

Sonunda namluyu yere indirmiş Awpyi sırtına asmıştı. Burak hareketsiz bir sekilde masanın önünde kalakalmıştı. Adamdan herhangi başka bir söz beklemişti ama yaşlı adam elini sırtına uzatarak arkasından uzun bir sopa çıkarmıştı. Sırtından çıkardığı sopa ile yere ve raflara vurmaya başladı. Sonrasında hareketlendi. Sopanın sesleri Burak'ın nefes alış verişini bastırıyordu. Gittikçe yaklaşan adamın silüeti belirgin bir hal almaya başlamıştı. Burak sol tarafına biraz daha uzanabilse eline bir tabanca alması an meselesiydi. Ne olursa olsun bu adamı atlatmalıydı. Sonunda ölüm olsa bile bunu kafaya koymuştu. Bugün ölmeyecekti...

***

Ev

+S*ktir git daktilo fişek. Tamam.

Sıla toplantı yaptıkları odaya göz gezdirmişti. İçeride Yasin vardı. Sakin bir şekilde, duvara asılmış dev haritaya bakıyor, elindeki küçük defterine notlar alıyordu.
Ne asalet ama.
Hayran olunacak bir sürü şeyi vardı fakat şuan buna vakit yoktu. Yasin'in ona nasıl kızacağını düşünmekle meşguldü.

Yavaşça kapıyı çaldı. Gece tepki vermemişti. Bu isim ona nasıl da yakışıyordu. Sessiz ve soğukkanlılıkla deftere not alışını izlemek Sıla'yı rahatlatsa da orda yokmuş gibi davranması onu delirtiyordu. Aniden defterini sert bir şekilde kapatmış, telsizini açıp diğerine sinyal göndermişti. Sıla bu çağrıyı biliyordu. Yasin arkasına dönmüştü. Artık tamamen Sılaya bakıyordu. Gözlerini kapatan uzun kahküllerinin arasından zor seçilen çekik gözleri, ne kadar tatlı olsalar da bir o kadar can alıcıydılar. Karanlık odada adeta parlıyorlardı.

Yasin yavaş hareket ediyor, kararlı bir şekilde Sılaya yaklaşıyordu. Tüm bunları yaparken göz temasını asla kesmemişti. Sıla donup kalmıştı. Tamamen onun etkisi altındaydı. Tıpkı ilk karşılaştıklarında olduğu gibi. Yanakları kızarmıştı. Sonunda yakınındaydı. Yavaşça Sıla'nın kulağına doğru eğilip;
"Dinlen, akşam yaptığın saçmalığı konuşacağız" demişti. Gözlerinin önüne düşen saç tutamlarını geriye atmış, Sıla'nın yanından geçip gitmişti.

Azarlanmadığına sevinse miydi yoksa üzülsemiydi bilemiyordu. Kafası tekrardan ağrımaya başlamıştı. Mutfağa gidip elini yüzünü yıkadı. Bir parol içti. Burak sayesinde ellerinde bir sürü ağrı kesici hap vardı. Bulundukları evde arıtma sistemi olduğundan oldukça şanslılardı. Temiz su aramalarına gerek kalmıyordu.

Yasin ortalarda yoktu, şu sıralar çok meşguldü. Büyük ihtimalle tek sabit hatla çalışan ev telefonundan birilerini bulmak için rastgele numaralar çeviriyordu. Sılanın da bir şeyler yapmaya ihtiyacı vardı. Mutfaktaki bulaşıkları temizlemeye karar verdi. Kollarını sıvadı gerekli deterjanları aldı. Tam başlayacağı sırada;

"Sıla"

Ses içeriden gelmişti. Bu sesi tanıyordu fakat çıkartamamıştı. Birisi ısrarla onu çağırıyordu. Sesi takip etmeye karar verdi.

"Sıla"

Ses sanki çok yakındı ama bir o kadar da uzaktı. Bacakları yavaş hareket ediyordu. Orta kapıyı geçmişti. Ses erzak odasına yaklaştıkça yükseliyordu.

"Sıla"
"Efendim?"
"Sıla"
"Kim var orda?"

Ses sanki Sıla'nın kulaklarında tekrar tekrar söyleniyordu. Erzak odasının kapısını hızla açtı. İçerisi boştu.
Lanet olsun sesin buradan geldiğine emindi.

"Sıla"

Ses bu sefer kendi odasından gelmişti. Hızlı çevik bir hareketle odasının kapısını açtı.
"Mert!" çığlıkla karışık bu ses Sıladan çıkmıştı. Mert karşısında duruyordu.
"Hayır hayır hayır s-sen ölm-"
Sesi kesilmişti. Devamını getiremezdi.

"Beni neden orada bıraktın Sıla?"

"M-mert seni almak istedim" Mert'e doğru hareketlenmişti.

"Neden beni orda bıraktın Sıla!"

"Mert lütfen!"

Ağlamaya başlamıştı. Mert'e doğru bir hamle yaptı ama Mert ortadan kaybolmuş ve tekrardan Sıla'nın arkasında belirmişti.

"Çok korkmuştum Sıla"

"B-biliyorum Mert özür dilerim"

"Neden özür diliyorsun?"

"Ç-çünkü ..." Devamı gelmemişti.
Suçluluk duygusu Sılayı tamamen sarmıştı.

"Ölmek istememiştim Sıla!"

"Yeter artık Mert!"

Sıla dizlerine kapanmıştı. Ağlıyordu. Mert'in sesi her yerdeydi. Delirmek üzereydi. Gözleri kararıyordu. Ta ki onu kendisine doğru çeken bir güçe kendisini bırakana kadar. Kafasındaki sesler bir anda durmuştu. Sıcaklığı hissediyordu. Bu sıcaklık güvende olduğunu bildiği tek yerdi. Sonsuza kadar burada kalabilirdi. Gözlerini açtı. Masum bir şekilde olanları anlamaya çalışan iki çift göz ona bakıyordu. Gecenin içinde kaybolmuştu. Yanaklarının tekrar kızarmasına engel olamamıştı. Her ne kadar bu durumu bozmak istemese de kendini öyle kolay kaptıramazdı. Yasin'in kollarından kurtulup ayağa yavaşça kalkmayı denedi. Sendelemişti Yasin'in yardımıyla yatağına oturdu. Yasin sessiz kalmayı sürdürüyordu. Bir açıklama beklediği barizdi. Sıla dışarıda yaşadıklarını anlatmaya başlamıştı...

Telsizden çağrı geldiği sırada Burak:

*Dit dit dit diiiiit*

"Hass-"

Ses telsizden gelmişti. Yasin toplanmaları için herkesi eve çağırıyordu. Yaşlı adam aniden sırtındaki silahı çıkarıp masanın üstündeki telsize ateş etmişti. Burak telsizin parçalara ayrılmasını izledi. Silahın ateşlenmesiyle çok fazla ses çıkmıştı. Burası artık gizli bir yer değildi. Şaşkındı. Bu refleksler bu hız. Böyle bir atışı ancak eğitimli bir asker yapabilirdi.

"Burada olduğunu biliyordum şerefsiz" dedi yaşlı adam.

"Heey adamım beni yakaladın" Burak sessizliğine son vermişti.

"İyi polisi mi oynayacaksın kötü polisi mi?" Dedi küstah bir şekilde Burak.

"Ellerin havada yanıma yaklaş yoksa kafanı uçururum"

Denileni yapmaktan başka çaresi yoktu. Tedbirli adımlarla adama yaklaştığında adamın kör olduğunu fark etti. Gözleri oyulmuştu. Yüzü çizik çizikti. Sadece birkaç et parçası gözüküyordu. Bunu gören Burak yürümeyi bırakmıştı. Taşlar şimdi yerine oturuyordu. Midesi bulanmış ama daha kötülerini gördüğünden tepkisini dışarı vurmamıştı. Yaşlı adam ise Burak'ın durduğunu fark ederek;

"Namlunun ucunda olduğunu biliyorsun değil mi?" dedi. Burak sessizdi. İlerlemeyi reddediyordu.

"Haa anladım. Yüzümden korktun"

Burak bişey söylemek istememişti. Yaşlı adam konuşmaya devam etti.

"Ben sizin korkudan kaçtığınız şeyleri gördüm, onlarla yaşadım, onları hissettim."

"..."

"Olayların başında o şeylerden bende korkuyordum, onlardan birini görmemek için kendimi eve kitleyenlerdendim. Sonra bir gün onlardan biriyle karşılaştım... O şerefsiz beni karımla vurmuştu. Masumdum. Karıma dokunduğumda, aklımdan geçen tek şey gözlerimi çıkarıp yemek oldu. Defalarca kez ellerimle durmadan gözlerimi deştim. Hiç bişey yapamamıştım. Çaresizlik her yanımı sarmıştı. Acıdan bayılmıştım. Kalktığımda ise hala hayattaydım."

"Evet, o pislikler benden gözlerimi aldı ama ben hayata tutundum ve diğer duyularımı geliştirdim. Aslında onlara teşekkür bile etmeliyim. Eskiden bu kadar becerikli değildim haha ha"

"Şimdi canım ne istiyor biliyor musun?"

"Daha fazla göz yemek!"

Yaşlı adam aniden silahına davranıp ateş etmişti. Aynı refleksi gösteren Burak sola doğru atılmış ve eline bir tabanca almıştı. Masanın arkasına saklanan Burak nefesini tutmuştu. Ama adrenalin pompalayan kalbi ona ihanet ediyordu. Yaşlı adam Burak'ın arkasına saklandığı masaya bir el daha ateş etmişti. Mermi Burak'ın yanağını sıyırıp geçmişti.

*Bu kör moruk nasıl böyle nişan alıyor lan!*

Dükkanın içinde mermilerden kaçarken yaşlı adama nişan almış ve ateş etmişti. Kahretsin ilkini kaçırmıştı. Yaşlı adam mermiyi hazneye sürmüş tekrar ateş etmek için hazırlanıyordu. Burak nefesini tuttu, bir kez daha tetiğe bastı. Mermi saniyeler içinde hedefine ulaşmıştı. Burak'ın attığı mermi yaşlı adamın bacağına isabet etmişti. Yaşlı adam bağırarak diz çökmüştü.

"Aaahhh seni orspu çocuğu"

Burak bunu fırsat bilip adamın üzerine koşmaya başladı. Dükkan fazla geniş olmadığından hızını fazla alamamıştı. Bir ayağı ile duvardan destek alarak diğer ayağıyla adamın kafasına sert bir tekme attı. Yaşlı adam yerde sürüklenmişti. Sırtı dönük hareketsiz yatıyordu. Büyük ihtimalle bayılmıştı.

Burak nefes nefese kaldığından dinlenmek için yere oturmuştu. Eliyle yüzünü kontrol ettiğinde eline kan bulaşmıştı. Merminin sıyırdığı yer kanıyordu. Tabancasını eline alarak ayağa kalktı. Çantasını hızla tek koluna alıp çıkışa doğru ilerledi Bu yer bir cennetti ama burada biraz daha kalmak ölüm demekti.

Yaşlı adam hala yerde yatıyordu. Burak çıkışa doğru ilerlediği sırada yaşlı adamın yanından geçerken polarlı kıyafetinden düşmüş bir kağıt parçası gördü. Eğilip yerden kağıdı almıştı. Kağıtta 6 haneli bir şifre vardı. Bu kasanın şifresi olmalıydı.

"Seni lanet ihtiyar"

Dükkandan sonunda cıkmıştı. Derin bir nefes aldı. Şuanda geri dönüp kasayı karıştırmak kötü bir fikirdi. Bu yere tekrar gelmeyi düşünüyordu. O kasanın içinde her ne varsa Burak onu istiyordu. Ama şuan Eve gidip sert bir şeyler içmek ve yanağından damlayan soğuk kanı temizlemek istiyordu. Hızlı ama tedbirli adımlarla evin yolunu tutmuştu.

Ev

Sıla dışarıda yaşadığı her şeyi anlatmıştı. Anlatırken yine gözyaşlarını tutamamıştı.
"Ne yapacağız Yasin" dedi
"Bundan nasıl kurtulacağız"
Üzüldüğü belliydi. Yasin'in de bu durumda yapacak bir şeyi yoktu. Ne dese Sılayı kendine getiremeyecekti.
"Dinlen biraz kafanı yorma" demiş ve Sılayı yatağına yatırmıştı. Sıla'nın Yasin'in tepkilerini eleştirecek hali yoktu. Yasin çıkmadan önce Sıla'nın ateşini ölçmek için elini başına koymuştu. Yataktan kalkıp kapıya doğru ilerledi. Kapıdan çıkarken son kez Sılaya bakıp fısıldayarak "Kimse seni benden alamaz" demiş kapıyı yavaşça kapatmıştı..

Bölüm sonu

1 yorum