(Geçmiş)
Yurdun camından yüzüne vuran güneşin sıcaklığı ile uyanmıştı. Yatağından doğrulup odaya göz attığında herkesin çoktan uyandığını görmüş, yatağını düzelterek ranza merdivenlerinden aşağıya inmişti. Tuvalete doğru ilerlemeye başladı.
Normalde tıklım tıklım dolu olan koridorda kimse yoktu. Ders mi başlamıştı? Neden kimse onu çağırmamıştı? Tuvalete girdiğinde elini yüzünü yıkadı, daha önce de fark ettiği havalandırma penceresi yüksek bir ses ile duvarı dövüyordu. İçerisi çok soğuktu. Uykulu gözleriyle koridora tekrardan dönmüştü.
Kabinde üstünü değiştirmiş, herhangi birini bulmak umuduyla merdivenlerden yukarı çıkmaya başlamıştı. Belki de oyun saatiydi. Sılayı diğerlerine tanıttığı o büyük odada oynuyorlardı. Neyseki Sıla oraya gidiş yolunu hatırlıyordu. Yurt çok büyüktü ve keşfedilecek çok yer vardı.
Korku yavaş yavaş Sıla'nın bedenini ele geçirirken, iç güdüleri ona temposunu arttırması gerektiğini söylüyordu. O da öyle yapmıştı. Bu yurda geldiğinden beri garip şeyler oluyordu. İçinde kötü bir his vardı. Yukarıya çıktığında büyük odaya açılan kapıyı yavaşça araladı.
KİMSE YOKTU!
Birini bulmalıydı. Herkes nereye kaybolmuştu?
Herşeyin başladığı o yere gitmeye karar verdi en azından Atiye müdürü orada görebilirdi. Büyük odayı hızlı adımlarla geçtikten sonra gıcırtılı merdivene açılan kapıyı açmıştı. Aşağısı yurdun tamamı gibi sakin ve sessizdi. Merdivenlerden hızla inmek yerine yavaşça inmeyi tercih etmişti. İnerken tahtaların çıkardığı sesi duymamak imkansızdı. Yinede herhangi bir tepki veren yoktu.
Artık giriş katındaydı. Kapı gözüküyordu, babasının onu burda bırakıp gittiği kapı. Giriş koridorunda burnuna tanıdık bir koku gelmişti. Bu kokuyu daha önceden hatırlıyordu fakat kimin yada neyin olduğunu hatırlayamıyordu. Zaten yeni kalkmış ve kafası oldukça karışıktı. Dikkati dağılmıştı. Arkasından açılan kapıyı fark etmemiş olacak ki duyduğu ses ile irkilmişti.
"Kızım"
Ses tanıdıkdı. Sesi duyduğu andan itibaren içine su serpilmiş, rahatlamıştı. Aniden kalbine dolan huzur, o anda yurtta kimsenin olmamasını unutturmuştu. Arkasına dönüp yüzünde oluşan büyük tebessümle babasına koşmaya başladı.
Babası kollarını açmış onu bekliyordu. Belkide bu bir sürprizdi. Yurttakiler de bunu biliyor o yüzden saklanıyorlardı. Babası onu geri almaya gelmişti. Baba kız bir süre sarılmışlardı. Bu sarılmayı o kadar özlemişti ki sonsuza kadar burada öylece durabilirdi. Bu samimi sarılma seansını babasının sesi bölmüştü.
Şimdi konuşması gerekli miydi?
"Gel, gidelim" demişti babası.
Arkasını dönüp tek parmağını uzatmıştı tekrardan. Bu hareketi bile özlemişti Sıla itiraz etmeden parmağı tutmuş ve yola koyulmuşlardı. Yurdun dışına çıktıklarında her zamanki gibi kimse yoktu. Yurdun demir kapısına geldiklerinde ise sadece Alçin'i görmüştü, tek başınaydı bağırarak ağlıyordu. Gözleri şişmiş beyaz teni kırmızıya dönmüştü ellerini yumruk yapıp yerlere vuruyor, bağırıyordu. "Hayır hayır!" ses yankılanıyordu sanki. Olduğu yere çakılmıştı ayakları. Arkadaşının yanına gitmek istiyordu.
Babası arkasına bile dönmeden yürümeye devam ediyordu. Bir çocuğun ağlamasını nasıl görmezden gelirdi? Sıla'nın Alçin'e doğru harekete geçtiğini gördüğünde "Gel" demişti babası ve demir kapıya doğru ilerlemişti. Babasının neden böyle umursamaz davrandığı hakkında en ufak bir fikri yoktu fakat şuan Sıla için karar vaktiydi. Bir yandan yeni arkadaşı Alçin'e ne olduğunu bilmek istiyordu. Öbür yandan babasını bırakmak istemiyor, peşinden gitmek istiyordu.
Tekrar "Gel" sesini duymuştu bu sefer yüksek sesli söylemişti babası. Alçin durgunlaşmıştı. Kafasını yere eğmiş uzun saçları önüne doğru düşmüştü. Artık yüzü gözükmüyordu.
"Alçin!" Diye bağırmıştı Sıla. Alçin'den cevap yoktu. Durgundu. Herhangi bir olayda karar vermekten, karar veren kişi olmaktan nefret ediyordu Sıla. Yinede şuanda bir karar vermeliydi.
Sakince geri adım atıp demir kapıdan koşarak çıkmıştı. Alçin'i orada savunmasız bırakmak istememişti ama babasını görmeye, onunla vakit geçirmeye ihtiyacı vardı.
Artık dışarıdaydı. Derin bir nefes almıştı. Babası kendi arabaları olan beyaz Toyota Corolla ya binmiş Sıla için korna çalıyordu. Babasının yüzünü seçemiyordu. Tepkisizdi. Arabaya ilerlemiş ve arka koltuğa binmişti. Arabada annesinin olduğunu bindiğinde fark etmişti. Annesi de aynı babası gibiydi tepkisiz ve bulanıktı.
Arabada uzun bir yolculuk yapıyorlardı. Sıla bu yolları hatırlamıştı. Bu, eve geri dönecekleri anlamına geliyordu. Hiç kimse konuşmuyordu babası hiç bir soru sormuyordu. Annesinin kendisini çok umursadığından emin değildi. Sıla'nın da onu çok sevdiği söylenemezdi ama sonuçta annesiydi.
Arka koltukta oturan Sıla, camdan dışarıyı seyrederken arabanın bir sağa bir sola yalpalanmasıyla irkilmiş, neler olduğuna bakmak için ön koltukların arasından kafasını çıkarmıştı. Babası arabayı çok hızlı sürüyordu. Birden annesiyle kavga etmeye başlamışlardı. Neden kavga ettiklerini anlayamıyordu. Şaşırmıştı. Yol boyunca kimseden ses çıkmamıştı. Şimdi ise arabanın içi tam bir kaostu. Yüksek sesli bağırışlar arasında Sılayı duymaları imkansızdı. Durumları iyi değildi. Sıla ne kadar onlara seslense de ne babası nede annesi onu duymuyordu. Babası artık yola bakmıyor sadece yanında oturan kadınla kavga ediyordu.
"Baba!"
Sıla'nın çığlık atmasıyla son bulan kavga, yerini sessizliğe bırakmıştı.
Babası gözünü yola çevirdiğinde yüzünde bir tebessüm belirmişti. Yüzü hala net değildi ama ağzının seğirdiğinden emindi. Gülüyor muydu? Babasının parlak yüzüne bakarken birden havada süzüldüğünü hissetti. Sanki, sanki herşey yavaş çekimdeymiş gibi olaylar yaşanmaya devam ediyordu.
En son duyduğu şey uzunca bir korna sesinin uzaktan kendilerine gelip bir anda kaybolmasıydı. Ondan sonrasını hatırlamıyordu. Her şey bir anda gerçekleşmişti. Kaza yapmışlardı ama Sıla herhangi bir şey hissetmiyordu. Bu garipti. Sadece içinde buruk bir acı vardı. Babası camdan dışarı fırlamış yerde sırt üstü vaziyetteydi. Her yer kan içinde. Herşey kesik kesikti. Babası yerde hareketsiz yatıyor, başından dışarıya nüfuz eden kanlar ortalığı kan gölüne çeviriyordu.
Annesinin arabada hareket etmeye çalıştığını görmüştü. Karnına koca bir metal saplanmış, yerine sabitlenmişti. Hareket ettikçe acı çekiyordu. Bağırışları Sıla'nın kulaklarını tırmalıyordu. Kulaklarını tıkamak istedi ama başaramadı. Araba alev alıyordu. Sıla'nın kafası dönmeye başlamıştı. Midesi bulanıyordu. İleriden başka bir korna sesi duyması ile tüm vücudu titremişti. Adrenalin her yerdeydi. Başka bir araba babasına doğru hızla ilerliyordu. Ve babası hareket etmezse onu ezecekti.
Onu ezecekti!!
Sıla ağzını sonuna kadar açmış olabildiğince bağırıyordu. Hareket etme çabaları boşaydı. Olmuyordu.
"Baba! Araba geliyor hareket etmelisin"
"Baba!!!"
Kahretsin, duymuyordu. Elinden hiç birşey gelmiyor, korna sesi ise git gide yaklaşıyordu. Çaresizdi.
Beceriksizdi.
ÇARE YOKTU!.
Artık ağlıyordu göz yaşları dökülmeyi reddediyorlardı. Bunu görmeye dayanamazdı gözlerini kapattı. Büyük bir patlama olmuş ve gözlerini açmıştı...
***
Yurdun yakınından geçen ambulans sireni onu yerinden zıplatarak uyandırmıştı. Korkuyordu ve terlemişti. Tüm bunlar rüya mıydı? Hemen etrafına göz gezdirdi. Tanrım aşırı gerçekçiydi. Odadaki herkes Sılaya dikkat kesilmişti.
Alçin meraklı gözlerle Sılaya bakıyordu. "İyi misin? Kabus gördün sanırım" dediğinde Alçin'i duymamıştı. Sırtındaki terinin tenine değdiğinde verdiği soğukluk Sıla'nın ürpermesine
neden olmuştu. Ölüm soğukluğuydu. Onun korkusu, ve acısıydı.
Hemen yatağından kalkıp tuvalete koşmuştu. Alçin de arkasından geliyordu. Tuvalete girdiği sırada havalandırma penceresine bakmıştı. Kapalıydı. Göz yaşlarına engel olamamıştı. Musluğu açıp soğuk suyun yüzüne temas etmesine izin verdi. Suyun verdiği yakıcı ve rahatlatıcı his onu kendine getirmişti.
Alçin tuvalete girdiğinde "Sıla iyi misin?" Demişti ve arkadaşına peçete uzatmıştı.
"Kötü bir rüyaydı sadece" demişti Sıla. Hala kendinde değildi ama buna daha fazla devam edemezdi. Alçin'in verdiği peçeteyi alıp yüzünü sildikten sonra üstünü değiştirmeye karar vermişti. Dolabından üstüne birşeyler alıp odadaki kabine hareketlendi.
"Hey iyi misin?"
Ses tanıdıktı.
"Evet lütfen beni yalnız bırak"
"..."
Kabinde yavaş hareket ediyordu. Üstünü değiştirmekte acele etmemişti. Kabinden çıktı. Odaya göz attığında karşısında Alçin'i görmeyi bekliyordu ama yatağında oturup kitap okuyan o çocuğu görmüştü.
Gece
Hassiktir!
Odaları karıştırmış olamazdı kızarmıştı. Utanmıştı. Her şey neden üst üste gelmek zorundaydı?
"Şey özür dilerim" demişti yere bakarak.
Çocuk ise umursamaz bir şekilde Sılaya bakıp tekrardan kitabına dönmüştü. Sıla hızla odadan çıktı ve kendi yatakhanesine gitmek için hızla yürümeye başladı. Kapıdan girdiğinde Alçin'i içeride gördü. Dışarıdan kızardığı belli oluyordu. Yüzünü saklamak için kafasını yere eğdi. Alçin şaşkındı. Konuşmamayı tercih etti. Yatakhanede ki diğer çocuklar yataklarını toplamış kahvaltı için yemekhaneye çıkmışlardı. Yatağını topladıktan sonra Alçin'e bakmıştı. Sakinleşmişti, o artık iyiydi.
"Yemekhaneye gidelim mi?"
Gözlerini daldığı yerden alıp Alçin'e çevirdi ve başıyla onayladı. Yurdun en üst katındaki yemekhaneye çıkmışlardı. Buraya ilk defa geliyordu. Burası fazlasıyla genişti. Büyük odadan bile genişti. Yemeğe en son geldiklerinden hiç sıra beklememişlerdi. Masaya doğru ilerledikleri sırada gözler onların üstündeydi. Büyük ihtimalle bu ilginin odağı Alçindi. Çünkü hala pijamalarıyla duruyordu. Kahvaltılıklarını alıp masaya oturmuşlardı.
"Çay ister misin?"
"Olur"
Alçin çayları getirmiş ve konuşmaya başlamıştı.
"İyi misin?"
"Evet"
"Neler olduğunu anlatmak ister misin?"
"Babamı ve annemi gördüm"
Alçin olayı anlamıştı daha fazla soruya gerek yoktu. Akıllı olduğu gibi, bi o kadar da güzeldi.
Sıla devam etti.
"Birde hiç birşey olmamış gibi sınıfta yanımda oturan çocuğun yatakhanesinde üstümü değiştirdim"
"Yasin'in mi?"
Yasin?
"Adını daha sormadım"
Sanki gizlice gülümsemişti ama atmosferi bozmamak için hemen ciddileşmişti.
"Bende nereye kaybolduğunu merak etmiştim"
Bu sefer gerçekten gülüyordu.
Sıla utanmış ve kafasını kollarına gömmüştü.
Elinde çay bardağıyla Sıla'nın yanına gelen çocuk
"Hey, yemeğini yesen iyi edersin birazdan etüt başlayacak" demişti.
Emel'in üstündeki yatakta yatan çocuktu bu.
Kafasını kaldıran Sıla, adeta çocuğa tıslamıştı. Bunu gören çocuk oradan Alçin'e göz kırparak uzaklaşmıştı. Alçin ise Sılaya bakıp yemeğini işaret etmişti.
Kahvaltıdan sonra etütlere girmek için hazırlanmışlardı. Sınıfa girip etütün başlamasını bekliyorlardı. Gece, her zamanki gibi yoktu. Önce Yasin sonra Sevda öğretmen sınıfa girince etüt başladı. Tüm etüt boyunca, önündeki kızın, sevdiği çocuğu övmesini dinlemekle geçirmişti. Tanrım çok sıkıcıydı. Gece ise sessizdi. Her zamanki gibiydi. Kitap okuyordu. Bir an önce yerimi değiştirmeliyim diye düşündü Sıla. Yeterince rezil olmuştu.
Etütler hızla geçmiş ve boş vakit saati gelmişti. Alçin ile birlikte dışarıya çıkmaya karar vermişlerdi. Yurdun önündeki halı sahada erkeklerin top oynamasını izlemeye karar vermişlerdi. Erkekler ile dalga geçip eğleniyorlardı. Yatakhanelerindeki Burak isimli çocuk kaleciydi. Yemekhaneden inişlerinde Alçin kısaca ondan bahsetmişti. Ara sıra sahadan Alçin ve Sılaya laflar atıyor bunun üzerine gol yiyordu. Arkadaşları ise ona kızıyordu. Burak ise alaycı bir şekilde özür diliyor ve oyuna dönüyordu. Burak'ın bu halleri Sıla ve Alçin'in gülmesine sebep oluyordu. Eğlenceli ve sosyal biriydi. Sadece biraz fazla salaktı.
Sevda öğretmen yurdun kapısından dışarıdakilere sesleniyordu. Öğretmenin sesiyle birlikte herkes o büyük odaya çağırılmıştı. Sebebini öğrenmek için Alçin'e dönen Sıla. Çoktan ayaklanmış ve koşturan bir Alçin ile karşılaşmıştı. Alçin'in peşinden koşturarak büyük odaya ulaşmıştı.
Işıklar kapalıydı. Güneş yerini aya bırakmış, Ayın ışığı demir parmaklıkların gölgesini, odanın halısına yansıtıyordu. Gotik bir ortam oluşmuştu. Muazzamdı. Büyük odaya girdiklerinde diğer çocuklar Sıla'yı karşıladıkları gibi bir çember oluşturmuşlardı. Çemberin ortasında bir masa vardı. Sıla ve Alçin kalabalığın yaptığı gibi çemberin bir tarafına oturmuşlardı. Sıla olacakları meraklı gözlerle izliyordu.
Sevda öğretmen sonunda gelmişti. Elinde bir mum ve sandalye ile birlikte çemberin ortasına oturmuştu. Önce elindeki mumu masaya bırakmış sonra üstüne giydiği ince hırkasının arasından çıkardığı kitabın sayfalarını çevirmeye başlamıştı.
Nihayet sayfaları çevirmeyi bitirdikten sonra konuşmaya başladı.
"Bu ay ki hikayemiz Avucumun içindeki kelebek"
Hafif bir şekilde gülmüştü.
"Bunu seveceğinize eminim" demiş ve elindeki kitabı okumaya başlamıştı.
Sıla hayranlıkla Sevda öğretmeni dinlerken hikayenin büyüsüne kapılıp gitmişti. Hikaye iki akıllı kız kardeşin dünyadaki en bilge birinin bile bilemeyeceği bir soru bulmalarını anlatıyordu. Kızlardan birinin aklına bilgenin bilemeyeceği bir soru gelmiş ve hikâye burada başlamıştı:
Avucumun içine bir kelebek alacağım. "Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, Ölü mü?" Diye bilgeye soracağım, ölü derse kelebeği serbest bırakacağım. Canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım.
Der ve bilgeye sorar:
"Avucumun içinde bir kelebek var; bilin bakalım canlı mı, ölü mü?"
Bilge, kızın gözlerine uzun uzun bakar ve cevap verir.
"Senin elinde kızım senin elinde..."
Hikayenin sonu Sılayı çok etkilemişti. Adeta gözleri parlıyordu.
Sevda öğretmenin hikayesi sabahki faciayı unutturmuştu.
Sevda öğretmen ayağa kalkmış ve ışıkları açmıştı.
" Yatmaya gidebilirsiniz çocuklar bazılarınız ayakta uyuyor bile" demişti espirili bir şekilde.
Sıla'nın kahverengi gözleri etkinliği sevdiğini belli edecek ki Sevda öğretmen yanına geldi.
"Beğendin mi hikayeyi?"
"Çok güzeldi"
"Öyle mi"
Sevda öğretmen gülümsemişti.
"Her ay arkadaşlarından biri okuyacağımız hikâyeyi seçiyor. Önümüzdeki ay anlatmamı istediğin hikayeyi sen seçmek istermisin?"
Sıla "Çok isterim" demiş ve gülümsemişti alnına düşen saçlarının arasından. Aniden içinde bir soğukluk hissetmişti. Adeta titremişti. Sanki biri onu izliyordu. Odada çok kimse kalmamıştı. Etrafına göz gezdirdi kimse yoktu. Şüpheli düşüncelerini Sevda öğretmen bölmüştü.
"Tamamdır, şimdi yatma vakti"
Alçin ve Sıla yatakhaneye doğru yola koyulmuşlardı. Alçin üstünü değiştirmek için kabine girmişti. Sıla ise çoktan üstünü değiştirmiş, dişlerini fırçalamak için tuvalete gitmişti. Kapıdan içeri gireceği sırada tuvaletten kendi ismini duymuştu. İçeride birileri fısıldaşıyordu. Bu koca binada kaç tane Sıla olabilirdi? Bir süre bekledi ve içeriye aniden girdi. Emel bir grup kız ile konuşuyordu. İçeri girdiği anda grup dağılmıştı. Sıla Emel ile göz göze gelmiş, sonrasında Emel tuvaleti terk etmişti. Dişlerini fırçaladıktan sonra yatakhaneye geri dönmüştü. Emel sırtı dönük bir şekilde yatıyordu. Sıla gözlerini kısmıştı. Burak ise Sılayı izliyordu. Bunu fark ettiğinde, yüz ifadesini değiştirmiş ve yatağına çıkmıştı. Dişlerini fırçalamaktan yeni gelen Alçin'e iyi geceler demiş ve uykuya dalmak için gözlerini kapatmıştı.
