İçeriğe geç

SESSİZ ÇIĞLIKLAR

Bölüm 1 · 4 dk okuma

SESSİZ ÇIĞLIKLAR

Bölüm 1

BÖLÜM 1-SON NORMAL GÜN

Sabahın ilk ışıkları odamın perdelerinin arasından içeri sızarken gözlerimi açtım.

Telefonum yatağımın hemen yanında titriyordu.

07.12

Alarmı kapatıp birkaç saniye daha tavana baktım.

Bugünün diğer günlerden hiçbir farkı yoktu.

En azından ben öyle sanıyordum.

Yataktan kalkıp dolabımı açtım. Okul üniformamı giydim, saçlarımı hızlıca düzelttim ve aynanın karşısında kendime baktım.

Her zamanki Elena.

Okulun tanıdığı Elena Blackwood.

Babası sayesinde zaten herkes beni tanıyordu. Ama son birkaç yılda kendi çevremi de oluşturmuştum. Okulda yalnız yürüdüğüm pek görülmezdi.

Aşağı indiğimde kahvaltı masasının her zamanki gibi dolu olduğunu gördüm.

Ama babam yoktu.

Sandalyelerden biri boştu.

“Babam nerede?”

Evde çalışanlardan biri başını kaldırdı.

“Bay Blackwood erkenden çıktı.”

Kaşlarımı çattım.

“Bugün geleceğini söylemişti.”

Cevap vermedi.

Telefonumu elime alıp babama mesaj attım.

Günaydın. Okula gidiyorum. Akşam görüşürüz.

Mesaj gönderildi.

Cevap gelmedi.

Buna fazla takılmadan çantamı alıp evden çıktım.

Okulun girişine geldiğimde birkaç kişi bana el salladı.

“Günaydın Elena!”

“Bugün partiye geliyor musun?”

“Ödevleri yaptın mı?”

Gülümsedim.

“Birer birer!”

Sophie kalabalığın arasından yanıma geldi ve koluma girdi.

“Sonunda geldin.”

“Daha yedi kırk.”

“Ben seni yedi yirmide bekliyordum.”

“Benim suçum değil.”

Sophie gözlerini devirdi.

“Tabii. Her şeyin bir bahanesi var.”

Gülerek koridora girdik.

Tam o sırada koridorun diğer tarafında bir grup öğrencinin toplandığını gördüm.

Sophie'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Of.”

“Ney?”

“Hiç.”

Bakışlarını takip ettim.

Kairen Vance.

Okulda onu tanımayan neredeyse yoktu.

Etrafında birkaç kişi vardı. Her zamanki gibi sakin görünüyordu. Sanki bütün okul ona aitmiş gibi rahat davranıyordu.

Göz göze geldik.

Bir saniye.

Sonra bakışlarını benden çekti.

Ben de önüme döndüm.

“Kairen hâlâ senden nefret ediyor, değil mi?” diye fısıldadı Sophie.

Omuz silktim.

“Ben de nedenini hâlâ anlamıyorum.”

“Adrian yüzünden.”

“Adrian'ın yaptığı bir şey yüzünden benden nefret etmesi saçma.”

Sophie cevap vermedi.

Tam sınıfa girecekken arkamızdan bir ses geldi.

“Elena.”

Döndüm.

Adrian Cole.

Gülümsedim.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

Adrian yanıma geldiğinde koridorun diğer tarafından Kairen'in bize baktığını fark ettim.

Bakışları özellikle Adrian'ın üzerindeydi.

Aralarında yıllardır çözülememiş bir şey vardı.

Ne olduğunu tam olarak bilmiyordum.

Ama bildiğim bir şey vardı:

Kairen Vance, Adrian Cole'dan nefret ediyordu.

Ve nedense Adrian'la arkadaş olduğum için beni de sevmiyordu.

İlk iki ders normal geçti.

Üçüncü dersin ortasında telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Bilinmeyen Numara.

Aramayı reddettim.

Birkaç saniye sonra tekrar aradı.

Kaşlarımı çattım.

Öğretmen tahtaya yazmaya devam ediyordu. Telefonu sessize alıp çantama koydum.

Sonra tekrar titredi.

Bu kez açtım.

“Merhaba?”

Karşıdaki kişi birkaç saniye sustu.

“Merhaba, Elena Blackwood ile mi görüşüyorum?”

“Evet.”

“Ben Saint Mary's Hastanesi'nden arıyorum.”

Kalbim bir anda hızlandı.

“Bir sorun mu var?”

Karşıdaki ses bu kez daha yavaş konuştu.

“Babanızla ilgili acilen hastaneye gelmeniz gerekiyor.”

Elimdeki kalem yere düştü.

“Ne oldu?”

“Telefonda açıklayamıyorum. Lütfen mümkün olduğunca çabuk gelin.”

“Babam nerede?”

Cevap gelmedi.

“Bana babamın nerede olduğunu söyleyin.”

“Lütfen hastaneye gelin.”

Telefon kapandı.

Bir süre ekrana bakakaldım.

Sophie bana döndü.

“Ne oldu?”

Ayağa kalktım.

“Babam.”

“Ne olmuş?”

“Bilmiyorum.”

Çantamı aldım ve sınıftan çıktım.

Okulun önüne geldiğimde şoförümü aradım.

Telefon kapalıydı.

Babamın asistanını aradım.

Cevap vermedi.

Bir kez daha babamı aradım.

Ulaşılamıyor.

Nefesim sıkışmaya başladı ve telefonu sinirle sıktım.

Tam o sırada yan tarafta motorunun yanında duvara yaslanmış telefona bakan kaireni gördüm.

Mecburen ona doğru yürüdüm

Kairen..

Keskin bakışlarını telefondan bana doğru yöneltti.

Bana baktı.

“Ne oldu?”

“Hiçbir şey.”

Yürümeye başladım.

Arkamdan geldi.

“Elena.”

Durmadım.

“Elena, ne oldu?”

Döndüm.

“Babam hastanede!"

Kairen'in yüzündeki ifade değişti.

“Ne?”

“Motorunu kullanabilir miyim?”

Birkaç saniye bana baktı.

“Hayır.”

Gözlerimi kapattım.

“Kairen, lütfen.”

“Ben seni götürürüm.”

“Gerek yok.”

“Arabayı bekleyecek vaktin var mı?”

Cevap veremedim.

Kairen motorunun diğer tarafına geçti.

“Bin.”

“Sen neden yardım ediyorsun?”

Bana baktı.

“Çünkü baban hastanede.”

Başka hiçbir şey söylemedi.

Kaskını bana uzattı.

Hastaneye gidene kadar babamı düşünüp gözyaşlarımı tutup kairen ile'de mesafemi korumaya çalıştım.

Hastaneye vardığımızda motor durur durmaz indim.

Koşarak içeri girdim.

Kairen arkamdan geldi ama birkaç metre geride kaldı.

Resepsiyona babamın adını söyledim.

Kadın bilgisayarına baktı.

Sonra yüzü değişti.

“Bir dakika.”

Kalbim daha hızlı atmaya başladı.

Kadın yan taraftaki görevliye bir şey söyledi.

Görevli bana doğru geldi.

“Bayan Blackwood?”

“Evet.”

“Başınız sağ olsun.”

Dünya durdu.

Bir an hiçbir şey duyamadım.

“Ne?”

“Babanız…”

Gerisini dinlemedim.

Gözlerim doldu.

Başımı iki yana salladım.

“Hayır.”

Görevli konuşmaya devam etti.

Ama hiçbir kelime anlamlı gelmiyordu.

Babam.

Benim babam.

Sabah evden çıkarken hayatta olan adam...

Artık yoktu.

O an hiç biryerimi hissetmedim ve ayaklarım kendiliğinden kendini bıraktı.

Kairen beni hızlıca tutup bir sandalyeye oturmama yardım etti

Ellerim titriyordu.

Kairen birkaç metre uzaklaşarak

Bana baktı.

İlk defa yüzünde o alıştığım soğuk ifade yoktu.

Yanıma geldi.

Bir şey söyleyecek gibi oldu.

Sonra vazgeçti.

Sadece yanımdaki sandalyeye oturdu.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Artık benim kimsem yoktu "KİMSEM"

Annem bizi küçükken terk etmişti,babam ise işleri yüzünden bana pek zaman ayırmaz ve bana "sen de annen gibisin" gibi cümleler kurardı.

Ama yinede o benim tek yakınımdı..

Elena Gözyaşlarını durdurmaya çalıştı ama başaramadı. Yanaklarından süzülen yaşlar, gözlerinin kenarındaki maskarayı dağıtmaya başlamıştı. Aynadaki görüntüsüne baktığında, okulda herkesin tanıdığı o kusursuz Elena'yı göremedi. İlk kez gerçekten ne kadar çaresiz olduğunu gördü.

Telefonum yeniden çaldı.

Ekranda yine Bilinmeyen Numara yazıyordu.

Bu kez açmadım.

Telefon sustu.

Birkaç saniye sonra bir mesaj geldi.

Ekranı açtım.

Tek bir cümle vardı:

“Babanın borcu artık sana ait.”

Mesaja bakakaldım.

Kairen yüzüme baktı.

“Kim?”

Telefonu kapattım.

“Bilmiyorum.”

Ama o an, babamın ölümünün hayatımdaki son kötü haber olmadığını henüz bilmiyordum.

Asıl hikâye daha yeni başlıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ya elena ya cok uzuldumm ama kairenle motora binmeleri fln cok guzel bence bu seri dusmandan aşka olsunnn

    1Yanıt