Odama geldikten sonra üstümü değiştirip hızlıca bir makyaj yaptım. Dün gece Murat'ın mesajını gördükten sonra cevap vermemiştim. Aslında vermek istememiştim. Günlerdir beni merak etmeyen biri sanki hiçbir şey olmamış gibi karşıma çıkıp "aşkım" yazınca içimdeki kırgınlık daha da büyümüştü.
"Uyandın mı sonunda?"
Pelin elindeki kupayı çalışma masama bırakırken gülümsedi.
"Uyandım ama keşke uyanmasaydım."
"Yine Murat mı?"
Başımı salladım.
"Yine Murat."
Pelin iç çekerek yanıma oturdu.
"İpek bazen biraz akışına bırakmak lazım."
Bunu söylerken yüzündeki ifadeyi anlamlandıramadım. Son zamanlarda Murat konusu açıldığında garip davranıyordu. Belki de benim sürekli aynı şeyleri anlatmamdan sıkılmıştı. Haklı da olabilirdi.
"Keşke bırakabilsem."
Diyebildim sadece.
Yavaş adımlarla mutfağa doğru yol aldım. Kısa bir kahvaltının ardından hazırlanıp okula gittim. Mimarlık bölümünde okuyordum ve dönem sonuna yaklaştığımız için herkes ayrı bir stres içindeydi. Maketler, çizimler, teslimler derken günün nasıl geçtiğini anlamıyorduk.Nitekim bugün de öyle oldu.
Son dersin bitiş zili çaldığında kendimi tükenmiş hissediyordum.
"Ben kaçtım gençler."
Dedim çantamı omzuma geçirirken.
Arkadaşlarımdan birkaçına veda edip okuldan çıktım. Otobüse bineli yaklaşık on dakika olmuştu ki içime garip bir huzursuzluk çöktü.
Bir şey eksikti.
Elimi çantama attım.
Sonra tekrar attım.
Sonra daha hızlı.
Kalem kutum.
Defterim.
Cüzdanım.
Ama telefonum...
Telefonum yoktu.
Bir anda kalbim hızlandı.
"Hayır..."
Fısıldadım.
Çantamı neredeyse otobüsün ortasında boşaltacak hale gelmiştim.Telefonum yoktu.Sınıfta unutmuş olmalıydım.Bir sonraki durakta aceleyle indim ve koşar adımlarla okula geri döndüm.
Nefes nefese güvenlik görevlisinin yanına gittim.
"Merhaba ben telefonumu kaybettim galiba. Sarı kılıflı bir telefon. Birisi teslim etti mi acaba?"
Adam bilgisayara baktı.
"Şu an için teslim edilen bir telefon görünmüyor."
İçim biraz daha daraldı. Daha sonra danışmaya gittim. Sonra öğrenci işlerine. Sonra dersliğe. Ama hiçbir yerde yoktu. Telefonum sanki buhar olmuştu.
Koridordaki boş sıralardan birine oturdum. Bütün günün yorgunluğu bir anda üzerime çökmüştü. Telefonum gerçekten gitmiş olabilir miydi? İçinde yıllardır biriktirdiğim fotoğraflar vardı. Notlarım vardı. Projelerim vardı. Ve Murat vardı. Bugün buluşacaktık. Şimdi ise ona ulaşmanın hiçbir yolu yoktu. Bir süre daha bekledim ama değişen hiçbir şey olmadı. Sonunda pes edip otobüse bindim. Cam kenarına oturup başımı cama yasladım. Şehrin ışıkları yavaş yavaş yanıyordu. Normalde eve dönerken müzik açar ya da sosyal medyada dolaşırdım. Şimdi ise yapacak hiçbir şeyim yoktu. Sadece düşünüyordum. Ya gerçekten bulamazsam? Ya biri aldıysa? Ya içindekilere baktıysa? İçimdeki huzursuzluk eve varana kadar hiç geçmedi.
---
Kapıyı açıp içeri girdiğimde ev sessizdi.
"Peliiin?"
Diye seslendim. Normalde çoktan yanıma koşup günümü anlatmaya başlamış olurdu. Bu kez cevap gelmedi. Ayakkabılarımı çıkarıp salona doğru yürüdüm. Pelin koltukta oturuyordu. Televizyon açıktı ama baktığına pek emin değildim. Yüzü biraz düşüktü.
"Bana mı küstün sen?"
Dedim gülerek.
Bir anda irkildi.
"Ay kız!"
Elini göğsüne götürdü.
"Ödüm koptu."
"Sen iyi misin?"
"İyiyim."
Dedi hemen.
Ama pek ikna olmamıştım.
"Yok. Bir şey olmuş."
Pelin birkaç saniye sustu.
"Biraz canım sıkkın sadece."
Dedi sonunda. Ailesiyle ilgili meseleler geldi aklıma. Çok üstelemedim. Yanına oturup omzuna yaslandım.
"O zaman seni daha da mutsuz edecek bir haberim var."
"Ne oldu?"
Derin bir nefes verdim.
"Telefonumu kaybettim."
Pelin'in gözleri büyüdü.
"Ne?"
Sonra baştan sona bütün olanları anlattım. Otobüste fark ettiğimi. Nasıl geri koştuğumu. Görevlilerle konuştuğumu. Her yeri aradığımı. Anlatırken bile moralim yeniden bozuluyordu.
"İpek..."
Dedi üzgün bir sesle.
"Çok kötü olmuş."
"Hiç sorma."
Başımı koltuğun arkasına yasladım.
"Ya biri aldıysa?"
"Belki yarın çıkar."
"İnşallah."
"Umarım bulursun."
Dedi elimi sıkarak.
"Asıl canımı sıkan içindekiler."
"Fotoğraflar mı?"
"Onlar da var."
Dedim.
"Bir sürü proje dosyam vardı."
"Yedeklemişsindir."
"İnşallah."
İkimiz de kısa bir süre sustuk.
Sonra aklıma babam geldi.
"Ayy dur."
Dedim doğrularak.
"Babam kesin arayacak."
"Al telefonumu."
Telefonunu hiç düşünmeden bana uzattı. Babamla konuştuktan sonra biraz rahatlamıştım. Telefonu geri verecekken aklıma Murat geldi.
"Bir de Murat'ı arasam."
Dedim.
"Bugün buluşacaktık sonuçta."
Pelin'in yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Ama o kadar kısa sürdü ki emin bile olamadım.
"Boş ver canım."
Dedi omuz silkerek.
"Yarın konuşursunuz."
"Ama haber vermem lazım."
"Muhtemelen anlamıştır."
Dedi hızlıca. Sonra ayağa kalktı.
"Ayy ben mutfakta fırını açık unuttum galiba."
Diyerek odadan çıktı. Arkasından birkaç saniye baktım. Garipti. Ama üzerinde durmadım. Çünkü bütün gün yaşadıklarımdan sonra artık düşünecek enerjim kalmamıştı. Televizyonu açıp rastgele bir dizi seçtim. Aslında izlemiyordum. Sadece ekrana bakıyordum. Bir ara gözlerim kapanmaya başladı. Sonra da ne zaman uyuyakaldığımı hatırlamadım.
---
Ertesi sabah normalden erken uyandım. İlk iş hazırlanıp okula gittim. İçimde küçük de olsa bir umut vardı. Belki biri bulmuştu. Belki bugün şanslı günümdü. Sınıfın kapısından girer girmez adımlarım durdu. Hocanın masasının üzerinde sarı bir şey duruyordu.
Sapsarı.
Parlak.
Benim telefonum.
Evet o benim telefonumdu!
Bir saniye bile düşünmeden masaya doğru koştum.
"Bu benim telefonum!"
Telefonu elime aldığım anda tanımıştım. Kılıfındaki küçük çizik bile aynı yerdeydi. Hızla ekranı açtım. Şifrem çalışıyordu. Fotoğraflarım duruyordu. Mesajlarım yerindeydi. Murattan birkaç mesaj gelmişti. Her şey normal görünüyordu. Tam rahat bir nefes alacakken hocam içeri girdi.
"Hocam bu telefon..."
"Sabah geldiğimde masanın üzerindeydi."
Dedi.
"Kim getirdi biliyor musunuz?"
"Bilmiyorum."
Dedi omuz silkerek.
"Muhtemelen bulan biri bırakmıştır."
Mantıklıydı.
Ama yine de içimde garip bir his vardı.Telefonu çantama koymak üzereydim ki ekran aydınlandı.
Yeni bir mesaj.
Kaşlarımı çatarak bildirimi açtım.
Numara görünmüyordu.
Gönderen kısmı boştu.
Mesajda sadece iki kelime vardı.
"Kimseye güvenme."
