Dağhan’dan Demir bizi yukarı çağırdığında ne olduğunu anlayamamıştım. Sadece sesi değil, tonu da tuhaftı. Koşmaya başladım. Merdivenleri nasıl çıktığımı hatırlamıyorum bile. Sanki… Kapı açıldığında gördüğüm manzaraysa… kelimelere sığacak gibi değildi. Batu, Feray’ın boğazını sıkıyordu. Gözleri kapalıydı, tepki vermiyordu. Donup kaldım bir an. Sonra bağırdım:“Ne yapıyorsun Batu?!”Feray’ın göz kapakları düşüyordu, parmak uçları kıpırdamıyordu bile. O an zaman durdu. Diğerleri arkamdan odaya doluşurken, kendimi kaybetmiş gibiydim. Koşarak Batu’ya yöneldim. Kollarını Feray’ın boğazından ayırdım. Geri çekilirken ona çarptım, sendeledi ama umurumda değildi. Feray’ın yanına çömeldim. Nefes alıyor muydu? Elimle boğazını kontrol ettim. Nabzı zayıftı ama vardı.“Feray… güzelim, gözlerini aç!”Sesim titriyordu. İçimde bir panik vardı ama dışarı yansıtmamaya çalışıyordum. Elim hafifçe yüzüne dokundu ama hiç tepki yoktu.“Demir! Ambulans çağır!” diye bağırdım arkamdan.Demir’in sesi çıkmıyordu. Gözleri dolmuş, elini göğsüne bastırıyordu. Sarp onun yanına koştu.“Demir, iyi misin?!”Ama ben sadece Feray’a odaklanmıştım. Onu kollarıma aldım. Hafifti, çok hafifti… Sanki her an elimden kayıp gidecekmiş gibiydi. İçimde bir korku sardı bedenimi.“Dayan Feray… Ne olur dayan.”Merdivenlerden inmeye başladım. Arkamdan koşuşturmalar, bağırışlar geliyordu. Annem ağlıyordu, babam sessizdi ama gözleriyle her şeyi sorguluyordu.Feray’ı arabaya taşıyana kadar kimseyi duymadım. Sadece kalp atışımı ve Feray’ın nefesini…Arkamdan Toprak geliyordu. Merdivenlerden indikten sonra hemen dışarı çıkıp, bir an bile duraksamadan Feray’ı arka koltuğa yerleştirdim. Hızla hastaneyi aradım ve acil müdahale odası için hazırlık yapılmasını istedim.Konuşmam biter bitmez hemen Melis’e mesaj yazdım:“Feray’ı getiriyorum. Herkes acil müdahale odasından çıksa bile sen bizimkilere görünme. Bebek hakkında bir şey söylemesinler, hâlâ bilmiyorlar.”Mesajı gönderip ekranı kilitledim ve derin bir nefes aldım.Toprak hızla arabayı sürmeye devam ediyordu. Hastaneye yaklaşırken içimdeki korkuyu silmeye çalıştım.“Dayan Feray, lütfen dayan,” diye mırıldandım. Gözlerim her an kaybetme korkusuyla doluydu.Hastaneye vardığımızda Toprak hemen arabadan indi. Kapıyı açtı, Feray’ı dikkatlice taşıdım. O an içimdeki tüm karışıklık yok olmuştu. Sadece Feray’ı acilen müdahaleye alacaklarını düşünüyordum.Hemen hastanenin iç kısmına doğru yöneldim. İçeride bir kaos vardı, herkes hızlıca bir şeyler yapıyordu. Bir anlık boşlukla hemen acil müdahale odasına koştum. Kapıyı açıp Feray’ı içerideki doktorlara teslim ettim.“Boğazı sıkılmıştı, nabzı zayıf, nefes almıyordu,” diyerek durumu hızla anlattım.Doktorlar hemen harekete geçti. Feray’ı masaya yatırarak müdahaleye başladılar.Toprak kapının önünde sinirle adeta nöbet tutarken, bir süre sonra diğerleri hastaneye gelmeye başladı. Sude, Rüzgar ve Bulut yoktu ama annem ve babam hastane koridorlarında panik içindeydi.Annem gözleri dolu bir şekilde, Feray’ın ne durumda olduğunu sordu.“Bilmiyorum,” dedim, sesim titrekti. “Ama yardım ediyorlardır, merak etmeyin.”O sırada Demir bir anda fenalaşmaya başladı. Panik içindeydi.“Hemen odaya alın, sakinleştirici yapıp serum takın,” dedim hemen hemşirelere.Demir’i odaya alırken biz de onunla gitmeye başladık. Demir’in durumu öğrendikten sonra Atlas ve Batu, Demir’in yanında kalacaklarını söylediler.Odadan çıktıktan sonra acil müdahale odasının önüne geldim. Beş dakika sonra Ayşe hemşire içeriden çıkıp, doktorun hâlâ müdahale ettiğini ve daha detaylı bilgiyi doktor çıkınca vereceğini söyledi. İçeri geri girdi.İki saat sonra doktor çıkıp bize durumu anlatmaya başladı.“Biraz daha geç kalsaydınız hastayı kaybederdik. Şu birkaç gün çok önemli. Bugün müşahede altında kalacak,” dedi ve gitti.Annemi ve babamı Demir’in yanına gönderirken ben de Melis’in yanına gittim. İkisinin de durumunu sordum.“Feray iyi,” dedi Melis. “Ama bebek için aynı şeyi söyleyemem. Daha çok dikkat etmelisiniz. Bir daha böyle bir şey olursa bebeği kaybederiz.”Teşekkür edip odadan çıkıp Feray’ın kaldığı odaya gittim. Uyuyordu. Savunmasız duruyordu. Feray’ın yanına gidip alnını öptüm ve odadan çıktım. Demir’in yanına gittim. İyi görünüyordu. Serumun bittiğini görünce yanına gidip serumu çıkardım.Herkes Feray’ı sorunca, iyi olduğunu ve odasına gidebileceğimizi söyledim. Herkes odadan çıkınca Demir’le yan yana yürüyorduk.“Feray nasıl?” diye sordu.“İyi,” dedim.Demir duraksadı.“Ya… ya bebek?” dedi.Nereden öğrendiğini sorunca, dün akşam odasına girdiğinde Feray’la konuşup her şeyi öğrendiğini söyledi.Bebeğin durumu için iyi şeyler söyleyemezdim. Derin bir nefes alıp,“Bir daha böyle bir şey olursa onu kaybederiz,” dedim. Evdekilere daha bir şey söylememesi gerektiğini belirtip, odaya girmek üzereyken içeriden bağırış sesleri geliyordu.Kapıyı dinlediğimde anladım ki annemler içeride değildi. Üvey abisinin sesi geliyordu.“Ne o, yeni ailenden para koparamadın mı? Altında yatacak birini bulamadın da ilgi için hastanelik mi oldun?”Feray bağırmaya başladı.“Sen ne diyorsun?! Beni öldürüyorlardı!” dedi.Anladığım kadarıyla kriz geçiriyordu. Demir’i hemen hemşirelerin yanına gönderdim ve hemşireleri çağırmasını istedim.Odaya girdiğimde Feray yatakta dizlerini kendine çekerek oturuyordu.“Ben yapmadım… Ben istemedim…” diye sayıklıyordu.Hemen üvey abisinin yanına gidip yumruğumu yüzüne geçirdim. 1, 2, 3… derken Demir beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama çok işe yaramıyordu. En son duyduğum şey beni kendime getirdi.“Abi, Feray korkuyor,” demişti Demir.Bunu duyunca hemen ayağa kalktığımda korumalara gelip Üzey’i almalarını söyledim. Feray’ın yanına gidip sarıldım. Sakin olmasını, yanında olduğumu söyledim. Tam Demir’e dönüp hemşireler nerede diye soracakken Melis ve hemşireler içeri girdi.Melis’e danışarak çok düşük dozda sakinleştirici vermelerini ve serumu değiştirmelerini söyledim. Melis de ultrason arabasını istedi. İçlerinden biri onu getirmeye gidince, Demir’e kapıyı kilitlemesini istedim.Melis, Feray’ın karnını açıp jeli sürüp ultrason cihazına bağlı olan aletle karnının üzerinde gezdirmeye başladı. Bebeği bize gösterince, Demir de fotoğraf istedi. Melis yine fotoğraf vereceğini söyledi.Bebek için yine aynı şeyleri söyledi: Dikkat etmesi, stresten uzak durması, çok fazla ve ani hareket etmekten kaçınması, ağır kaldırmaması gerektiğini söyledi. Ardından odadan beraber çıktık.Teşekkür ettim ve hemşireye ultrason cihazını odadan çıkarmasını istedim. Odaya girdiğimde Demir ile Feray yan yana uzanmış duruyorlardı. Uyuyacaklarını anlayıp onları daha fazla rahatsız etmemek için odadan çıktım ve kapının önüne iki tane koruma geçmesini söyledim.Toprak’ı arayıp nerede olduklarını sordum. Benim odamda olduklarını söylediler. Hemen odama geçip,“Burada ne yapıyorsunuz? Feray’ı nasıl böyle bir durumda tek bırakırsınız?” dedim.Sarp,“Ne yapalım abi? Zaten onun yüzünden buradayız. Bak, bir şeyi de yokmuş. Artık gidelim,” dedi.Tam konuşacakken telefonum çaldı. Kapıdaki korumalardan olan Alper’in beni aradığını gördüm. Hemen açıp ne olduğunu sordum. Feray’ın beni istediğini ve ağladığını söyledi.Hemen telefonu kapatıp Feray’ın yanına gittim. Annemle babam da peşimden geliyordu. Odaya girdiğim gibi Feray’ın yanına gittim ve neyi olduğunu sordum.“Sancım var ve korkuyorum,” dedi.Tam konuşması bittiği sırada annemle babam da içeri girmişlerdi. Bunun normal olduğunu ve devam ederse Melis’e söyleyeceğimi dedim.Feray,“Tamam,” deyip göğsüme biraz daha sokuldu.Annemler ne olduğunu sorunca, rüya gördüğünü ve korktuğu için beni çağırdığını söyledim. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Feray’a bakarken uyuduğunu gördüm.Annem odama girdiğimde, niye öyle bir şey söylediğimi sordu. Olanları anlattım ve bu işin bende olduğunu söyledim. Annem, bu olanları duyunca ağlamaya başladı.Babam ise sinirle odadan kapıyı çarparak çıktığında, Feray irkilerek korku içinde uyandı. Ne olduğunu bana sorarken,“Bir şey yok,” dedim.Ne zaman çıkacağını sorunca,“1-2 gün daha buradasın,” dedim.Bunu duyunca gözleri dolmaya başlamıştı.“Evde tedavi olayım, burada daha fazla kalmayayım,” diye ağlamaya başlayınca, doktoruyla konuşacağımı söyledim.Feray’ı tekrardan yatağa Demir’in yanına yatırıp sakin olmasını, yanında Demir’in olduğunu söyledim. İlk Melis’in yanına uğradım. Feray’ın evde tedavi görmesi, hastanede olduğu zaman korktuğunu ve sevmediğini söyledim. Bunun neredeyse imkansız olduğunu, evde bebeğin tehlikeye girebileceğini söylediği gibi evde hastane ortamı yaratıp,“Sen de gelip her gün kontrol edersin,” deyince kabul etti.Teşekkür edip kendi odama geçtim. Diğerlerine olayı anlatmaya başladım. Batu, Güney, Sarp ve Toprak’ta herhangi bir duygu kırıntısı bile geçmezken, Kuzey ve Atlas yaptıklarından, ona öyle davrandıkları için pişman gibiydiler. Annemle babam da “Niye daha önce fark edemedik?” diyorlardı. Masama geçince, Feray’ın 1-2 gün hastanede kalacağını, 2 hafta daha evde tedavi göreceğini söyledim. 2 gün boyunca da yanında benim kalacağımı söyledim, itiraz istemeyen bir sesle. Sonra odadaki herkesi Demir’le Feray’ın yanına gönderdim. Birkaç gündür hem olanları düşündüm hem de hastaneye uğrayamadığım için biriken dosyalarım vardı. Onları halledip Feray’ın odasına gittim. Feray’la Demir birbirlerine bir şekilde uyuyorlardı. Annemle babam, Toprak, Kuzey ve Atlas gözleri dolu bir şekilde yatan ikiliye bakarken, Batu, Güney ve Sarp nefretle bakıyordu ikisine. Demir uyandıktan sonra annemler gittiYazardanAkşamın ağır sessizliği hastane odasının içine çökmüştü. Dışarıda aile yavaş yavaş ayrılırken, içeride sadece Feray ve Dağhan kalmıştı. Feray, yorgun ve bitkin gözlerini kapatmaya çalışıyordu ama huzur bulmak mümkün değildi. İçinde sakladığı düşünceler, korkular ve cevaplanmamış sorular dalga dalga çarpıyordu.Dağhan, sessizce Feray’ın yanındaki sandalyeye oturmuş, onu izliyordu. Kelimeler boğazına takılmıştı; söylemek istediği çok şey vardı ama Feray henüz hazır değildi. O anın, o kırılma anının gelmesini bekliyordu. Çünkü biliyordu ki, Feray’nın dudaklarından dökülecek bir kelime vardı—belki de her şeyi değiştirecek, yeni bir kapı aralayacak.Dışarıdaki koridorlardan gelen uzak sesler, odaya karışan hastane ışıkları ve geceye karışan umutlar… Hepsi o anın sessiz bekleyicileriydi. Ve Feray… Feray kendiyle, korkularıyla, acılarıyla mücadele ederken, içinde sakladığı gerçeğin ağırlığı giderek artıyordu.O kelime ne zaman çıkacaktı? Ne zaman açılacaktı o kapı? Kim bilir…
Bölüm 6
6. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.