İçeriğe geç

Sessiz Çığlık (Gerçek Aile)

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Sessiz Çığlık (Gerçek Aile)

Bölüm 4

4. Bölüm

Toprak ekledi: “Seni odanda göremeyince, dün gece sana bir şey yaptı sandım.”Dağhan, “O bana nasıl bir şey yapsın? Kendi zaten çok kırılgan. Toprak, iyice saçmalamaya başladın,” dedi.Ardından kapının sertçe açılıp kapanmasıyla irkildim. Dağhan bunu hissetmiş olacak ki hemen bana sarıldı ve korkmamamı söyledi. Gözlerimi açıp bakınca kollarını gevşetti. Demir’e dönerek, “Günaydın,” dedim. O da bana “Günaydın,” diyerek odadan çıktı.Dağhan’ın kollarından ayrılıp, ben de “Günaydın,” dedim. Dağhan odadan çıkınca hemen hazırlanmaya başladım. Aynı katta kaldığımız için hemen hemen aynı zamanda odalarımızdan çıktık. Salona geçtiğimizde herkes oradaydı ve çok mutlu gözüküyorlardı. Bu ailede büyüseydim böyle mi olurdu diye düşünmeden edemedim.Merya Hanım bizi görünce “Günaydın çocuklar,” dedi. Herkese günaydın dedikten sonra hep birlikte kahvaltı sofrasına oturduk.Masadaki sessizlik, çatalların tabaklara çarpma sesiyle bölünüyordu. Herkesin yüzü ciddi, gergindi. Özellikle Toprak ve diğer kardeşlerin bakışları üzerimdeydi; rahatsız edici, sorgulayan bakışlar…Toprak, tabağına bakarak konuştu:“Ne güzel, daha gelmeden evin düzeni değişti.”Ardından sertçe ekledi:“Bir de bu kadar rahat davranması yok mu… Ne cesaret.”Güney, alaycı bir gülümsemeyle, “Kardeş mi olacağız yani şimdi?” diye sordu.Lokmam boğazıma dizildi, başımı önüme eğdim. Hiçbir şey demedim. Cevap versem daha da büyüyecekti, sustum.Dağhan sertçe çatalını masaya bıraktı ve bakışlarını masadakilere çevirdi ama bir şey demedi. Sessizliği bozduğunda sesi kararlıydı:“Bugün Feray’ı hastaneye götüreceğim.”O an elimdeki çatalı bıraktım. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Gözlerim hemen ona döndü. Endişemi anlamış olacak ki bana baktı, gözlerinde “Korkma,” der gibi bir sıcaklık vardı. İçimi bir nebze rahatlattı.Evdekiler aynı anda şaşkınlıkla sordular:“Neden?”Dağhan, gözlerini benden ayırmadan cevap verdi:“Normal kontrol. Doktoruyla konuşacak.”Hiç kimse daha fazla soru sormadı ama masaya çöken sessizlik daha da ağırlaşmıştı.Yavaşça yerimden kalktım, bir şey demeden Dağhan’ın ardından yürüdüm.Tam ayakkabılarımı giymek için eğilecekken Dağhan benden hızlı davranıp ayakkabılarımı giydirdi. Tam montumu giyecekken Merya Hanım geldi ve bana sarıldı. “Dikkat edin, haber verin,” dedi. “Tamam,” diyerek evden çıktık.Arabasının önüne gelince kapıyı açtı ve binmemi bekledi. Bindiğimde kendisi de hemen direksiyona geçti.Arabada derin bir sessizlik vardı. Başımı pencereye yaslamış, dışarıda hızla geçen sokak lambalarına dalmıştım.Dağhan bir süre göz ucuyla bana baktı, sonra sessizliği yumuşak bir sesle bozdu:“Gece rahat uyuyabildin mi?”Omuzlarımı silktim, sesim kısık ama içtendi.“Biraz… Ama her şey hâlâ çok tuhaf geliyor. Sanki biri beni izliyormuş gibi hissediyorum hep.”Dağhan’ın sesi biraz daha sertleşti ama hâlâ koruyucuydu:“O evde sana zarar verecek kimse kalmadı. Artık değil. Ben buradayım, bunu unutma.”Başımı hafifçe ona çevirdim, dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm belirdi.“Dün gece ilk defa kendimi biraz güvende hissettim. Uzun zamandan sonra…”Dağhan gözlerini yola çevirdi ama ifadesi ciddileşmişti.“Keşke daha önce fark edebilseydim. Seni o eve göndermemeliydik. Kendimi affedemiyorum.”Bir şey demedim, sadece başımı yeniden cama yasladım. Kısa bir sessizlik daha oldu.Sonra Dağhan konuştu:“Doktor… bir daha strese girmemen gerektiğini söyledi. Ona kulak vermelisin, Feray.”Derin bir nefes aldım, sesim titriyordu:“Elimden geleni yapacağım. Ama bazen… gerçekten çok korkuyorum Dağhan. Bu bebek… benim son umudum gibi geliyor.”Dağhan o an yavaşladı, eli direksiyondan kayıp elime gitti. Sıcacık bir temas…“O sadece senin umudun değil. Sen de onun umudusun. Belki de ikiniz birbirinizi hayatta tutacaksınız.”Gözlerimi kapatıp o dokunuşta huzur buldum. Sonra hafifçe gülümsedim.“Hazır mısın?” dedi Dağhan. “Ultrasona… yani onu görmeye?”Hafifçe başımı salladım.“Heyecanlıyım. Ama biraz da gerginim.”Dağhan gülümsedi.“Beraber gireceğiz. Ne olursa olsun yanındayım, tamam mı?”O an göz göze geldiğimizde, Dağhan’ın gözlerinden korkmamam gerektiğini bir kez daha anladım. Gerçekten, artık yalnız değildim.Konuşmamız bittiğinde hastaneye varmıştık. Dağhan beni hemen doktorun odasına götürdü. İlk hastası ben olduğum için hemen girdik.Adının Melis olduğunu öğrendim. Dağhan’la beni yan yana görünce bir an üzüldü gibi oldu ama hemen toparlandı.Adımı, yaşımı ve kaç haftalık hamile olduğumu sordu.“Feray Hüma Barçın, 16 yaşındayım. 7 haftalık hamileyim.”Soyadım Dağhan’la aynı olunca şaşırdı ama belli etmedi.Dağhan hemen açıklamaya başladı: kardeşi olduğumu, bebeğin istenmeyerek olduğunu söyledi. Bunları anlatırken Dağhan’ın Melis Hanım’a olan bakışlarını fark ettim. Gerçekten… bir başkalık vardı.Melis Hanım daha fazla beklemeden beni sedyeye uzanmamı istedi. Dağhan da yardım etti. Karnımı açtım, Melis Hanım jelin soğuk olabileceğini söyledi. Jel tenime değdiğinde ürperdim ama kısa sürede alıştım.Ultrason başlarken, ekranda bir yeri işaret etti:“İşte burada… bebeğin.”Dağhan hemen fotoğraf istedi, Melis Hanım da vereceğini söyledi.Biraz daha baktıktan sonra düşük riski olduğunu, ağır kaldırmamam gerektiğini, stresten uzak durmamı söyledi.Üzerimi düzeltmem için dışarı çıktı. Karnımı silerken Dağhan yardım etti, ardından onunla birlikte Melis Hanım’ın odasına geçtik.Konuşmadan önce “Bana Melis abla de,” dedi.Bebeğim ve benle ilgili konuşmaya başladı:Bebeği nasıl öğrendiğimi, neden daha önce doktora gitmediğimi, nasıl olduğunu sordu.Sırayla anlattım.“Midem çok bulanıyordu, reglim gecikince test yaptım. Sonra… öğrendim. Ama hemen ardından 16 yıldır öz sandığım ailenin gerçek ailem olmadığını öğrenip buraya geldim.”Sorunun devamını ben yanıtlayamadan Dağhan araya girdi:“Üvey abisinin arkadaşı… istemeden, zorla olmuş.”Hiçbir şey demedim. Bu konunun konuşulması beni hâlâ yaralıyordu.Melis abla hemen konuyu değiştirdi. Mide bulantım için ilaç ve vitamin yazacağını, bir sonraki kontrolün bir ay sonra olacağını söyledi.Odadan çıkınca Dağhan’a Rüzgar ve Bulut’a hediye almak istediğimi söyledim. O da onayladı ve hastaneden çıktıktan sonra bir oyuncakçıya gittik.Rüzgar’ın resim yapmayı, Bulut’un oyun hamurunu sevdiğini söyledi.Rüzgar’a birkaç boyama kitabı ve kuru boya, Bulut’a ise oyun hamurları aldım.Kasada ödeme yapacaktım ki Dağhan kartını uzattı.“Ne yapıyorsun?” diye sordum.“O ödüyorum,” dedi.“Ne alaka?”“Burada senin paran geçmez,” dedi.(Burda demek istediğin benim yanımda senin paran geçmez yanında abin var anlamında)Eve döndüğümüzde ilk karşılayan Merya Hanım oldu. Kapıya yaklaşıp, gözleriyle beni süzdü:“Nasıl geçti kızım, doktor ne dedi?”Derin bir nefes aldım.“Yorgunum biraz… Ama kontrol iyiydi. Çok önemli bir şey yokmuş, sadece dinlenmem gerekmiş.”Merya Hanım başını salladı, içi tam rahatlamasa da daha fazla sorgulamadı. “Dikkat et kendine yavrum,” dedi, omzuma dokunarak.Salona geçtiğimde Rüzgar ve Bulut bir şeyler izliyordu. Elimdeki paketleri gören ikisi de merakla döndü.“Bunlar size,” dedim. “Bugün sizi düşünmeden edemedim.”Rüzgar, “Boyama kitabı! Gerçekten mi?” diye sevinçle seslendi.Bulut da oyun hamurlarına sarıldı.“Teşekkür ederiz abla!” dediler aynı anda ve sarıldılar.İlk kez… gerçekten bir ailenin parçası gibi hissettim.Odama çıkıp üzerimi değiştirdim. Sessizliğe ihtiyacım vardı.Tam yatağa uzanmıştım ki kapı hafifçe tıklatıldı.“Girebilir miyim?” dedi Demir’in sesi.“Gel,” dedim yorgun bir tonla.Demir içeri girdi, yatağın kenarına oturdu.“Yorgun görünüyorsun,” dedi.Başımı salladım. “Biraz… Hastane havası yordu sanırım.”“Dağhan bir şey söylemedi ama senin keyfin kaçmış gibiydi,” dedi.Bir süre sessizlik oldu. Sonra ekledi:“Sana böyle davranmaları sinirimi bozuyor. Sanki sen suçluymuşsun gibi…”Ona baktım. Gözlerinde anlayış vardı.“Zamanla alışırlar belki,” dedim sessizce. “Ben alışmasam da.”Demir başını salladı. “Alışacaklar. Mecbur kalacaklar, ikiz.”Sözleri yumuşaktı ama içinde dayanışma gizliydi.O an… sadece anlaşılmak bile çok iyi geldi.Sözleri yumuşaktı ama içinde dayanışma gizliydi.O an… sadece anlaşılmak bile çok iyi geldi.Gözlerim doldu, ama bu sefer hüzünden değil.Yavaşça doğrulup Demir’e sarıldım.“Teşekkür ederim… ikiz,” dedim, sesi titreyen ama içten bir gülümsemeyle.Demir de bana sıkıca sarıldı.“Her zaman yanındayım,” dedi fısıltıyla.Ve o an anladım ki bu evde yalnız olmadığım biri daha vardı.Demir’in sarılışı, o kelimesiz “yanındayım” deyişi içimde bir şeyleri onardı.Belki her şey düzelmeyecek…Belki bu evde herkes beni sevmeyecek…Ama bir kişi bile gerçekten “seninleyim” diyorsa, bu bile yola devam etmeye değerdi.Yıllarca aradığım güveni ilk kez bu kadar yakınımda hissettim.Bir kardeşe sahip olmanın ne demek olduğunu…İlk kez anladım. beraber yatağa uzandık ve uyuya kaldık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.