Saat 03.30 civarıydı. Gözlerimi birden açtım. İçimde garip bir huzursuzluk vardı; midem yanıyor, boğazım kurumuştu. Elimi komodinin üzerindeki boş su şişesine uzattım. Yoktu. Bir an duraksadım, derin bir nefes alıp yataktan kalktım. Odaya hâkim olan loşlukta kapıyı aralayarak usulca dışarı çıktım.Ahşap merdivenlerin soğuk basamaklarında çıplak ayakla aşağı indim. Sessizlik, evin her yanına sinmişti. Mutfak kapısını itip içeri girdiğimde ay ışığı, camdan süzülerek tezgâhı aydınlatıyordu. Bardaklığa uzandım. Tam musluğu açıp suyu bardağa doldururken… bir ses duydum.Tavan arasından mı gelmişti? Yoksa bahçeden mi?Bir anlığına kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Elimden kayan bardak yere düşüp paramparça oldu. Cam sesi yankılandığında, tüm vücudum titredi. Panikle çekmeceyi açıp el yordamıyla bir bıçak aradım. Elim kesilse bile umurumda değildi. Tam o sırada ayağıma saplanan cam parçasıyla acıyla inledim.O an mutfağın kapısı hızla açıldı.Dağhan ve Toprak içeriye girdi. Toprak’ın kaşları çatık, sesi soğuk ve sertti:“Gece gece ne yapıyorsun sen burada?!”Dağhan hemen yanıma koştu, yere çömelip ayağıma baktı.Nefes nefese konuşmaya çalıştım:“Uyanmıştım… susamıştım… odada su yoktu… mutfağa indim. Tam su dolduruyordum ki… bir ses duydum. Bardak elimden düştü. Kendimi korumak için bıçak alacaktım ama… cam battı…”Toprak alaycı bir bakışla başını salladı, yüzünü buruşturdu.“Geçmiş olsun o zaman,” deyip umursamazca mutfağı terk etti.Dağhan hâlâ ayak parmaklarıma bakıyordu. Camın derinlere saplandığını fark etmişti. Birden sancıyla iki büklüm oldum, karnımı tuttum, yüzüm bembeyaz kesildi.“Sancı… çok fena…” dedim titrek bir sesle.Kanın yere damladığını görDağhan’ın gözleri büyüdü.“Feray! Kanaman var, hemen hastaneye gitmemiz gerekiyor!”Telefonunu hızla çıkarıp çalıştığı hastaneyi aradı.“Acil durum! Kanaması olan bir hasta var, hazırlanır mısınız? Hemen geliyoruz!”Arabanın ön koltuğuna oturtup kemerimi bağladı, gözleri endişeyle doluydu. On dakika bile sürmeden hastaneye vardık. Kapıda doktor ve hemşireler hazır bekliyordu. Sedye getirildi, ben apar topar acil müdahale odasına alındım. Dağhan içeri girmek istedi ama izin verilmedi.Kapı kapanırken içeriden duyduğum son cümle yüreğime saplandı:“Galiba bebeği kaybediyoruz…”Bekleme salonunda geçen 2 saat, ona ömür gibi geldi. Doktor Ayşe nihayet dışarı çıktı. Yorgun ama rahatlatıcı bir yüz ifadesi vardı.“Son anda yetiştik. Daha geç gelseydiniz bebeği kaybederdik,” dedi.“Şükür…” dedi Dağhan derin bir nefesle.Ayşe devam etti:“Cam ayağına derin saplanmış, pansuman yaptık. Hepsi çıkarıldı. Ama asıl risk içerideydi. Stres, korku, ani hareketler… hepsi birikmişti ve bebeğe zarar veriyordu.”Tam dönüp gidecekken Dağhan birden sordu:“Ne demek… bebek? Ne bebeği?”Ayşe şaşkınlıkla durdu.“Haberi yok muydu?”“Hayır…” dedi Dağhan sessizce.“Feray 7 haftalık hamile. Son zamanlarda çok üzülmüş, yıpranmış. Bu da bebeği riske sokmuş. Artık her şeyden uzak durmalı. Dinlenmeli. Ve özellikle… yalnız hissetmemeli.”Dağhan teşekkür etti. Ardından hemen Feray’ın odasına gitti. İçeride makinelerin hafif bip sesi duyuluyordu. Yatağın ucunda oturup yüzüme baktı. Solgun ama hâlâ güzeldi. Elimi tuttu, bir süre sadece sustu.Yarım saat sonra gözlerimi araladım. O hâlâ elimden tutuyordu. Fısıltıyla sordum:“Ne oldu bana?”Bunu derken elim hemen karnıma gitti, onu hissetmeye çalışıyordum. Dağhan hemen oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Yüzüme baktığında gözlerinde farklı duygular vardı: kırgınlık, endişe, üzüntü. Hemen konuşmaya başladı:“Ayağına batan cam çok derindeydi, o yüzden ayağına dikiş atmışlar. Ama… bebeğin için aynı şeyi söyleyemeyeceklerini söylediler. Stresten, üzüntüden uzak durmalısın. Ani ve fazla hareket etmemelisin… yoksa bebeğini kaybedebilirsin.”Bebeğin nasıl olduğunu sordu. İstemeyerek anlatmaya başladım. O da bana inanmayacaktı; ne hamile olduğuma ne de nasıl olduğuna… Kimseye anlatmasın diye söz verdirdim. Söz verdikten sonra anlatmaya başladım.Okuldan çıktığımda evde tektim. Her zaman yaptığım gibi hemen odama girdim ve dışarı hiç çıkmadım. Kapı çaldığında, üvey annemlerin geldiğini sanarak açtım ama karşımda o vardı… üvey abimin arkadaşı. Ne kadar dirensem de… istemeden, zorla oldu.Ve sonra… hamile kaldığımı öğrendim. Hemen ardından bebeklerin karıştığını, yani kim olduğunu bile bilemediğimi öğrendim. Daha hiç kontrole bile gidemedim.“Onu görebilir miyim?” diye sordum.“Evet,” dedi.Ama ailem bu olayı öğrendiğinde… her şey değişti.Ailem olanları görünce, babam inanmadı.Ben onu ayartmışım gibi konuşuyorlardı.Bunu deyince Dağhan’ın gözlerinden sanki ateş çıkıyordu, çok korkunç görünüyordu. Dağhan korktuğumu görmüş olacak ki hemen normale döndü.“Bu bebeği doğuracak mısın? Nasıl bakacaksın?” dedi.Açıklamaya başladım:“Ben onu bırakamam ki… o benim umudum oldu. O evden bebeğim sayesinde kurtulacaktım.”Ailem olanları görünce baba inanmadı. Ben onu ayartmışım gibi konuşuyorlardı.Dağhan bir şey demedi, ama bakışları değişmişti. Ne zaman çıkacağımızı sordum. Serum bitince diyecekken fark etti ki serum bitmişti. Tam o sırada doktorum Ayşe Hanım içeri girdi. Nasıl olduğumu sordu ve ona “Ayşe abla” dememi istedi. Yorgun ve halsiz olduğumu söyledim. Bunların normal olduğunu, kendime dikkat etmem gerektiğini söyledi.“Bebeğimi ne zaman görebilirim?” diye sordum.“Yarın gel istersen,” dedi.Dağhan’a döndüğümde “Olur” dedi. Serumumu çıkarttı, vitaminleri yazdı ve hastaneden çıktık. Dağhan yolda bir eczanede durup Ayşe ablanın yazdıklarını almaya gitti. Geldiğinde eve gittik. Oyalanmadan merdivenlere yönelecekken Dağhan beni durdurdu ve asansör olduğunu söyledi. Hemen onu takip edip asansöre bindim.Onunla yatıp yatamayacağımı sordum. Dağhan kabul edince, odama gidip üzerimi değiştirdim. Sonra Dağhan’ın odasına geçtim. Hemen yatağa girdik ve uyuduk.Sabah başımdaki seslere uyandım ama gözlerimi açmadan konuşmaları dinledim. Toprak’ın sesi sertti:“Ne işin var bu odada?”Dağhan bir şey diyecekken başka bir ses — Demir — girdi araya:“Galiba ben onunla ilk kez uyumak istiyordum.”Dağhan gülüp,“Eee napalım, kime niyet kime kısmet. Bir dahaki sefere sen uyursun,” dedi.
Bölüm 3
3. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.