İçeriğe geç

SESSİZ

Bölüm 3 · 4 dk okuma

SESSİZ

Bölüm 3

3.BÖLÜM

Bir anda gözlerimi açtım.

Sırılsıklam terlemiştim. Nefes nefeseydim. Elim titreyerek komodinin üzerindeki lambayı yaktım ve telefonumu aldım.

Saat tam 04.00’tı.

Yine…

“Neler oluyor?” diye fısıldadım kendi kendime. Son birkaç gecedir aynı saatte uyanıyordum. Üstelik gördüğüm kâbusların hiçbirini hatırlamıyordum.

Yataktan kalkıp banyoya doğru yürüdüm.

Işığı açar açmaz aynadaki yansımamla göz göze geldim. Saçlarım tamamen dağılmıştı. Alnımdan süzülen ter damlaları yanaklarıma kadar iniyordu.

Yüzümü soğuk suyla yıkadıktan sonra biraz olsun rahatladım. Ağır adımlarla odama döndüm.

Pencerenin açık olduğunu fark ettim.

İçeri giren soğuk rüzgâr tenimi ürpertiyordu.

Pencereyi kapatmak için yaklaştığım sırada karşı binanın önünde oturan birini gördüm.

Bir süre sessizce onu izledim.

(Hey… Bu sabah gördüğümüz çocuk değil mi?)

“Bilmiyorum…”

(Bence o. Hadi, yanına git.)

“Ne? Onu tanımıyorum bile.”

(Tanışırsın işte.)

“Emin misin?”

(Hem de çok. Hadi!)

İç sesimin ısrarına daha fazla dayanamadım.

Kırmızı sweatshirtümü üzerime geçirip sessizce odamdan çıktım. Parmak uçlarımda yürüyerek ayakkabılarımı giydim ve evden çıktım.

Asansörle aşağı indim.

Binanın kapısından çıkar çıkmaz onu gördüm.

Gerçekten de sabah karşılaştığım gençti.

Üzerinde siyah bir mont, altında koyu renk bir eşofman vardı. Başını öne eğmiş, düşünceli bir şekilde kaldırıma bakıyordu.

Yavaşça yanına yürüdüm.

Beni henüz fark etmemişti.

Tam önünde durup elimi uzattım.

“Merhaba… Ben Algın.”

Ellerim titriyordu.

Kalbim hayatımda ilk kez bu kadar hızlı atıyormuş gibi hissediyordum.

Derin bir nefes almaya çalıştım.

Genç ayağa kalktı ve elimi tuttu.

Kalbim daha da hızlandı.

Ellerimin titremesi durmuyordu.

“Neler oluyor bana?” diye geçirdim içimden.

“Merhaba,” dedi.

Sonra gözlerini hafifçe kısıp bana doğru eğildi.

Yüzlerimiz arasında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.

“Ama bu saatte burada ne işin var?”

İçimden panikledim.

Gerçekten benim burada ne işim vardı?

‘İç sesim aşağı in dedi, ben de indim.’ mi diyeceğim şimdi?

Harika… Kesin rezil oldum.

Bir adım geri çekilip kekeleyerek konuştum.

“Be-ben mi? Asıl senin bu saatte burada ne işin var?”

(Aferin. Gizli silahımızı kullandın.)

“Susar mısın?”

(Soruyu soruyla cevaplamak… Uzun zamandır yapmıyordun.)

“Şu an hiç sırası değil.”

Genç hafifçe gülümsedi.

“Evde bunaldım. Biraz hava almak istedim.”

Başımı salladım.

“Hmm… Anladım. Ben de bazen evde çok bunalıyorum. Dışarı çıkınca daha iyi hissediyorum. Şimdi iyi misin?”

(Ne yapıyorsun sen? Sanki yıllardır tanıyorsun çocuğu.)

“Gerçekten öyle mi konuştum?”

(Hem de aynen öyle.)

Genç bana şaşkınlıkla baktı.

“Evet, daha iyiyim.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra gülümseyerek,

“Ama sen neden beni bu kadar merak ediyorsun? Daha beni tanımıyorsun bile.”

Duraksadı.

“Yoksa bana âşık mı oldun?”

(Eyvah… İşte şimdi bittin.)

“Kes sesini!”

(Kolay gelsin.)

İçimdeki panik iyice büyümüştü.

Küçük bir kahkaha attım.

“Ne aşkı? Sadece bu saatte dışarıda ne yaptığını merak ettim. Hem sana âşık falan değilim. Adını bile bilmiyorum.”

“Hmm…”

Gülümseyerek başını salladı.

“Peki, öyle diyorsan öyle olsun.”

Sonra bana baktı.

“Eee… Adımı sormayacak mısın?”

“Tabii soracağım.”

“Hayır.”

Kaşımı kaldırdım.

“Adımı kendin öğren.”

(Kendini ne sanıyor bu?)

“Peki.”

Gülümsedim.

“Bulurum.”

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Demek gerçekten merak ediyorsun.”

“Hayır! Sadece…”

Sözümü tamamlayamadım.

Titreyen ellerimi fark etmişti.

“Peki.”

Gülümseyerek omuz silkti.

“Öyle olsun.”

“Ben artık gideyim.”

Arkamı dönüp hızlı adımlarla yürümeye başladım.

Arkamdan sesi geldi.

“Görüşürüz, Algın!”

İstemsizce gülümsedim.

Arkamı dönmedim.

Ama onun da gülümsediğine emindim.

Binanın kapısından içeri girdim. Asansöre binip beşinci kata çıktım. Yedek anahtarımla kapıyı sessizce açtım. Kimseyi uyandırmamak için dikkatlice içeri girdim ve kapıyı yavaşça kapattım.

Parmak uçlarımda odama doğru yürüdüm.

Odaya girer girmez doğruca pencereye koştum.

Hâlâ oradaydı.

Kulaklıklarını takmış, ellerini montunun ceplerine sokmuştu. Başını gökyüzüne kaldırmış, yıldızları izliyordu.

Bir anda yüzünü bana çevirdi.

Göz göze geldik.

Gülümsedi.

Ne yapacağımı şaşırdım. Beni izlediğimi fark etmişti.

Kalbim yine deli gibi atmaya başladı.

Ellerim buz kesmişti.

Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Sonra istemsizce ben de ona küçük bir gülümsemeyle karşılık verdim.

Bir süre öylece birbirimize baktık.

Utandığımı hissedince pencereyi kapatıp perdeleri hızla çektim.

Sırtımı duvara yasladım.

Kalbimin sesi neredeyse odanın içinde yankılanıyordu.

Yatağıma girip yorganı başıma kadar çektim.

(Şuna bak! Çocuk sadece elini tuttu. Sanki evlenme teklif etti.)

“Sus artık…”

(Neden? Yanılıyor muyum?)

“Her şey senin yüzünden oldu.”

(Ben sadece aşağı inmeni söyledim. Gerisini sen yaptın.)

“Git başımdan.”

İç sesim birkaç saniye sustu.

(Peki… Nasıl istersen.)

Odadaki sessizlik yeniden üzerime çöktü.

Derin derin nefes alarak kalbimin yavaşlamasını bekledim.

Bugün yaşananları düşünmek istemiyordum.

Ama ne kadar kaçmaya çalışsam da gözümün önüne sürekli onun gülümsemesi geliyordu.

Mavi gözleri…

Sakin tavırları…

Ve adını söylemeyişi…

“Neden bu kadar etkiledi beni?” diye mırıldandım.

Bunun cevabını ben de bilmiyordum.

Belki de uzun zamandır ilk kez biri benimle gerçekten konuşmuştu.

Beni yargılamadan…

Azarlamadan…

Yok saymadan…

Yorganı biraz daha üzerime çektim.

Gözlerim yavaş yavaş kapanırken aklımdaki son görüntü, karşı binanın önünde gökyüzünü izleyen o gençti.

Ve farkında olmadan tekrar uykuya daldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.