İçeriğe geç

SESSİZ

Bölüm 2 · 3 dk okuma

SESSİZ

Bölüm 2

2. BÖLÜM

Edebiyat dersi o kadar sıkıcıydı ki sınıftakiler teker teker sıralarının üzerine kollarını koyup uyuma pozisyonu almaya başlamıştı.

Ben de daha fazla dayanamayıp başımı sıranın üzerine koydum…

Gözlerimi açtığımda dersin bitmesine beş dakika kalmıştı. Sınıftakiler yavaş yavaş uyanıyor, zilin çalmasını bekliyordu. Zil çalar çalmaz herkes sınıftan dışarı koştu.

Ben ise her zamanki gibi arkama yaslanıp insanları izlemeye başladım. Sürekli kafamın içinde dönüp duran düşünceleri susturmaya çalışıyordum.

Sonunda dışarı çıkmaya karar verdim. Sınıf kapısı pencerenin tam karşısındaydı. Daha iki adım atmadan kendimi pencerenin önünde buldum. Derin bir nefes aldım. Gerçekten son zamanlarda kendimi hiç iyi hissetmiyordum.

Karşı pencerede birkaç kız kendi aralarında konuşuyordu.

“Deneme mi? O nereden çıktı?”

“Bilmiyorum, hocamız öyle söyledi.”

Deneme sınavı mı? Bir o eksikti…

Doğru ya… Önümüzde TYT ve AYT vardı. On birinci sınıfta olduğumuz için bu son iki yıl çok önemliydi. Bu yüzden okul sık sık deneme sınavı yapıyordu.

(…)

“Aaa, senin burada ne işin var, tatlı şey?”

Evin önünde, yemyeşil gözleriyle bana bakan simsiyah, yumuşacık tüylü bir kedi vardı.

Bir yerde “Kediler insanların en iyi arkadaşıdır.” diye bir yazı okumuştum. Ama bence tek bir kediyle değil, bütün kedilerle arkadaş olmak daha güzeldi.

Belki de bu yüzden onları bu kadar seviyordum. Yanlarında kendimi daha huzurlu hissediyordum.

Kediyi biraz sevdikten sonra ona süt getirmek için eve girdim.

Annem oturma odasında en sevdiği diziyi izliyordu.

“Soğuk bir sesle, “Ben geldim,” dedim.

Bana birkaç saniye baktı. Sonra hiçbir şey söylemeden yeniden televizyona döndü.

Çantamı bir kenara bıraktım. Mutfağa gidip dolabı açtım, süt kutusunu aldım ve bir kaba biraz süt koyarak dışarı çıktım.

Minik kedi hâlâ beni bekliyordu. Önüne sütü koyunca küçük diliyle yavaş yavaş içmeye başladı. Onu izlerken farkında olmadan dalıp gitmiştim.

“Merhaba.”

Bu sesi ilk defa duyuyordum.

Ayağa kalkıp arkamı döndüm.

Karşımda kıvırcık saçlı, beyaz tenli ve uzun boylu bir genç duruyordu.

“Merhaba,” dedim. Sanki onu daha önce bir yerde görmüştüm.

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Tabii.”

Karşıdaki altı katlı binayı gösterdi.

“Ben buraya yeni taşındım. Buralarda yakınlarda market ya da bakkal var mı?”

“Evet. Bu sokağın sonunda küçük bir bakkal var.”

“Hmm… Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Demek yeni taşınmış…

İç sesim yine konuşmaya başlamıştı.

Bunu nasıl unuttum ya?

Bazen beni delirtse de çoğu zaman yalnız kalmamı engelliyordu.

Biz bu çocuğu bir yerden tanıyoruz sanki.

Hatırlamıyorum.

Hatırlayınca bana da haber ver.

“Hey, Algın! Orada ne işin var? İçeri gir!”

“Tamam anne, geliyorum.”

Minik kediyi son kez sevdim. Sonra süt kabını alıp eve girdim.

Annem masayı hazırlamış, babamın gelmesini bekliyordu. Ona biraz yardım ettikten sonra odama çıktım.

Evimiz beşinci kattaydı. Odamın penceresi sokağa bakıyordu. Kulaklıklarımı takıp dışarıyı izlemeye başladım.

Minik kedi artık yoktu.

Nereye gitmişti acaba?

Bir süre sonra karşı binanın kapısından birinin bana el salladığını gördüm.

Az önce konuştuğum gençti.

Ben de gülümseyerek el salladım. Elindeki poşetlerle binaya girip gözden kayboldu.

“Algın! Baban geldi. Hadi, yemek hazır.”

Annemin sesine cevap vermeden mutfağa gittim.

Annem ve babamla tek kelime konuşmadan yemeğimi yedim. Sonra sessizce masadan kalktım.

Küçüklüğümden beri hep böyleydi.

Annem ve babam benimle pek konuşmazdı.

Ben de bunu hiç sorgulamamıştım.

Her aile böyle miydi?

Yoksa sadece bizim ev mi bu kadar sessizdi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.