İçeriğe geç

Sesizliğin Ötesinde

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Sesizliğin Ötesinde

Bölüm 3

2. Bölüm: Sesiz Adımlar

Bazı insanlar kendilerini kelimelerle anlatır. Bazıları ise sessizlikleriyle... Ama en çok da gözleri, saklamaya çalıştıkları her şeyi ele verir.

🖤

Koridra çıktığımız anda okulun gürültüsü yeniden kulaklarımı doldurdu. Öğrenciler koridorlarda dolaşıyor, kimi arkadaşlarıyla sohbet ediyor, kimi ise bir sonraki derse yetiştirmek için acele ediyordu. Ben ise her zamanki gibi sessizce önde yürüyordum.Theron ise sessizce birkaç adım arkamdan geliyordu.

Aramızdaki sessizlik öyle yoğundu ki,ayak seslerimiz bile konuşuyormuş gibi geliyordu.

Öğretmenin onu okulu gezdirmemi istemesi hala bana garip geliyordu. Normalde kimseyle konuşmayan ben, şimdi daha adını birkaç dakika önce öğrendiğim birine okulun koridorlarını gösteriyordum.

Bu sadece okul turu, Karen. diye kendime fısıldadım.

"Önce alt kattan başlıyalım."

Ona bakmadan konuşmaya ve yürümeye devam ettim. Sesim koridorun gürültüsüne rağmen oldukça sakindi.

Theron hiçbir şey söylemedi. Sadece başını hafifçe salladı ve arkamdan yürümeye başladı.

Bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, tanıdıktı. Belki de ikimiz de konuşmayı seven insanlar değildik. Bir cevap beklemiyordum ama yine de benim gibi bu kadar sessiz olması tuhafıma gidiyordu.

Kafamdan bunu düşünürken birden durup koridorun sonundaki odayı gösterdim.

"Burası müdürün odası, Yanındaki oda müdür yardımcılarının odası."

dedim.

Theron kısa bir bakış attı.

"Anladım."

Sadece tek kelime...

İçimden hafifçe gülümsedim.Sanırım öğretmen beni yanlış kişiyle eşleştirmişti. Birimiz konuşmuyor, diğerimiz de konuşmayı bilmiyordu.

Merdivenlerden aşağı indik. Okulun giriş katı her zamankinden daha kalabalıktı. Yanımızdan geçen öğrenciler bize dönüp bakıyor, kendi aralarında konuşuyorlardı.

"Yeni gelen çocuk o galiba, çok yakışıklı."

"Karen'in yanında ne işi var?"

"Karen kimseyle konuşmazdı, değil mi? Şimdi ise biriyle geziyor. İnanılmaz!"

Sanki bunları duymuyormuşum gibi konuşuyorlardı. Oysa duyuyordum. Başımı bile çevirmedim. Buna alışkındım, aldırmıyordum. İnsanlar konuşmayı severdi; ben ise susmayı...

Yürümeye devam ettim. Birkaç yeri daha gösterdikten sonra okulun en sessiz bölümüne geldik.

"Burası kütüphane."

İlk kez Theron etrafına biraz daha dikkatli baktı. Kapının camından içeriyi izledi. Raflar tavana kadar uzanıyor, içeride birkaç öğrenci sessizce kitap okuyordu.

"Buraya sık gelir misin?" diye sordu.

İlk kez bana kendi isteğiyle soru sormuştu.

"Boş zamanlarımın çoğunu burada geçiririm."

Aramızda kısa bir sessizlik oluştu.

"Neden?"

Bir an duraksadım.

"Çünkü burada kimse gereksiz konuşmuyor."

Theron'un dudaklarının kenarı neredeyse fark edilmeyecek kadar hafif kıvrıldı. Bunun gülümseme olup olmadığından emin olamadım.

"Peki.. Ya, sen?" diye sordum.

Omzunu silkti.

"Pek sayılmaz."

Tek kelimelik cevapları vardı. Söylediği her cümle, sanki daha fazlasını söylememek için özellikle kısa tutulmuş gibiydi.

Yürümeye devam ettik.

Bu kez sessizlik eskisi kadar ağır değildi.

Kütüphaneden ayrılıp okulun arka bahçesine çıktık.

"Burası arka bahçe... Öğrencilerin çoğu teneffüslerde burada vakit geçirir."

Theron sessizce çevreye göz gezdirdi. Ağaçların gölgesinde oturan öğrenciler, banklarda sohbet eden gruplar ve basketbol sahasından gelen top sesleri bahçeyi dolduruyordu.

"Kalabalık..." diye mırıldandı.

Ben de onu onaylarcasına başımı hafifçe salladım.

Bahçede birkaç adım daha ilerledik. Yanımızdan geçen öğrenciler yine dönüp baktılar. Fısıldaşmalar hâlâ sürüyordu. Ben ise onları görmezden gelmeye alışmıştım.

Tam o sırada basketbol sahasından hızla gelen bir top bize doğru ilerledi. Ben ne olduğunu anlayamadan Theron tek eliyle uzanıp topu havada yakaladı. Hareketi o kadar hızlı ve kontrollüydü ki sanki bunu yapmak onun için son derece sıradan bir şeydi.

Sahanın diğer ucundan bir çocuk elini kaldırdı.

"Pardon! Buraya kaçtı!"

Theron çocuğa kısa bir bakış attıktan sonra topu tek eliyle geri fırlattı. Top tam isabetle çocuğun ellerine ulaştı.

"Sağ ol!" diye seslendi çocuk.

Theron hiçbir şey söylemedi.

Ona istemsizce baktım.

"Reflekslerin iyiymiş."

Ah... Bunu söylemeye ne gerek duymuştum ki şimdi? Aptallık.

Bana kısa bir bakış attıktan sonra omzunu hafifçe silkti.

"Alışkanlık."

Tek kelimelik cevapları her zaman hazır gibiydi. Fazlasını açıklamaya hiç niyeti yokmuş gibi görünüyordu. Ama o tek kelimenin arkasında anlatmadığı çok şey varmış gibi hissediyordum.

Kısa bir an göz göze geldik. Bakışlarında ne övünme ne de kendini açıklama isteği vardı.

Yalnızca sakin bir sessizlik...

Bakışlarımı kaçırıp boğazımı hafifçe temizledim.

Tam geri dönüp gidecekken bahçenin diğer tarafından yükselen bağrışmalar sessizliği bozdu.

Başımı o tarafa çevirdim.

Bir grup erkek öğrenci, benden yaşça biraz küçük görünen bir çocuğun etrafını sarmıştı. Çocuğun sırt çantasını almış, birbirlerine atarak onunla eğleniyorlardı. Çocuk çaresizce çantasını geri almaya çalışıyor, onlar ise kahkahalar atıyordu.

"Versene artık!"

"Biraz daha zıpla, belki yetişirsin."

Çocuk nefes nefese kalmıştı. Gözleri dolmuş gibiydi ama bunu belli etmemeye çalışıyordu.

"Lütfen... Çantamı geri verin." dedi kısık bir sesle.

İçlerinden biri alaycı bir gülümsemeyle çantayı omzuna astı.

"Ne oldu? Ağlayacak mısın şimdi?"

Diğerleri kahkahalarla gülmeye başladı.

O sırada çocuklardan biri göz ucuyla bizi fark etti. Bakışları önce bana, sonra Theron'a kaydı. Dudaklarının kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı.

"Hey, yeni çocuk..." dedi yüksek sesle.

Theron hiçbir şey söylemedi. Sadece yoluna devam etmek istedi.

Ama çocuklar durmadı.

İçlerinden biri bu kez Theron'a sertçe omuz attı.

Theron yerinden kıpırdamamıştı bile.

"Neyin var senin? Konuşamıyor musun?"

Olduğum yerde kalakaldım.

Theron yavaşça arkasını döndü.

O ana kadar yüzündeki o ifadesiz bakışlara alışmaya başlamıştım.

Fakat şimdi...

Her şey farklıydı.

Koyu orman yeşili gözleri buz gibi olmuştu. Çenesini sıkmış, ellerini yumruk yapmıştı.

Parmak eklemlerini öyle bir sıkıyordu ki bembeyaz görünüyorlardı.

"Hey, baksana!"

Çocuk tekrar alaycı bir ses tonuyla konuştu.

Bir an gerçekten kavga çıkacağını sandım.

Theron gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı.

Derin bir nefes aldı.

Yumruklarını yavaşça gevşetti

Hiçbir şey söylemeden bana döndü.

"Gidelim."

Sesi her zamankinden daha sertti.

Ama o sertliğin altında bastırılmaya çalışılan bir öfke vardı.

Sessizce başımı salladım.

Arkasından yürümeye başladım.

Ama az önce gördüğüm şeyi unutamıyordum.

O an ilk kez Theron'un neden bu kadar sessiz olduğunu merak ettim.

Daha doğrusu... İlk kez birini bu kadar merak ediyordum.

Belki de bazı insanlar, en çok sustuklarında kendilerini anlatıyordu.

🖤

Bölüm sonu

14 yorum