Her insanın sakladığı bir hikayesi vardır. Kimi bunu öfkesinin arkasına gizler, kimi ise sessizliğinin... Belki de en güzel hikayeler, kimsenin görmediği yaralarla başlar.
🖤
Okul koridoru her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanların kahkahaları, bitmek bilmeyen sohbetleri ve koridorda yankılanan ayak sesleri her köşeyi dolduruyordu. Ama benim için bunların hiçbir önemi yoktu. Sırt çantamı tek omzuma asmış, kulaklıklarımı takmış bir şekilde kalabalığın arasında yürüyordum. Etrafımdaki insanlara bakmıyor, kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordum. Kalabalığın içinde olmama rağmen kendimi hep yalnız hissediyordum. Belki de yalnız olmak, bana insanlara güvenmekten daha kolay geliyordu.
Benim için okul, sadece derslere girip günü bitireceğim bir yerdi. Teneffüslerde herkes arkadaşlarıyla vakit geçirirken ben ya resim çizer yada kütüphaneye gidip kitap okurdum. Kalabalık hiçbir zaman bana göre olmamıştı.
Sınıfın kapısını açıp içeri girdim. Her zamanki gibi en arka sıradaki cam kenarıda ki yerime oturdum. Çantamı sıranın yanına bıraktım ve kulaklıklarımı çıkardım. Dersin başlamasına birkaç dakika vardı. Sınıftaki herkes kendi arasında konuşuyor, kahkahalar atıyordu. Ben ise sessizce dışarıyı izliyordum.
Birkaç dakika sonra zil çaldı.
Öğretmen elinde dosyalarla sınıfa girdi. Tam ders başlayacak derken sınıfın kapısı yeniden açıldı. Kapıda, daha önce okulda hiç görmediğim biri duruyordu.
Sınıfta bir anda fısıldaşmalar başladı. Herkes merakla ona bakıyordu. Ben de istemsizce gözlerimi kapıya çevirdim ve onu gördüm.
Uzun boyluydu. Koyu kahverengi, hafif dağınık saçları yüzüne düşüyordu. Koyu orman yeşili gözleri sınıfın içinde kısa bir tur attı. Yüzünde tek bir duygu bile okunmuyordu. Sert duruşu ve ifadesiz bakışlarıyla sanki bulunduğu ortama ait değilmiş gibi görünüyordu.
Sınıftaki herkes bakışları ondaydı ve dikatlice onu inceliyordu, kendi aralarında alçak sesle konuşuluyordu. Bazıları onun hakkında tahminler yürütüyor, bazılarıysa sadece onu izliyordu. O ise hiçbirini umursamıyordu. Ellerini cebine koymuş, olduğu yerde sakince bekliyordu.
Öğretmen sınıfın önüne geçerek gülümsedi.
"Çocuklar, bugün aranıza yeni bir arkadaş katıldı. Theron, kendini tanıtır mısın?"
Sınıftaki bütün gözler yeniden ona çevrildi.
Theron birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından sakin ama kendinden emin bir ses tonuyla konuştu.
"Adım Theron. On sekiz yaşındayım."
Öğretmen hafifçe gülümsedi.
"Bu kadar mı?"
Theron'un yüzündeki ifade hiç değişmeden öğretmene döndü;
"Evet."
Sınıfın içinden hafif bir gülüş yükseldi. Theron ise ne gülenlere baktı ne de başka bir şey söyledi. Sadece olduğu yerde sessizce duruyordu.
Öğretmen kısa bir an duraksadıktan sonra sınıfı gözden geçirdi. Boş kalan tek sıraya baktı ve eliyle işaret etti.
"Pekala, Karen'ın yanına geçebilirsin."
İçimden derin bir nefes verdim. Görünüşe göre, bugünden sonra yalnız oturmayacaktım.
Theron ağır adımlarla bulunduğum sıraya doğru yürümeye başladı. Sınıftaki herkes onun nereye oturacağını merakla izliyordu gibiydi. Ben ise bakışlarımı pencereden dışarı çevirdim. İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Bunun nedenini bilmiyordum ama bir şeylerin değişmek üzere olduğunu hissediyordum. Theron yanıma geldi, çantasını sessizce sıranın yanına bıraktı ve tek kelime etmeden yerine oturdu.
Sınıfın içindeki fısıltılar hala devam ediyordu. Herkes yeni gelen çocuğu merak ediyor, ara ara bize bakıyordu. Ben ise gözlerimi pencereden ayırmadan dışarıyı izlemeye devam ettim.
Öğretmen boğazını temizledi.
"Tamam çocuklar, artık dersimize başlayabiliriz."
Sınıfta yavaş yavaş sessizlik oluştu. Öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken ben defterimi açtım. Yanımdaki çocuğun tek bir kelime bile etmemesi dikkatimi çekmişti. Ne sınıfa bakıyor ne de kimseyle konuşuyordu.
Bir an göz ucuyla ona baktım.
Başını hafifçe öne eğmişti. Kollarını göğsünde birleştirmiş, boş boş tahtaya bakıyordu. Yüzündeki ifade hala aynıydı; soğuk, sert ve anlaşılması güç...
Tam o sırada öğretmen onun ismini söyledi.
"Theron."
Theron başını kaldırdı.
"Bugün ilk günün olduğu için seni zorlamayacağım. Ama yarından itibaren derslere diğer öğrenciler gibi katılmanı bekliyorum."
Theron sadece kısa bir şekilde başını salladı.
"Anlaşıldı."
Sesi sakindi ama içinde garip bir sertlik vardı.
Ders kaldığı yerden devam etti. Dakikalar yavaş yavaş geçerken zil sonunda çaldı.
Sınıf bir anda hareketlendi. Herkes ayağa kalkıp arkadaşlarının yanına giderken ben her zamanki gibi defterimi çantama koydum.
Tam çıkacakken öğretmenin sesi duyuldu.
"Karen."
Olduğum yerde durup ona döndüm.
"Evet, hocam?"
"Theron okula yeni geldiği için ona biraz yardımcı olabilir misin? Okulu gezdirsen yeterli."
İçimden istemsizce bir of çektim.
Ben mi?
İnsanlarla konuşmaktan bile hoşlanmayan ben...
"Tabii, hocam." dedim istemeyerek.
Öğretmen gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Başımı çevirip Theron'a baktım.
O da bana bakıyordu.
Birkaç saniye boyunca hiçbirimiz konuşmadık.
Sonunda derin bir nefes aldım.
"Gel..."
Tek söylediğim kelime buydu.
Theron sessizce çantasını omzuna astı ve arkamdan yürümeye başladı. Koridora çıktığımız anda ikimiz de tek kelime etmiyorduk. Sessizlik, ikimizin de ortak dili gibiydi. Bu sessizliğin bizi nereye götüreceğini ise ikimiz de bilmiyorduk.
Merdivenlere doğru ilerlerken içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı. Onu daha birkaç dakika önce tanımıştım ama sanki bu karşılaşma sıradan değildi.
Bir an durup arkamı döndüm.
Theron'un koyu orman yeşili gözleri benimkilere kilitlendi. Yüzünde yine hiçbir ifade yoktu.
Bakışlarımız yalnızca birkaç saniye sürdü.
Ama nedense o birkaç saniye bana çok daha uzun gelmişti.
O gün bunun sadece yeni bir öğrenciyi okula alıştırmak olduğunu sanıyordum.
Yanıldığımı ise çok geç anlayacaktım.
Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.
Sadece zamanı gelmiştir.
🖤






