Bölüm 1
Telefon gece saat 02.13'te çaldı.
Kemal Arslan yatağında doğruldu.
Normalde bu saatte gelen telefonların iyi haber getirmediğini yıllar içinde öğrenmişti.
Komodinin üzerindeki telefonu aldı.
Ekrana baktı.
Arayan hastaneydi.
Kalbi sıkıştı.
Telefonu açtı.
Karşı taraftaki kadın birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yumuşak bir sesle konuştu.
"Bay Kemal Arslan ile mi görüşüyorum?"
"Evet."
"Eşiniz hakkında arıyoruz."
Kemal'in eli titredi.
Odadaki sessizlik büyümeye başladı.
Kadın konuşmaya devam etti.
Ama Kemal sadece birkaç kelime duyabiliyordu.
"...üzgünüz..."
"...elimizden geleni yaptık..."
"...kaybettik..."
Sanki dünya bir anda sessizleşmişti.
Telefonu kulağında tutuyordu ama artık söylenenleri duymuyordu.
Gözleri karşı duvardaki aile fotoğrafına takıldı.
Yirmi sekiz yıllık eşi Aylin gülümsüyordu.
O gülümseme artık geçmişte kalmıştı.
Cenazeden sonraki günler birbirine karıştı.
Ev sessizdi.
Fazlasıyla sessiz.
Kemal sabah kalkıyor, kahvesini hazırlıyor ve saatlerce aynı koltukta oturuyordu.
Bazen televizyonu açıyor ama izlemiyordu.
Bazen kitap okuyormuş gibi yapıyor ama tek bir satır bile anlamıyordu.
Yıllardır çalışıyordu.
Kendini işine vermişti.
Şimdi ise işten eve geldiğinde onu karşılayan kimse kalmamıştı.
Üç hafta böyle geçti.
Sonunda kararını verdi.
Artık bırakacaktı.
Ertesi sabah takım elbisesini giydi.
Aynanın karşısında birkaç saniye durdu.
Saçlarına düşen beyazlar son yıllarda iyice artmıştı.
Yüzündeki çizgiler daha belirgin hale gelmişti.
Yaşlandığını ilk kez gerçekten hissediyordu.
Evden çıktı.
Şehrin merkezindeki büyük emniyet binasına doğru yürüdü.
Binanın önünde durduğunda gözleri giriş kapısına takıldı.
Yıllarını burada geçirmişti.
Gençliğini burada bırakmıştı.
Hayatının büyük bölümü bu binanın içinde geçmişti.
İçeri girdi.
Koridorlar her zamanki gibiydi.
Memurlar gelip gidiyordu.
Telefonlar çalıyordu.
İnsanlar dosya taşıyordu.
Her şey aynıydı.
Sadece Kemal değişmişti.
Müdürün kapısını çaldı.
"Gel."
İçeri girdi.
Müdür Ahmet Bey masasının arkasında oturuyordu.
Kemal'i görünce gözlüğünü çıkardı.
"Kararını verdin yani."
Kemal başını salladı.
Elindeki dilekçeyi uzattı.
Müdür birkaç saniye boyunca kâğıda baktı.
Sonra derin bir nefes verdi.
"Kırk yıla yakın hizmet ettin."
"Otuz yedi."
"Az değil."
Kemal hafifçe gülümsedi.
"Yeterince uzun."
Müdür koltuğuna yaslandı.
"Pişman olacak mısın?"
"Bilmiyorum."
"Sen olmadan burası garip olacak."
Kemal omuz silkti.
"Ben de burada kalırsam daha da garip olacağım."
Bir süre sessizlik oldu.
Müdür pencereye baktı.
"Ne yapmayı düşünüyorsun?"
"Bu şehirden gitmek istiyorum."
"Nereye?"
"Henüz bilmiyorum."
"Deniz kenarı mı?"
Kemal başını salladı.
"Kalabalıktan uzak bir yer. Sessiz bir yer."
Müdür çekmecesini açtı.
İçinden bir kartvizit çıkardı.
Masanın üzerine bıraktı.
"Eski bir arkadaşım emlak işi yapıyor."
Kemal kartı aldı.
"İstersen onunla görüş."
"Belki görüşürüm."
"İyi ev bulur."
Kemal kartı cebine koydu.
Ayağa kalktı.
Kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken müdür seslendi.
"Kemal."
"Dinliyorum."
"Hayatında ilk defa kendin için yaşamayı dene."
Kemal birkaç saniye durdu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Belki."
O akşam eski evine döndü.
Salon karanlıktı.
Aylin'in boş koltuğu hâlâ pencerenin yanında duruyordu.
Kemal ışığı açmadı.
Sessizce oturdu.
Saatler geçti.
Sonunda yorgunluk ağır bastı.
Yatağına uzandı.
Yarın yeni bir başlangıcın ilk günü olacaktı.
Ertesi sabah erkenden uyandı.
Kahvaltısını yaptıktan sonra cebindeki kartviziti çıkardı.
Kartın üzerinde tek bir isim yazıyordu.
Murat Demir.
Emlak Danışmanı.
Adres de hemen altındaydı.
Bir saat sonra küçük bir emlak ofisinin kapısından içeri giriyordu.
Murat kırklı yaşlarının sonunda, enerjik bir adamdı.
Kemal'in ne istediğini dikkatlice dinledi.
"Sessiz bir yer."
"Evet."
"Kalabalık istemiyorsun."
"Evet."
"Komşuların kavga etmeyeceği bir mahalle."
"Kesinlikle."
Murat gülümsedi.
"Tamam. Sana birkaç yer göstereceğim."
İlk ev şehir merkezine yakındı.
Yeni yapılmıştı.
Parlak duvarlar.
Modern mutfak.
Büyük balkon.
Ama aşağıdaki cadde hiç susmuyordu.
Arabalar.
Kornalar.
İnsan sesleri.
Kemal başını salladı.
"Olmaz."
İkinci ev göl manzaralıydı.
Manzara güzeldi.
Ama hemen yanında büyük bir restoran vardı.
Müzik sesleri bahçeye kadar geliyordu.
Kemal yine istemedi.
Üçüncü ev küçüktü.
Sessizdi ama bakımsızdı.
Çatısında çatlaklar vardı.
Bahçesi tamamen kurumuştu.
Kemal beğenmedi.
Son ev ise mahallenin en sonunda bulunuyordu.
Arabadan indiklerinde Kemal ilk anda konuşmadı.
İki katlı eski bir evdi.
Sarı duvarları vardı.
Beyaz çitlerle çevriliydi.
Bahçenin ortasında büyük bir ceviz ağacı yükseliyordu.
Rüzgâr dalların arasında hafifçe dolaşıyordu.
Sokakta neredeyse hiç ses yoktu.
Ne korna.
Ne kalabalık.
Ne de trafik.
Sadece kuş sesleri.
Kemal birkaç dakika boyunca etrafı dinledi.
Sessizlik bile huzurlu geliyordu.
Ev eskiydi.
Ama sıcak görünüyordu.
Pencereler güneş ışığını içeri alıyordu.
Salon genişti.
Köşede eski bir şömine vardı.
Arka bahçe ise beklediğinden büyüktü.
Kemal pencerenin önünde durdu.
Sokağa baktı.
İçinde uzun zamandır hissetmediği bir duygu oluştu.
Huzur.
"Sanırım aradığım yer burası."
Murat gülümsedi.
"Ben de öyle düşünmüştüm."
Kemal başını salladı.
Henüz bilmiyordu.
Bu sessiz görünen mahallenin, çok yakında hayatının son büyük gizemine ev sahipliği yapacağını...