İçeriğe geç

Sesini Beklerken / Aref

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Sesini Beklerken / Aref

Bölüm 3

Hırs

Arda'nın yüzündeki o kararlı gülüş, benim karanlığımdan biraz olsun eksilmedi. Gözlerimi bir an bile ayırmadan ona bakıyordum. Arkamda Akut ve Batu'nun destekleyici varlığını hissedebiliyordum.

Arda bir adım geriye çekilip ellerini cebine koydu.

"Vay be, dilsizimiz cesaretlenmiş. " Dedi alayla. Sesi o kadar yüksekti ki sınıfın dışındaki bir kaç kişinin bile dikkatini çekmişti ama umrunda değildi. Şuan tek derdim, arkadaşlarımın benim yüzümden kavgaya girmesiydi.

Yere düşen kalemliğimi eğilip alırken Arda'nın omzuma hafifçe çarpmasını umursamadım. Canım ne kadar yansa da, yaralarımın ne kadar sızladığını hissetsem de belli etmemeliydim. Kalemliği sırama koydum ve cebimden çıkardığım telefonuma hızlıca yazmaya başladım. Ekranı doğrudan Arda'nın yüzüne doğru tuttum:

Benden uzak dur. Arkadaşlarıma bulaşırsan bu sefer susmam, müdüre giderim.

Arda ekrandakileri okuyunca kaşlarını çattı. Kısa bir an bocalasa da hemen kendini toparlayıp alaycı bir tavırla güldü. "Nereye gidiyorsan git," diye mırıldandı ama sesindeki o eski özgüven kaybolmuştu. Arkasını dönüp sınıftan çıkarken Akut'a ters bir bakış atmayı da ihmal etmedi.

​O sınıftan çıkar çıkmaz Batu derin bir nefes alarak sırtımı patpatladı. "İşte bu be Efe. Ezdirme kendini şu piçe."

Akut ise hâlâ kapıya doğru öfkeyle bakıyordu. "Yine de dikkatli olalım. Bu tip tipler tek başınayken cesaret edemez ama arkadan iş çevirmeyi iyi bilirler."

Sırama geri oturduğumda içimdeki gerginlik yerini hafif bir rahatlamaya bırakmıştı. Karnımdaki ağrı hâlâ ince ince sızlasa da, ilk defa geri adım atmamış olmanın verdiği o garip gururu hissediyordum. Batu cebinden çıkardığı soğuk su şişesini masama bıraktı.

​"Al bakalım, iç şunu. İkinci ders başlamadan kantine inip bir şeyler alalım, yüzün rengin yerine gelsin."

​Gülümseyerek başımı salladım. Telefonumu alıp Notlar kısmına yeni bir satır ekledim:

​Teşekkür ederim çocuklar. İyi ki varsınız.

​Aykut ekrana bakıp gülümsedi. "Saçmalama, her zaman yanındayız."

Zil tekrar çalmadan önce sınıftan birlikte çıktık. Koridordaki kalabalığın arasında yürürken, Arda'nın koridorun sonundaki merdivenlerde durup bize baktığını fark ettim.

Arda'nın koridorun sonundaki o dik dik bakışları, geri adım attığının değil, sadece daha büyük bir hamle için fırsat kolladığının kanıtıydı. O alaycı sırıtışının arkasında kin birikmişti ve bunu karşılıksız bırakmayacak kadar aşağılık biriydi.

E tabii ben aptal biri olduğumdan bunu unutmuş ona meydan okumuştum. Pişman mıydım? Evet.

Okul çıkışında hava kararmaya yüz tutmuşken Akut ve Batu ile vedalaşıp durağa doğru yürümeye başladım. Karnımdaki ağrı hafiflemişti ama içimdeki huzursuzluk katlanarak artıyordu. Sokağın tenha bir köşesine geldiğimde arkamdan gelen hızlı ayak seslerini duydum.

Dönmeme fırsat kalmadan biri beni sertçe duvara sıkıştırdı. Karşımda, yanında iki kişiyle birlikte Arda duruyordu. Gözlerindeki öfke bu sefer gizlenmeyecek kadar barizdi.

​"Sınıfta şov yapmak kolaydı değil mi, dilsiz?" dedi fısıltıyla, boğazımı sıkacak kadar yakınlaşarak. "Müdürle mi tehdit ediyorsun beni? Senin o arkadaşların her an yanında olamayacak."

Çırpınmaya çalıştım ama arkamdaki diğer ikisi kollarımı tuttu. Arda, sabah karnıma vurduğu yere tam gücüyle bir darbe daha indirdi. Nefesim kesildi, dizlerimin üzerine çöktüm. Ağzımdan tek bir ses bile çıkaramamak, boğazımda düğümlenen o çaresiz çığlık canımı darbeden daha çok yaktı.

​"Bu sadece başlangıç," dedi Arda, saçımdan çekip yüzümü kendine doğru kaldırarak. "Yarın o sınıfa geldiğinde yine o iki salağın arkasına saklanırsan, bu sefer onları da işin içine sokarım. Ayağını denk al."

Yerde nefes almaya çalışırken Arda'nın nefreti henüz tamamen dinmemişti. Tam bittiğini, çekip gideceklerini düşündüğüm anda Arda bir adım geriledi ve çantamı sırtımdan söküp aldı.

İçindeki defterleri, kitapları, en önemlisi de telefonumu asfaltın ortasına savurdu.

"Müdüre yazacağın kelimeler bunlardı, değil mi?" diyerek botunun tabanıyla telefonumun ekranına tüm gücüyle bastı. Telefonumu tamamen kullanılamaz hale getirdiğinde, ayağının ucuyla bir de kitaplarımı çamura doğru fırlattı.

Yanındaki iki çocuk kollarımı bıraktığı an sertçe yere kapaklandım. Arda tepemde durup saçlarımdan tutarak kafamı zorla yukarı kaldırdı. Sırıtan yüzü tam gözümün dibindeydi.

"Senin o sesini de, o kalemini de ben yok ederim," dedi. Ardından dizini şiddetle yüzüme doğru geçirdi. Burnumdan patlayan sıcak kan çeneme doğru süzülürken kafam geri düştü. Karanlık bir an için gözlerimi kapladı.

Bitti sanıyordum ama bitirmedi. Yerde kıvranırken bu sefer sırtıma ve kaburgalarıma arkası kesilmeyen tekmeler savurmaya başladı. Her bir darbede ciğerlerimdeki son nefes de dışarı çıkıyor, çığlık atmak istiyor ama boğazımdan sadece boğuk, çaresiz hırıltılar çıkıyordu.

"Hadi söylesene arkadaşlarına. Yazsana telefonuna." diye bağırdı Arda, son bir tekmeyi de bacağıma atıp beni orada öylece ölü gibi bırakmadan önce. "Yarın sınıfa geldiğinde gözüme bile gözükmeyeceksin. Yoksa o iki salağı senin gözünün önünde mahvederim."

Adım sesleri ve kahkahaları sokağın karanlığında kaybolana kadar yerimden kımıldayamadım. Yüzümden akan kan çamurla karışıyordu. Yağmur hafif hafif çiselemeye başladığında, soğuk damlalar yüzümdeki yaraları sızlattı.

Kırık telefonumu ve çamura batmış defterlerimi toplayıp çantama tıktım. Her adımda kaburgalarımda bıçak gibi bir ağrı saplanıyordu ama eve kadar pes etmeden yürüdüm.

Odama girip banyodaki aynaya baktığımda karşılaştığım manzarayı tanıyamadım. Patlamış bir dudak, morarmaya başlamış bir göz ve çamur içinde bir yüz...

Yinede ben hala pes etmedim. Galiba.

Beni yok edemedin Arda. Yarın o sınıfa geldiğinde, hayatının en büyük hatasını yaptığını anlayacaksın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.