Kerem arayan kişiyi gördüğünde yüzünde dehşet bir ifadeyle başını telefondan kaldırıp bana baktı. Ne olduğunu anlamayarak ona bakıyordum, ve telefon hala çalıyordu.
Yutkundu.
"Yusuf arıyor, geç kaldık. Bizi gebertecek..."
Tek kaşımı havaya kaldırdım.
"Gerçekten, bu mu? Ödümü koparttın..."
Ben bunu dedikten sonra Kerem hemen beni kolumdan -nazikçe bir şekilde- tutup arabaya doğru götürdü. Aceleyle arabaya bindik, ve hemen oradan uzaklaştık.
Kerem'e dönüp baktım, Suratında telaştan çok heyecanlı bir ifade vardı. Bunun ne olduğunu birazdan öğrenecektim, ama aşırı merak ediyordum...
Başımı cama doğru çevirdim. Hızla kaybolan ağaçları, binaları ve arabaları izledim.
Başımı koltuğa yasladım. Gözümü huzurlu bir şekilde hafifçe kapadım. Hani insan bazen böyle kendini huzurlu hissederdi ya, böyle nerede olursa olsun başını bir yere koyup gözlerini kapamak ister... Bende şuan o hissi yaşıyorum, huzuru...
Gözlerimi kapatmıştım, fakat uyumuyordum. Sadece bu anın tadını çıkarmak istiyordum, çevremdeki sesleri dinlemek istiyordum...
Araba durduğunda gözlerimi usulca açtım, ve suratımı Kerem'e çevirdim. Bana gülümseyerek; "Geldik." Dedi. Başımı salladım ve araban indik. İndiğimde etrafıma baktım, Gaziemir'e gelmiştik. Hoş gözüken bir apartmanın önünde durmuştuk. Evim buranın hemen arka sokağındaydı. Kerem ile çok yakın oturuyorduk zaten...
"Hadi gel..." Dedi Kerem gülümseyerek.
Apartmandan içeriye girdik. Saat on ikiyi geçmişti ve tarih çoktan 11 ekim olmuştu...
Asansöre bindik. İkimizde sessizliğimizi koruyorduk. Kerem'in suratında bir heyecan vardı ve ben o suratındaki heyecanı gördüğümde daha da meraklanıyordum.
Asansör katına ulaştı, hemen indik ve daire kapısının önüne geldik. Kerem cebindeki anahtarla kapıyı açtı ve içeriye girdik.
İçeride kimse yoktu...
"Ayakkabılarını soy istersen." Dedi ve önüme bir terlik koydu. Hemen ayakkabılarımı çıkarıp terliği giydim ve Kerem'in yönlendirmesiyle de salona geçip koltuğa oturdum. Kerem'de o sırada içerideydi. Etrafıma şöyle bir baktım. Zevkli biri tarafından döşenmiş bir evdi. Tarzı sade ve şıktı, göze çok batmıyordu.
Acaba kim bu evi döşemişti..?
"Melek! Kahveyi nasıl içiyorsun?" Kerem'in sesi düşüncelerimden çıkmamı sağladıktan sonra, "Şekersiz!" diye cevap verdim. Normalde olsa asla bu saatte kahve içmezdim, fakat uykum açılsın istiyordum.
Kerem elinde iki kupa kahve tutarak içeriye girdi. Bana kahvemi uzattı, teşekkür edip aldım, ve yanıma oturdu.
"Biliyor musun? Bende kahveyi şekersiz içiyorum." Kerem kafamı dağıtmaya çalışıyordu. Bunu anlamam gülümsememe sebep oldu.
"Zevklerimiz aynı demek..." Diye cevapladım. Bana döndü ve değişik bir gülümsemeyle baktı. Sonra boğazını temizledi, ve kahvesini yudumladı.
"Bir şey soracağım, bu evi kim döşedi?" En son dayanamamıştım ve ben normalde asla ama asla kimsenin evini falan merak etmezdim, ama Kerem hakkında çoğu şeyi merak ediyordum.
"Nasıl yani, neden sordun?" Dedi şaşkınlıkla bakarak.
"Öylesine..." Dedim sanki konu açmaya çalışıyormuşum gibi davrandığımı sansın diye. Ama hiçte öyle değildi aşırı merak ediyordum.
"Hmm, öyle mi?" Bana yaklaştı. "Öyleyse söyleyeyim, evi annem döşedi."
"Güzel bir zevki varmış. Yalnız mı yaşıyorsun?"
"Hayır, ailem iş sebebiyle yurt dışına gitti. O yüzden bende bu haftayı tek başıma geçireceğim." Diye sorumu yanıtladı.
Yüzlerimiz aşırı yakındı ve aşırı heyecanlanmıştım, kalbim çok hızlı atıyordu. Birden elini kalbimin üzerine koydu.
"İyi misin? Kalbin çok hızlı atıyor." Hayır, hayır, hayır! Şuan olmamalı!
"Öyle mi?" Diye sordum. Sesim titriyordu. Kahretsin...
"Öyle." Dahada yaklaşmıştı. Bu kez kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Ama sonra binlerce şükür etmeme sebep olan bir şey oldu; Zil çaldı... Bu Kerem'in kapıya gitmesine sebep oldu ve bende o sırada sakinleştim. Daha doğrusu kendime geldim...
"Allah'ın cezası kullar! Siz benim telefonlarımı nasıl açmazsınız, mesajlarıma nasıl bakmazsınız?!" Yusuf'un sitemli sesini duyunca güldüm.
Bir saniye...
Yusuf hangi ara mesaj atmıştı?
Hemen kalkıp çantamdan telefonumu çıkardım.
54 CEVAPSIZ ARAMA
89 YENİ MESAJ
Yandığımın resmidir...
Yusuf içeri "MELEEEEEĞKK!" Diye girdi.
Ona doğru döndüm.
Bir süre bakıştık...
Tek kaşını havaya kaldırdı. "Nelerdeydin kız sen! Ben senin için anandan 1 geceliğine izin almakla cebelleşeyim, gelip senin yaptığına bak. Aşk olsun, benimle konuşma..." Dedi ve kollarını birbirine bağlayıp benim arkamdaki cama bakmaya başladı.
"Yusuf, ama-"
"Duymak istemiyorum." Dedi ve eliyle beni susturdu.
O an aşırı komik gözüküyordu. Rol yapmaya çalışıyordu ama bence yapamıyordu...
"Ananda az değilmiş izni alırken ağzıma sıçtı..." Dedi bir anda, ve ikimizde kahkaha atmaya başladık.
Sonra birden ışıklar gitti.
Kimseden de ses soluk çıkmadı.
Etraf zifiri karanlıktı, telefonlarımız yanımızdaki koltukta olsa bile o kadar karanlıkta alamazdık.
Birden ışıklar açıldı.
"İyiki Doğdun, Meleeeeek!" Diye herkes salonda belirdi.
Herkesten kastım, Gizem, Kerem ve Yusuf'tu...
E benim bugün doğum günüm değildi?
Doğum günüm 22 Ekim'deydi, ve doğum günüme daha 10-11 gün falan vardı.
Sonra ellerinde pastayla Kerem gülümseyerek bana doğru yaklaştığında kalbim ısındı.
Hepsi "Üüüfle, Üüüfle, Üüüfle!" Diye tezahürat yapmaya başlamıştı. Bende tam sevinçle üfleyecekken Kerem beni durdurdu.
"Dur! Dilek tutup öyle üfle." Dediğinde gözlerimi kapattım.
O an İçimdeki Sesi Dinledim, ve Kerem'le bir ömür boyunca beraber ilişki yaşamanın dileğini tutup pastayı üfledim. Daha sonrasında ise hepsi alkışladı.
Böyle bir dileği dilediğim de şunu anladım, ben galiba gerçekten Kerem'i çok seviyordum...
"Eeee, hadi kes pastayı kız!" Diye bağırdı Yusuf.
Sözünü ikiletmedim, Gülümseyerek pastayı kestim. Pastayı direkt olarak dörde bölüp tabaklara koyduk. Daha sonra da koltuklara oturduk.
Bir süre pastalarımızı yedik. Ardından "Bugün benim doğum günüm değildi, neden böyle birşey yaptınız?" Diye sordum.
Gizem ile Yusuf, Kerem'e doğru döndü. Yani onun cevap vermesini istiyorlardı. Kerem'de konuştu; "Irmak'ın yaptığına hepimiz sinirlendik ve senide belki böyle mutlu edebileceğimizi düşündük."
Herkes ise onu onayladı.
"T-teşekkür ederim..." Dedim duygulanarak.
"Doğum günün ne zamandı?" Diye sordu Gizem.
"22 Ekim..." Dedim cevap olarak.
"Vov, şansa bak! Doğum gününü 10 gün öncesinden kutlamışız..." Dedi Yusuf mutlulukla.
"Evet..." Diye de cevap verdi Kerem. Bunu söylerken bana anlamlı bir şekilde bakıyordu. O an çok utanmıştım, ama bana hep keşke öyle baksa...
"Melek, senin anan çok sinirli." Yusuf bunu söyleyince şok içinde ona döndüm.
"Neden, ne oldu?!" Dedim.
Gizem hemen cevapladı.
"Melek'ciğim sevgili annen beni az önce aradı ve ne yaptığımızı sordu. Ben ise ona benim evimde pijama partisi yaptığımızı, bu geceyi de tüm kızlarla bende geçireceğini söyledim. Seni de defalarca kez aramış, ama sen sanırım duymamışsın. Aşırı sinirliydi telefonlarını açmadığı için. Yani eve gittiğinde çekeceğin var..."
Gizem güzel ve resmi bir Türkçe ile gülümseyerek bunu söylediğinde gözlerim kocaman açıldı.
Annem kesin şuanda sinir küpüne dönmüş olmalıydı...
"Sonra ne dedi?" Diye sordum korkuyla.
"Şey-" Gizem ağzında bu şekilde lafı gevelemeye başlayınca Yusuf birden konuştu.
"Eve gelsin ben onun ağzına sıçacağım dedi."
Gözlerim şok dalgası ile daha da açıldı.
"S-siz ne dediniz ona peki?"
"Ay ben elime direkt telefonu alıp 'teyzeciğim, sakin ol' falan dedim ama o birde erkek sesi duyunca iyice çıldırdı." Diye cevap verdi Yusuf.
"NE!" Diye korkuyla bağırdım.
"Ay dur bi' bizde o öyle bağırmaya başlayınca telefonu yüzüne kapattık. Ama kapatmadan önce hemen eve gelsin falan diyordu. Sanırım hep beraber geceyi geçiremeyeceğiz..." Dedi Gizem üzüntüyle.
"Ne yaptınız siz!? Telefonu yüzüne kapattığınız için aşırı sinirlenmiştir..." Üzülmüştüm, annem çok baskıcıydı. Fakat onun kötü bir niyeti yoktu, sadece onun gözünde hala bir bebektim...
"Ay boşver kız! Başka zaman daha iyilerine artık! Saçmasapan üzülmelere girme... Bizde üzülürüz bak." Dedi Yusuf.
"Neyse arkadaşlar, tamam. Hadi Yusuf bizde kalkıyoruz. Kendinize iyi bakın, görüşürüz." Diye ortalığı toparladı Gizem.
Yusuf ilk önce anlamazdan Gizem'e baktı, Gizem ise ona kaş göz yapınca Yusuf hemen anladı ve kalktılar.
Kerem ile beni ellerinden geldiği kadar yalnız bırakmaya çalışıyorlardı. Irmak'ın doğum gününde de aynısını yapmışlardı.
Kerem onları uğurladı ve sonra gelip benim yanıma oturdu.
"Sürprizimizi beğendin mi?" Diye sordu gülümseyerek...
"Çok..."
"Ne kadar çok?" Şeklinde devam ettirdi.
Ve o an yüzlerimiz yine birbirine çok yakındı. Kalbim deli gibi çarpıyordu, bayılacaktım sanki...
"Melek..."
"Efendim..?"
"Pasta dudağının kenarına bulaşmış."
Bunu der demez eliyle dudağımın kenarını sildi. Kalbim şimdi çıldırmıştı. O kadar hızlı atıyordu ki, yerinden çıkacağını bile düşünmüştüm.
Birkaç saniye öylece kaldık, onun eli dudağımın kenarında, yüzlerimiz birbirine aşırı yakın, kalbim deli gibi çarpıyor...
"Kalbin." Dedi Kerem. Sanki içimi okumuştu.
"Kalbim." Diye saçma bir cevap verdim.
"Çok hızlı atıyor." Dedi tatlı bir şekilde gülümseyerek...
O an kalbim sanki patlayacaktı. Heyecandan elim ve ayağım titremeye de başlamıştı.
"Sakin ol." Dedi ama aşırı yakındık.
"Sakinim." Hayır hiç değilim.
"Emin misin?"
"Eminim." Değilim, öleceğim.
Gülümsedi. Çok güzel gülümsüyordu. Ela gözleri parlıyordu. Yüzünü ilk kez bu kadar yakından inceliyordum. Yeni çıkmaya başlamış sakalları, içi parlayan ela gözleri... Çok etkileyiciydi.
"Melek."
"Efendim?"
"Bir şey söyleyeyim mi..?"
"Söyle." Sesim de titremeye başlamıştı, kahretsin.
"Çok güzelsin..."
~