6. BÖLÜM
Herkes çadırlarını kurmuş, giyinmiş alandaki masalarda oturmuş, Derya Hocanın konuşmasını dinliyordu. “Evet kampa geldik, tatilinizi yapacaksınız ancak burada sizin yemeklerinizi hazırlayacak ve temizliğinizi yapacak kimse yok. Feride Hanım size yetişemez. Zaten kamp dediğimiz 5 yıldızlı otel değildir. Kamp doğayla iç içe olmaktır. O yüzden her gün liste sırasına göre görevlerinizi söyleyeceğim. Mesela bugün listenin ilk 5 öğrencisi kahvaltı hazırlayacak. Akşam sonraki 5 kişi yemeği hazırlayacak. Bu sırada diğer kişiler de boş durmayacak. Bugün 6 ve 10 numaraları arasındakiöğrenciler kahvaltı masasını hazırlayacak. Ondan sonraki 5 kişi toparlayacak. Listenin son 5 öğrencisi de bulaşık yıkayacak. Bu böyle her gün sabah akşam tekrarlanacak.”
Hoca bir sıkıntı var mı dercesine bize baktı ki Sinem elini kaldırdı. “Evet Sinem.” Boğazını temizledi, “Şimdi hocam bize tatil olacağı söylendi, hizmetçilik yapacağımız değil. Ben asla, bakın, asla bulaşık yıkamam. Neden başkalarının yediği yemeklerin artıklarının olduğu tabaklara elimi süreyim ki.” kusuyormuş gibi yaptı.
“Evet hocam, ben öyle herkesin tabağını yıkayamam. Ayy, ne iğrençtir onlar şimdi. Sinem’e katılıyorum.”
“Senin annen de sizin tabaklarınızı yıkarken böyle söylüyor mu Buse?”
“Hocam benim annemin hiç böyle dertleri olmadı. Bizim evde hep hizmetçi vardı. Asla, katiyen bulaşık yıkamam.”
“O zaman kimse sana yemek hazırlamaz Sinem. Sen bulaşıkları yıkarken arkadaşların da yemek yapacak, temizlik yapacak, masa kuracak. Eğer sen görevlerini yapmazsan kimse de sana bir şey hazırlamaz. Günün sonunda sen kendi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken hiçbir etkinliğe yetişemezsin.”
“Öff, tamam.”
Mert’in, “Ozan, sen sevgilinin görevlerini yapsana. Koca adamsın kızı böyle zor bir durumdan kurtarmak istemez misin?” demesiyle Ozan’ın yüzü kızardı ve “Hayır canım, yani biz öyle sevgili falan değiliz.” dedi.
Bir yanımda Ecrin diğer yanımda Can oturuyordu. İkisi de aynı anda kulağıma, “İşler kızışıyor.” dedi. Can bunu der demez yanında oturan Utku arkadan tişörtünü tutup sandalyesine oturtturdu, “Kızı rahat bırak.” Ecrin ile kıkırdadık. Sinem sevgilisine dönüp -ki Ozan sevgili olmadıklarını söylüyordu- “Nasıl sevgili değiliz. Ozan bunu nasıl söylersin?” Herkes “Uuuuuu” dedi. Film gibi izliyorduk aralarındaki çekişmeyi.
“Bu çocuğa çok üzülüyorum Irmak. Sürekli Sinem tarafından ya azarlanıyor ya rezil oluyor. Keşke onu seven düzgün bir kız arkadaşı olsa.”
“Haklısın Ecrin.”
“Heyy çocuklar ne sevgilisinden bahsediyorsunuz? Şu an bunun sırası mı lütfen buraya odaklanın. Sizin kişisel hayatlarınıza karışmıyoruz ama suyunu da çıkartmayın lütfen.”
“Çocuklar Derya Hocanıza odaklanalım.” Hem Derya Hocanın hem de Ata Hocanın uyarısı ile sessizleştik. Derya Hoca da devam etti. “Şimdi tuvaletleri temizleme olayları da var. Lütfen tuvaletlerimizi temiz bırakalım. Çıkmadan önce şöyle bir kontrol edelim tamam mı? Tuvaletlerde uzun kalmayalım, kalabalığız ve sadece 4 tuvalet var.” Kaşlarını çatarak uyarıcı bakışları ile erkeklere ve hocalara bakıp “Özellikle erkeklere bu ikazım.” dedi. Bütün kızlar güldük. Derya Hoca annemiz gibiydi. 48 yaşında olup 3 çocuk annesi olması zaten annelik içgüdüleri ile bize öğretmenlik yapmasını sağlıyordu.
“Evet, şimdi liste sırasıyla sizlerin görevlerini vereyim.” Şortunun cebinden isimlerimizin olduğu listeyi çıkarıp görevlerimizi dağıtmaya başladı. “İsimleriniz alfabetik sıra ile dizili. Hiç bana laf yetiştirmeyin. İlk 5 öğrencimiz kahvaltımızı hazırlayacak. Bunlar Aslı, Berk, Buse, Can ve Caner.”
“Hocam bugün ben Berk’in yerine yemek hazırlayabilirim. Hem arkadaşlarımla da olurum hem de mutfağı iyi bilirim.” Zeynep heyecanla ayağa kalkıp Berk’in yerine geçmek istedi. Ecrin’e bakınca onun da benim gibi neden Berk’in yerini almak istediğini tahmin ettiğini fark ettim. Stresli olduğu zamanlar yaptığı gibi parmaklarını kıtlatıyordu. Ellerini tutup ona gülümsedim, “Merak etme daha 1 hafta buradayız. Yakınlaşacak bir an bulursunuz.” Başını olumsuz anlamda salladı, “Ümidim azalmaya başladı Irmak. Caner de çok hevesli duruyor,baksana.” Gerçekten çocuğa bakınca kocaman bir gülümseme ile Zeynep’e baktığını fark ettim. Acil bir şekilde bir şey yapmamız gerekiyordu. Yoksa Ecrin’in korkuları gerçek olacak gibi duruyordu.
“Evet hocam, Zeynep benim yerime geçebilir. Ben Zeynep’in görevini yaparım. Hem ne onun görevi?Yemek yapmaktan daha kötü ne olabilir ki?”
“Emin misin Berk çünkü Zeynep’in görevi sanırım bulaşık yıkamak olacak.”
“Iıı boş verin hocam, ben yemek yaparım.”
“Zaten izin vermeyecektim oğlum. Kimse kimsenin görevini alamaz. Daha fazla sözümü bölmeyin lütfen yoksa yemeğiniz bir o kadar gecikecek. Hatta ilk beşli direkt mutfağa geçsin sizin diğerleri ile bir işiniz yok. Feride hanım kibarlık yapıp kaldıkları evin mutfağını sizlere açtı. Yanınızda hem Feride Hanım hem de Merve Hocanız olacak. Birlikte, siz çadırlarınızı kurarken Ata Hocanız ile Özer Hocanızın aldığı malzemelerden güzel bir kahvaltı sofrası kurun. Hadi kalkın artık, neyi bekliyorsunuz?”
Can’a dönüp, “Umarım yemeğimizin içine etmezsin.” dedim. Bana bir gülümseme gönderdi. “Merak etme Barbie, elimin lezzeti ile sizlere mükemmel bir kahvaltı sofrası hazırlayacağım.” O kalkıp gidince Ecrin ile Utku’ya döndük -o Can’ın oturduğu sandalyeye geçmişti- Ecrin korkarak,“Can’ın yaptığı yemeklerden zehirlenmeyiz değil mi?” dedi. Utku başını salladı, “Dua etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.” Biz de kendi görevlerimizi öğrenmek için Derya Hoca’ya döndük.
***
Ecrin, İlayda, Ege, Hasan Ali ve Deniz masaları kuruyordu. Ben, Kaan, Mert, Merve ve gıcık Nazlı yemekten sonra masaları toparlayacak, etrafı temizleyecektik. Kalan son beşli de yani Ozan, Sinem, Utku, Yiğit ve Zeynep’te yemekten sonra bulaşıkları yıkayacaktı. Her iki tarafında dinlenmek için vakti olacaktı. Listenin ilk yarısı yemekten sonra dinlenecek, diğer yarısı da yemekten önce dinlenecekti.
Fark etmeden Utku, Can, ben ve Ecrin bir dörtlü arkadaş grubu gibi olmuştuk. Doğrusu ben memnundum. En azından eğleniyorduk. Grupça etrafı dolaşmaya karar verdik. Bazılarımız yolculuktan dolayı hâlâ yorgundu ve bazılarımız da midesi bulandığından yürümek istemedi ve hamaklara geçti.
Merve saçını toplayıp güneş gözlüğünü taktı, “Evet kimler yürüyüş yapmak ister?” Yiğit, Utku, Ozan ve ben elimizi kaldırdık. Diğerlerine dönüp, “Siz neden gelmiyorsunuz?” dedim. Utku hemen atladı,“Zorlama Irmak, gelmek istemiyorlarsa gelmesinler.” Ona döndüğümde lütfen der gibi bakıyordu. Gözlerimle Sinem’i işaret edince başını olumsuz anlamda salladı. Aaa, demek Sinem’i istemiyordu. O zaman bende zorlamazdım. “Neyse canım gelmezseniz gelmeyin.” deyip omuz silktim.
“Çok kibar bir teklif Irmak’cığım ama benim hem yolculuktan hem de çadır kurmaktan belim ağrıyor. Hmm, şu hamaklar çok rahat görünüyor ben şurada uzanayım. Nazlı, Ozan hadi.” Arkasını dönüp hamaklara ilerledi. Nazlı ikiletmeden, “Bye.” diyerek giderken, Ozan peşinden gitmedi. Sinem bunu fark edince arkasını dönüp, “Ozan? Gelmiyor musun?” dedi.
“Ben etrafı dolaşmak istiyorum Sinem. Sen git otur. İlk defa kamp yapıyorum ve bundan keyif almak istiyorum.”
Kız gerçekten şaşırmıştı. Gözlerini kocaman açıp, “Öyle mi?” dedi. “Evet öyle.” Burnundan nefes alarak arkasını dönüp hamaklara gitti. Yiğit, Ozanın sırtına vurup, “Çok iyiydi dostum.” dedi. Utku da onlara katıldı, “Evet kanka, o kız için kendi keyfinden kısma. Değmez. Ben zaten hep neden bu kadar yakışıklıyken o kızla çıktığını merak etmişimdir.”
“Kanka 9. Sınıftık, gençtik ve sevgilimiz olsun diye götümüzü yırtıyorduk.” Yiğit buna güldü. “Doğru, o zamanlar bende sevgilim olsun istiyordum ama bunun için okulun en gıcık kızına çıkma teklifi edecek değildim.”
“Siz gelecek misiniz yoksa kız muhabbeti mi yapacaksınız?” Merve biraz ileride dereye doğru gitmişti. Kaşlarını çatmış bizi bekliyordu, “Geliyoruz. ”diye seslenip peşinden ilerledim, “Hadi ama kız haklı. Geliyor musunuz, gelmiyor musunuz?” Utku sırıtıp, “Geliyoruz merak etme” dedi.
“Ben ne merak edeceğim canım, sadece kız beklemesin diye dedim.”
“Hıhı.”
“Ben ciddiyim.”
“Ben de.”
Ona baktım. “Tamam.” Başını salladı, “Bence de tamam.” Oflayıp Merve'ye yetiştim. “Erkekler çok gıcık değil mi?” Bu kızı seviyordum, çoğu kızdan daha farklıydı. Bana göre daha olgundu ve kendi ayakları üzerinde durabileceğini çoktan kanıtlamıştı. Biz LGS’nin bitmesinden her şeyi salıp eğlenirken,Merve yazılım yapıyordu. 10. sınıfın başında kendi yazılım şirketini kurmuştu ve bu gencecik yaşında birçok şirketin sistemlerini hazırlamıştı. Ona çok saygı duyuyordum.
“Erkeklerin çoğu gıcık, evet.” Devam etmeden önce biraz daha sessiz kalıp düşündüm. Biz önden ağaçların arasında yürürken, erkekler arkadan artık her neyse ona gülerek yürüyordu. “Ama hepsini gıcık bulmuyorum. Bazen aralarından bazı cevherler çıkabiliyor.” diyerek devam ettim.
“Evet, bunu en iyi ben bilirim.”
“Nasıl yani?”
İç çekti, “Söylemek konusunda emin değilim. İlayda dışında kimse bilmiyor ve kimsenin de bilmesini istemiyorum.” Bana bakıp gergin bir gülümseme gönderdi, “Ama sana güveniyorum ve kimseye söylemeyeceğine inanıyorum. Bu kişi Ecrin bile olsa lütfen kimseye söyleme.”
“Tabii ki söylemem. Bana güvenmenden büyük mutluluk duydum.” Kocaman gülümseyip elini tuttum. Yürüyüş yolunda biraz daha hızlandık. Arkamızdaki erkekler ile aramızda bizi duyamayacakları kadar mesafe kalınca yavaşladım, mesafeye bakmak için arkamı döndüğümde Utku’nun bizim uzaklaştığımızı fark ettiğini gördüm. Kaşlarınıçatınca, bir şey yok dercesine gülümsedim.
“Evet, buradan seni kimse duyamaz. Anlat bakalım. Neden en iyi sen bilirmişsin?”
Uzaklara bakarak ağzından baklayı çıkardı, “Ben Ali ile sevgiliyim.” Ona döndüm. Gözlerimi kocaman açmıştım. Kaşlarımı hiç bu kadar kaldırabileceğimi bilmiyordum. Konuşamıyordum. O kadar şaşırmıştım ki inanmak istemiyordum. Ağzımdan tek kelime çıkabildi. Fısıltıyla, “Ne?!” dedim. “Ne? Lütfen bana şaka yaptığını söyle. Merve, bana şaka yaptığını söyle yoksa gider şu ağaçtan kendimi aşağı atarım.” Elimle ağacı işaret ettim. Şöyle bir bakınca ağaç çok yüksekti. Tüh be. Keşke bunu söylemeseydim. “Geri alıyorum, ağaç çok yüksek. Sadece, ne bileyim,bayağı garip bir durum bu.”
“Yaa… Senin böyle tepki vereceğini hiç düşünmemiştim.” Güneş gözlüğünü çıkarıp kafasının üzerine koydu. Gözleri kızarmıştı. “Gel buraya.” deyip ona sarıldım. Doğrusu Merve ile ilk defa bu kadar samimiydik. Kız duygularını o kadar iyi saklıyordu ki. Ağlamak üzere olduğuna inanmak zordu. “Hasan Ali adına çok mutlu oldum.” Aynı anda saçlarını okşuyordum. “Ama neden o Merve? Sence de biraz şey bir çocuk değil mi? Iııııı haylaz, düzensiz, kaba, sorumsuz, pis falan filan.” Geriye çıkıp Merve’ye bakınca bu söylediklerimin onu daha da üzdüğünü fark ettim. Daha sıkı sarılıp sırtını okşadım, “Özür dilerim. Benim öyle söylememem gerekirdi. Sonuçta onu seviyorsun.” dur bir dakika. “Şey, Merve seviyorsun değil mi?” Benden ayrılıp gözünden akan iki damla yaşı sildi. Kafasını salladı. Yutkundum. Bunu idrak etmem biraz uzun sürecekti.
Yürümeye devam ederken Merve de olanları anlattı. Meğerse Hasan Ali ile ortaokuldan beri tanışıyorlarmış. Merve ondan her zaman nefret etmiş. Çünkü Hasan Ali ortaokulda şu an olduğundan çok daha sinir bozucuymuş. Sürekli dersin işlenmesine engel oluyormuş. Her dersten atılıyormuş. Eğer ailesinin durumu iyi olmasa okuldan atılabilirmiş. O zamanlar Merve çok uslu bir kız olduğundan, sınıf öğretmenleri onları birlikte oturtmuş. 8. sınıfa gidiyorlarmış ve Merve’nin en stresli zamanlarıymış. Hasan Ali bu süreçte sürekli komik şakalar yaparak kızı güldürmüş. Sınavlardan ve deneme sınavlarından önce gerginliği azalsın diye espriler yaparmış ve Merve de biraz olsun gevşermiş.
Merve liseyi %75 burs ile kazanırken, Hasan Ali bizim sandığımız gibi tamamen para ile girmemiş okula. Tembel diye bildiğimiz oğlan %25 burs ile girmiş. Ve bunların hepsi Merve’nin yardımları ile olmuş. Arada Hasan Ali ile kütüphaneye gider ders çalışırmış, eğer iyi günündeyse yapamadığı sorulara da yardım edermiş. Çocuk, Merve ile aynı liseye gitmek için çalışmaya başlamış.
“Liseye geçince iletişimimiz biraz azaldı tabii. İlk iki sene farklı sınıflardaydık. Sonra o sayısal alanı seçince yine aynı sınıfa denk geldik. Sıralarımızın yakın olması iletişimimizi artırdı. Irmak inanamazsın ama çok tatlı biri. Beni hep güldürüyor ve hiç kırmıyor.” Bunları yüzünde çok tatlı bir gülümseme ile söylemişti. “Ahh tatlım, sen aşık olmuşsun.” Yerimde zıplıyordum. Aşkı nerede görsem tanırdım. E sonuçta o kadar yıl boşuna romantik kitaplar okumadık değil mi?
“Aşk mı? Hayır. Ben aşık olmadım. Sadece ondan hoşlanıyorum. Siz sanıyorsunuz ki çok kaba, kimseyi düşünmüyor. Hayır. Düşünüyor, sadece belli etme şekli farklı. Yaptıklarını başka bir bakış açısından bakarsanız anlarsınız.”
“Bunu deneyeceğim Merve. Gerçekten. Ancak sende şunu kabul etmelisin ki Hasan Ali gerçekten uyuz bir tip.”
“Belki. Ama ben onu böyle seviyorum. Benim eksikliğimi tamamlıyor anlıyor musun? Bende olmayan eğlenceli kişiliği, Ali çok güzel kapatıyor ve şu anlık bundan gerçekten çok memnunum.”
Ona tekrar sarıldım. “Sen mutluysan ben de mutluyum boncuk gözlü.” Bize yaklaşan adım sesleri duyunca ayrıldık ve Merve gözlerindeki yaşları silmek için arkasını dönmedi. Ben sese dönünce,gelenin Utku olduğunu fark ettim. Bu çocuk neden sürekli karşıma çıkıyordu?
“Kızlar çok uzaklaşmışsınız. Ayrıca Umut abi bizi çağırmaya geldi. Yemek hazırmış bizi bekliyorlar. Ve inanamayacaksın ama Can menemen yapmış Irmak.”
“Şaka yapıyorsun?”
Kafasını salladı. “Gerçekten. Hatta Umut abi ile bize mesaj bile göndermiş geri zekâlı, diyor ki, ‘O menemeni yemeden yakınlaşamazlar’ doğrusu ben ne demek istediğini anlamadım.” Merve dönüp, “Ben anladım. Ama size söylemeyeceğim, kafanızı kullanıp anlamaya çalışın bakayım.” dedi. Gözleri hala kızarıktı ama daha iyi görünüyordu. Utku kızardığından yere bakıyordu, o yüzden Merve’nin ağladığını fark etmedi.
“Hadi Utku, sabaha kadar yere mi bakacaksın? Bize yolu göster, gerçekten çok uzaklaşmışız.” Merve elimden tutup Utku’yu ittirdi ki yürümeye başlasın artık.
Kamp alanına geri gelince burnumuza çok güzel kokular geldi. Ecrin oturduğu yerden beni görünce kalkıp koşarak yanımıza geldi. “Hey Irmak,nerelerdeydiniz? Sizi merak ettik. Ayrıca inanamayacaksın ama Can bir menemen yapmış. Off, parmaklarını yersin. 5 kişinin de tadım testinden geçti. Derya Hoca her sabah menemen yapmasını istedi ve Can’da bunu seve seve yapacağını söyledi.”
“Çok sevindim. Doğrusu o kadar açım ki masadaki her şeyi yiyebilirim. Biz kaç saattir açız Ecrin? Hadi yerlerimizi göster bize.”
Masalara yaklaşınca çoğu kişinin oturduğunu fark ettim. Bazıları ayakta herkese çay dolduruyordu. Bazıları oturmuş arkadaşları ile sohbet ediyordu. “Ayy, ne yürüme sevdanız varmış sizin de be. Yürü yürü nereye kadar?” Sinem her zamanki gibi burun kıvırarak yürümemizi küçümsüyordu. Hasan Ali’nin bize doğru baktığını görünce -aslında Merve’ye doğru- fark ettirmeden ben de onun bakışlarını inceledim. Kimse fark etmemişti ama gözlerinde minik bir endişe kırıntısı vardı. “Hey Irmak, arkadaşına hangi duygusal aşk hikayeni anlattın da bu kadar duygulanmış gözüküyor.”
Herkes Hasan Ali’nin yüksek sesle söylediğine gülerken -bir kişi dışında- ben Merve’nin ne demek istediğini anlamıştım. Bana laf atarak Merve’ye ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ben de ona onun anlayacağı yoldan cevap verdim, “Evet ona anlattığım şeyler yüzünden ağladı cancağız.” Gözlerindeki gizlenmiş endişe kırıntısı da gitmiş yerine bir rahatlama gelmişti. Ona benim yüzümden oldu demek istemiştim. Ve o da bunu yemişti.
“Evet kızlar, yerlerinize oturun bakalım.” Derya Hoca’nın ikazı üzerine yerlerimize oturduk. Merve, İlayda’nın yanına; ben de Can ile Utku’nun karşısına, Ecrin’in yanına oturdum. Masaya otururken iltifat etmeyi de unutmadım, “Doğruyu söylemek zorundayım Can, menemeninin namı yürüyüş yaptığımız yola kadar geldi. Mecbur geri dönüp bu menemeni denemeden yürümek istemedik.”
“Çok tatlısın Barbie, bu menemeni sizlere bir şeyler yapabileceğimi ispatlamak için yaptım. İçerisine sevgimi kattım.” Yan masadan laf atıldı, “Yoksa sevgim derken içerisine biz bakmıyorken Çin tuzu falan mı attın Can?” tabii ki erkekler güldü. Zeynep -bana göre- fazla sesli gülmüştü. Tabii konuşan Caner olunca Zeynep’in sessiz kalması mümkün değildi.
“Çok ayıp Caner. Kişi kendinden bilir işi olacak ki,acaba sen mi artık ne hazırladıysan üzerine Çin tuzu döktün.” Etraftan ‘Oooo’ sesleri yükseldi. Şaşırarak yanımdaki arkadaşıma baktım. Kulağına, “Çok iyiydi.” diye fısıldadım. Doğrusu Ecrin’in, Caner’e kızma ihtimalini hiç düşünmemiştim. Acaba ben fark edemeden kankam Caner’den soğuyor muydu?
“Ayy, yeter vallahi çocuklar. Sürekli konuşuyorsunuz kafa bu da. Lütfen Feride teyzenize teşekkür edin. Sizler için gözleme yaptı. Ona yardım eden Aslı ve Buse’ye de teşekkür edin. Kalabalık olmamıza rağmen 30-40 dakika da her şeyi hazırladılar.” Hep birlikte Feride teyzeye teşekkür ettik. Bunun karşılığında çok tatlı bir gülümseme ve Berk’in yanaklarının çekilmesini izledik. Çocuk Feride teyzenin sıktığı yanaklarını ovup gülümsedi.








