Asena’nın neşeyle etrafında dönmesi, ayağının altındaki gevşek bir taş parçasının kaymasıyla son buldu. Dengesi bozulan kız, küçük bir çığlıkla birlikte kendini yerde bulmayı beklerken, Emre’nin refleksleri saniyeler içinde devreye girmişti. Uzun kolları, Asena’nın belini havada yakaladı.
Bir an için zaman durdu. Şehrin ışıkları arkalarında parıldarken, Asena’nın pembemsi çiçekli elbisesi Emre’nin siyah deri ceketine sürtünmüştü. Aralarındaki mesafe tamamen sıfırlanmış, nefesleri birbirine karışmıştı. Emre, kızın gözlerindeki o şaşkın ve muzip pırıltıyı bu kadar yakından görünce kalbinin ritminin değiştiğini hissetti. Kendini hemen toparlayarak Asena’yı yavaşça çimenlerin üzerine bıraktı ve boğazını temizleyip ciddileşmeye çalıştı.
"Gördün mü? Fazla gevezelik ve enerji bünyeye zarar," dedi, sesine yine o sert tonu yerleştirmeye çalışarak. Ama artık çok geçti; duvarlarında açılan o çatlak kapanmıyordu.
Asena üstünü başını silkeleyerek gülümsedi. "Yaa, kesin öyledir! Ama itiraf et, beni düşmekten kurtarırken hiç de o korkunç mafya liderleri gibi durmuyordun." Tam o sırada Asena'nın karnından gurultulu bir ses yükseldi. Kız hiç utanmadan elini karnına koydu. "Şey... Benim kaçış ortağım, bu heyecan beni acıktırdı. Beni lüks, kasıntı ve takım elbiseli adamlarının koruduğu bir yere götürmeyeceksin herhalde?"
Emre gözlerini devirdi. "Seni evine götüreceğim Asena."
"Olmaz! Aç ayı oynamaz, motorun arkasından düşerim bak," diye diretti Asena. "Hem ben öyle havalı restoranları sevmem. Aşağıda, sahilde çok güzel bir seyyar köfteci var, oraya gidelim mi?"
Yarım saat sonra, şehrin en ünlü, adından söz ettiren yeraltı figürlerinden biri olan Emre; altındaki lüks motoru seyyar bir köfteci arabasının önüne park ediyordu. Etraftaki insanlar, motorun ihtişamından ve Emre'nin keskin bakışlarından çekinerek onlara bakıyordu. Asena ise durumdan son derece memnun, plastik sandalyelerden birini çekip oturmuştu bile.
"İki yarım ekmek köfte, bol soğanlı! Yanına da..." Asena durup Emre'ye baktı, göz kırptı. "...bize oradan iki kutu çilekli süt verir misin amca?"
Köfteci çırağı şaşkınlıkla bir Emre'nin üzerindeki simsiyah deri cekete, çatık kaşlarına, bir de elindeki çilekli süte baktı. Emre hayatında ilk kez ne yapacağını bilemez bir halde, elindeki pipeti kutuya batırmaya çalışıyordu. Tam o sırada, yolun karşısında duran siyah, camları filmli bir araba dikkatini çekti. Arabanın içindeki adamlar doğrudan onlara bakıyordu. Emre’nin adamları değildi bunlar.
Emre, elindeki süt kutusunu masaya bırakırken bakışları anında buz kesti. Bela, çilekli süt dinlemiyordu; onları bulmuştu.