Asena motorun srkasında Emrenin belini daha da sıkı sarılırken, motorun dikiz aynasindan bakkal rıza amcanın elinde süpürgeyle gittikçe küçülen sulieti görünüyordu. Emre şehrin kalabalık ve gürültülü caddelerinden hızla sıyrılıp motoru yukarıya, kimsenin pek uğramadığı eski tepeye doğru sürdü.
Tepeye vardıklarında Emre motoru stop etti. Ortama aniden derin sessizlik çöktü. Aşağida şehrin ışıkları yavaş yavaş yanıyor, tam karşılarında güneş gökyüzünü turuncudan mora boyayarak batıyordu.
Emre kaskını motorun üzerine bırakıp derin bir nefes aldı. Asene ise motordan adeta bir kuş gibi hafifçe atladı, pembemsi çiçekli elbisesini düzeltti ve tepenin uç kismina doğru koştu. Rüzgar saçlarını savururken arkasına dönüp Emreye baktı:
"İnanılmaz! Burayı nereden biliyorsun? Manzara tam anlamıyla büyüleyici!"
Emre ellerini deri ceketinden çıkardı ve ona doğru ağır adımlarla yürüdü. Gözleri şehirde ve ya batan güneşte değil, doğrudan asenanin üzerindeydi. "Kafamı dinlemek istediğimde buraya gelirim. Kimse olmaz" sesi her zamankinden daha kısık ve sakindi.
Asena çimenlerin üzerine bağdaş kurup oturdu, elindeki çilekli sütlerden birini Emreye uzattı "Al bakalım kaçış ortağim bunu hak ettin"
Emre bu kez itiraz etmedi. Yanına, aralarına biraz mesafe koyup oturdu ve sütü aldı. Pipeti batırıp bir yudum aldıktan sonrq sessizliğini korudu. Ama asenanin gözleri Emrenin yüzündeki o hiç geçmeyen gölgeli ifadeye takilmişti.
"Neden hep böylesin?" Diye sordu asena, sesindeki o her zaman çocuksu neşe yerine meraklı bir naifliğe bırakmıştı.
"Yani.... Sanki sana gülümsemeyi biri yasaklamış gibi. Hep bir savunma halindesin"
Emre donakaldı. Normalde birirsi ona böyle şeyler söylese ya onu tesrler ya da oradan uzaklaşırdı. Ama Asenanin o saf yargısız bakışı ilk defa duvarlarında bir çatlak oluşturmuştu. Süt kutusunu parmakları arasinda hafifçe sıktı.
"Gülümsemek...." dedi Emre, acı bir tebessümle şehre bakarak. " benim büyüdüğüm yerde Güneş, zayiflik demekti. Eğer birilerine gülümsersen, bunu seni ezmek için bir firsat olarak görürlerdi. Hayat bana erken yaşta kaşlarımı çatmayı insanlardan uzak durmaği öğretti"
Asena sessizce emreyi dinliyordu. Emre ilk defa birine geçmişin o karanlik odalarindan bir parça gösteriyordu: " Annem gittikten sonra bu şehirde tek başima ayakta kalabilmek için sert olmak zorundaydim, yumuşarsan kırılırsın"
Asena emrenin bu sözlerinin üzerine yavaşca ona doğru kaydı. Aralarindaki o mesafeyi kapatti. Elini çekinerek emrenin ceketinin kollu kismina bileğin doğru koydu. Dokunuşu o kadar hafifdiki emre irkilse bile elini çekmedi.
"Ama artık yalnız değilsin" dedi Asena, gözlerinin içi parlayarak. "Ve burasi o korkunç eski sokaklar değil yanındayken gardını düşürebilirsin emre. Söz veriyorum senin o sert duvarlarıninin arkasindaki seni kimseye söylemeyeceğim. Hem bak çilekli süt içen bir mafya lideri bence çok havalı!"
Emre, kızın bu ciddi ortami bile bir saniye kendi arsiz neşesiyle dağitmasina engel olamadı. Başini yana çevirdi gözlerini asenanin gözlerine dikti. Ve o an, aylardir, yillardir ilk defa... Emrenin dudaklarinin kenarları yukariya kivrildi. Gerçek içten sicacik bir şekilde gülümsedi.
Asena şaşkinlikla nefesini tuttu "Aman tanrim sen az önce gülümsedinmi? Yoksa benmi yanlış gördüm?"
Emre hemen ciddileşmeye çalişarak başını çevirdi "gözün yanılmıştır geveze rüzgarindandir"
"Hayir hayir kesinlikle güldün! işte bu emre gülümsedi!" Diye neşeyle ayağa kalti ve etrafinda dönmeye başladı.
Emre ise onun bu çocuksu neşesini izlerken kalbindeki kaskatı buzlarinin eridiğini ve içini hiç bilmediği bir siçakliğin kapladiğini hissetti. Başina büyük bir bela almişti , evet, ama bu bela onun hayatina gelen en güzel şeydi...