HARUN'NUN GÖZÜNDEN -->
Karanlık odaya dolan dolunayın ışığı, az da olsa aydınlık kılıyordu etrafı. Uykusuzluktan açıp kapanan gözlerim acıyor, derin bir uykuya dalmak için yalvarıyordu. Etraftaki soğuk havayı içime çekip yayıldığım koltukta doğruldum. Sadece uysuzuzluk değil, karamsar düşünceler de sarmıştı etrafımı. Bakışlarım, biraz ötedeki açık pencereye takıldı. Dışarıdaki keskin hava usulca içeri doluyor, vücudumu titretiyordu. Ama bakılırsa beynimin pekte umurumda olan bişey değildi. Telefon. Yan tarafımda can çekişir gibi çalan telefonu elime aldım. Furkan, sanırım işin bittiğiyle ilgili bilgi vericekti.
"Halletinizmi?"
"Evet abi. Bir iki hafta kalkamaz. He bide depoda bırakalımı?"
"Ormana götürün"
"Tamamdır abi"
Telefonu koltuğa atıp ayaklandım. Aklımda ablamın dedikleri dönüyordu. Böyle bir pisliğin hayla yaşıyor olması sinir bozucuydu. Eğer, eğer ablam izin verse, ona ölümlerin en güzelini yaşatırdım. Yaptığı herşeyin, döktüğü her bir gözyaşının, acıtığı her canın hesabını sormasını bilirdim. Ama ablama karşı gelmek son seçeneğim bile değildi. Düşünceler beni sardığında çoktan mutfağa gelmiştim. Ne yicektim ki? Buzdolabına ilerleyip kapağını açtım. Yemekler vardı, büyük ihtimal ablam yapmıştı. "H-harun.."
Kapınım tıklandığı duydum. Kimdi şimdi bu? "H-harun... Ordamısın?.." Hızlıca salona geri dönüp çekmecede ki silahı aldım. Usulca kapıya doğru ilerlerken, birinin öksürükleri çalındı kulaklarıma. "Benim.. b-betül..." Duyduğum isim ile hızlıca kapıya gidip açtım. Karşımda duran perişan kız içimi burktu. "Betül?!"
"Yardım e-et nolur" Bişey sormama kalkmadan durduğu yerde bayıldı. İçimi saran korku büyümüştü. Ne olmuştu bu kıza? Neydi bu perişan hali? Aceleyle bayıldığı yerden kaldırdım. Islaktı ve vücudu titriyordu. Kollarımın arasında büzüşmüştü, napıcaktım? Hızlıca içeri girip ayağımla kapıyı kapattım. Onu koltuğa bıraktım, ne yapacaktım? Sanırım bu soruyu önceden de sormuştum. Ablam, ablamı aramalıydım.
ADA'NIN GÖZÜNDEN -->
Telefonun bağrışlarıyla olduğum yerde sıçradım. Birkaç saattir uğraştığım işler beynimi uyuşturmuştu. Omuzlarım, boynum ve belim feci şekilde ağrıyordu. Derin bir nefes aldım, telefon hayla çalıyordu. Eğer gerçekten önemli değilse, telefonun ucundaki kişiyi iyi bir paylicaktım. Oturduğum yerden telefona uzanırken, masanın öbür ucundaki dijital saate kaydı gözlerim. 01.23 , saat nerdeyse bir buçuktu, kimdi bu arayan?
"Alo?"
"Abla, gelmen gerek" Harun'nun araması normaldi evet ama sesindeki titreme hiçte iyiye işaret değildi. Kendimi en kötüsüne hazırlayarak konuşmaya devam ettim. O sırada kalkmıştım bile. "Noluyo Harun? Hızlı anlat" "Betül, Betül geldi. Ama geldiğinde perişan haldeydi, dayak yemiş gibi bir hâli var. Kapıyı açtığımda ise yerde duruyordu, bayıldı. Ne yapıcağımı şaşırdım"
Harun'un sözleri bitiğinde olayın garipligini sonraya bırakarak sakin kalmaya çalıştım. "Tamam, iyi etmişsin. Ben gelene kadar elini yüzünü yıka kızın, bide ateşi varmı?" İlk önce ayak seslerini duydum, birkaç hışırtı; "Evet, evet var sanırım" "Bide bir bez parçası ve bir kovaya soğuk su doldur. Beş dakkaya ordayım" Harun'un bişey demesine fırsat vermeden telefonu kapattım. Ne olmuştu böyle? Betül.. Harun'a gelicek kadar çaresiz mi kalmıştı?