Tahtımda oturmuş başım önümde, öne eğilmiş bekliyordum. Sakince...Benim olanı. Yoktu. Evrenimdeki bütün yaratıkları onu bulmaları için seferber etmiştim ama yoktu. Eğer ikinci kehanet gerçekleşirse bu felaket olurdu. Bunu önlemeye yönelik tüm çabalarım boşa çıkıyordu. Karanlık tarafımın ağır bastığı gökteki yıldızımın her dönüşü kadar gerçekti. Benim olanı istiyordum,bana ait olanı...Benim evrenimde değilse o zaman bulunduğu yere fazlalık olacaktı ve o kabul edilmeyecekti. Onu ancak ait olduğu yer kabul edecekti. Onun enerjisini ben tamamlayabilirdim ancak benim enerjim! Neredeydi. Görüşüme bir çift bot girdi. Kimin geldiğini biliyordum.
-Yine aynı cevapla gelmedin değil mi?
Kafamı kaldırıp gözlerimi ona diktim. Bir iki adım geri attı.
-Gözlerin? William gözlerin artık kırmızı. Artık kırmızı...
Biliyordum. İşaretler gerçekleşiyordu. Felaket yaklaşıyordu. Enerjinin boşluğunu dolduramıyorduk yüzyıllardır.
Yönettiğim yerdeki insanlar benim son aydınlık,pozitif yöndeki enerjimle mutlu zamanlar yaşıyorlardı. Ama artık miras aldığım bu artı enerji bitiyordu. Benliğimin karanlık, negatif enerjisi ağır basıyordu. Beni tamamlayacak eş değer enerji eşiminkiydi. Ama o benden çalınmıştı. Dengelemek adına savaş meydanlarında kan kustuyordum. Oraya karanlık enerjimi boşaltıyordum. Ne kadar boşaltırsam boşaltayım yerini iki katı olarak geri dönüyordu bana. Bu
tüketiciydi.
-Biliyorum. Bir iz bulabildin mi Zixon'da?
Dedim başımı önüme eğerken. Zorlanıyrdum ve bunu en iyi askerim Stewart biliyordu.Ayağa kalktım. Tekrar ona baktım. Çehresi her ne kadar sarsılmaz gözükse de sanırım vereceği cevaptan dolayı gerilmişti.
-William iç açıcı haberle gelmedim sana? Sana bir sürü hediyeler sundular ama istediği cevap biz de yok dedier.
Kalktığım gibi Stewartı duvara yapıştırdım.
-Biz buradan umutlu değil miydik? Buradan ipucu elde etmeyecek miydik? Bana oradan bir ipucu bile bulamadıysan niye en ücra köşeye gönderdim seni ben ha?
Etrafımızı simsiyah kara alevler kaplarken bütün negatif enerjiyi üstümüze çekiyordum.
-Lordum lütfen sakin olun. Bulacağız onu! Eğer karanlığın sizi de bizi de yutmasına izin verirseniz evrenimiz yok olur! Biliyorum zor ama Ana Kehaneti hatırlayın! O bu evrene illaki gelecek. Karanlık sizi yutmadan gelecek! O zaman sizin ilk işaretiniz degelecek. Lütfen savaşın lordum.
Beni sayısız kere ipten alan kelimelere tutundum. Evet ben karanlığa gömülmeden gelecekti. Yakasını bıraktım. Stewart benim düşmanım değildi. Arkamı döndüm ona. Etrafımdaki karanlık enerji hafiflese de hala etrafımızdaydı.
-Evet beni,bizi karanlığa teslim olmamıza o izin vermeyecek.. Beni dengeleyecek ve gelecek...
Kendime tekrar tekrar söyledim.
-Gel komutan seninle dolaşmaya çıkalım...
Yönettiğim ülkeme baktığımda herkes huzurla yaşıyordu. Ülkem refah içinde yaşıyordu. Tabi kötü şeyler oluyordu ama hallediliyordu. Gücüm hala en üst düzeydeydi.Kimse bana karşı gelemiyordu. Anlaşamayan bütün ırkları ya barıştırmıştım ya da anlaşamayan liderlerini yok etmiştim...Ya da hepsini. Yönettiğim tüm topraklar huzurla yönetiliyordu. Ama bu benim gücüme bağlıydı. Benimse dengelenmem gerekiyordu. Fazla gündönümü kalmamıştı buna...Neredesin sevgilim...Cok geç kalmadan bana gel...