KAN VE ŞİFA
6. Bölüm: Tuzak ve Teslimiyet
Uçurumun kenarındaki o büyük itiraftan sonra, Baran ve Dilan arasında görünmez bir bağ kurulmuştu. Ancak Karabey Konağı’nın soğuk taşları, bu sıcaklığa izin vermeyecek kadar kibirliydi.
DAVET GECESİ VE GİZLİ OYUN
Karabey ailesi, bölgenin diğer ileri gelen aşiretleri için büyük bir akşam yemeği düzenlemişti. Azade Hanım, Dilan’ın konakta kalmasını bir şartla kabul etmişti: Misafirlere "aile dostu bir misafir" olarak tanıtılacak ve geleneklere uygun davranacaktı.
Azade Hanım, Dilan’ın odasına ağır işlemeli, yöresel bir elbise gönderdi. Ancak elbisenin içine, Dilan’ın ruhunu bile duymayacağı bir mektup iliştirmişti.
BARAN’IN GÖZLERİNDEKİ HAYRANLIK
Dilan, merdivenlerden aşağı indiğinde avludaki tüm konuşmalar kesildi. Zümrüt yeşili elbisesi ve vakur duruşuyla, Mardin’in tüm takılarını gölgede bırakmıştı. Baran, elindeki kadehi masaya bırakırken nefesinin kesildiğini hissetti.
Dilan’ın yanına gidip kulağına eğildi:
"Bu gece sadece benim misafirim değil, bu konağın parlayan tek ışığısın," dedi. Sesi, etraftaki kalabalığa rağmen sadece Dilan’ın duyabileceği bir sıcaklıktaydı.
Ancak huzur uzun sürmedi.
İHANETİN BELGESİ
Yemeğin ortasında, Azade Hanım’ın planladığı gibi, bölgenin sert ağalarından biri olan Hamit Ağa’nın eline bir zarf geçti. Zarfın içinden, Dilan’ın sağlık ocağında Ömer’le çekilmiş (açısı değiştirilmiş ve samimi görünen) fotoğrafları ve altına Dilan’ın ağzından yazılmış sahte bir not çıktı: "Beni buradan kurtar Ömer, bu canilerin elinde ölmek istemiyorum."
Hamit Ağa, fotoğrafları masanın ortasına fırlattı. "Baran Ağa! Biz buraya senin şerefine geldik, ama görüyoruz ki konağında sakladığın kadın arkandan iş çevirir, bize 'cani' der!"
Masada bir ölüm sessizliği oldu. Baran fotoğraflara baktığında, gözlerindeki o yumuşak ışık sönüp yerine kor bir ateş geldi. O meşhur "Baran Karabey öfkesi" geri dönmüştü.
HESAPLAŞMA
Baran, Dilan’ın kolunu tuttuğu gibi onu misafirlerin önünden çekip çalışma odasına sürükledi. Kapıyı öyle bir çarptı ki konak sallandı.
"Bu ne Dilan?" dedi, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Bana 'seni seçtim' derken, arkamdan o doktora kaçış planları mı yapıyordun?"
Dilan dehşet içindeydi. "Baran yemin ederim haberim yok! Bunlar yalan, o notu ben yazmadım!"
Baran, fotoğrafları yere savurdu. "Gözlerimle gördüğüme mi inanayım, yoksa senin o masum bakışlarına mı? Mardin’in önünde beni küçük düşürdün!"
Dilan, Baran’ın üzerine yürüdü ve elini kalbinin üzerine koydu. "Bak buraya! Eğer bana zerre güvenin varsa, bu gözlerdeki korkuyu değil, sana olan sadakati görürsün. Bu bir tuzak Baran! Seni bana, beni sana kırdırmak istiyorlar!"
BEKLENMEDİK KARAR
Baran, Dilan’ın gözlerindeki yaşları gördüğünde duraksadı. Öfkesi hala oradaydı ama kalbi "inan" diye haykırıyordu. Tam o sırada dışarıdan Azade Hanım’ın sesi duyuldu: "Töre gereği, bu kızın bu konaktan derhal atılması gerek!"
Baran, odanın kapısını hızla açtı ve avluya, herkesin duyacağı şekilde bağırdı:
"Kimse Dilan’a dokunmayacak! Kimse onu bu konaktan atamaz!"
Azade Hanım zafer kazandığını sanırken, Baran devam etti:
"Çünkü Dilan artık bu konağın misafiri değil, benim helalimdir. Yarın nikah kıyılacak!"
Dilan olduğu yerde donup kalırken, Azade Hanım’ın elindeki tespih kopup yerlere saçıldı. Baran, Dilan’ın elini herkesin önünde sıkıca tuttu. Bu bir aşk ilanı değil, tüm dünyaya karşı açılmış bir savaştı.
6.bölümün sonu