Düşlediğim ne var ne yoksa ihtimalleriyle yaşadılar. Rasyonel bir insanımdır; gerçek olmadığına inanmadığım hiçbir şeye dikkat kesilmem lakin o beni sürrealizme inandırdı. Önce aklımı sonra kalbimi kandırdı.

Ay sembolü göz çehremle bitişik hayaller üzerime yüklenmiş bayıldığımı ve ambulansın geldiğini bile zar zor uyanınca fark etmiştim. Afalladım, nerede olduğumu sorguladım. İyi misin soruları dönüyordu başımın adım ucunda ne iyiliğim kalmıştı ki görseniz beni ağlarsınız halime. Dudaklarım susuzluktan biçare, yudumuna erişse rahatlayacaktı. Koluma taktıkları serumu görünce yine uykum geldi. Kan görmeye gelemezdim anında bayılırdım belki de kan görüpte bayılmıştım yoksa kolay kolay bayılmazdım. Kalkıp doğrulmaya çalıştım, att hemşiresi elimden tutup yardım ettiğinde nefes almayı özlediğimi anladım. Beynim daha bir çalışıyordu sanki.
Ambulanstan iner inmez okulun önünde toplaşmış insanları gördüğümde Meryem'i aradım gözlerimle. En yakın arkadaşım dışında herkes buradaydı? Müdür korkuyla karışık hiç yanımdan ayrılmazken başımla sorun olmadığını söyledim. Ailemi aramış kimse açmayınca beklemeye başlamıştı benimle.
"Bir şeyler ister misin kızım, söyleyelim hmm?"
Yalnız kalmak istiyordum mümkünse ölene dek. "Telefonum?" dediğimde sesimin ne kadar yorgun ve aciz çıktığına şahit oluşumun üzerine çok geçmeden çekmeceden çıkarıp elime tutuşturdu. Açmak için düğmesine bastığımda şarjın bittiğini, onunda benim gibi dinlenmeye aldığını gördüm. Ailemi tekrar aradığında endişeyle karşılayan babamın sesini işittim, müdürü azarlıyordu. Müdür siyah tekerlekli sandalyesini geriye çekip ayağa kalktı. Telefon konuşması çok sürmeden müdür geleceğini biraz bekleyeceğimizi söyledi. Kaçırdığım dersler tamamen cabasıyken uğraştığım bu konu beni yiyip bitirmişti. Kaşlarımı çattığımda içimde bir yerlerde soğukluk ve isteksizliği duyumsadım. Bir parçam koparılmış başka bir yere taşınmıştı sanki.
Babam beni okuldan alıp motoruyla eve götürürken sürekli konuşuyordu. Başımın etini yemeye meraklıydı benim aksime. Rüzgarın etkisiyle kaskı başıma çarpıp duruyordu. Saçlarım kurutulurcasına savuran rüzgara kendimi teslim ettim. Eve gelir gelmez kendimi odama atıp uyumuştum. Ertesi gün okula tekrar gittiğimde anlayışla karşılandım ve üzerime çok gidilmedi. Her şey normale döndüğünü düşünüp derslerime asılmaya başladığım günlere yine beni şaşırtmayan iyi niyetimle yanılmam uzun sürmedi. Bir terslik vardı. Meryem yok olmuştu resmen. Her gün yanım boş kalıyordu. 9.sınıfın bitirilip karneler verilmeye yakın Meryem'in sınıf değiştirdiğini söylediler. Açıkçası o an çok üzülüp sürekli kendimi suçlamıştım şimdiye baktığımda hayatın gayesinin doğruluğuna teşekkür ediyorum.
10. sınıfa geçtiğimizde onun baskıladığı benliğim benimle buluştuğunda sınıfımdaki 3 kızla yeni başlangıçlara yelken açmış, arkadaşlık ilişkilerimde düzelmelere girmiştim. Bu sefer gerçekten kendim gibi hissediyordum. Meryemle arada karşılaşıyor laflayıp sınıflarımıza dönüyorduk o da bendeki değişikliğin farkındaydı. Daha mutlu hissettiğim enerjim pozitif diye etrafta geziniyor, kantinden o 3 kızın diğer sınıflardaki arkadaşlarıyla beraber oturup yemeklerimizi alıyorduk. Beraber sınavlara asılıyor, kütüphanelere vakit ayırıyorduk arada yüklediğimiz kitap uygulamasında akşamları konuşuyor ve ilişkilerimizi pekiştiriyorduk. Klasik hayatım geri gelmişti...
10.sınıf bitmek üzereyken ise kendimize söz verdik yazı verimli geçirelim piknik yapalım dedik. Yaz gelip çattığında sınav notlarım teşekkürden ileri gitmeyen belgemle geçirmeme rağmen ailem tarafından sevgiyle karşılanmıştım. Doğum günümde kent alanında buluştuk, gitmeden a101'e uğrayıp abur cubur aldık, bir kız arkadaşım, adı Serra, doğum günlerimiz arasında çok zaman aşımı yok diye beraber kutlayalım dedik. O gün ilk defa doğum günümü arkadaşlarım dediğim insanlarla kutladım. Çünkü genelde ailemle kutlarım. Bol bol fotoğraf çektik. Eve dönüş yoluna düştüğümde ağırlaşan ayaklarım ve yorgun bedenime nazaran gereğinden fazla rahat ve mutlu hissediyordum.
Her zaman gökyüzünde dolaşan gözlerimi kaldırımla yalnız bıraktım ve boş bir beyinle hep gittiğim yoldan geçtim. Gök gürüldediğinde başımı kaldırıp havaya baktım. Kapkara bulutlar yavaş yavaş toplanmış, rüzgar esişini sertleştirmişti. Acele etmeliydim 18.15 otobüsünü kaçıramazdım. Hızlandırdım adımlarımı, nefesim mide boşluğumu acıtıyordu koşmaya alışık değildim.

Hava kararmış, durağa alelacele varmıştım. Hemen bitişiğimdeki panoyu incelemeye koyuldum vaktim daha vardı. Duygulandım bir adım geriye adım attım. Kolum başka birine çarptığında duraksayıp çehremi geriye çevirdim. Yağmur başlamıştı durakta insanlar kalabalık oluşturmuş oturacak yer bırakmamıştı. Saçıma düşen damlalar bakışlarımı kilitlediğim noktadan ayıramadı. Kalbimin sesi kulağıma geliyordu. Neler oluyordu bana? Yorgun değildim bu denli atması normal miydi?
Elinde tuttuğu sarı şemsiyenin kulpunu bana uzattı. Hızlıca kahverengi kaşlarını kaldırıp indirdi. Şemsiyenin tutacağını zorla avcumun içine yerleştirip siyah kapüşonunun sweatshirtindeki şapkayı kafasına geçirdi. Diğer taraftaki kaldırıma doğru ilerleyerek yaya geçidinden hızla geçip uzaklaşırken arkasından gitmeyi düşündüm ama otobüsüm geldi gelecekti. Oracıkta kalakaldım. Telefonuma gelen bildirim sesleri donuk ruhumu harekete geçirdi.
"Beyzaşk okula meteor düştü duydun mu?"
"Ne? Ciddi misin?"
"Allah Allah nasıl haberin yok knk."
"Gizem ne diyorsun amk."
"Bizim okula yurt dışından bir öğrenci gelmiş. Okulun dedikodu grubu var oraya yazdılar az önce fotosunu atayım mı? Çok yakışıklı lan."
"Benim böyle konularla ilgilenmediğimi biliyorsun."
"He he sen onu külahıma anlat attım bak çabuk bak!"
Bu kızlar bana geçen seneki talihsiz yaşadıklarımı hatırlatarak ne planlıyorlardı acaba? Otobüs gelince direkt atıldım yer kalmıyordu çünkü. Yerleşince mesajlaşma uygulamasını açtım.
"Nasıl yani?"

"İnstasından çarptım 350'yi geçik takipçisi var ünlü galibaaa."
"350 mü peh kıçımın ünlüsü."
"350 değil 350 bin!"
"Bizim okulda? Yav benimle oyun oynamayı kes saçmalıyorsun."
"Bir tane daha atayım bak sdfghfklas"

"E az öncekinden farklı duruyor."
"Sürekli saç kesimi falan bir değişik onu bırakta çok iyi değil mi?"
"Allah sahibine bağışlasın."
"Yani bana fghjdkflyç"
"Gizem hayal dünyan takdire şayan!"
"Niye öyle diyorsun hayallerde gerçek olabilir. İnanmak başarmanın yarısıdır."
"İnanıyorum derslerim düzelecek? A aa bak sen hala kötü?"
"Sen gül geç tabii ben göreceğim seni."
Sohbet uygulamasını kapatıp merakla instagrama girdim. Büyük ihtimalle şakaya vuruyordu, böyle biri bırakın bizim okulu bu şehrin yakınından bile uçarak geçmemiştir. En son paylaştığı fotoğrafa baktığımda kalakaldım. Gerçekten yakışıklıydı ama görecelik kavramına uyarak söylüyordum. İyice inceledim yol uzundu, oturduğu arazinin yeşilliğindeki ayrıntıyı görene dek. Elimdeki şemsiyeye baktım hızlıca telefonu aşağı indirip.
"Yok artık, daha neler! Yine mi?"