Yürürken ayaklarım ritim tutturuyordu. Hala acımı unutamamıştım.
Mezar... İşlemlerini halletmeliydim...
Şimdi daha gecengun dimdik olan abim, şimdi cansız bedeni ile morgda ruhsuz ve hissiz bir şekilde yatıyordu.
Ya öteki yere yada bir hiçliğe gitmişti. Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey onun şu anda iyi bir yerde mutlu olmasıydı...
Bunları düşünmemek için kendimi toparlamalı ve mezar işlemlerini halletmeliydim. Neyse ki yakında çok güzel ve gerçekten rahat edeceğim kitapevi vardı.
Bir kaç adım daha yürüdüm ve karşıya geçtim.
Burası bizim eve çok uzak değildi ama karakola çok yakındı. Bu nedenden dolayı fazla buraları bilmiyordum.
Nihayet bir kafe bulup oturdum. İçeride kimse yoktu, ilk adımımı attığımda bile sesimi kimse duymadı. Tıpkı içimdeki sessiz ızdırap gibi.
En arka yerlerden birine geçip oturdum,
Elimde telefonumun siyah ve göz damlası kurumuş ve koruyucuya yapışmış bir vaziyette bakıyordum.
Sadece anı birseydi benim için, yada biri bunu planlanmıştı. Abim işinde gücünde bir adamdı aslında kimseye zarar bile vermezdi.
Kendi halinde takılır, ise gider ve gelirdi.
Ama bu son gelişi olmuştu tabii...
Kiralık mezarlara bakıyordum. Anime hem kolay ulaşacağım hemde onu görmenin zor olmadığı bir yere gömmek onun tüm duygularını hissetmek için biryer seçtim.
Ardından gerekli fiyatı yatırdım ve onay tuşuna tıkladığım. O parmak titremesi olurda tiklamakta biel zorlanırsın ya. Gözlerim dolarak söyleyebilirimki evet aynen bu olmuştu.
(...)
Butun arkadaşlarıma haber vermiş, hepsi baş sağlığı dilemek için tek yazıyor yada arıyorlardı
Şimdi ise asıl avutmam gereken kişi bendim. Beynimde akan aslında kan olan düşünce akışımdı.
Bir süre etrafa baktığımda şok oldum, hava kararmıştı.
Neyse ki arabam vardı ve arabama kadar yürümek gerekti, şanssızlığım üzerimdeydi.
Dışarı çıkmak için ayağa kalktım. Yavaş ve ritimli adımlarla yürüyor tam olarak kendime gelemiyordum.
Bir süre sonra o çevre kokusu, ağaçlar içinde rahatlatıcı bir şekilde yürümem bana ve acıma iyi geliyordu.
Bir süre yürüdükten sonra navigasyonu ara bir sokağı işaret etti.
O yöne doğru döndüm ve yürümeye devam ettim.
Bir süre yürürken arkamda birtakım ayak sesleri duymaya başladım ve bana çok yakın olduğunu fark ettim. Korktuğum için hızlanmaya başladım. Sonuçta beni koruyacak kimse yoktu...
Ardından benimle birlikte o adım sesleri de hızlandı. Her hızlanışında daha da artıyordu.
Bir süre sonra göz ucuyla baktığımda, Keskin ve parlak birşey gördüm!
Bir bıçaktı?
Bir anda aklımı kullanarak bir binanın içine ani bir hareketle girip, kapıyı kapattım. Adam bir süre oyaladıktan sonra gitmeye başladı. Ama karşıma çıkma korkusu ile geceyi burada geçirmek zorundaydım.
Bir anda Drax denen adamın evine gitme kararı aldım. Adrese baktığımda bu binanın adı ile karşılaştırdım. Bu bina olduğunu anladım.
Daireleri aramaya ve tek tek gezmeye basladım, adım seslerim her seferinde yavaslayip hızlanıyordu.
Aniden bir kapının önünde durdum.
Zilde, Drax Victor yazıyordu.
İşte bulmuştum!
Düşünmeden Zile bastım, bir süre adım sesleri geldi ama sonra ise açılan kapıda Drax belirdi.
Üzerinde kısa kollu siyah bir tişört, altında ise gri bir pantolon vardı.
Beni gördüğünde sabahki orta suratı beni karşıladı. İçeri davet etti, kibar bir adamdı.
"Hoşgeldin, Almedia." Sesinde yumuşaklık vardı.
"Hoşbuldum." Koltuğa yavaşça oturdum. Ev küçük bir kasabaya göre modern bir evdi.
Herşey düzenli silinmiş, ayrıca her yerde bir şeyin yeri var gibi görünüyordu ve bir kitaplık bile vardı.
"Sorun nedir?" Soru beklendik yerden gelmişti.
"Gece arabama doğru gidiyorken, bir anda adamın biri beni takip etmeye başladı."
Başını onaylar şekilde salladı.
"Burada o tür kişiler çok oluyor, dikkat etmelisin." Diyerek beni uyardı.
"Teşekkürler."
"Bu gece o zaman buradasınız?"
Başımı eğdim
"Sizin için sorun olmazssa tabiiki."
Drax gülümsedi
"Benim için bir zevktir."
Birden ayağı kalktı, refleksleri hızlıydı. Ellerinde ve kollarındaki spordan dolayı oluşan damarları göze çarpıyordu.
Gözlüğünü düzeltti ve yürümeye devam etti, burası toplam 2 odalı biryerdi, dediğim gibi heryer moderndi.
Ellerimle biraz oynadım, aklımda hala abim vardı.
Ardından Drax geldi
"İstersen sana süt verebilirim."
"Teşekkürler ama gerek yok."
"Olmaz, ikramim olsun."
Başımı onaylar şekilde salladıktan sonra Drax bana bir bardak süt getirdi.
Kendiside sanırım sehbanın üzerimde gördüğüme göre bir bardak su ile karıştırılarak hazırlanmış bir viski vardı ama ona rağmen sakindi.
Sütü elime tutuşturdu, sanırım inatçı bir adamdı. Ama çok yaşlı değildi.
Karşımda oturdu
Sütten bir yudum aldım.
"Abi, hayatta tek sığnağın değilmi?"
"Evet." Dedim "Daha 3. Günde olmama rağmen hala onu özlüyorum."
"Anladım."
Ben sütümü içerken o da dengeli bir şekilde yudumlarını sayarak içiyordu.
Bir süre daha oturduktan sonra ayağa kalktım ve ona teşekkür edip odaya geçtim.
Odaya girdiğimde ise bir mini raflik kitap, sanırım kitap okumayı seviyordu. Bir adet çalışma masası ve sandalye, bir adet üzerine çarşaf ve yastık serilmiş bir yatak vardı.
Yatağa hiç düşünmeden uzandım.
Gözlerimi kapatıp uyumak hatta kendimi rahatlatmak istedim ama nafile, yapamıyorsun işte.
Bu bunalımdan birgün çıkacaktım. Tek dayanışmam oydu. Tek ailem oydu. Belki biyolojik değildi, ama öz kardeşim gibi bir aynı değeri vardı.
Ne olursa olsun o benim kardeşimdi.
Bunların hiçbirini hak etmedi.
