Yazarın anlatımı
Baran’ın çalışma odasında ağır bir sessizlik vardı.
Duvarın ortasında asılı duran tabloya uzun uzun bakıyordu. Çerçevesinin bazı yerleri soyulmuş, kenarları yıpranmıştı. Eskiden kusursuz olan şey şimdi gözüne batıyordu.
Bir anda sinirle elini masaya vurdu.
“Bu ne hâl?” dedi sert bir sesle.
Atakan kapının yanında sakince duruyordu.
“Zamanla olmuş.”
Baran ters ters baktı.
“Bunu böyle bırakamam.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Atakan biraz duraksadı, sonra konuştu:
“Umay’ın bir arkadaşı var. Bu işlerden anlıyor. Restorasyon yapıyor, iyi.”
Baran hemen karşı çıktı.
“Hayır.”
Atakan kaşını hafifçe kaldırdı.
“Daha dinlemedin bile.”
“Tanımadığım birini buraya sokmam,” dedi Baran net bir şekilde.
Atakan sakinliğini bozmadı.
"Umay güveniyor."
Baran kısa bir kahkaha attı ama bu soğuktu.
“Ben güvenmiyorum.”
Sessizlik.
Baran tekrar tabloya baktı. Soyulmuş kısım sinirini iyice arttırıyordu.
Atakan son bir kez denedi:
“En kötü bakar, beğenmezsen gönderirsin.”
Baran derin bir nefes aldı. Sabırsızdı.
“…Bir kere,” dedi sonunda. “Sadece bakacak.”
Atakan başını salladı.
“Tamam.”
Ertesi gün
Kapı çaldığında Baran salondaydı.
Kapı açıldı. İçeri önce Umay, ardından Yona girdi.
Baran’ın bakışları direkt Yona’ya kaydı. Tanımadı. Ama yine de birkaç saniye fazla baktı.
Yona da onun bakışlarını fark etti. Rahatsız oldu ama belli etmemeye çalıştı.
Umay gerginliği bozdu.
“Tablo için geldik.”
Baran kısa bir şekilde başını salladı.
“Gelin.”
Yona odaya girer girmez tabloya odaklandı. Ciddileşti. Çerçeveyi dikkatle inceledi.
Yona hiçbir şey demeden tekrar tabloya döndü. Çerçevenin kenarlarını dikkatle inceledi, ardından çantasından küçük bir not defteri çıkardı.
“Malzeme değişecek,” dedi kısa bir şekilde. “Bu hâliyle bırakılırsa tekrar soyulur.”
Baran kollarını bağladı.
“Ne gerekiyorsa yap.”
Yona başını salladı ama gözleri hâlâ işindeydi.
“Biraz zaman alacak.”
“Ne kadar?”
“Birkaç gün.”
Baran cevap vermedi. Sadece onu izledi.
Yona, ortamda hissedilen bakışların farkındaydı ama umursamadı. İşine odaklandı. Bu onun alanıydı.
Birkaç Gün Sonra
Yona tekrar geldiğinde ev her zamanki gibi sessizdi.
Kapıyı Atakan açtı.
“Hazır mı?” diye sordu.
Yona kısa bir şekilde başını salladı.
“Görünce anlarsınız.”
Baran salondaydı. Yona içeri girdiğinde yine aynı bakışla ona baktı. Bu sefer daha kısa sürdü ama daha dikkatliydi.
Yona doğrudan tabloya yöneldi. Üzerindeki örtüyü tuttu.
“Hazır.”
Örtüyü yavaşça çekti.
Tablonun çerçevesi artık yepyeniydi. Soyulmuş yerler tamamen düzeltilmiş, detaylar daha da belirginleşmişti. Eski hâlinden bile daha iyi görünüyordu.
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Atakan hafifçe yaklaştı.
“İyi iş,” dedi.
Baran hiçbir şey demedi. Gözleri tablo üzerindeydi.
Yona ona baktı.
“İstediğiniz gibi oldu mu?”
Baran birkaç saniye daha sustu. Sonra yavaşça konuştu:
“Olmuş.”
Kısa ama netti.
Yona başını salladı.
“Güzel.”
Eşyalarını toplamaya başladı.
Baran cebinden cüzdanını çıkardı.
“Ücretin—”
Yona yine sözünü kesti.
“Gerek yok.”
Baran bu sefer daha sert baktı.
“Bu iş ücretsiz değil.”
Yona durdu. Ona döndü.
“Benim için öyle.”
“Sebep?”
Yona birkaç saniye sustu. Sonra omuz silkti.
“İyi bir işti. Yapmak istedim.”
Baran kaşlarını çattı.
“Herkes böyle düşünmez.”
“Ben herkes değilim.”
Sessizlik.
Baran bir adım yaklaştı.
“İyilik mi yapıyorsun?”
Yona’nın gözleri hafifçe sertleşti.
“Yanlış anlama.”
Eşyasını omzuna attı.
“Sadece yaptım.”
Baran hâlâ elindeki parayla duruyordu.
“Al.”
Yona başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Kısa bir an birbirlerine baktılar.
Aynı inat.
Aynı geri adım atmama hâli.
Yona ilk bakan oldu.
“İyi günler.”
Arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü.
Atakan kapıyı açtı. Yona dışarı çıktı.
Kapı kapandı.
Baran birkaç saniye yerinden kıpırdamadı.
Sonra yavaşça elindeki parayı indirdi.
Gözleri tekrar tabloya kaydı.
Bu sefer daha uzun baktı.
Detaylara… inceliğe… sabra.
Atakan sessizliği bozdu.
“Ne diyorsun?”
Baran kısa bir nefes verdi.
“…İşini biliyor.”
Bir duraksama.
Sonra gözlerini kısmadan ekledi:
“Ama fazla inatçı.”
Atakan hafifçe gülümsedi.
“Tanıdık geldi.”
Baran cevap vermedi.
Ama aklında ilk defa tablo yoktu.
Eve giderken
Kapı kapanır kapanmaz Yona derin bir nefes verdi.
Ama bu sakinleşme nefesi değildi.
Sinir nefesiydi.
Birkaç adım attı, sonra bir anda durdu.
“Bu adam ne ya?!” diye patladı.
Umay irkildi.
“Ne oldu şimdi?”
Yona ellerini iki yana açtı.
“Ne oldu mu?! Gördün mü nasıl konuşuyor? "Uzun uzun bakıyor sürekli sinir oldum."
Umay gülmemek için kendini zor tuttu.
“Eee… müşteri sonuçta?”
Yona direkt döndü.
“Hayır, müşteri falan değil! Komutan gibi!”
Umay bu sefer güldü.
“Biraz öyleydi evet…”
Yona yürümeye devam etti, hâlâ söyleniyordu.
“Bir de sürekli bakıyor. Böyle…”
(onun bakışını taklit etti)
“👁️👁️”
Umay kahkaha attı.
“Abartıyorsun!”
“Abartmıyorum!” dedi Yona. “Sanki beni sorguya çekecek!”
Umay hâlâ gülüyordu.
“Tamam ama işi beğendi.”
Yona omuz silkti.
“Beğense ne olur? Adamın tavrı sinir bozucu.”
Kısa bir duraksama oldu.
Umay gözlerini kısarak baktı.
“Emin misin sadece tavrına sinirlendin?”
Yona durdu.
“Ne demek o?”
Umay sırıttı.
“Yani… biraz dikkatini çekmiş olabilir mi?”
Yona’nın yüzü anında değişti.
“NE?!”
Umay kahkaha attı.
“Tamam tamam, sakin!”
Yona başını iki yana salladı.
“Asla. Öyle tiplerden hoşlanmam.”
“Ne tip?”
“Gizemli takılan, soğuk, kendini bir şey sanan tip.”
Umay kaşını kaldırdı.
“Yani…”
Yona hemen araya girdi:
"KÜÇÜK VELETLERE BENZİYOR."
Umay bir an durdu… sonra patladı.
“NE DEDİN?!”
Yona hafifçe sırıttı.
“Tam öyle.”
Umay gülmekten iki büklüm oldu.
“Bunu yüzüne söyle lütfen.”
Yona da hafifçe güldü ama hemen toparlandı.
“Yok ya, uğraşamam.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Yona daha sakin bir sesle konuştu:
“Bir daha gitmem zaten.”
Umay ona baktı.
“Emin misin?”
Yona tereddütsüz cevap verdi:
“Evet.”
Böylece Bodur ailesinde onun yaptığı bir eşya olmuştu.