25.10.2024 Ateş Sarp KAYALAR
Koşuşturarak motoruma atladım. Sabah saat yedi olmasına rağmen İstanbul yine şaşırtmıyordu. Yollar yine kalabalıktı. Kaskı takıp motoru çalıştırdım. Antrenmanın başlamasına on dört dakika otuz üç saniye kala evden yeni çıkmam kabul edilemezdi. İki ay sonraki Türkiye turnuvası için hazırlanıyorum. Yani çalışıyordum. Son bir haftadır işler hep ters gidiyordu. Ya geç kalıyordum ya da malzeme unutuyordum. Basket sahasının önünde motordan resmen atladım. Kolumdaki saate baktığımda daha beş dakikam olduğunu görünce yüzüme bir gülümseme yayıldı. "En azından bugün geç kalmadım." Büyük demir kapıyı ittirdim ve içeriye girdim. İçeride neredeyse hiç kimse yoktu. Koç daha gelmemişti. Sağ tarafımda kalan tribünlerde takım arkadaşlarımdan bazıları oturuyordu. Sol tarafa dönüp soyunma odalarına girdim. İçerisi boştu. Hemen dolabımdan formamı aldım ve üstüme geçirdim. Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlarken soyunma odasının kapısı açıldı. Kafamı kaldırıp baktığımda Merih, Giray, Erdem üçlüsünü gördüm. Üçü de ilk beşte oynuyordu ve Merih oyun kurucumuzdu. Erdem şutör garddı ve son olarak Giray daha çok uzun forvetteydi. Ben ise takım kaptaydım. Batu'nun ise nerede olduğu meçhuldü. Daha gelmemiş olmalıydı. Diğer yedek arkadaşları pek tanımıyordum. Bi sakatlık durumu olmadıkça oyuna girmezlerdi. Antrenmanlara arada sırada katılırlardı. Oyun hep bizim üstümüzde dönerdi. Bartu hariç. Onun bizim takımımızda ne işi var inanın bilmiyorum. " Koçun Oğlu" kontenjanından girdi daha da çıkmadı. Yedeklerden Arda bile ondan daha iyi oynuyordu. Dipnot Arda 165 boyunda, Bartu ise 187. Aradaki farkı siz anlayın... Merih 192 boyuyla takımın en uzunu ümvanını taşıyor. Giray ve Erdem ise 189 boylarıyla üçüncülüğü paylaşıyorlar. Bende 191 boyumla üçüncülüğe mahkum edildim. Evet 1 cm fark yüzünden ikinci oldum! " Napıyon tek başına? Seni çağırdık duymadın? " Gayet normaldi çünkü kulaklıkta yüksek sesle müzik dinliyordum. "Koç ve yalaka oğlu geldi, seni bekliyoruz. " Ayağa resmen fırladım. Benim hareketlenmemle onlar da koşmaya başladı. Sahaya girdiğimizde Fikret, Bartu, Arda ve yine yedeklerden Ozan vardı. "Evet beyler nerede kaldınız? Çay kahve ister misiniz? " Bu adamı cidden dövmeliydik. " Ceza, hepiniz 24 tür sahanın etrafında koşacaksınız. " Başladı mesai. " Ondan sonra da 24 mekik çekeceksiniz. " Bu adamın 24 e olan takıntısı bir gün başımızı yakacaktı! Adam oğlunun forma numarasını bile 24 seçmişti. Fikret resmen 24 ün kendisi olmuştu ya! " Başlasanıza! "
🦋
Ukde GÜNAY
Kampüsün kapısından girerken sekizinci kişiye çarptım. "Pardon! " Derse yetişmem gerekiyordu ve en dakik hocalardan biri olan Selef hocanın dersindeydik. Seriyi bozmadan dokuzuncu kişiye çarptım. "Valla özür pardonu! " Ne demiştim ben öyle! İyice kafayı sıyırmaya başladığım kesindi de! Ve sonunda sınıf kapısı! Omzumdan düşen bilgisayar çantasını sırtıma geri attım ve içeriye girdim. Daha hoca gelmemişti. Hayatımdaki bütün şansı burada kullanmış gibi hissetmenin gerginliğiyle arka taraflara doğru yürümeye başladım. Boş bir sandalyeye kuruldum ve bilgisayarımı çıkarttım. İki dakika sonra hayatımın tatlı canavarı yanıma geldi. "Naber güzellik? Alıyım mı seni? " Hayatımın tatlı canavarını sizinle tanıştırayım. Bade Berfin! Kendisi Dünyanın en şeker insanı olmakla birlikte sınıfın gözde kızlarındandı. Düzenli ilişki rekoru bir buçuk hafta olan tatlı canavarım şuan üstüme zıplamaya çalışıyordu. "İyidir sen ne yaptın? " Sırıtarak " Eh işte. " dedi. Eh iştelik bir durum olmadığına yemin edebilirdim. "Ne oldu yine? " Hafif bir sırıtışla "Kanka yarın akşam Rüzgar'la basket maçına gidicez! Sende gel nolursun? Zaten üç tane biletimiz var sensiz gitmeyeceğimi bildiği için üç bilet almış! Bedava! " Rüzgar Badenin rekor ilişkisiydi ve hala devam ediyordu. Sanırım yarın akşamki planlarımı iptal etmem gerekecekti. "Peki madem geleyim bari. " Evet cevabını alır almaz yerinde hoplamaya başlayan Badeyi zar zor yerine oturttum. Tam o sırada bize bakan Selef hocayla göz göze gelmiştim. Ve sınıfın geri kalanının gözü bizim üstümüzdeydi. Sanırım küçük bi rezil olma durumu yaşıyorduk.
🦋
Ateş Sarp KAYALAR
Son altı saattir sadece antrenman yapıyorduk ve yemek arasına bile çıkamamıştık. 24 Fikret bize emirler yağdırıp durmuştu. Saat biri sekiz geçiyordu. Yarın akşamki maça hazırlanıyorduk. Koç dün geceden bir basket maçı ayarlamıştı ve biletler şimdiden tükenmişti. Eskiden sadece ailelerimizin geldiği maçlara şimdi hayran kitlelerimiz de geliyordu. Çok büyük bir insan topluluğu yoktu ama İstanbul'un bir kısmı bizi tanıyordu. Çok iyi hatırlıyorum. Babam beni basketbol kursuna gönderdiği zaman bu kadar iyi oynayacağımı tahmin bile edemezdim. Hayatımın ciddi manada yarısı burada geçmişti. 12 yaşında başladığım bu sporda 12. yılımı doldurmuştum. Merihle aynı gün kayıt olmuştuk. Onun babası ve benim babam iş ortağıydı ve en yakın arkadaştı. Her işi beraber yapar birbirlerinin aile yemeklerine bile katılırlardı. Aynı mahallede oturuyorduk. Aslında üç arkadaştık. Ben, Merih ve bir kız. Kızın adını hatırlamıyordum. Uzun sarı saçları vardı ve haylaz bir kızdı. Masmavi gözlerinin olduğunu hatırlıyordum. Bi sebepten ötürü bir daha görüşememiştik. Aslında yakın arkadaşımdı. Her neyse. Şuan daha önemli işlerim vardı. Mesela yemek arasına çıkmak gibi. Ve işte herkezin kulağına müzik gibi gelen ses: "24 Fikret'in Düdüğü" Bu yemek arasına çıkabileceğimiz anlamına geliyordu. Elimdeki topu olduğu gibi yere bıraktım. Giray attığı üçlüğü uğraşmadan potaya soktu. Merih ise boylu boyunca yere yattı. Erdem ise olduğu yere çöktü. Ve bilin bakalım kim yemekten yeni geliyordu. 24 Fikret'in oğlu Bartu Beyler! Şu çocuğu alıp evirip çevirip potaya üçlük atasım vardı. Yetinmeyip alıp orta sahada sektirmek istiyordum. Koça kaç kere "Bartuyu çıkar Arda ya da Utkuyu al" dediysem o kadar kulak asmıyordu. İnşallah kafalarına gök taşı falan düşer. Sürüne sürüne Merihin başına dikildim. Gözlerini araladı ve ayağa kalkmaya yeltendi. Olduğu yere geri yatınca 6 ve 9 numaralı kuralı bozmaya karar verdim. Stadyuma fast food söylemek.






