Sezen Aksu / Her Şeyi Yak Evim okula neredeyse bir saat uzaklıkta olduğu için sabahın köründe uyanmak zorundaydım. Okulun neredeyse ilk zamanlarıydı. Benim egitim hayatım biraz karmaşık geçti. İstediğim meslek, istediğim bölüm hep değişirdi ama bir tek şey değişmezdi. O da müziğe olan tutkum ve ilgim. Şarkı söylemeyi, enstrüman çalmayı çocukluğumdan beri hep çok sevdim. Benim için bir hobiden çok daha fazlasıydı. Bu yüzden bunu mesleğe dönüştürmeye karar vermiştim. Geçen yıl üniversite sınavına girip istediğim bölümü kazanamayinca bu fikir daha da mantıklı gelmişti bana. Eğitim hayatım pek mükemmel geçmemişti. Kusursuz bir öğrenci değildim fakat hayatıma çok güzel şeyler kattığını düşündüğüm yıllar yaşamıştım. Yani benim için geriye baktığımda "vay be" diyebileceğim anılar, üniversite kazanmaktan daha önemliydi. Okul oldukça uzak olduğu için yol boyu kulaklığımda çalan şarkılarla düşüncelere dalmak en çok yaptığım şeylerden biriydi. Üstümde lacivert bir kazak ve siyah bir kumaş pantolon vardı. Sırtımdaki gitarımla hareket etmek biraz zor olsada bir şeyler yapıyordum iste. Genellikle açık bıraktığım dalgalı saçlarımı toplamayı düşünsem de kendimi daha rahat hissettiğim için açık bırakmaya karar vermiştim. Okuluma en yakın durağa geldiğimde indim. Okul açılalı neredeyse bir ay olmuştu. Alışmak benim için zor olmamıştı. Farklı insanlarla tanışmıştım ve onlarla birlikte alışmak daha da kolaylaşıyordu. Okuldan içeriye girerken çalan telefonumu arayan Pelin'di. Pelin okulun ilk gününde tanıştığım, aynı derslere girdiğim tatlı bir kızdı. Sınıfın kapısında beni bekliyordu, yanına gittiğimde beni samimi bir gülümsemeyle karşıladı. "Günaydın!" Dediğinde sesi her zamanki gibi neşeli ve sıcaktı. Ona karşılık verip birlikte sınıfa ilerledik. Bu sınıf genellikle şan dersleri için geldiğimiz bir yer. Okul oldukça büyük ve farklı farklı bir çok sınıfa ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden burada kaybolmak çok olası. Sınıf oldukca büyük olduğu için orta siralarda bir yere oturmuştuk. Pelin, sessiz ve sakin biriydi. Genellikle yeni insanlarla tanışmak için ön ayak olmaz, kendini geri planda tutmaktan huzur bulurdu. Kapıdan içeriye giren yüzler tanıdıktı. Hepsi sınıftaki yerini alıp oturmuştu. Ders başlamadan önce ki kısa boşlukta herkes birbiriyle sohbet ediyordu. Çoğu kişinin ismini tam olarak ezberleyememistim ama hemen herkesi tanıyordum. İsim hafızamın olmadığını söylemiş miydim ? Yine tanıdığım fakat isminden emin olmadığım biri arkasını döndü, "Bugün şan dersi zor geçecekmiş." Dediginde tüm dikkatleri kendine çekmesi çokta zor olmadı. "Şan dersini bırakta, bugün piyanoda kim eşlik edecek acaba." diye ekledi bir başkası. "Bana çaldırır yine, taktı bana kafayı." Konuşan kişi oldukça kendinden oldukca emindi. Aramızdaki karmaşık sohbet sınıftan içeriye giren ders hocasıyla son buldu. Orta yaşlı kadın içeri girdi, masasına doğru ilerleyip yerine oturdu. Büyük siyah çantasından bir tomar nota kâğıdı çıkarıp önüne yaydı. İlk derslerde genellikle biri şarkı söyler, biri de piyanoda eşlik ederdi. Kimin söyleyeceği ise her zaman dersin içinde belli olurdu. Önceden kimseye haber verilmezdi. Şarkımız belliydi. “Hangi şarkıydı?” diye sordu biri. Hoca gözlüğünün üzerinden sınıfa baktı. “Her Şeyi Yak.” Bir anlık sessizlik oldu. Bu şarkı söylenirken sınıf ya çok dolar ya tamamen boşalırdı. Ortası yoktu. “Kim söylemek ister?” diye sordu hoca. Elim istemsizce havaya kalktı. Neden yaptığımı bilmiyordum. Sanki şarkı beni çağırmıştı da ben elimi kaldırmıştım. “Peki,” dedi hoca. “Piyanoda—” Kapı tekrar açıldı. Fakat oraya bakmadım, dikkatimi dagitmak istemiyordum. Yalnizca önümde duran kağıtlara bakıp şarkı sözlerini tekrar tekrar okuyordum. Piyanoya yaklaşan ayak seslerini duydum. Sonra sandalyelerin arasından geçen bir gölge. Piyanonun başına doğru ilerleyen bir hareket Başımı kaldırmadım. Ta ki tuşlara dokunana kadar. Duyduğum ilk notalar... Kalbimde bir şeyin yer değiştirdiğini hissettim. Başımı kaldırdım. Hastane koridorunun beyazlığı, gecenin soğuk ışığı, arabadaki gerginlik… Hepsi bir anlığına üstüme çöktü sanki. O, piyanonun başındaydı. Deniz. Bana bir an bile bakmadı. Notalara da bakmıyordu. Sanki şarkıyı değil, sessizliği dinliyordu. “Hadi Hayal,” dedi hoca. “Başlayabilirsin.” Nefes aldım. "Beni yak kendini yak, her şeyi yak." Sesim sınıfa yayıldığında, Deniz’in omuzları hafifçe gerildi. Ama çalmayı bırakmadı. Aksine, daha yumuşak bastı tuşlara. Sesimin tınısına ayak uyduruyordu. Sanki sadece bana eşlik ediyordu. "Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak.." Sözleri kağıttan okumuyordum artık, her bir kelime içimden geliyordu. Nakarata geldiğimde sesimi yükseltmedim. Yakmadım. Söndürmedim de. Olduğu gibi bıraktım. Deniz başını kaldırdı. Göz göze geldik. Çok kısa bir an. İkimizde aynı anda durduk. Şarkı bittiğinde sınıf sessizdi. Alkış gelmedi. Zaten gelmemeliydi. Hoca memnun bir ifadeyle başını salladı. “Güzel,” dedi sadece. “Çok güzel.” Deniz piyanonun başından kalkmadı. Ben yerime dönerken gerginlikten ellerim titriyordu. Bu gerginligimin sebebinin sahneyle ilgisi yoktu. Sahneye alışıktim. Beni geren şey onun varligiydi. Burada ne işi vardı ? Bilmiyordum. Fakat her şeyin ötesinde, Bu şarkı artık sadece bir şarkı değildi. Ve o, buraya ait olmaması gereken biri gibi duruyordu. Yine de şuan buradaydı. Ve gitmeye hiç de hazır görünmüyordu
Bölüm 3
Bölüm : 3
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.