Mert Eylül beni gerçekten çıldırtmak istiyor ve başarıyor. Alya'nın yanında böyle kelimeler etmesi kendi aleyhine ama bunu anlayabilecek zekaya sahip değil gibi davranıyor. Çok zeki ama bir o kadar da aptal.
Lavaboya doğru ilerlerken her zamanki yürüyüş mesafeden çok daha kısa sürede yürümemin sebebinin utanmak olduğunu anladığım an yüzümün kızarıklığını gene gizleyemedim.
Ben lavaboya giderken Eylül'ün arkamdan kıs kıs güldüğünü görebiliyorum. Bazen bana gerçekten aşık mı yoksa eğlenmek için mi yapıyor bilemiyorum.
Alya'yla konuşmaları ve gülüşmeleri lavaboda bile duyuluyor. Umarım Alya anılarımı anlatmak gibi bir hata yapmaz çünkü yaparsa eğer cezasını çeker.
Lavaboda çıkıp yeniden oturma odasına yürürken Eylül'ün benim hakkımda bir şey dediğini duydum ve dinlemeye koyuldum.
"Aslında onda hoşuma giden şey görüntüsü değil zekası. Beni geçebilen ilk ve tek erkek o ve bu benim hem onu kıskanmamı hem de ondan hoşlanmamı sağlıyor."
Bu cümlelerden sonra odaya girebilmem pek mümkün gibi görünmüyordu. Bari burada dikilmeyeyim de mutfağa oturayım diye düşündüm. Hem de biraz acıkmıştım.
Mutfağa geldiğim sırada Sevim Abla çoktan yemeği yapmış aperatifler hazırlıyordu. Gittiğim gibi bir havuç topunu ağzıma attım.
"Oğlum iki dakika bekle birazdan hazır olur. Hem de yemekten önce tatlı yersen yemek yemezsin." dedi Sevim. Abla.
"Peki." dedim sade bir şekilde. Mutfağa yaklaşan ayak sesiyle birlikte saklanmak için yer aradım ama artık çok geçti. Eylül çoktan gelmişti.
"Ne oldu, konuşmalarımızı dinledikten sonra gelmeye utandın mı? Biraz sert bir şekilde soru sorduğumu düşünüyorsan "sevgilim" sözcüğünü de kullanılabilirim. " dedi.
Demesiyle beraber vücuduma adrenin doldu. Kıpkırmızı olduğumu hissediyor ve farklı bir evrende yaşıyormuş gibi havalanıyordum sanki.
" Yok, gayet normal bir şekilde sordun sıkıntı yok. Hem de bana sevgilim diyebilmen için sevgili olmamız lazım ama biz değiliz yani burada Sevim Abla da yanlış anlamasın sen de yanlış anlama."
"Utancından kekeleyeceksin neredeyse. Utanınca çok tatlı oluyorsun gerçekten benim tatlı domatesim."
"Gözlerin iyi görüyor olmalı çünkü şuan neredeyse sinirimden bağırmak üzereyim." dedim. Asla öyle bir şey yoktu. Hatta o kadar mutluydum ki havra uçacaktım.
"Sen bana bağırsan bile ben sana gilimi çıkarmam domatesim."
"Ben yemekleri masaya dizeyim." diyerek çıktı dışarı Sevim Abla. O da utanmıştı ama işimize karışmak gibi bir niyeti yoktu.
"Eylül neden böyle yapıyorsun anlamıyorum. Bana aşık değilsin, olamazsın. Hem bana tokat atıyorsun hem de bana aşık olduğunu ortaya sürüyorsun. Anlamıyorum. Bu işin içinde ne var anlatır mısın lütfen?"
"İşin icinde bir şey yok sadece sana sırılsıklam aşığım ve bu gayet normal bir şey. Tokat olayına gelecek olursak o olayda sana tokat atmam sadece içgüdüsel bir şeydi. Yani elime hakim olamadım bu kadar. "
" Sadece bu kadar mı gerçekten? Sence ben buna inanır mıyım Eylül? Senin hakkında o kadar çok şey merek ediyorum ki. Sen benim hakkımda istediğin bilgiyi elde edebilirsin çünkü ben buna izin veriyorum ama sen bir duvar örmüşsün ve bu duvarı kimsenin aşmasına izin vermiyorsun. "
" Hangi bilgiyi elde etmek istediğini söyle onu sana söyleyeyim. Ben bir duvar örmedim. Sadece bir sınır koydum ve burayı sadece istediğim zaman istediğim kişiye açarım. Şimdi istediğini sorabilirsin. ". Gayet sakindi ve bu benim sinirimi bozuyordu.
"Mesela babanı merak ediyorum. Nasıl bu kadar güçlü bir kız yetiştirmiş,basarini destekliyor mu, seni seviyor mu, seni takdir ediyor mu? Bunları merak ediyorum anneni, kardeşin varsa kardeşini, hepsini, her şeyi, senin hakkında her şeyi merak ediyorum."
" Ben bu soruya cevap veremem. Özür dilerim. Kendini kötü hissetmeni istemiyorum ama bu soru benim için çok zor. Lütfen zorlama bu konuda. "
" İşte bahsettigim şey de bu. Cevap vermiyorsun, kendini koruma altına alıyorsun. Ben bunun nedenini öğrenmek istiyorum Eylül! "sonunda sinirlendim ve sesimi yükselttim. Hiç istemesem bile.
O koşarak mutfaktan çıkarken arkasından koştum. Ama yetişemedim. Montunu bile almadan çekip gitmişti. Çantası, montu, ayakkabısı bile buradaydı.

