İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 15 · 9 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 15

15 bölüm

Eve yaklaşırken adımlarımız yavaşladı.Sanki ikimiz de gecenin bitmesini istemiyorduk.

Emir arabasının yanında durdu ve bana baktı.

— Bugün güzeldi.

— Güzeldi.

— Sadece güzel miydi?

Gülümsedim.

— Fazlasıyla.

O da gülümsedi.

Bir süre birbirimize baktık.

Sonra Emir, sakin bir sesle:

— Seninle geçirdiğim zamanın böyle olmasını seviyorum, dedi.

— Nasıl?

— Acele etmeden. Bir şey kanıtlamaya çalışmadan. Sadece sen ve ben.

Bu cümle içime işledi.

— Ben de seviyorum.

Emir başını eğip kısa bir an düşündü.

— O zaman yarın da görüşelim.

— Yarın mı?

— Evet.

— Hiç ara vermeyecek misin?

Güldü.

— Vermek istemiyorum.

Ben de güldüm.

— O zaman yarın görüşürüz.

Arabaya binmeden önce bana son kez baktı.

— İyi geceler, Eda.

— İyi geceler, Emir.

Eve doğru yürürken arkamdan seslenmesini bekledim.

Seslenmedi.

Ama birkaç saniye sonra telefonum titredi.

Emir: “Eve girince haber ver.”

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.

Gülümsedim.

Ben: “Merak etme. Haber veririm.”

Sonra eve girdim.

Bu kez içimde soru işaretleri yoktu.

Sadece yarının heyecanı vardı.

—————————————————————

Ertesi akşam Emir beni almaya geldiğinde, ne planladığını yine söylemedi.

— Bu sefer nereye?

— Sürpriz.

— Artık bu kelimeden hiç hoşlanmıyorum.

— Beğenmezsen geri dönersin.

— O kadar kolay mı?

— Senin için evet.

Gülerek başımı salladım.

Bir süre sonra şehrin biraz dışında, sakin bir yerde küçük ve şık bir restoranda durduk.

Restorana girdiğimizde içerideki sakinlik hemen dikkatimi çekti.

Masanın üzerindeki küçük ışık, fonda çalan müzik ve dışarıdaki şehrin hareketi birbirinden tamamen farklı iki dünya gibiydi.

Emir sandalyemi çekti.

— Buyurun.

— Beyefendi bugün fazla kibar.

— Bugün özel bir akşam.

Ona baktım.

— Özel mi?

Bir an durdu.

— Benim için öyle.

Cevap vermeden menüyü açtım.

— O zaman bakalım.

Yemekleri seçtikten sonra garson uzaklaştı.

İlk birkaç dakika günlük şeylerden konuştuk. Duygu’nun bitmek bilmeyen planlarından, Ferdane’nin sürekli son anda karar değiştirmesinden, benim alışveriş yaparken saatlerce aynı şeyin başında kalmamdan…

Sonra Emir birden:

— Sen küçükken nasıldın? diye sordu.

Güldüm.

— Bu nereden çıktı?

— Seni tanımaya çalışıyorum.

— Bunca zamandır tanımıyor muydun?

— Her gün başka bir tarafını görüyorum.

Bu kez ben ona aynı soruyu sordum.

— Peki sen?

Emir çocukluğundan bahsetmeye başladı. Ailesini, okul yıllarını, yaptığı bazı saçma şeyleri anlattı.

Onu dinlerken fark ettim ki ilk kez sadece Emir’in bana gösterdiği tarafını değil, geçmişini de öğreniyordum.

Yemekler geldiğinde sohbetimiz daha da uzadı.

Arada gülüyor, bazen birbirimizin cümlesini tamamlıyor, bazen de uzun uzun susuyorduk.

Tatlıyı söylemek için garson geldiğinde Emir bana baktı.

— Tatlı?

— Kararsızım.

— Sen karar verene kadar gece biter.

— O zaman sen seç.

— Sonra suçlama.

— Suçlamam.

Emir iki farklı tatlı söyledi.

— İkisini de mi?

— Birini sen seçersin, diğerini ben.

— Mantıklı.

Tatlılar geldiğinde ikisini de denedik.

— Bu daha güzel, dedim.

— Hangisi?

— Seninki.

Emir kaşını kaldırdı.

— Emin misin?

— Evet.

— O zaman değiştirelim.

— Hayır.

— Ama sen benimkini beğendin.

— Beğendim ama vermiyorum.

Güldü.

— Bencilmişsin.

— Tatlı konusunda evet.

Saat ilerledikçe restorandaki masa sayısı azalmaya başladı.

Biz hâlâ kalkmıyorduk.

Garson son kez yanımıza geldiğinde Emir saate baktı.

— Daha oturuyoruz, dedi.

Garson gülümseyip uzaklaştı.

Ben Emir’e baktım.

— Gitmek istemiyorsun.

— Hayır.

— Neden?

Cevabı hiç düşünmeden geldi.

— Çünkü seninle konuşmayı seviyorum.

Bu kez ben sustum.

Bir süre sonra masadaki bardaktan bir yudum su içip:

— Ben de seninle konuşmayı seviyorum, dedim.

Emir gülümsedi.

Hesabı istediğimizde gecenin ne kadar ilerlediğini fark ettim.

Ayağa kalkarken restorana son kez baktım.

— Güzel bir akşamdı.

Emir kapıya doğru yürürken bana baktı.

— Daha bitmedi.

Ne demek istediğini sormadım.

Sadece gülümsedim.

Çünkü o gece ilk kez, zamanın biraz daha yavaşlamasını ben de istiyordum.

Restorandan çıktığımızda hava serinlemişti.

Emir arabaya doğru yürürken bana baktı.

— Üşüdün mü?

— Biraz.

Ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı.

— Böyle daha iyi.

Ceketin kollarını düzeltirken ona baktım.

— Sen üşüyeceksin.

— Ben iyiyim.

Arabaya bindik.

Ama Emir hemen çalıştırmadı.

Ellerini direksiyonun üzerine koyup bana döndü.

— Eve geçelim mi?

Bir an durdum.

— Senin evine?

— Evet. Kahve içeriz. Biraz daha konuşuruz. İstersen seni sonra bırakırım.

Teklifindeki sakinlik hoşuma gitti.

— Tamam.

Emir gülümsedi ve arabayı çalıştırdı.

Yol boyunca müzik açıktı.

Bu kez ikimiz de konuşmadık.

Ama sessizlik garip değildi.

Sanki restorandaki konuşmalar hâlâ devam ediyordu.

Eve geldiğimizde kapıyı açıp içeri girdik.

Emir ışıkları yaktı.

— Sen otur. Ben kahve yapayım.

Salona geçtim.

Etrafına bakarken küçük detaylar dikkatimi çekti. Kitaplar, masanın üzerindeki birkaç fotoğraf, düzenli ama fazla özenilmemiş bir ev…

Emir mutfaktan seslendi.

— Ne yapıyorsun?

— Evin hakkında bilgi topluyorum.

— Yakalandım.

— Burası düşündüğümden daha düzenli.

— Ne düşünüyordun?

— Dağınık.

Yanıma geldi.

— Hakkımda çok yanlış düşünmüşsün.

— Belki de seni tam tanımıyorum.

Karşıma oturdu.

— Tanıyacaksın.

Bu kez sesindeki ciddiyet dikkatimi çekti.

— Emin misin?

— Evet.

Bir süre gözlerimiz buluştu.

Sonra Emir kahvesini masaya bıraktı.

— Bugün seninle ilgili bir şey fark ettim.

— Ne?

— Yanımdayken çok daha fazla gülüyorsun.

Gülümsedim.

— Sen de.

— Ben zaten gülüyorum.

— Hayır. Sen benim yanımda başka türlü gülüyorsun.

Emir bir an sustu.

Sonra başını hafifçe salladı.

— Belki de haklısın.

Gece ilerledikçe konuşmaya devam ettik.

Saatin kaç olduğunu fark ettiğimde şaşırdım.

Emir saate baktı.

— Geç oldu.

— Evet.

Ayağa kalktım.

— Gitmem lazım.

Kapıya kadar birlikte yürüdük.

Tam çıkacakken Emir:

— Eda.

Döndüm.

— Efendim?

— Bu akşam için teşekkür ederim.

Gülümsedim.

— Ben teşekkür ederim.

Kapıyı açtım.

Tam çıkarken Emir ekledi:

— Bir dahaki akşamı sen seç.

Arkamı dönüp baktım.

— Tamam.

— Söz mü?

— Söz.

Kapı kapandığında yüzümde hâlâ gülümseme vardı.

O gece eve dönerken aklımdan tek bir şey geçiyordu:

Bazı geceler insanın hayatında büyük bir şey değiştirmez.

Ama birini biraz daha tanımanı sağlar.

Ve bazen bu, her şeyden daha değerlidir.

—————— Emir —————————

Eda kapıya yöneldiğinde onu durdurmak istedim.

Gece daha bitmemişti.

— Daha erken, dedim. Bu kadar çabuk gitmek zorunda değilsin.

Bana dönüp baktı.

— Geç oldu ama.

— Bir film açalım. Sonra seni bırakırım.

Bir an düşündü.

Sonra gülümsedi.

— Tamam. Ama film kötüyse suç senin.

— Kabul.

Salona geçtik.

Film seçmeye çalışırken Eda koltuğa oturmuş, ekrandaki seçenekleri inceliyordu.

— Şunu aç.

— Emin misin?

— Hayır. Ama kapağı güzel.

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

— Harika bir seçim kriteri.

Film başladı.

İlk başlarda sürekli konuşuyordu. Karakterlere kızıyor, bazı sahnelerde benimle tartışıyor, sonra kendi söylediğine kendi gülüyordu.

Ben ise filmi takip etmekten çok onu izliyordum.

Bir ara bunu fark etti.

— Neden gülüyorsun?

— Filmden çok seni izliyorum.

Bana bakıp gözlerini devirdi.

— Çok konuşuyorsun.

Gülümsedim.

— Sen de bunu söylemeyi çok seviyorsun.

Bir süre sonra sesi azaldı.

Yanıma baktığımda gözlerinin ağırlaştığını gördüm.

— Eda, uyuyacaksın.

— Uyuyorum galiba…

Başını koltuğa yasladı.

Birkaç dakika sonra tamamen uyudu.

Televizyonun ışığı yüzüne vuruyordu.

Bir süre öylece baktım.

Onu rahatsız etmek istemedim.

Yavaşça ayağa kalktım. Üşümesin diye battaniyeyi üzerine örttüm.

Ama koltukta sabaha kadar rahat edemeyeceğini biliyordum.

Dikkatlice onu kaldırdım ve odama götürdüm.

Yatağı hazırlayıp Eda’yı yatırdım.

Battaniyeyi üzerine çektim.

Bir an kapının yanında durdum.

İçimde garip bir huzur vardı.

Onun bana güvenip burada uyuması, düşündüğümden daha fazla şey ifade ediyordu.

Ama sınırlarını biliyordum.

Işığı kapatıp kapıyı aralık bıraktım.

Kendim salona geçtim.

Koltuğa uzandığımda gözlerimi kapatmadan önce aklımdan tek bir şey geçti:

Eda’nın hayatında huzur veren biri olmak istiyordum.

Onu kendime bağlayan değil.

Onun yanında kendisi olabildiği biri.

————————————————————-

Kahvenin kokusu mutfağa yayılırken kapının yanında birkaç saniye öylece durdum.

Dün geceyi hatırlamaya çalışıyordum.

Film…

Emir’in sesi…

Sonra hiçbir şey.

Gözlerimi kapatıp hafifçe gülümsedim.

Demek gerçekten uyuyakalmıştım.

Emir mutfakta kahvelerle uğraşırken bana döndü.

— Şeker?

— Bir tane.

— Süt?

— Biraz.

— Hâlâ aynı.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Beni bu kadar mı iyi tanıyorsun?

Bardağı önüme koyarken gülümsedi.

— Öğreniyorum.

Kahveden bir yudum aldım.

— Dün gece beni yatağa sen mi yatırdın?

Emir bir an durdu.

— Evet.

— Ben hiçbir şey hatırlamıyorum.

— Çok yorgundun.

— Seni salonda görünce biraz kötü hissettim.

— Neden?

— Ben rahat uyurken sen koltukta yatmışsın.

Emir omuz silkti.

— Önemli değil.

— Benim için önemli.

Bir an göz göze geldik.

Sonra bakışlarımı kahveme indirdim.

— Teşekkür ederim.

— Rica ederim.

Mutfakta kısa bir sessizlik oldu.

Ama bu sessizlik dün geceki gibi değildi.

Daha tanıdık geliyordu.

Sanki sabahın içinde ikimize ait küçük bir dünya oluşmuştu.

Masaya oturdum.

— Kahvaltı var mı?

Emir güldü.

— Aç olduğunu biliyordum.

— Nereden?

— Kahvaltıdan önce kahve isteyen birinin birazdan yemek isteyeceğini tahmin etmek zor değil.

— Beni çözmüşsün.

— Henüz değil.

— O zaman acele etme.

Emir bu kez cevap vermedi.

Sadece gülümsedi.

Ben de ona baktım.

Dün gece ilk kez onun evinde uyumuştum.

Sabah ilk kez onun mutfağında kahve içiyordum.

Garip olan şuydu:

Hiçbir şey bana yabancı gelmiyordu.

Ne ev.

Ne sessizlik.

Ne de Emir’in yanımda olması.

Ve bunu fark ettiğim anda içimde küçük bir heyecan oluştu.

Çünkü bazen bir yere alışmak, orayı sevmeye başlamaktan daha tehlikeliydi.

Ben galiba Emir’in hayatında kendime küçük bir yer açmaya başlamıştım.

Ve daha da önemlisi…

Onun benim hayatımda açtığı yeri artık kapatmak istemiyordum.

Kahvaltıyı hazırlarken Emir’in mutfakta ne kadar rahat hareket ettiğini izliyordum.

Bir yandan yumurtaları hazırlıyor, bir yandan da dolapları açıp kapatıyordu.

— Sen burada her şeyi nerede olduğunu biliyor musun gerçekten?

— Kendi evimdeyim Eda.

— Dün geceye kadar bilmiyordum.

— Dün gece çok uyuyordun, fark etmemiş olabilirsin.

Gülerek ona baktım.

— Dalga geçme.

— Geçmiyorum.

Masaya iki tabak koydu.

— Buyur.

Sandalyeye oturdum.

— Teşekkür ederim.

Bir süre kahvaltı yaptık.

Sonra Emir bana bakıp:

— Dün geceyi hatırlıyor musun? diye sordu.

— Bir kısmını.

— Neyi?

— Film izlediğimizi.

— Sonra?

— Sonrasını hatırlamıyorum.

Gülümsedi.

— Tam da tahmin ettiğim gibi.

— Ne oldu?

— Uyuyakaldın.

— Bunu biliyorum.

— Film boyunca bana “uyumuyorum” dedin.

Gözlerimi büyüttüm.

— Gerçekten mi?

— Üç kere.

Kahkaha attım.

— Rezil oldum.

— Hayır.

— Ne hayırı?

— Tatlıydı.

Bir an sustum.

Emir’in yüzündeki ifadeye baktım.

Sonra gözlerimi tabağıma çevirdim.

— Böyle şeyler söyleme.

— Neden?

— Çünkü insan alışıyor.

Emir birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra sakin bir sesle:

— Belki alışmanı istiyorum, dedi.

Kalbim hızlandı.

Başımı kaldırdım.

— Neye?

— Benim yanımda kendin olmana.

Cevap veremedim.

Kahvaltıdan sonra mutfağı birlikte toparladık.

Ben bardakları toplarken Emir:

— Bugün ne yapacaksın? diye sordu.

— Kızlarla buluşacağım.

— Güzel.

— Kıskanmadın mı?

Gülerek söylediğim bu cümle üzerine bana baktı.

— Hayır.

— Hiç mi?

— Hayır.

Sonra ekledi:

— Ama akşam seni görmek isterim.

İşte bunu beklemiyordum.

— Daha dün bütün akşam beraberdik.

— Biliyorum.

— O zaman?

— Yetmedi.

Gülümsedim.

— Emir…

— Ne?

— Böyle devam edersen gerçekten sana alışacağım.

Bana bakıp hafifçe gülümsedi.

— Ben de tam olarak bunu umuyorum.

O an içimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı.

Çünkü ilk kez onunla ilgili bir şeyden kaçmak istemiyordum.

Ne hissettiğimden.

Ne de ona alışmaktan.

Belki de bazı insanlar hayatımıza bir anda girip her şeyi değiştirmiyordu.

Bazen yavaş yavaş yerleşiyorlardı.

Önce bir kahveyle.

Sonra uzun bir konuşmayla.

Sonra bir akşamla.

Ve fark ettiğinde…

Onları hayatından çıkarmayı düşünmek bile sana uzak geliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.