İçeriğe geç

Semt Sancısı

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Semt Sancısı

Bölüm 2

Bölüm 2

Güneş, mahalledeki binaların ardına doğru iyice süzülürken, kiremit çatıların üzerinden sokağa yansıyan turuncu ışık hüzmeleri yerini tatlı bir alacakaranlığa bırakmaya başlıyordu. Sokağın başındaki tozlu asfalt, az önceki sıcaklığın ardından serinleyen rüzgarla birlikte hafifçe ferahlıyordu. Eda ve Kıvılcım, mahallenin kırık dökük kaldırım taşları üzerinde dengelerini bozmadan yukarı doğru yavaş adımlarla yürümeye devam ettiler. Kıvılcım, bir yandan etrafındaki bakımsız binalara ve pencerelerde duran çiçek saksılarına bakıyor, bir yandan da adımlarını uydurmaya çalıştığı Eda’nın koluna hafifçe dokunarak fısıldıyordu:

"Eda, farkında mısın bilmiyorum ama arkamızdaki o iki çocuk sanki hayatlarında ilk defa insan görüyor gibilerdi. Özellikle o siyah eşofman takımlı olanı, bir an arkasında biri var mı diye kontrol etti."

Eda hafif bir gülüşle başını salladı. Rüzgarın etkisiyle yüzüne düşen sarı saç tutamını eliyle kulağının arkasına iterken son derece rahattı.

"Fark ettim," dedi sesi neşeli bir tonla. "Ama tatlılardı, yalan söyleme şimdi."

"Tatlı mı?" dedi Kıvılcım kaşlarını çatarak. Yüzündeki o sarsılmaz mesafeyi tek bir an bile bozmamıştı. "Biri heykele döndü, diğeri panikten ne yapacağını şaşırdı. Ben hayatımda bu kadar garip bir ikiliyi yan yana görmedim."

Kıvılcım, cümlenin ardından istemsizce kafasını hafifçe geriye doğru kıvırıp tekrar baktı. O esnada Berat, banktan yarı doğrularak hala tüm dikkatini onlara vermiş, gözlerini bile kırpmadan Kıvılcım’a bakıyordu. Kıvılcım'ın yüzündeki o soğuk ve ifadesiz duruş hiç değişmedi. Fakat dışarıya yansıtmadığı o donuk ifadenin ardında, içinden geçen düşünceler son derece net ve acımasızdı.

"Allah'ım, bu ne biçim bir tip?"

Berat'ın gün ortasında sürdüğü aşırı jöle yüzünden ışıldayan ve alnına adeta yapıştırılmış gibi duran saçları, yüzünde her an mahallenin en saçma hikayesini anlatacakmış gibi duran o patavatsız ve saf ifade Kıvılcım’ın gözünden kaçmamıştı. İçinden geçirdiği düşünce adeta beyninde yankılandı:

"Iyy... Bu çocuk bana bakıyor."

Bakışını bir saniye daha uzattı. Berat’ın bakışlarındaki o "seni gördüm ve hayatım bitti" havası o kadar belirgindi ki, Kıvılcım bir an için bu duruma inanamadı.

"Hem de bayağı bakıyor. Şaka gibi."

Sonra dudaklarını birbirine bastırdı, yüzünü hafifçe buruşturup önüne döndü. İçindeki o filtresiz ve dobrasız ses bir kez daha yükseldi:

"Tipini sikeyim, bu ne?"

Eda, Kıvılcım’ın yüzündeki o anlık tiksinti ve şaşkınlık karışımı ifadeyi görünce kendini tutamayarak kıkırdadı. Kıvılcım’ın mizacını çok iyi biliyordu; onun standartları yüksek ama insanlara karşı tahammül eşiği her zaman son derece düşüktü.

"Ne oldu?" diye sordu Eda, adımlarını hafifçe yavaşlatıp arkadaşının koluna biraz daha girerek.

"Hiç," dedi Kıvılcım kestirip atmak istercesine.

"Suratından belli ama," dedi Eda sırıtmaya devam ederek. "Bırak şimdi 'hiç' demeyi. Bir şey gördün."

"Şu çocuğun bakışını gördün mü?" dedi Kıvılcım, gözlerini sokağın ilerisindeki boşluğa dikip hızlanmaya çalışarak.

"Gördüm," dedi Eda gülerek. "Siyah eşofmanlı olanı diyorsun değil mi?"

"Çok garip bakıyor," dedi Kıvılcım. Sesinde sanki hayatında ilk kez garip bir uzaylı türü görmüş gibi bir şaşkınlık vardı. Eda rahat bir tavırla omuz silkti. "Belki hoşlanmıştır. Olmaz mı yani?"

Kıvılcım gözlerini devirdi, derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. "Kimden, benden mi? Allah korusun."

Eda kahkahasını tutmaya çalışarak sordu: "Niye bu kadar tepki veriyorsun ki? Niye olmasın?"

"Çünkü ben daha ilk görüşte bu çocuğa tahammül edemedim," dedi Kıvılcım, son derece kesin ve tartışmaya kapalı bir tonla. "O saçların hali ne öyle? O bakışlardaki saflık... Yemin ediyorum adımı sorsa cevap vermem."

O sırada bankın üzerinde adeta bir hayat memat mücadelesi veriliyordu. Kızların sokağın ilerisinde duraksamadan, hafifçe birbirlerine sokularak konuştuğunu gören Berat, gözlerini onlardan bir an bile ayırmıyordu. Ünal, hemen elini uzatıp yanındaki Berat'ın koluna sertçe dokundu.

"Oğlum..."

Berat hala Kıvılcım’ın gözden kaybolmak üzere olan siluetine kilitlenmiş vaziyetteydi. "Ne?" dedi dalgınca.

"Kızlar konuşuyor... Kesin bizi konuşuyorlar."

Berat başını yavaşça çevirip yanındaki arkadaşına baktı. Yüzünde "sen gerçekten akıllanmayacaksın' der gibi bir ifade belirdi.

"Sen nereden biliyon lan?"

"Lan başka kimi konuşacaklar bu sokakta?" dedi Ünal, kendinden emin bir edayla öne doğru kayarak. "Sokağın ortasında tek canlı biziz. Kız bakışlarımı yakaladı, arkasındaki arkadaşına döndü, bak fısıldaşıyorlar. Yüzde yüz biziz konu!"

Berat başını iki yana salladı, derin bir iç çekti. "Yoktur öyle bir şey oğlum. Kızlar sokaktaki binalara bakıyor olabilir, akşam ne yiyeceklerini konuşuyor olabilir. Sen hemen 'bizi konuşuyorlar'a bağladın."

Berat derin bir nefes aldı. Gözleri hala Kıvılcım’ın o dik ve umursamaz yürüyüşündeydi. Sokağın köşesinden dönmek üzereydiler. İçinde daha önce hiç hissetmediği, anlatamadığı garip bir ağırlık belirdi.

"Ulan Ünal..."

"He?"

"Ben bu kızı istiyorum."

Ünal, duyduğu cümlenin absürtlüğüyle aniden gülümsedi. "Ne istiyon lan, kız eşya mı? Bakkaldan gofret mi alıyon 'istiyorum' ne?"

"Oğlum yanlış anlama," dedi Berat ses tonunu bir an için değiştirerek. Gözlerini kızdan ayırmadan son derece kararlı bir biçimde konuştu: "Ben bu kızın peşinden giderim."

Ünal sırıtıp elini havada savurdu. "Az önce 'bize bakmazlar' diyen sen değil miydin lan? Ne değişti iki saniyede?"

Berat bir an sustu. Dudaklarını büzdü, gözlerini sokağın boşalan köşesine dikip düşündü. Ardından kafasını çevirip Ünal’ın doğrudan gözlerinin içine baktı. Yüzünde mahalle kavgasına girmeden önceki o son derece ciddi ve cesur ifade vardı:

"Bakmazsa baktırırız."

Ünal bu sözün üzerine tutamayarak kahkahayı bastı.

"Ulan romantik oldun başımıza!" dedi Ünal gülmeye devam ederek. "Filmlerdeki Jönler gibi laf ediyor bir de! Bakmazsa baktırırızmış!"

"Kes lan gevşek," dedi Berat, sinirlenmiş gibi yaparak arkadaşının omzuna bir tane vurdu.

"Yıkık Berat'tan aşk adamı çıkardık iki dakikada," dedi Ünal. "Aga senin unvanın belli, kaderin belli. Üç gün sonra yine duvara bakıp beste yapacaksın, yapma gözünü seveyim."

"Oğlum dalga geçme," dedi Berat. Sesindeki eğlenceli ton tamamen kaybolmuştu.

"Geçerim," dedi Ünal sırıtarak. "Benim görevim senin ayağını yere bastırmak."

Berat'ın yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu. Oturduğu yerde dikleşti, ellerini dizlerine koydu.

"Ben ciddi diyorum ama."

Ünal, arkadaşının bu net ve tok ses tonu karşısında duraksadı. Dönüp arkadaşının yüzüne uzunca baktı. Berat’ın gözlerindeki o alaycı, her şeyi makaraya saran perdenin arkasındaki kararlılığı ilk kez bu kadar net görüyordu. O an, ilk defa Berat'ın da gerçekten tutulduğunu anladı. Çünkü Berat'ın gözlerindeki ifade şakaya ya da geçici bir hevese benzemiyordu; çocukluğundan beri tanıdığı dostunun gözlerinde daha önce hiç görmediği bir kıvılcım vardı.

Ünal hafifçe gülümsedi. Yüzündeki alaycı ifade yerini dostça bir kabullenişe bıraktı.

"Tamam lan."

Berat şaşırdı. Bu kadar çabuk ikna olmasını beklemiyordu. "Ne tamam?"

"Ben de yardım ederim."

Berat’ın gözleri parladı. Saniyeler önce çöken o umutsuzluk havası bir anda dağılmıştı. "Harbi mi diyorsun lan?"

"Harbi diyorum."

"Nasıl olacak o iş?"

Ünal cebinden çıkardığı kehribar tesbihini avucunda sıkıca tuttu. Tesbihin tanelerini birer birer çekerken, kızların sokağın sonundaki döndükleri boş köşeye baktı. Yüzüne o her zamanki kendinden emin, plan kuran gülümsemesini yerleştirdi. Sonra sırıttı.

"Önce mahallede kim olduklarını öğreniriz. Kimin nesi, kime gelmişler, kiralık ev mi arıyorlar yoksa akraba ziyareti mi... İstihbaratı sağlam tutacağız."

Berat'ın gözlerindeki ışık daha da büyüdü. "Sonra?"

"Sonra..."

Ünal kısa bir sessizlikten sonra tesbihi avucunun içinde sallayıp omuz silkti.

"Sonrasını Allah kerim kardeşim. Duruma göre bakacağız."

İki arkadaş bankta otururken birbirlerine baktılar. Ve aynı anda, mahallenin o döküntü kaldırımında yan yana sırıtmaya başladılar. Henüz ikisinin de bilmediği, tahmin bile edemeyeceği çok şey vardı.

O gün mahalleye sadece iki kız gelmemişti. İkisinin de sakin, monoton ve kendi halindeki hayatını darmadağın edecek iki fırtına, iki büyük hikaye gelmişti.

Ünal, Eda'nın kendisine attığı o kısa ama etkili bakışı, o küçük gülümsemeyi hayatı boyunca unutamayacaktı. Artık onun için dünyadaki bütün kızlar aynı değildi; Eda o ezberi tek bir bakışıyla bozmuştu.

Berat ise Kıvılcım'ın kendisine bakarken yüzünü buruşturup içinden "Tipini sikeyim" dediğini henüz bilmiyordu. Biliyor olsaydı... Muhtemelen yine de vazgeçmezdi. Çünkü Yıkık Berat bir kere birine tutulmuşsa, dünya tersine dönse, mahalle üstüne yıkılsa bile onun umurunda olmazdı. O yıkılmaya zaten alışkındı ama bu kez ayakta kalmak için bir sebebi vardı.

Turbo Ünal ise daha ilk bakışta gazı köklemişti. Kaçmaya alışkın olan ayakları, bu kez tam tersi yöne, Eda’nın olduğu tarafa doğru gitmek için sabırsızlanıyordu.

Ve bu mahallede bir aşk başlayacaksa... Elbette normal başlamayacaktı. Tozun, dumanın, kavgaya tutuşan duyguların ve mahalle esnafının gözleri önünde, kendi kurallarıyla yazılacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.