İçeriğe geç

-Semendire Gülü❀꙳

Bölüm 4 · 3 dk okuma

-Semendire Gülü❀꙳

Bölüm 4

-Haremdeki Soğuk Gölge

Mara Hatun, Sultan Murad’ın gönderdiği kırmızı yakut kolyeyi avucunda sıkarak şafak vaktine kadar pencerenin önünde oturdu. Kolyeyi boynuna takmadı; onun yerine gümüş vazoya yerleştirdiği beyaz güllerin hemen yanına, masanın üzerine bıraktı. Padişahın o çarpıcı notu zihninde dönüp duruyordu: "Bu sarayda bir esir değil, kılıcımı indiren bir fırtınasın." Murad, onun içindeki asiliği görmüş ve bunu bir zayıflık değil, bir güç olarak kabul etmişti. Yine de temkinli olmalıydı. Burası bir Osmanlı sarayıydı ve bir gecede kahraman olanlar, bir saniyede yok edilebilirdi.Güneş, Edirne semalarında yükselip odayı altın sarısı bir ışıkla doldurduğunda kapı çalındı. Sırbistan’dan onunla gelen sadık hizmetkarı ve en yakın sırdaşı olan Katarina içeri girdi. Kızın gözleri korkudan fal taşı gibi açılmıştı."Prensesim..." diye fısıldadı Katarina, sesini alçaltarak. "Harem çalkalanıyor. Herkes taht odasındaki o meydan okumanızı konuşuyor. Ama asıl tehlike aşağıda, taşlıkta sizi bekliyor."Mara sakin bir şekilde ayağa kalktı. "Ne kargaşası Katarina? Biz buraya gizlenmeye gelmedik.""Sultan Murad’ın diğer eşleri ve saray kalfaları... Sizin Hristiyan olarak kalmanıza ve Padişah’ın size gösterdiği bu özel alakaya şimdiden diş biliyorlar. Özellikle de Başkadınefendi..."Mara derin bir nefes aldı. Üzerindeki Sırp gelinliğini çıkarıp Osmanlı saray kumaşlarından dikilmiş ama yine de kendi tarzını yansıtan koyu yeşil, ağır bir elbiseyi üzerine geçirdi. Saçlarını asilce arkada topladı. Başındaki prenses tacını takmadı ama duruşuyla o tacın ağırlığını taşıdığını herkese ilan ediyordu. "Bırak beklesinler," dedi buz gibi bir sesle. "Fırtınanın kalbine giren, rüzgardan korkmaz."Odasından çıkıp haremin ana salonuna, taşlığa doğru merdivenlerden indiğinde bir anlık bir sessizlik oldu. Cariyelik eğitimi alan onlarca kız, sırma işlemeli sedirlerde oturan diğer kadınlar bakışlarını tamamen Mara’ya çevirdi. Havada adeta elle tutulur bir gerilim vardı.Salonun en görkemli köşesinde, elindeki fildişi yelpazeyi yavaşça sallayan Halime Hatun oturuyordu. Murad’ın çocuklarının annesi ve haremdeki en güçlü kadınlardan biriydi. Mara’nın yaklaştığını görünce dudaklarında kibirli ve küçümseyici bir tebessüm belirdi."Demek Semendire’nin mağlup gülü sonunda aramıza katılabildi," dedi Halime Hatun, sesini tüm salonun duyabileceği şekilde yükselterek. "Buralarda adetleri bilmezsin prenses. Osmanlı sarayında ayakta durmak için babanın surları yetmez. Burada diz çökmeyi, boyun eğmeyi ve en önemlisi... Gerçek hükümdarın kim olduğunu öğrenmek zorundasın."Haremdeki diğer kadınlar kıkırdaşırken, Katarina korkuyla başını eğdi. Ancak Mara adımlarını hiç yavaşlatmadı. Doğrudan Halime Hatun’un tam karşısında durdu. Boyu ondan daha uzundu ve tepeden bakıyordu. Gözlerinde zerre kadar ürkme emaresi yoktu."Boyun eğmek, sadece iradesi olmayanların harcıdır Hatun," dedi Mara, sesi tüm harem duvarlarında yankılanırken. "Ben buraya diz çökmeye değil, iki devlet arasındaki barış köprüsü olmaya geldim. Benim saygım ve muhatabım, bana bu odayı tahsis eden ve inancıma dokunulmayacağını emreden Sultan Murad Han’dır. Sarayın kurallarını öğreneceksem, bunu bir başkasından değil, bizzat Hünkarımızdan öğrenirim."Halime Hatun’un yelpazesini tutan eli havada donakaldı. Yüzündeki kibirli ifade bir anda yerini öfkeye bıraktı. Bir cariye değil, karşılarında koskoca bir devletin prensesi vardı ve harem kurallarıyla ezilemeyecek kadar zekiydi.Tam o sırada koridorun başından bir harem ağasının gür sesi duyuldu:"Destur! Sultan II. Murad Han Hazretleri!"Herkes bir anda buz kesti. Halime Hatun dahil tüm kadınlar hızla ayağa kalkıp başlarını yere eğerek eteklerini topladı. Mara ise başını eğmedi; sadece kapıya doğru döndü. Koridorun sonundan, o heybetli duruşu ve altın sarısı kaftanıyla Sultan Murad salona adım attı. Bakışları ilk olarak haremdeki kargaşanın ortasında, dimdik ayakta duran Mara’ya kilitlendi

Bölüm sonu

1 yorum