İçeriğe geç

-Semendire Gülü❀꙳

Bölüm 3 · 2 dk okuma

-Semendire Gülü❀꙳

Bölüm 3

-Altın Kafes

Sultan Murad, tahtından ağır adımlarla ayağa kalktı. Kaftanının ipek kumaşı mermer zeminde hışırdayarak dökülürken, gözlerini Mara Hatun’un titreyen ama dik duran çehresinden bir an olsun ayırmadı. Aralarındaki birkaç adımlık mesafeyi kapatıp tam önünde durduğunda, odadaki muhafızlar nefeslerini tutmuştu. Padişah, Mara’nın göğsüne bastırdığı beyaz güllere baka kaldı."Fırtınanın kalbi tehlikelidir prenses," dedi Sultan Murad, sesi bu kez daha alçak ama bir o kadar derindi. "Seni yakıp kül edebilir. Ancak cesaretin, Semendire’nin surlarından daha sağlammış, bunu gördüm."Mara, adamın bu kadar yakınına geleceğini tahmin etmemişti. Sultan’ın heybetli duruşu ve gözlerindeki o derin, bilge ama çözülmesi zor ifade içindeki korkuyu harlasa da bakışlarını kaçırmadı. "Kül olmaktan korksaydım, o fırtınanın rüzgarına kapılıp buraya gelmezdim Hünkarım," diye karşılık verdi.Sultan Murad, sağ elini hafifçe kaldırarak Mara’nın omuzlarındaki duvağa dokunur gibi yaptı ama parmakları havada kaldı. Sadece derin bir nefes aldı ve arkasındaki baş kalfaya döndü. "Prensesi haremin en üst katındaki loş odaya yerleştirin. Sırbistan’dan getirdiği hizmetçileri de yanından ayrılmasın. İnancına ve ibadetine asla dokunulmayacak, bu benim emrimdir."Mara, padişahın önünde asilce eğildi. Arkasını dönüp odadan çıkarken, arkasında bıraktığı o güçlü adamın bakışlarını sırtında hissedebiliyordu. Bu bir teslimiyet değil, iki hükümdar ruhun sessiz bir ateşkesiydi.Saray kalfalarının eşliğinde haremin koridorlarından geçerken, parmaklıkların ve kapıların arkasından meraklı gözlerin onu süzdüğünü fark etti. Haremdeki diğer kadınlar, bu fırtınalı yabancı gelini görmek için can atıyordu. Kimisi kıskançlıkla, kimisi ise acımayla bakıyordu. Fakat Mara hiçbirine dönüp bakmadı.Ona tahsis edilen devasa, yüksek tavanlı odaya girdiğinde kapılar arkasından kapandı. Oda, Edirne Sarayı’nın en güzel manzarasına sahipti; pencereler tam da kapakta gördüğü o muazzam nehir ve dolunay manzarasına açılıyordu. Mara, elindeki beyaz gülleri masanın üzerindeki gümüş vazoya bıraktı. Tam o esnada odanın kapısı hafifçe tıklandı. İçeri giren saray görevlisi, elinde üzeri altın işlemeli kırmızı bir kadife kutu taşıyordu.Görevli başını eğerek, "Sultanımızın size ilk geceniz için hediyesidir, Semendire Gülü," diyerek kutuyu masaya bıraktı ve çıktı.Mara, merakla kutunun kapağını açtı. Kutunun içinde, incecik altın zincirlere bağlı, kor gibi parıldayan kırmızı bir yakut taşından yapılmış kolye duruyordu. Taşın etrafı, tıpkı Semendire’nin surları gibi sert metallerle işlenmişti. İçinde, Sultan Murad’ın kendi el yazısıyla yazılmış küçük bir not vardı:“Kafesin ne kadar altın olursa olsun, bir esir olduğunu unutturmaz bilirim. Ama bu sarayda bir esir değil, kılıcımı indiren bir fırtınasın.”Mara kolyeyi eline aldı, parmaklarının arasında sıkarken pencerden dışarıdaki dolunaya baktı. Osmanlı sarayındaki ilk gecesinde, buranın sadece bir hapishane değil, kalbini ve zekasını sınayacağı büyük bir savaş meydanı olduğunu artık çok iyi biliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.