İçeriğe geç

Sekizin Laneti

Bölüm 6 · 7 dk okuma

Sekizin Laneti

Bölüm 6

6.BÖLÜM

“Bu senin yüzünden değil mi?“ sakince sorduğum soruyla eli yumruk oldu.

“Çünkü beni öldürmek için bir yerlere gitmemi beklemiyorlar.”

“Sence şuan bunu konuşmanın zamanı mı Yazgı?” Öfkeyle yerinden kalktı.

“Yanımda hiçbir şey yok. Arabaya gitmem gerek.”

“Sence sen arabaya giderken o silah öylece duracak mı-“ gelen kurşun sesiyle cümlem kesilmişti. Bir anda restoranda çığlık sesleri yükselmişti.

Cam dayanıklı olduğu için parçalanmamıştı ama tekrar sıkarsa parçalanacaktı. Çağın beni belimden tutup yere çekerken masayı da üzerimize çekmişti.

“Demiştim.” Dediğimde ters bir ifadeyle kafasını çevirip yüzüme baktığında hafifçe sırıttım.

“Biraz gergin ol ya da korkmuş gibi yap. Her gün silahla saldırıya uğruyormuş gibi bir de dalga geçme Yazgı.”

“Söylediklerini hissetmiyorum. Ayrıca dediğin gibi her gün olmasa da arada bir oluyor. Alıştığım için sıkıntı yok.” Arkamdan gelen sesle baktığımda Olca duvar kenarından bana silah atmıştı.

“Bunun ne işi var burada?” Çağın’a cevap vermeden silahı aldım. Olca eliyle telefon işareti yaptığında silahı Çağın’a uzattım. Telefonumu açıp Olca’dan gelen mesaja baktım.

Olca: Olaydan Ata’nın haberi var. Kamera kayıtlarına ulaşıyor. Bir an önce ben ateş ettiğimde çaprazınızdaki kapıya koşun arabam orada.

Benimle beraber mesajı okuyan Çağın, “Bir anda ortaya çıkıp yardım etmesi ne kadar güvenilir?” dediğinde duraksadım.

“Çok çok götüne kurşun yersin.” Deyip göz kırptığımda bu sefer Çağın gözlerini devirdi.

“Anasını satayım, bir saattir ters ters konuşan kız silah karşısında dili çözüldü.” Dediğinde güdüm.

“Hoşuma gidiyor.” Dediğimde yüzüme baktı.

“Belli.” Gelen ses ile ikimiz de hızla kalktık ve kapıya koştuk. Kapının önündeki arabanın içindeki Olca biz bindikten sonra hızla mekandan ayrıldı.

“Burada ne işin vardı senin?” Çağın’ın sorusuyla Olca duraksadı.

“Sen bana hesap mı soruyorsun?”

“Olamaz mı?”

“Az önce kıçını kurtardım farkında mısın?”

“Sakin olun az ya bağırmayın. Başımı ağrıttınız.” Olca derin bir nefes alıp telefonunu açtı ve Çağın’a fırlatırcasına savurdu. İki koltuğun arasından kafamı uzatıp bende baktığımda Olca’nın bir mesajlaşma sayfasını açtığını gördüğümde kaşlarımı çattım. Uzanıp telefonu Çağın’ın elinden alıp kapattım ve Olca’ya uzattım.

“Böyle bir şey yapmana gerek yok Olca.”

“Belli ki var. Çağın’a bir ton laf anlatamam.”

“Sen neden telefonu elimden aldın ki? Ben okuyacaktım.”

“Ne demek okuyacaktım? Kimse sana bir şey ispatlamaya çalışmak zorunda değil.”

“Eğer silah saldırısında olduğum bir anda yardıma geliyorsa ve daha tanışalı çok olmadıysa elbette kendini açıklayabilir.”

“Yeni tanıştığım kız orada çalışıyordu mal herif! Onun için oradaydım.

Otoparkta arabanın etrafında 2 herif vardı ve kablolarıyla oynadı. Onları gördüğümde içeri girip sana bakınırken ikinizi gördüm ve Ataberk’e kameraları her ihtimale karşın kapatmasını söyledim. Oldu mu?”

“Arabamı nereden biliyorsun?” dediğinde Olca yanında oturan Çağın’a döndü ve ters ters baktı.

“Bunu gerçekten sordun mu?”

“Cevap ver.”

“Plakada kocaman harflerle CGN yazıyorken, üstüne sosyal medyanda fotoğrafları varken bunu soracak kadar mal mısın?”

“Ben nereden bileyim lan senin düşman olup olamayacağını? Soruyorum çünkü vereceğin cevapları değerlendiriyorum.”

“Eee geçti mi değerlendirmenden?” alayla araya girip sorduğum soruyla Olca kahkaha attı.

“Sinirlerim bozuldu.” Diye söylendi.

“Kız ile ne oldu?” diye sorduğunda Olca frene basıp arabayı durdurdu.

“Çağın bir de dalga geçer gibi soruyor musun lan?”

“Dalga geçmiyorum ya. Öylesine sordum.”

“Sorma amına koyayım. Senin yüzünden kızı göremedim bile!”

“Tüh be yazık olmuş sana.” Demem ile ikisi de arkaya dönüp bana baktılar.

“Ne? Ama çok takılma sen ya yarın buluşursunuz.”

“Senin dediğin gibi çok basitti zaten.”

“Her neyse bak ne soracağım.” Dediğimde Olca sorarcasına yüzüme baktı.

“Neden senin silahın var?” diye sormam ile Çağın da Olca’ya sorarcasına baktı.

“Orası karışık. Boşver.”

“Ne tür bir karışıklık?”

“Ailesel bir karışıklık. Tabii ki de tanışalı çok olmadan size hakkımda her şeyi vermeyeceğim.”

“Sanki bulamayacağım.” Çağın’ın alayla söylenmesine karşın Olca da sırıttı.

“Dene. Bak bakalım eline ne geçiyor?”

“Güç yarışınızdan derhal çıkın. Siz erkeklerin garip kavgalarına dahil olmak isteyeceğim son şey.”

“Artık arabadan inebiliriz herhalde.” Olca’nın demesiyle etrafa bakındığımda evimin önüne geldiğimizi fark ettim.

“Siz niye iniyorsunuz?” diye sormam ile Olca ne diyeceğini bilemezcesine baktı.

“Çocuk seni o kadar evine bıraktı. İnsanlık yapıp bir şeyler ikram edebilirsin.” Diyen Çağın’a baktım.

“Çocuk beni senin peşindekiler yüzünden eve bıraktı. Ayrıca sabah 4 te kapımda arabamı görmek istiyorum.”

“İsteyebilirsin tabi de bundan bana ne?”

“Bana ne derken? Arabam senin yüzünden orada farkında mısın? Kapıma bırakmak ta senin görevin Çağın.”

“Rica edersen düşünürüm.” Alayla konuşmasına sinirlerim bozulmuştu.

“Bana bak elimin tersindesin sana bir rica ederim dünyanın kaç bucak olduğunu görürsün.”

“Gerçekten de kibar değilsin.”

“Öyle bir iddiam olmadı zaten.” Daha da bir şey demesini beklemeden kapıyı açıp dışarı çıktım. Kapıyı kapatmadan Olca’ya,

“Sen bir şeyler içmek istersen gelebilirsin.” Dediğimde Çağın çocuk gibi parmağıyla kendini göstererek konuştu.

“Ben gelmeyecek miyim?”

“Gelmeyeceksin.”

“Kızım sokakta ne yapayım?”

“Evine yürüyebilirsin.” Dediğimde düz bir ifadeyle yüzüme baktı.

“Uzak.”

“Spor yapmış olursun işte.” Biz konuşurken Olca çoktan arabadan inmiş kapının önünde bekliyordu. Yanına gidip çantamdan anahtarımı çıkarırken

Olca konuştu.

“Gerçekten onu eve almayacak mısın?” diye sorduğunda yüksek sesle

konuştum.

“Rica ederse düşünürüm.” Dediğimde kahkaha attı.

“Daha düne kadar kavga ediyorken ne oldu da çocuk gibi tartışıyorsunuz?”

“Ben kavga etmiyordum. Çağın kendi dünyasında beni azılı düşman ilan etmişti.”

“Artık değilsin yani.”

“Sabah arabam kapımda olmazsa düşmanı olurum.”

“Ne araba sevdan var senin de.”

“ Onu ne hevesle aldığımı bilmiyorsun tabi.” konuşurken ayakkabılarımızı çıkarmıştık. Olca direkt mutfağa girerken evin kapısını kapatmadan önce kafamı dışarı uzattım.

“İstersen gel.” Dediğimde kapının hemen yanından kafasını uzattığında hafif bir çığlık atarak geriye gittim.

“Senin ebeni ben,” devamını getirmemiştim. Çağın kahkaha atarak içeri girdi.

“Zaten geliyordum.” Dediğinde önümden itekleyerek odama çıktım. Kapımı kapatıp çantamı yerine bıraktıktan sonra dolabımdan rahat bol bir eşofman takımı çıkarıp giyindim. Aşağı indiğimde Olca eline bardakları almış içlerine kahve dolduruyordu. Çağın ise koltuğa yayılmış etrafa bakınıyordu.

“Kendi evinizde gibi rahat edin diyeceğim de gerek yokmuş.”

“Bu evi nasıl aldın?” Çağın’ın sorusuyla duraksadım.

“Maçlarla falan işte.” Dediğimde Çağın’ın yüzünde sorgularcasına bir ifade oluştu.

“Maçlardan bu kadar çok mu kazanıyorsun?”

“Amacın ne senin? Düne kadar bana düşmandın, sonra gerçek ortaya çıktığında bir flört etme çabasındaydın, şimdide evime gelmiş beni mi sorguluyorsun?” dediğimde ellerini havaya kaldırdı.

“Sakin olsana. Sorgulamıyorum.” Odada yankılanan telefon sesiyle Olca’ya baktım.

“Ataberk arıyor.” Deyip çağrıyı yanıtladı.

“Sen kameraları hallettin değil mi? Sıkıntı yok. Ufak bir sorun sonra konuşursunuz.” Dedikten sonra karşı tarafı dinleyip telefonunu kapattı.

Ardından kaynayan suyu döktüğü kahve bardaklarından ikisini alıp geldi.

“Teşekkürler ama ben sütlü yapmalıyım. Full acı kahve bu gece uyutmaz beni.” Deyip sütü bardağıma döküp yerime geçtiğimde Çağın konuştu.

“Sen gitseydin.” Dediğinde anlamazcasına ona baktım ama o Olca’ya bakıyordu.

“Nereye?”

“Kız ile konuşmaya işte. O mekan geç saate kadar açık.”

“Boşver ya olacağı yokmuş.” Umursamazca söylediğine kaşlarım çatıldı.

“O ne alaka? Bir çaba gösterebilirsin.”

“İyi de ortada ciddi bir şey yok ki. Uğraşasım kaçtı. Karakterim böyle benim anlık hevesle hareket ediyorum.”

“Senin karakterini sevsinler o zaman Olca.” Dediğimde Olca Çağın’a baktı.

“Ayrıca sen beni neden kovma gereği duydun acaba? Bir planınız mı var yoksa?” haylazca sırıtıp göz kırptığında sinirle söylendim.

“Şimdi bir çakacağım sana var ya. Karakterin yerine oturacak.”

“Niye tersledin ki sen şimdi? Aranızda bir şey olamaz mı?” dediğinde Çağın da bana baktı.

“Elbette öyle bir şey olmayacak. Bir sürü işim var, kimseyle vakit kaybedemem.” Dediğimde Çağın beni ciddiye almadığını belirten bir sırıtışla kahvesini içti. Çalan telefonumla kahvemi önümdeki sehpaya bıraktım. Arayan kişiye baktığımda Hasan olduğunu görünce yanıtladım.

“ Efendim.”

“ İyi misin?” sesindeki sorgulama ile kaşlarımı çattım.

“Neden sordun?”

“Olanlardan haberim var Yazgı.”

“Nasıl öğrendin? Kim olduklarını biliyor musun?”

“Seni buradan çıkarken takip etmişler. Otoparktakiler söyledi. Kameralara ulaşınca da gerisini buldum.”

“Nasıl ya? Benim için mi çıkmış onca tatava?” dediğimde Çağın’a baktığımda bana dalga geçercesine bakıyordu.

“Anlamadım ama sana geliyorum birazdan. Adamlar ile ilgili bir şeyler buldum. Hem konuşuruz hem de vakit geçiririz biraz.”

“Ben çağırdığımda gelmiyordun ne oldu beyefendi?”

“İyi olduğundan emin olmak istiyorum. Hem bayadır ayrı olarak konuşmadık.”

“Tamam o zaman. İstediğinde gelebilirsin.” Deyip telefonu kapattığımda Çağın yüzüme ters bir ifadeyle bakıyordu.

“Ne var? Ne bakıyorsun?”

“İstediğinde evine gelebilecek kişi kim?” dediğinde hafif kahkaha attım.

“Sen kim olarak bana bunu soruyorsun çok merak ettim.” Dediğimde kaşlarını çattı. Cevap vermeden kahvesinin son yudumunu alıp kalktı.

“Neyse, hadi iyi akşamlar size.” Diyerek ayağa kalkıp kapıya giderken bende ayağa kalktım.

“Hadi Olca sende kahveni bitirip çıkabilirsin artık.” Dediğimde hiç alınmadan ayağa kalktı.

“Zahmet oldu sana da hanımefendi bizi ağırlamak. “ dediğinde ciddiyetle kafamı salladım.

“Oldu biraz.” Dediğimde kaşlarını çattı. Şaşkınca bana bakıyordu.

“Lan kahveyi bile ben yaptım.”

“Bulaşığını yıkamadın ama.”

“Yuh lan. Bir insan bu kadar misafirperver olamaz.”

“İlk misafirim sizdiniz bak ama değerimi bil.”

“Allah razı olsun.” Derken kapıya kadar gelmiştik.

“Hadi ikinize de iyi geceler. Başka zaman bir ara gelirsiniz.” Dediğimde

Çağın alayla güldü.

“Yarın kahvaltıya geleceğime emin olabilirsin.”

“Sende benimle vakit geçirme isteğini biraz saklamayı dene.”

“Elimde değil yapamıyorum.”

“İlk görüşte aşk de bir de istersen.”

“Yok o kadar değil.”

“Tamam gidin artık.” Deyip kapıyı yavaş yavaş kapattım.

“Birinin sana misafirperverliği öğretmesi lazım.” Diyen Olca’ya cevap vermeden kapıyı kapattım.

**********

Beni takip etmeyi, kalbe basmayı ve yorum yapmayı unutmayın..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.