Lina
İnsan bazen birinin hayatına ne kadar dahil olduğunu fark edemezdi.
Önce sadece tanışırdın.
Sonra alışırdın.
Sonra onun gelmediği günleri fark etmeye başlardın.
Ve en sonunda…
Onunla ilgili küçük detayları ezberlediğini anlardın.
Ben Atlas hakkında fark etmeden çok şey öğrenmiştim.
Kahvesini şekersiz içiyordu.
Tatlı seçerken hep önce en sade olanlara bakıyordu.
Pastaneye geldiğinde genelde aynı köşedeki masaya oturuyordu.
Ve ne zaman düşüncelere dalsa sağ elindeki sargıya bakıyordu.
Bunları neden bildiğimi bilmiyordum.
Sadece biliyordum.
Mira bana bunun “tehlikeli bir aşama” olduğunu söylemişti.
Ben de abarttığını düşünmüştüm.
Ama belki de biraz haklıydı.
Çünkü Atlas artık benim için sadece pastaneye gelen biri değildi.
---
O sabah pastaneye erken geldim.
Fırından çıkan kurabiyelerin kokusu dükkânı dolduruyordu.
Burası benim en sevdiğim andı.
Henüz kimse gelmemişken.
Sadece ben ve sessizlik varken.
Her şey daha kolaydı.
Ama kapının zili çaldığında o sessizlik bozuldu.
Başımı kaldırdım.
Atlas.
Şaşırdım.
Çünkü genelde bu saatte gelmezdi.
“Günaydın.”
Bana baktı.
“Günaydın.”
Sesinde her zamanki sakinlik vardı.
Ama yüzünde farklı bir ifade vardı.
“Erken gelmişsin.”
“Sen de.”
Haklıydı.
“Bir kahve?”
Başını salladı.
“Olur.”
Kahveyi hazırlarken onu izledim.
Bugün daha yorgun görünüyordu.
Normal yorgunluk değildi.
Sanki günlerdir uyumamış gibiydi.
Bardağı önüne koyduğumda bana baktı.
“Beni izliyorsun.”
Yakalandığımı fark edince durdum.
“Hayır.”
Kaşını kaldırdı.
“Lina.”
“Tamam.”
Sandalyeye yaslandım.
“Biraz.”
“Neden?”
Düşündüm.
“Bilmiyorum.”
Bu cevap onu şaşırttı.
Çünkü ilk defa onun bana verdiği cevabı ona vermiştim.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Bana benzemeye başladın.”
“Bu kötü mü?”
“Bilmiyorum.”
Gülümsedim.
“Bu cevabı da senden öğrendim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ama güzel bir sessizlikti.
---
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri bir kız girdi.
Uzun boylu, düzgün giyimli biriydi.
Direkt Atlas’a baktı.
Ve gülümsedi.
“Atlas?”
Atlas’ın yüzündeki ifade anında değişti.
Bunu fark ettim.
“Selin.”
Kız yanımıza geldi.
“Gerçekten sensin.”
Sonra Atlas’a sarılmak için yaklaştı.
Atlas biraz geri çekildi.
Çok belli olmayan bir hareketti.
Ama gördüm.
Kız bunu fark etmedi.
Ben fark ettim.
“Uzun zaman oldu.”
Selin.
İsmi bile fazla tanıdık gelmişti.
Saçma.
Çünkü tanımadığım biriydi.
“Evet.”
Atlas kısa cevap verdi.
Selin sonra bana baktı.
“Arkadaşın mı?”
Sorusu basitti.
Ama nedense cevap vermek istemedim.
Atlas benden önce konuştu.
“Lina.”
Sadece ismimi söyledi.
Ama bu bile garip şekilde hoşuma gitti.
Selin gülümsedi.
“Memnun oldum.”
“Ben de.”
Kibarca cevap verdim.
Ama içimde garip bir his vardı.
Anlamlandıramadığım bir şey.
---
Selin bir süre oturdu.
Atlas’la geçmişten konuşuyorlardı.
Ben de işime dönmeye çalışıyordum.
Ama istemeden duyuyordum.
“Eskisi gibi değilsin.”
Selin’in sesi geldi.
Atlas cevap vermedi.
“Boksu hâlâ devam ettiriyorsun.”
“Evet.”
“Onun için mi?”
Bu soru üzerine Atlas sustu.
Ben de istemeden dinlemeye başladım.
“Selin.”
Sesi bu sefer daha sertti.
Kız sustu.
Ama merakım artmıştı.
Onun için mi?
Kimdi o?
---
Selin gittikten sonra Atlas uzun süre konuşmadı.
Ben de sessiz kaldım.
Ama içimde bir soru vardı.
Sormak istemiyordum.
Çünkü sormak, ilgilendiğimi belli edecekti.
Ama dayanamadım.
“Kimdi?”
Atlas bana baktı.
“Kim?”
“Selin.”
“Eski bir arkadaş.”
“Öyle mi?”
Bu kadar basit söylemem bile beni ele verdi.
Atlas bunu fark etmişti.
“Evet.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Ama “tamam” demekle kafamdaki sorular bitmiyordu.
Atlas kahvesinden bir yudum aldı.
“Rahatsız mı oldun?”
Sorusu karşısında afalladım.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Bana baktı.
O bakışı tanıyordum artık.
Sanki insanın söylediğiyle hissettiği arasındaki farkı görüyordu.
“Yalan söylüyorsun.”
Gözlerimi devirdim.
“Bunu nereden anlıyorsun?”
“Çünkü ben de aynı şeyi yapıyorum.”
Bu cevabı beklemiyordum.
---
Bir süre sonra yağmur başladı.
Atlas yine gitmek için acele etmedi.
Camdan dışarı bakıyordu.
“Atlas.”
“Evet?”
"Babanla ilgili…”
Devamını getirmekte zorlandım.
“Ne?”
“Geçmişte ne oldu?”
Bu soru havada kaldı.
Yüzündeki ifade değişti.
Bu sefer kaçmadı.
Ama anlatmadı da.
“Bazı şeyler anlatılınca kolaylaşmıyor.”
Bu söz beni susturdu.
“Bazen sadece paylaşmak bile iyi gelir.”
Bana baktı.
Uzun süre.
“Sen hep böyle misin?”
“Nasıl?”
“İnsanların kırıldığı yerleri fark eden.”
Bu soruya cevap veremedim.
Çünkü bilmiyordum.
Belki de Atlas’ın fark etmediği şeyi ben de bilmiyordum.
---
O gün giderken her zamanki gibi “yarın görüşürüz” dedi.
Ama bu sefer sesi farklıydı.
Sanki sadece bir veda değildi.
6Sanki gerçekten yarını bekliyordu.
Ben de bekliyordum.
Ve bunu kabul etmek istemesem de…
Atlas hayatımda daha büyük bir yer kaplamaya başlamıştı.
Belki de en korkutucu şey buydu.
Çünkü birini önemsemeye başladığında…
Onu kaybetme ihtimali de gerçek olurdu.