İçeriğe geç

Şeker ve Yumruk

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Şeker ve Yumruk

Bölüm 2

BÖLÜM 2 - ATLAS'IN DÜNYASI

Bazı insanlar güçlü görünmek için sessiz kalırdı.

Bazılarıysa gerçekten söyleyecek çok şeyi olduğu için susardı.

Ben hangisiydim bilmiyordum.

Belki ikisiydim.

Salonun içindeki sesler her zamanki gibiydi. Eldivenlerin tahtaya çarpma sesi, ayakların zeminde kayışı, nefes alışlar…

Bana göre herkesin duyduğu bir gürültüydü.

Ama benim için düzen gibiydi.

Ringin içinde her şey daha kolaydı.

Çünkü orada kurallar belliydi.

Karşındaki kişi sana vururdu, sen karşılık verirdin.

Kimse hislerinden bahsetmezdi.

Kimse neden böyle olduğunla ilgilenmezdi.

Sadece kazanıp kazanmadığına bakarlardı.

“Atlas!”

Antrenörümün sesiyle düşüncelerim bölündü.

Başımı kaldırdım.

“Daha hızlı.”

Eldivenlerimi kaldırdım.

Karşımdaki rakibim hamle yaptı.

Bir adım geri çekildim.

Sonra tekrar saldırdım.

Ama aklım ringde değildi.

Aklım gece girdiğim küçük pastanedeydi.

Ve bundan hoşlanmıyordum.

Çünkü ben genelde insanları hatırlamazdım.

İsimlerini, yüzlerini, söylediklerini…

Hepsi birkaç dakika içinde kaybolurdu.

Ama onun adı aklımda kalmıştı.

Lina.

Garip bir isim değildi.

Ama söyleyişindeki rahatlık garipti.

Çünkü çoğu insan benim yanımda daha dikkatli olurdu.

Bana bakarken ya çekinirlerdi ya da merak ederlerdi.

O ise direkt konuşmuştu.

Sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi.

“Siz böyle görünen insanlar…”

Cümlesi aklıma geldi.

Kaşlarımı çattım.

Nasıl göründüğümü bilmiyordu.

Kimse bilmiyordu.

İnsanlar sadece gördüklerine inanırdı.

Bir boksör.

Sert.

Soğuk.

Ulaşılmaz.

Ama kimse ringden çıktıktan sonra sessiz bir eve dönmenin nasıl hissettirdiğini sormazdı.

Kimse kazandığın maçtan sonra bile içindeki boşluğu fark etmezdi.

Ben de zaten kimseye anlatmazdım.

Anlatmak zayıflık gibi gelirdi.

“Yine kafan başka yerde.”

Emir’in sesiyle ona baktım.

Yanıma oturmuş, elindeki suyu bana uzatıyordu.

“Değil.”

Güldü.

“Atlas, senin ‘değil’ dediğin her şey genelde fazlasıyla bir şeydir.”

Suyumu aldım.

“Çok konuşuyorsun.”

“Sen de çok susuyorsun. Ortayı buluyoruz.”

Emir benim en eski arkadaşlarımdan biriydi.

Beni çocukluğumdan beri tanıyordu.

Bu yüzden diğer insanlar gibi değildi.

Bana bakıp sadece bir boksör görmüyordu.

Bazen bundan rahatsız oluyordum.

Çünkü bazı insanlar seni gerçekten tanıyınca sakladığın şeyler daha ağır geliyordu.

“Maç yaklaşıyor.”

Konuyu değiştirdim.

Emir’in yüzündeki ifade değişti.

“Biliyorum.”

“Hazırım.”

Başını salladı.

“Fiziksel olarak evet.”

“Başka ne var?”

Bana baktı.

“Bazen en zor maç ringde olmaz.”

Cevap vermedim.

Çünkü haklıydı.

Ama bunu kabul etmek istemiyordum.

Antrenmandan sonra eve gitmek için arabaya bindim.

Normalde direkt giderdim.

Ama bu sefer yolumu değiştirdim.

Neden yaptığımı bilmiyordum.

Sadece birkaç dakika önce geçtiğim sokağa girdim.

Pastanenin ışıkları kapalıydı.

Camdan içerisi görünüyordu.

Boştu.

Yine de bir an durdum.

Kendime sinirlendim.

Ne yapıyordum ben?

Bir pastane için durmam mantıklı değildi.

Arabayı tekrar çalıştırdım.

Ama tam gidecekken arka koltuktaki küçük kutuyu gördüm.

Pastayı.

O gece aldığım pasta.

Evde açmadım.

Çünkü açarsam neden aldığımı kabul etmek zorunda kalacaktım.

Ben tatlı seven biri değildim.

En azından öyle sanıyordum.

Ama o kızın verdiği şey sadece pasta değildi.

Bir anlığına normal hissetmiştim.

Ve bu garipti.

Ertesi gün öğleden sonra aynı sokaktan geçiyordum.

Kendime verdiğim bahaneye göre yolum buradan geçiyordu.

Gerçeği ise bilmek istemiyordum.

Pastanenin önünde durdum.

İçerisi kalabalıktı.

İnsanlar gülüyor, konuşuyor, kahve içiyordu.

Bana yabancı bir dünya gibiydi.

Kapıyı açtım.

Zil sesi duyuldu.

Bu küçük ses bile dikkatimi çekti.

Lina arkasını döndü.

Beni görünce birkaç saniye şaşırdı.

Sonra gülümsedi.

“Biliyordum.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Neyi?”

“Geleceğinizi.”

“Bu kadar emin miydin?”

“Evet.”

Nedenini sormak istedim.

Ama sormadım.

Bunun yerine tezgâha baktım.

“Bugün ne öneriyorsunuz?”

Gülümsedi.

“Demek gerçekten güveniyorsunuz.”

“Ne?”

“Dün seçtiğim şeyi beğenmiştiniz.”

Hatırlamıştı.

Küçük bir şeydi.

Ama çoğu insan hatırlamazdı.

“Birkaç dakika önce tanıştığınız birinin fikrine bu kadar güvenmek garip.”

“Belki de siz garipsiniz.”

Bu sefer şaşıran bendim.

Çünkü insanlar bana böyle konuşmazdı.

Ama onun sesinde saygısızlık yoktu.

Sadece rahatlık vardı.

“Bana herkes böyle davranmaz.”

Bir an sustu.

Sonra daha yumuşak bir sesle:

“Belki de herkes sizi yanlış tanıyordur.”

Bu cümle beklemediğim bir yere dokundu.

Bakışlarımı kaçırdım.

“Bir kahve.”

“Tatlı yok mu?”

“Bugün sadece kahve.”

“Üzücü.”

“Bunu neden önemsiyorsun?”

Omuz silkti.

“Bilmiyorum.”

Bunu söylerken gülümsedi.

Ve ilk defa birinin bilmediği bir şeyden bu kadar emin olduğunu gördüm.

Kahvemi hazırlarken onu izledim.

Herkese aynı davranıyordu.

Yaşlı adama, küçük çocuğa, müşterilere…

Sanki dünya onu hiç yormamış gibiydi.

Ama bir şey fark ettim.

Gülerken bile bazen gözleri değişiyordu.

Kısa bir anlığına.

Sanki o da bazı şeyleri saklıyordu.

Kahveyi önüme koydu.

“Atlas.”

Adımı söyleyince baktım.

“Evet?”

“Yarın maçınız var mı?”

Nereden bildiğini sormadım.

“Evet.”

“İyi şanslar.”

Basit bir cümleydi.

Ama yıllardır duyduğum “kazanmalısın” cümlelerinden daha farklı geldi.

Çünkü içinde beklenti yoktu.

Sadece dilek vardı.

Kahvemi aldım.

“Teşekkürler.”

Kapıya yürüdüm.

Tam çıkarken arkamdan seslendi.

“Atlas.”

Döndüm.

“Evet?”

“Bir gün tatlı da deneyin.”

Başımı salladım.

“Bakacağız.”

Ama içimden geçen cevap farklıydı.

Belki de deneyecektim.

Çünkü bazı şeyler mantıklı olmadığı halde insanın aklında kalırdı.

Ve Lina…

Benim aklımda kalmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.