Belirli Bir Zaman
Öfke neden diğer duygulardan farklıdır. Çünkü sindirilemez, unutulamaz. Bastırdıkça gerginleşir ve öylece ortaya atılır. Öfkenin intikamı da vardır. Önce senden sonra tüm insanlardan öç alır.
İnsanın bırak attığı adımı hevesle atacağı adımı bile daha ayağı yukarı kalkmadan engelleyen kişiler vardı. Bunlar olumsuz nitelikli, amaçları gerçekleşebilecek kötü senaryoların milyonda bir ihtimaller dahilinde bile olsa vuku bulmuş gibi davranmasını isteyen ruhları balçık insanlardır. Ne söylesen seni batırırlar.
E. sadece bir bölüm yazmıştı ama üslubunda kararsız kaldığı için hocasına danışmak istedi.
Bunun motive edici bir yanı olmadığını biliyordu. Sadece eksiklerini bilmek, dıştan bir göz tarafından değerlendirilmek istemişti.
Buna pişman oldu.
Hocasının neyi vardı anlamadı ama üç dört sayfadan oluşan yazıyı göz ucuyla değerlendirdi. Hepsini okuyup değerlendirmek orada dursun ara ara önünde açık duran bilgisayarından işlerini halletti. Bu esnada ayakta durmuş onun en ufak duygu değişimini yakalamaya çalışan E. çırpınıyordu. Bitmesini zor bekledi. Gerçi beklediği gibi olmadı. Hocası kağıtları ona doğru bile uzatmadı masasının ucuna itiverdi.
"Ne var şimdi bunda?" diye sordu. Aslında E. yazdıklarını sunmadan önce belirtmişti. Aile hikâyelerini yazmak istediğini ve kaleme almaya başladığını söylemişti. Hocasından bunu değerlendirmesini rica ediyordu.
"Ben nasıl olmuş diye..." Cümlesindeki kararsızlık nedeniyle gerisini getiremedi. Hocanın masasında kalabalık olduğunu belli eden yazılarını uzanıp aldı.
Hocası orada bulunduğu süreç boyunca ilk kez tam muhatap alıp gözlüklerini çıkararak ona baktı.
"Sence biri bunu okusa edebiyat öğrencisi mi yazmış yoksa ortaokul talebesi mi diye tereddüte düşmez mi? Kafiye ile şiir yazılır roman değil. Bilmiyorsun belli, bırak bu boş işleri, derslerine bak. Notların düşerse sakın bana görünme."
E. hayal kırıklığı ve moral bozukluğu ile odadan çıktı. Ne diyeceğini şaşırdı, iyi günler bile dilemedi. Neden böyle bir tepki vermişti anlamadı. Hocasını kızdıracak ne yapmış olabilirdi ki? Belki ilgilenmek istemiyordu; vaktini boşa harcadığı için kızmıştı.
E. de sinirlenmeye başladı, aklına koymuştu. O yolunu biliyordu yalnızca yolda nasıl ilerlemesi gerektiği konusunda nasihat istemişti. Elindeki kağıtları çantasına bile koymada kalabalık otobüste ayakta durarak eve gitti.
Kapıyı açarken evde misafir olduğunu kapının önündeki ayakkabılardan anladı. Gelen kimdi bilmiyordu, nezaketen selam verdi. Yorgun olduğunu belirtip izin alarak odasına gitti. Sabaha kadar bilgisayarın başından ayrılmak istemiyordu ama annesinin misafirlere kahve yap demesi ile işine bir müddet ara verdi. Çabucak halledip yeniden odasına döndü.
Misafir gittikten sonra öğrendi. Gelenler görücüymüş, oğullarını evlendirmek istiyorlarmış. Biride E.'nin güzelliğinden bahsederek tavsiye ettiği için kız bakmaya gelmişler.
Annesi E. sinirlenir diye başta dememiş. Daha öncesinde başka birileri daha gelmişti. O misafirlerin yanına elinde su ile gittiğinde teni istemsizce gerildi. Üzerinde onu inceleyen bakışlar deliyor gibiydi. Kendini bir ürün gibi hissetti. Bunu misafirler gittikten sonra da dedi. "Ben neyim marketteki bir ürün mü? Ee baktı beğendiler, son kullanma tarihimde geçmemiş gibi... Alacaklar mı beni? Ya evlilik böyle bir şey mi?"
Annesi onun öfkesinin muhatabı olmadığını, yıllardır böyle görüp büyüdükleri için bu geleneğin öfkelenecek bir şey olmadığını anlatmak istiyordu.
"Kızım bizim adetimiz bu."
"Ben pazarda mal mıyım?" Hiddetini durultan şey aklına gelen Şefika'ydı. Böyle hissetmiş olmalıydı. Bir ürün bir eşya gibi onu oradan alıp oraya vermişlerdi. Kendi sözü yoktu. Kadınlar ses çıkaramaz demişlerdi o da susmuştu.
Neydi bu öğrenilmiş çaresizlik mi?
Konuyu uzatacak kadar takati yoktu. Yemek yiyerek bile vakit kaybetmek istemiyordu. Bu işe başladığından beridir aklını sadece bu konu meşgul ediyordu.
Yazmak ve bitirmek.
Ama annesinin ısrarı ile yemek yedi bu vakit kaybında birde mide bulantısı eklendi. Yemeğini bitirmiş neredeyse kalkıyordu ki ani bir mide bulantısı ile koşarak banyoya gitti.
Annesi onun iyice sağlıktan düştüğünü yüzünün şekli değişecek kadar kilo kaybettiğini sanki bunlar E.'nin suçuymuş gibi azarlayarak söyledi.
Belirli bir süredir, E.'nin durumu kafa karıştırıyordu. Saçma şeylere sinirleniyor, basit şeylere ya da ortada bir durum yokken gülüyordu. Eğer bu kitap yazma işi ortaya çıkmasa annesi bu garipliğinin müsebbibi olarak kem gözleri suçlayacak ve kızına nazar değdiğini söyleyip birde E.'yi böyle sinir edecekti.
Geleneksel değerlere bağlı toplumsal inanç ve ritüellerin takipçisi olan annesinin huylarından ve davranışlarından neredeyse nefret ediyordu. Hiçbir mantığı olmayan sebeplerle gelip onu daraltıyordu. Babası desen ayrı bir kafa; yaşayıp yaşamadığı bile belli değil. Çoğu zaman evde annesi ile birlikte vakit geçiriyordu. Aslından annesine anlayışlı davranır ona her zaman hoş görüyle yaklaşırdı.
Gün boyu evde yalnız kalan kadının onunla konuşmak istemesi bir şeyler paylşamaya çalışması normaldi. Çoğu zamana annesine karşı şefkatlidir. Ama bu belirli bir süredir.... Değil kendine karşı bile şefkat beslemiyordu. Başkasına anlayışlı olmak düşüneceği son şeydi.
İyice insanlardan uzaklamıştı. Herkes onu kibar ve sakin kişiliğiyle bilirdi. Çok çalışkan, herkesle de arası iyi olan bir insandı. Ama -yine bu bahsi geçen belirli bir süredir- herkesle muhabbetini kesmiş, ders saatine az bir süre kala amfiye gidiyordu. Böylece kimseyle konuşma zamanı kalmadan ders başlıyordu. Dersten çıkar çıkmazda ona sunulan teklifleri bir bahane ile reddedip -çoğu zaman bahnesi annesinin olmayan hastalığınıydı- fakülteden ayrılıyordu.
Kustuktan sonra, elinden ayağından güç boşanır gibi oldu. Klozetten uzaklaşıp sırtını duvara vererek banyonun zeminine çöktü. Annesi hemen tuzlu bir ayran getirdi. Kızına sakince içirdi ve söylenmeyi bırakmadan bir yandan da kızının saçlarını okşayarak geriye attı.
"Sabahlara kadar uyumuyorsun. Ne var bu kadar ders çalışacak?"
E. ayranı içip nefeslenirken biraz gücünü topladı. Annesinin yardımıyla da odasına gidip yatağa uzandı. Lambayı kesinlikle yaktırmadı. Işıktan nefret ediyordu, bu nefret ne zamandır var kendi de bilmiyordu.
O uzandığında annesi baş ucunda durdu kızına dualar okuyarak başını okşadı.
E.'nin göz kapakları ağırlaştı. Karanlık içinde annesinin dudaklarının birbirine çarpışını duyuyordu. Sonra her şey dibe batar gibi buğulandı ve aklından gelen sesler kulağına çalındı.
Hocası onu azarlıyordu, sinirli yüzünü silik bir şekilde gördü.
Öfke değil nefretti.
Biri daha bağırıyordu. Dedesinin sesiydi ama onu göremedi.
Bir şeyler anlatıyordu ama kızarak.
Biri ağlıyordu, biri değil bir bebek.
Aç mıydı? Yok o da öfkeliydi. Kim ne yapmıştı?
E. ağlamak istiyordu. Herkesi o mu kızdırmıştı? Kaçmak istiyordu. Ayaklarını hissediyordu ama üstünde bir ağırlık vardı.
"Şefika!"
Bu sefer ki ses birinin değildi bizzat kendi bağırmıştı. Kaçmaya çalışıyordu. Ama neden Şefika'yı çağırıyordu.
Titreyerek, korku içinde gözlerini açtı. Etraf karanlıktı, yanında annesi yoktu. Uykuya daldığını bile hatırlamıyordu. Tüm o hisler, rüya ya da adı her neyse onları hatırlıyordu.
Sertçe yüzünü elleriyle silip kalkmaya çalıştı. Ayağındaki ağırlığın yorgan olduğunu fark etti. Kalın bir yorgan üzerine örtülmüştü ama uyurken bilmeden açmış veya ayaklarının üzerine doğru itmiş olmalıydı.
Yataktan adımı attığında güçsüz adımlarının tek bir yolu vardı. Masanın üzerinde duran bilgisayarına doğru ilerledi. Sandalyeyi çekip oturdu. Ağzında hâlâ ekşi bir tat vardı. Midesinde bir yanma...
Ama tüm bu belirtileri bilgisayarını açınca unuttu. Belge kaldığı yerde öylece açıktı. Saçlarını yukardan at kuyruğu şeklinde topladı. Kollarını gevşetti ve başladı.
Edebiyat öğrencisi gibi yazacaktı, olup biteni değil anlatmak istediğini yazacaktı.
-
Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi merakla bekliyorum 🥰


