Sefil•Bölüm 4•
Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Onun hırsız olmadığını biliyordum sadece. Olmazdı. Neredendi bu güven? Hissediyordum işte. Hırsız değildi o. Belki ruhlar aleminde olabilirdi. Ona da ihtiyacı yoktu ya. Ruhu güzeldi zaten. Uçmak için kuşların kanadına, yüzmek için okyanusa ihtiyacı yoktu. Köprüler kurabilir, yağmuru hissedebilir, düşüncelerimi susturabilirdi. Düşüncelerimi susturabilirdi.
"Neden buradasın?"
Masanın yanından uzaklaştırdı bedenini. Etrafına bakındı bir süre, neden burada olduğunu hatırlamak ister gibi.
"Bir şey için geri dönmem gerekti, ya sen?"
Güldüm. Gerçekten de bilmiyor muydu? Birkaç adımla ona yaklaştım.
"Hırsız, bilmiyormuş gibi davranma lütfen."
Bir suçlu gibi ellerini havaya kaldırdı. Sahi, ne için geri dönmüştü. Öyle yorgundum ki, sorgulamak için bile. Sadece güvensem olmaz mıydı? İnsanlar bunu kullanmasa, göründükleri gibi temiz kalmaya devam etseler...
"Özür dilerim."
İç çekerek havadaki ellerini indirdim. Nedensizce sarılmak istedim o an ona. Her şeyi unutmak istedim. Fakat uzanmadı kollarım. Yeterince taviz vermiştim kendimden. İnsanlara alışmamam gerekiyordu. Onlardan bu denli bıkmışken nasıl hâlâ bazılarına sığınmak isteyebiliyordum. Köprüleri ile güveni bağlamış olmalıydı ruhuma. Başka açıklaması olamazdı.
"Artık Sefil değil miyim?"
Tuhaf bir sesle sorduğumda gülümsedi. Yanağındaki çukur belirginleşti, gri halkaları maviye sarıldı sanki.
"Sen her zaman benim Sefil'imsin."
Kabullenircesine başımı salladım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Sanki kimliğim ortaya çıkınca bozulmuştu büyüsü. Sefil'dim değil mi? Ruhum öyleydi. Aptal kuş kanatlarını çırparak başını sudan çıkardı. Nefes alabiliyordu fakat hissedemiyordu. Sanki başı hâlâ suyun içindeydi. Kanatları bağlı değildi, ruhu suya esirdi. Ciğerleri acıyarak nefes alacaktı artık.
"Beni burada görünce ne düşündün?"
Bu soruyu beklemiyordum. Konuyu kapatmaya çalıştıysa neden sorgulamama yol açıyordu. Kafamı karıştırıyordu. Gözlerimi gerçeğe kapatmışken neden kurcalıyordu.
"Ne düşünmem gerektiğini düşündüm."
Başını salladı. Gözlerini kaçırdı. Sanki kendisi ile konuşuyordu o an. Doğru ve yanlışı umursamayacak kadar yorgundum. Daha sonra bedelini ödemem gerekecekse bile, inanmak istiyordum.
"Ben sadece senin Hırsız'ınım unutma Sefil."
Hırsız olmadığını kanıtlama çabasına girmiş gibi görünüyordu.
"Bunun için önce benden bir şey çalman gerekiyor."
Güldü. Ciddiyetini korumaya çalışmadı. Sahte değildi. Güzel baktı. Güzel de güldü. Grileri ısındı, mavi oldu biraz. Ne ara griler kayboluyor ne ara maviler canlanıyor yakalayamıyordum.
"Sefillere hırsız uğramaz."
"Sen iyi hırsızlardansın sanırım."
Başını yarım yamalak salladı. Karar verememişti. Arka cebinden siyah bir bere çıkarıp başına taktı. Elini kaldırıp geri adımlarla yangın merdiveninin kapısına yaklaştı.
"Normal kapıdan çıkabilirsin."
Omuz silkti. Eli kapının koluna giderken alayla güldü.
"Böyle daha iyi."
Göz kırptığında başımı iki yana sallayarak güldüm. Deliydi. Birkaç saniye sonra gözden kaybolmuş, içeri nasıl girdiği sorularını uyandırmıştı kafamda. Başımı kaşıyarak iç çektim.
Babamın odasında çalışmayı seçerken zorluk çekeceğimi tahmin ediyordum da aldığım her nefesin ciğerlerime batacağını bilmiyordum. Sandalyeye oturup çerçeveyi izledim biraz. Özlemdi o resim. Hasret, çığlık, aile idi. Kapı tıklatıldı. Yorgunca başımı salladım. Kapı soyut değildi ya. İçeri girmesini seslendim sonra. Mavi elbise çarptı gözlerime önce. Neşeli bir ifade ile bana yaklaştı.
"Programınızı gözden geçirmeliyiz."
Kahverengi gözleri heyecanla parlıyordu. Tuhaf bir enerji katıyordu cansız ruhuma.
"Pekâlâ."
Şirket çalışanları ile kısa bir konuşma yapmam gerekiyormuş. Ne söylemem gerektiğini bilmiyordum. Buna gerek olduğunu da sanmıyordum. Benim yerimde olmak için can atan bir sürü insan vardı fakat payıma düşen yalnızlıktan kimsenin haberi yoktu. O programı anlatırken ben de önümdeki boş kağıda kısa notlar aldım. Ne yapmam gerekecekse yapacaktım. Babamın bana bıraktığı emanete sahip çıkmalıydım. Onun çabalarına, çektiği zorluklara saygı duyuyordum. O da böyle olsun istemezdi elbet; beni bir başıma bırakıp gitmeyi...
Kapı iki kez tıklatılıp açıldığında düşüncelerimden sıyrılmıştım. Onay almadan içeriye giren kişi Mira Hanım'dan başkası olamazdı zaten. Ondan pek haz etmiyordum. Babam ona güvenmemi istemişti ama iyi anlaştığımız söylenemezdi. Benden birkaç yaş büyüktü, işine oldukça bağlıydı. Yine de onda beni huzursuz eden bir şeyler vardı.
"Sena ile tanışmışsınız."
Yüzünde memnun bir gülümseme vardı. Gülmek için zorlamadım kendimi. İsmini yeni öğrendiğim kıza bakarak başımı salladım yalnızca.
"Programı Tamay Hanım'a anlatıyordum."
Benim aksime o pozitif enerji yayıyordu etrafa. Şirketi daha az çekilmez kılan etmenlerden birisi olabilirdi. Aralarında kısa bir bakışma geçtikten sonra Sena odadan çıkmıştı.
"Başka bir arzunuz?"
İmalı tavrına karşı omuz silktim. Güvenlik önlemlerinin arttırılmasını isteyecektim fakat ses tonu hoşuma gitmemişti. Dudaklarından dökülmeyen zehirli cümleleri gözlerinde görmüştüm. Söylemek için yanıp tutuşuyordu fakat diline kelepçe vurmuştu. Öteki yandan benimle ne derdi olduğunu anlamıyordum. Belki de bana sahip çıkması gerektiğini düşünüyor, ona karşı tutumum hoşuna gitmiyordu. Bilmiyordum, bilmek de istemiyordum. Neden kendi halimde kalamıyordum ki. Dalgalar kıyıya vurduğunda, hesap sormak ağaçlara düşmezdi. Deniz pes ettiğinde balıklar ağlayabilirdi yalnız. Ben, tüm balıkları ölmüş, kanlı cesetler barındıran yalnız bir denizdim. Sahilime ayak basılmıyordu günlerdir. Belki bir kişi, zorluyordu kapılarımı. O, denizin en güzel davetsiz misafiriydi. Belki gidecekti, belki yarım bırakacak, daha çok kanatacaktı. Deniz duymuyordu balıkların serzenişlerini. Acıları doldurmuştu her yanını. Deniz ölürse, cesetler nasıl yaşayacaktı.
Düşüncelerimden sıyrılarak onun odadan çıkışını izledim. Ardından ben de ayaklandım. Odadan çıktığımda Sena başını bilgisayardan kaldırıp bana baktı. Sonra ayağa kalkıp yanıma geldi.
"Bir şey mi istiyorsunuz?"
Etraftaki birkaç çalışan bana bakarken başımla onayladım.
"Fabrikaya uğrayacağım, aradan çıksın."
"Tamam."
Gerekli bilgileri aldıktan sonra asansöre yöneldim. Dışarı çıkıp arabaya bindiğimde yolu aklımda tutmak için dışarıyı izledim. Şoför kullanmaya niyetim yoktu. Babamın yıllardır şoförlüğünü yaptığı için onu mağdur etmeyecektim de. Fabrikada babamın güvenilir adamları vardı. Bazı bilgileri bizzat oradaki odasında takip ediyordu.
Araba durduğunda aşağı indim. Daha önce bir kere buraya gelmiştim fakat arabada babamı bekliyordum. 60'lı yaşlarda bir adam karşılamıştı bizi. Yıllardır burada çalışıyormuş, ismi Asım idi. Buradaki işçileri o yönetiyordu. Bana fabrikanın işleyişini anlatırken arada babama sapıyordu. Gülümsemeye çalışıyordum fakat ne kadar başarılı olduğumu bilmiyordum.
"Bir şey içer misin kızım?"
Başımı iki yana salladım. Babam ile yakın oldukları konuşmasından anlaşılıyordu. Babamın odasına geçtiğimizde dosyalarla dolu bir dolabın kilidini açıp, karıştırmaya başladı.
"Otur hadi."
Masanın üzerindeki resim çerçevesini gördüğümde gözlerim doldu. Neredeyse hiç değişim yapılmamıştı masasında. Annem ile babamın siyah beyaz bir fotoğrafıydı. Bakışlarını üzerimde hissettiğimde onlara bakmadan oturdum. Bir şey söylemek istedim ama sustum yine.
"Son iki yılın dosyası."
Kahverengi kapaklı bir dosyayı önüme bıraktı. Kapağını açıp grafikleri inceledim.
"Üretimden kaldırılacak parfümler hakkında karar verilecekti."
Son zamanlarda satışı yapılamayan parfümleri belirlemek gerekiyordu. Bir de gerekli tanıtımı yapılmamış ürünler hakkında konuşmalıydık. Babamın evdeki defterlerine de bakmak istiyordum. Belki kimseye anlatmadığı fikirleri vardır.
"Yakında sizi bilgilendiririm."
***
Yaşamak için çabalarken, kafamın içindeki gürültü evdeki koca sessizliği örtemiyor. Direniyorum. Kaçmamak için, nefes alabilmek için direniyorum. Neden gidemiyorum? Benim yerim her daim babamın yanıydı halbuki. Neden beni yanına alamıyordu? Her nefes alışım yankılandığında boş odalarda, belli belirsiz çığlıklar ayak basıyor yalnızlığıma. Ne kalabiliyorum ne de gidebiliyorum. Neredeyim? Boğazımı sıkan bu eller de neyin nesi!
Anahtarı portmantoya gelişigüzel fırlattım, bir ses çıkarsın diye. Çantayı da yere. Ben geldim, diye bağırdım sonra. Selam verdim ıssız evime. Sessizlikle yanıtladı. Anıların olmasa bir hiçsin, dedim ben de. Güldü sanki. Ev bile benimle alay ediyordu. Topuklarımı yere vura vura çıktım basamakları. Evcilik oynamıyorduk değil mi. Babamın odasına girdim yine. Kendime eziyet etmek hoşuma gidiyordu herhalde. Sanki bir daha gülmeyi hak etmiyordum. Babam, böyle olsun istemezdi fakat elimde değildi. Sırılsıklam özlüyordum. Kokusu burnumdan gitmesin diye kapıyı kapattım.
"Bugün şirkete gittim."
Gözleri bana çevrildi. Elinde, saman yapraklı defteri ve hediye ettiğim dolmakalemi vardı. Özenle masaya bıraktı onları. Gözlüğünü de çıkarıp yanlarına bıraktı. Dizinin üzerine vurdu iki kez. Beyaz, kabarık elbisesi ile siyah saçlı küçük bir kız çocuğu koştu ona. Benim ayaklarım kıpırdamıyordu. Gözlerinin odağı ben değildim şimdi. Uzun saçlarını okşadığı kız hiç değildim. En sevdiği oyuncağına kavuşmanın mutluluğu ile kıkırdayan küçüklüğümdü. İki adımlık mesafede koskoca çukurlar vardı. Ulaşamazdım.
Zil sesinin zihnimde gürültü ile yankılanmasıyla irkilerek boş koltuğa bakakaldım. Birkaç saniye gözlerim oyalandı orada. Zihnim bulanmıştı bir an. Kim gelebilirdi ki. Beklediğim biri yoktu. Evlerine misafir geldiğini duyan heyecanlı çocuklar gibi hızla aşağı indim. Sanki kim geldi ise, birden kaybolacaktı. Kapıyı, ardındakine bakmadan açtım.
Altın sarısı saçları, tedirgin yüzüne yapışmış; kıyafetinin kollarını çekiştirip duran kıza anlamsız gözlerle baktım. Üzerindeki siyah, ona büyük gelen ceketim hatırlamama yardımcı olmuştu. Arabaların arasında dolaşıp su ve mendil satan, daha doğrusu satmaya çalışan, onlu yaşlarda bir kızdı. Havalar soğuyordu ve o üzerinde incecik bir bluz ile dışarıda titriyordu. O haline dayanamamış kendimce yardım etmeye çalışmıştım. Evimin adresini yazıp benimle yaşayabileceğini söylediğim an gözleri öyle parlamıştı ki. Sonra bir karamsarlık kaplamıştı yüzünü. Yalnızca peçete ya da su satabileceğini söylemişti. Fikrini değiştiren ne bilmiyordum. Fakat onu yöneten birilerinin olduğuna emindim. Hangi hikayenin unutulmuş yan rolü olduğunu bilemezdik. Ve hissedemezdik de.
"Ben."
Her an geri dönecekmiş hissi uyandıran sesine karşılık, yüzümdeki ifadeyi silip gülümsemeye çalıştım. Onu ürkütmek istemiyordum.
"İçeri gel lütfen."
Gözleri evin içinde gezindi. Kesinlikle kaçmak istiyordu. Geçebilmesi için yana kaydığımda ayaklarıma baktığını görmüştüm. Sonra yıpranmış ayakkabılarına. Utanıyordu. O bir çocuktu, kimi yetişkinden daha fazla çalışıyordu ama bulunduğu durumdan utanıyordu. Bu kaldırılabilir bir şey değildi.
Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Onu inceleyerek utandırmak istemiyordum. Bir ev terliği bulup ayaklarının yanına bıraktım ve kapıyı kapattım. Ayakkabılarını koyabileceği dolabın kapağını açıp salona doğru ilerledim.
"İsmim Tamay, ya senin?"
Gözleri bana çevrildi. Ellerini önünde kavuştururken mırıldandı.
"Elif."
"Ben de yiyecek bir şeyler hazırlayacaktım. Hava soğuktu, duş almak ister misin?"
Belli belirsiz başını sallarken onu merdivenlere yönlendirdim. Oturup konuşmamız gerekiyordu belki ama benden çekiniyordu. Odama uğrayıp dolabımdan, sıcak tutacak kıyafetler çıkardım. Kapının pervazında durmuş, içeriyi inceliyordu. Yüzünde minik bir gülümseme yakalamıştım. Küçük heyecan kırıntıları ve biraz da endişe.
"Odamı sevdin mi?"
Gözleri beni bulurken başını sallamakla yetindi.
Daha iyisi senin olsun.
Misafir odasına geçtiğimizde elimdekileri yatağın üzerine bıraktım. Yarın alışverişe giderdik belki. Benim kıyafetlerim ona büyük oluyordu. Onu nasıl incitmeden söyleyeceğimi bilmiyordum. Market alışverişine de gitmeliydik. Evde ne olduğuna dair bir fikrim yoktu. Bu akşamlık makarna ile yetinecektik anlaşılan.
"Burası misafir odasıydı ama artık senin odan, isteğine göre düzenleriz."
Gözleri büyüdü, heyecanla etrafına bakındı.
"Benim odam mı?"
Kim bilir o, ne şartlarda uyuyordu geceleri. Bir odasının olması nasıl da mutlu etmişti. Onun huzuru için çabalayacaktım.
Odanın içerisindeki banyoya girip suyu açmayı gösterdim. Gerekli eşyaları kontrol ettikten sonra elimi omzuna koyup gülümsedim.
"İhtiyacın olursa çekinme, seslen."
Bir şeyler söylemek istedi. Başını salladı, sustu yine. Derin bir çığlık hapsetmişti ruhuna sanki. Konuşsa ağlayacak gibiydi.
"Teşekkür ederim."
Sesindeki mahcup tınıya kızmak istedim. O bunların daha fazlasını hak ediyordu. Geçiştirircesine başımı salladım. Sevgiye muhtaç insanlar en ufak ilgide göklere çıkardı. Yere çakılmaması için çabalayacaktım. Ben, babamın sayesinde hiç eksik hissetmedim kendimi. Fakat onun gidişi ölüm gibiydi. Yaşıyordum, nefeslerimi öldüresiye. Göz yaşlarımı yutarak, yıkılıp tekrar ayağa kalkarak. Yere düştüğümde elini uzatacak biri olmadan. Olmasını istemediğimden...
***
Başımı yastığa koyduğum andan itibaren gözlerimi yummamıştım. Düşünceler rahat bırakmıyordu. Acımın önüne kapanan tatlı bir heyecan vardı içimde. Gecenin hüznünü örtmese de dindiriyordu. Ailesi ile ilgili bilgi edinmem gerekiyordu. Onunla konuşmalıydım. Belki de kaçırılmış çocuklardan birisiydi Elif. Öyle ise polise bildirmem gerekirdi. Belki de ailesiydi onu böyle çalıştıran. Bilmiyordum. Saçlarını taramıştım, muhabbet etmiştik biraz. Babamdan bahsetmiştim ona. Babamın defterlerine bakmayı unuttuğum aklıma geldi. Uykum da yoktu. Ayağa kalkıp ışığı yaktım. Günlerdir babamın odasında uyuyordum. Baş ucundaki çekmeceleri karıştırıp saman yapraklı defterini buldum. Yatağın başlığına yaslanıp kapağında elimi gezdirdim. Çok değer verirdi o bu deftere. İlk sayfasında ismi yazıyordu. Altında ise daha küçük punto ile, Efsun'un hediyesi, yazıyordu. Gülümsedim. Demek bu denli önemli oluşu annemin hediyesi olduğundandı. İlk sayfadaki tarihe baktım.
"17. 12. 1994"
Ben doğmadan üç yıl önce, babamın doğum günü. İlk sayfada ne kadar mutlu olduğundan bahsediyordu. Annemin yüzündeki utangaç gülümsemeyi uzunca anlatmış. Yanaklarının kızarıklığı ve gözlerini kaçırışı. Son satırı da şöyleydi:
"Bana hediye ettiği defter de diğerleri gibi onun et ve kemiğine bürünecek. Nasıl bürünmez ki ben baştan aşağı ondan oluşuyorken."
Diğer sayfanın tarihi bir gün sonrasıydı. Uzun saçlı, geniş gülümsemesi ile bir kadın çizmiş. Anneme benzemiyordu ama neşesini yansıtıyordu. Bu deftere daha özel günlerde yazacağını belirtmiş. Diğer sayfa da söylediği üzere, beş ay sonrasına aitti.
"Bugün, uzun süredir üzerinde çalıştığım parfümün tasarımını da bitirdim. Ona hediye etmek istiyorum ama biraz endişeliyim. Nasıl karşılayacağını bilemiyorum. Onun kokusu ile eşdeğer olamaz elbet ama elimden geleni yaptım. Umarım sever."
Acaba parfüm hâlâ üretimde miydi. Bir tane bizim evde vardı. Babamın ürettiğinden haberim vardı fakat annem için tasarladığını bilmiyordum. Ne kadar ince bir davranıştı.
Sayfayı çevirirken birden bir gürültü koptu. İrkilerek etrafa boşça bakındım. Kalp atışlarım hızlanmıştı. Gecenin bu saatinde bu ses nereden geliyordu? Hızla odadan çıktım. Merdivenlerin başına geldiğimde salonda iki adamla karşılaştım. İsmimi seslenen adam, diğerine silah tutuyordu. Elif kenarda korku ile onları izlerken elim ayağıma dolaşmıştı. Polisi aramalıydım. Daha dikkatli baktığımda onun şoförüm olduğunu fark ettim. Burada ne dönüyordu, anlamıyordum.
"Tamay Hanım iyi misiniz?"
Başımı alelade sallarken şaşkınlığımı atmaya çalışarak Elif' in yanına gitmek için merdivenleri indim.
"Korkma onu tanıyorum." diyebildim.
Henüz ben de olayı kavrayamamıştım.
"O kız bu adamı içeri aldı efendim."
Söylediğini idrak edemeden Elif ağlamaya başlamıştı. Bir yanlışlık olmalıydı. Elif, hayır, böyle bir şey yapmazdı. O kimdi ki, bizi nereden tanıyordu. Anlamak istemiyordum. Öğrenmek de. Yalan, yalan olmaya devam edemez miydi?
"Yanlış görmüşsündür."
Geveledim. Yanlış değildi işte. Yalandı. Herkes benden gitmeyi seviyordu. Neden? Kalınacak biri değil miydim? Ondan sadece yalnızlığıma ortak olsun istemiştim. Tüm ihtiyaçlarını karşılayacak, hayallerini gerçekleştirmek için çabalayacaktım. İnsanlar neden böyleydi.
Siren sesleri yaklaşırken gözyaşları arttı. Bir şey söylemedim. Oyun oynamıştı. Ben de inanmıştım. İnanmaya müsaittim. Yaralıydım. Normal zamanda olsak ne yapardım bilmiyorum. Öylece durup onları izledim. Polisler açık kapıdan içeri girdiler. Adamın bileklerine kelepçe takıldı. Kız ile ilgilenildi. Sessizce dışarı çıktım. Birileri bir şey soruyordu. Birileri gidiyordu. Birileri kendi hayallerini asıyordu. Birileri, birileri ölüyordu.
Bölüm Sonu:
Selamlar, bulanık zihnimle ben geldim. Fikirlerinizi yoruma bırakabilirsiniz. Sevgilerle, aranızdan birisi. 🖤
İlk yazılış tarihi:
27. 05. 2018
Yeniden yayınlanma tarihi:
15.04.2023