İçeriğe geç

SEFİL

Bölüm 3 · 10 dk okuma

SEFİL

Bölüm 3

3:"Zehir"

Sefil•Bölüm 3•

"Tamay;

Hayatımın bütünü, ay ışığım, güzel kızım. Cümlelerimi nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Öyle çaresiz düşünceler içinde kalakaldım ki ne tarafa dönsem acı çekeceğin bir yola çıkıyorum. Sana daha iyi bir ebeveyn olmak için çok çalıştım, bana hiçbir zaman eksikliklerimi hissettirmedin. Sen olabilecek en iyi evlattın kızım. Söylemek istediğim çok şey var fakat uyuduğumu sandığın anlarda yanıma ilişip iç çekişlerini duyduktan sonra nasıl konuşurum bilmiyorum. Öyle bir özlem içindeyiz ki seninle; avuçlarımızın arasından kayıp giden su damlalarına susuyoruz. İçinde bulunduğun durumu nasıl daha katlanabilir hale getirebilirim, bilmiyorum. Bu acı kimsenin lafı ile dinmez bilirim. Senden istediklerim yahut isteyeceklerim için bana kızıyorsun biliyorum. Ama başka olur yol bulamıyorum Tamay'ım. Sana bir hikaye anlatmıştım, hatırlıyor musun? Annen ile-"

İsmimin aceleci tonda seslenilmesi ile başımı hızla kaldırdım. Gözlerimde direnen yaşlardan biri yanağıma yol alırken gözlerimiz birleşti. Ayağa kalktım. Elimin tersi ile yüzümü silip mektubu katladım. Cebime sıkıştırarak babamın koltuğunu ileri ittim. Acele etmesi gereken ben değilmişim gibi. O, her yerdeydi. Babama saygım herkesten fazlaydı. Bu şekilde odasına girmem kendimi kötü hissetmeme sebep olmuştu. Yangın merdivenlerine açılan kapıda durmuş elini bana uzatıyordu. Ne tarafa takılsa gözlerim, bir anı canlanıyordu zihnimde. Daha fazla etrafa bakmadan yerdeki kutuyu kapıp araladığı kapıdan merdivenleri inmeye başladım. O da peşimden geliyordu. Bastığımız bazı basamaklar yüksek ses çıkararak ifşa ederken bizi, umursamaz halimden eser kalmayışına şaşırıyordum. Neden korkuyordum? Babamın odasından gizlice çıkarken yakalanmaktan mı? Yoksa cebimdeki kağıdın içinde yazanlardan mı. Şirketten uzaklaştığımızda bir kaldırıma oturup sesli nefesler aldı.

"Sana hızlı olmanı söyledim, yakalanmaya mı çalışıyordun?"diye sitem ettiğinde omuz silktim. Yakalansak ne olacaktı. Tabii o bunları bilmiyordu. Şirketin babama ait olduğunu ya da orada ne aradığımı. Belki de biliyordu. Emin değildim. Neden benimle riske girmeyi göze alıyordu. Hırsız gibi görünmüyordu. Şirkete girdiğimiz andan itibaren hiçbir şeye elini sürdüğünü görmemiştim.

"Hırsız olduğunu bilmesem korktun diyeceğim."

Mektubu cebimden çıkarırken yanına oturdum. Babam, odasında pek resim bulundurmazdı. Masasındaki aile fotoğrafında oldukça küçüktüm zaten. Gözlemci biri ise, içeride her şeye hakim olduğumu fark etmiş olmalıydı.

"Beni tanıyorsun değil mi Hırsız?"

Bir anda ciddileştiğimde boş bir ifade ile yüzüme baktı. Ona aldırmadan kağıdı elimde çevirdim.

"Şartları eşitle bir ara."

Sesi çıkmadı. Yalan söylememişti en azından. Yalan; gerçek ve yanlışın en çirkin yansımasıydı. Saçlarımı savuran rüzgar, elimdeki kağıt parçasını alamadığına sinirlenmiş gibi yağmur damlalarını göndermesi için göğe seslendi. Bıkkınlık ile kağıdı cebime koyup ona döndüm.

"Yağmurda oturalım mı?"

Konuyu geliştirmeye çalışır gibi bir hali vardı. Yine de başımı olumlu anlamda salladım. O anlatana dek sormayacaktım. Pek de önemi yoktu. Plansız anlarda kaldırımda oturan iki insandık. Onunla bilinmez olmayı sevsemde içimde bir yerde merak ettiğim ayrıntılar vardı. Henüz sormayacaktım. Sormak istiyordum ama öğrenmek istemiyordum. Bocalıyordum. Babamın, mektubun devamında benden istediği şeyi bilmekten korkuyordum. Çünkü onun için yapamayacağım hiçbir şey yoktu.

"Düşüncelerin ıslanmıyor."

Hırkaya sarılarak ona baktım. Elini uzattı, kararsız görünüyordu. Kapüşonumu geri itti. Ne yapmak istediğinden emin olmadığı kesindi.

"Düşünme biraz, düşüncelerin nefes alsın."

Rahatsızca kıpırdandım. Saçlarımı ıslatan yağmur içimi ferahlatıyordu. Kendimi boğmaya çalışan aptal bir kuştum. Kafamı sudan çıkarmıştım ya bir kez, geri sokmak için bocalıyor; nefes almanın huzuruna ermeye layık hissetmiyordum. Kuş olacaktım. Kafası suda uçan aptal bir kuş. Kelebek olamazdım. Kelebek olmak için fazla yaralıydım. Kanatlarım kanarken uçamaz, göğe ulaştığımı sandığım anda yere çakılırdım.

"Düşünme Sefil."dedi bıkkınlıkla.

Düşünmemek nasıl yapılıyordu? Sanki duymuş gibi çıkmayan sesimi, elini koluma koyarak kendisine çevirdi yüzümü. Düşüncelerimi çalacak mıydı? Başımın üzerine dudaklarını bastırdığında irkildi zihnimin odaları. Soğuk kesti yağmur damlalarının değebildiği her hücrem. Aptal kuş, yönünü şaşırmışçasına suya bakınıyordu. Sanki saç diplerimden kanıyordu acılarım. Zehrini onun dudaklarına akıtmıştı düşüncelerim. Titreyen bacaklarımın üzerinde belirdi intihar ipleri. Birikintim döküldü, yağmur suyuna karıştı.

"Onları senden çalabilecek kadar güçlü değilim ama biraz olsun hafifletebilirim Sefil'im."

Gerçek bulanıklaştı, düşünceler kaçıştı. Sefil ile Hırsız kaldı...

***

Bir saat öncesi:

Ellerim heyecandan terlerken kolunu omzuma atması ile ona ters bir bakış yolladım. Nasıl bu kadar rahat olabiliyordu. Ben, yakalanma korkusu ile önüme bakmakta zorlanıyordum. Üstelik babamın şirketindeydik ve o bunu bilmiyordu. Garip olanı da buydu ya, bana hiçbir şekilde soru sormuyordu. Sadece yanımda duruyor ve bana ayak uyduruyordu. Peki ama neden? Şuan bunu sorgulamak için pek de doğru zaman değildi. Döner kapıyı geçtikten sonra tanıdık güvenlikçiyi görmem ile bir an duraksadım. Hırsız; sorgularcasına bana bakarken başımdaki şapkayı öne doğru çekiştirdim.

"Adam beni tanıyor."

Güvenlikçiye bir bakış atarak yürümeye ve beni de sürüklemeye devam etti. Elindeki alet çantasını elime tutuştururken cümlemi tekrarladım.

"Hey, siz ikiniz!"

Ben yürümeye devam ederken o durunca geriye doğru sendeledim. Tanınmamak için içten tüm dualarımı ederek başımı yere eğdim. Ayak sesi yaklaşırken kaçma planları yapıyordum. Oysa tam da bir kaç saniye sonra asansöre doğru yürüyordum. Hırsız, ismini hatırlayamadığım bir isimde tesisatçının çırakları olduğumuz ile ilgili bir şeyler gevelemişti. Üzerine adamın telsizine çağrı gelmiş ve dikkati dağılmıştı. Ensemi kaşıyarak ona kısık sesle teşekkür ettim. Ona taktığım lakabı biraz sesli telâffuz etmiş olmalıyım ki birkaç kişi gözlerini kısarak beni incelemişti. Kata ulaştığımızı belirten ses duyulunca kolunu tekrar omzuma attı.

"Beni hapse tıktırmak mı istiyorsun sen Sefil?"

Omuz silkerek gözlerimi sekreterin masasına çevirdim. Güvenlik kolay olmuştu fakat bu sefer şans bizimle olmayabilirdi.

"Bir fikrin var mı Hırsız Bey?"

"Sefil."dedi araya gülüşü kaçan kızgın ses tonu ile. Gözlerini devirerek sakallarını kaşıdı. Gözlerim parmaklarında takılı kalırken istemsizce güldüm.

"Ciddi ol, bir planım var."

Hırsız'ın şapkasını çıkarıp kendi şapkamın üzerine koydum. Karışık saçlarını iki elimle düzeltirken arada bir etrafı kolaçan ediyordum.Ona döndüğümde odağının ben olduğumu fark etmemle birkaç saniye duraksadım. Gözleri kıpırdamıyordu bile. Soğuk bir çift maviye dönmüşlerdi. Belli belirsiz başımı sallayarak geri çekildim.

"Yem mi oldum şimdi?"

Huysuz bir şekilde, düzelttiğim saçlarını karıştırarak yürümeye başladı. Arkasından, daha planı anlatmadığımı bağırırken tepkisiz kaldı. O kızın aklını dağıtırken ortaya çıkıp Mira Hanım'ın çağırdığını ve acil gitmesi gerektiğini söyleyecektim. Kısa bir an durumun saçmalığını, istersem elimi kolumu sallayarak içeri girebileceğimi fark ettim. Tek sorun inadımdı sanırım.

***

Kahve kokusu ayaklarıma durma komutunu verirken öylece dükkana baktım. Kulaklarımda bir karıncalanma vardı. Babamın fincanını tutuşu canlanırken zihnimde, Hırsız'ın sesi ile gerçeğe döndüm. Soğuk, ıslak kıyafetlerime vururken ürpermiştim.

"Hırsız, beni biraz yalnız bırakabilir misin?"

"Üzerini değiştirseydin?"

Başımı iki yana sallayarak kaşlarımı çattığımda geriye birkaç adım attı. Araç, insan sesleri ilişirken kulaklarıma; etrafa bakındı. Kısa bir an gülümsediğini gördüm. Anlayışla başını salladı. Bir başkası olsa idi onun yerinde sorgulardı. O, anlıyordu. Anlamamalıydı. Yanımda olmamalı, beni birinin varlığına alıştırmamalıydı.

"Tamam gidiyorum."

Sakin bir nefes alarak kaldırıma oturdum. Kenara sindi silüetim. Başımda yorgun bir ağrı belirdi. Düşüncelerim acıyordu. Ellerimi uzatsam tutabilecekmişim gibi hissettiren hayali belirdi ayaklarımın yanında. Öyle uzaktı ki; ellerim de havalanmıyordu. Dibe indirdim ben de. Kat izlerinden, kalemine dokunurcasına açtım kağıdı. Kalem tutamayan ellerinden öpercesine. Her vakti zordu da hastalığının, titreyen ellerinin kalemi kavrayamayışı, ızdırap gibi.

"Tamay;

Hayatımın bütünü, ay ışığım, güzel kızım. Cümlelerimi nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Öyle çaresiz düşünceler içinde kalakaldım ki ne tarafa dönsem acı çekeceğin bir yola çıkıyorum. Sana daha iyi bir ebeveyn olmak için çok çalıştım, bana hiçbir zaman eksikliklerimi hissettirmedin. Sen olabilecek en iyi evlattın kızım. Söylemek istediğim çok şey var fakat uyuduğumu sandığın anlarda yanıma ilişip iç çekişlerini duyduktan sonra nasıl konuşurum bilmiyorum. Öyle bir özlem içindeyiz ki seninle; avuçlarımızın arasından kayıp giden su damlalarına susuyoruz. İçinde bulunduğun durumu nasıl daha katlanabilir hale getirebilirim, bilmiyorum. Bu acı kimsenin lafı ile dinmez bilirim. Senden istediklerim yahut isteyeceklerim için bana kızıyorsun biliyorum. Ama başka olur yol bulamıyorum Tamay'ım. Sana bir hikaye anlatmıştım, hatırlıyor musun? Annen ile tanışana dek sıradan bir adamdım. Onun için kullandığımda bu iş bir rüya haline geldi. Bizden adımlar bıraktığımda şirket manevi anlamını buldu. Senin de bunu devam ettirmeyi isteyerek yapman son dileğim. Biliyorum bu isteğim sana zor gelecek, duygularına dokunduğum için bana kızacaksın. Her şeyim senin, nasıl istiyorsan öyle kullan. Sadece, yaşanamayan hayallerinin altında kalma. Mira'ya güvenebilirsin. Seni çok seviyorum ömrüm, Allah'a emanet ol..."

Bulutlar; sızıları dinmemişçesine gözyaşlarını gözyaşlarıma karıştırırken öksürdüm. Her nefes alışımda kahve kokusu ciğerlerime doluyor, avuçlarına aldığı anılarımı eziyor, kanatıyor, öldürmüyordu. Hıçkırıklarım bedenimi sarsıyor, acı; dalga geçer gibi gülüyordu. Güçsüzdüm. Benimle olduğunu hissedemeyecek kadar, hayallerini taşıyamayacak kadar. İlk kez kaçmayı düşünmedim. İlk defa, etrafımdaki insanları umursamadan ağlıyordum. İlk defa ağlayabildiğimi hissediyordum. Galiba, içime akan gözyaşları buharlaşıp ciğerlerimi tıkıyordu. Birileri düşüşüme şahit oluyordu. Ağlamak böyle mi oluyordu?

Bir kelebeğin kanatları kanadı ruhumda baba. Kuş zaten yaşamıyor-muş.

***

Araç durduğunda iç çekerek büyük binayı izledim. Bu sorumluluktan korkuyordum. Evet üniversite okumuştum ve birkaç projede ona yardımcı olmuştum ama hepsi bu kadardı. İnsanlara nasıl davranmalıyım bilmiyordum. Birçok bilmediğim kavram ile karşılaşacaktım. Mira Hanım yanımda olacaktı fakat ondan yardım isteme düşüncesine soğuktum. Yalnızdım.

"İnmeyecek misiniz?"

Gözlerimi ona çevirip dalgınca başımı salladım ve kapıyı açarak kendimi dışarı attım. Uzaklaşırken iç çekerek yürümeye başladım. İlk iş günü için kıyafetim harikaydı. Büyük bir kapüşonlu ve siyah pantolon. Yamuk kesimli, kısa saçlarım da oldukça uyumluydu. Kendim ile alay edip gülmeyerek içeri girdim. Asansörün kapısı kapanmak üzereyken atıldım. Babamın odasının olduğu katta inerek Mira Hanım'ı arayacaktım. Henüz birkaç saat olmamıştı buradan ayrılalı. Hem de bir kaçak gibi. Aynı kız karşılamıştı beni. Ayaklanarak önüme geçmeye çalıştı. Kolumdaki eline bir bakış atarak iç çektim. Beni böyle durdurabileceğini mi sanıyordu.

"Mira Hanım' a bekletmemesini söyle."

Yürümeye devam edecekken kolumu ısrarla tutmaya devam etti.

"Numaran eskidi canım."

Güldüm. En azından bunu anlayabilmişti. Çalışanların çoğundan hoşlanmıyordum. Küçükken, babamı beklediğim günler çoğu sahteliklerini görürdüm. Bugün de ona karşı tahminimi doğrulamıştı.

"Bekliyorum."

Kolumu ondan kurtararak babamın odasına doğru ilerledim. Arkamdan birilerine seslenerek yardım isterken kapıyı kapattım. Birkaç saniye elim kapının kolunda kaldı. Sakince nefes alarak kapının yanından ayrıldım. Masanın önündeki koltuklardan birine oturarak elime resmimizin olduğu çerçeveyi aldım. Kocaman gülümsemelerimiz ile babam ve ben. Tek gayesi babasının işten gelmesini beklemek olan küçük Tamay. Diğer çocuklar resim yapıp oyun oynarken ben aşçımıza yardım ederek akşam yemeğini dört gözle beklerdim. Güzel bebeklerim vardı evet ama en sevdiğim oyunum o koca adama hayat enerjisi olmaktı. Bir defasında onun ağladığını görmüştüm. Odama gidip saatlerce düşündüm. Koca adam neden ağlardı ki. Ben hep annemi rüyamda gördüğüm günlerin sabahı ağlardım. Sonra onun da annemi rüyasında görmüş olduğunu düşündüm. Resim çizip ona götürdüm. Bir ağaç vardı. Ağacın penceresinde uzun saçlı güzel bir kadın. Önünde de el ele tutuşan babam ve ben. Biz ağladıkça ağacın daha da büyüdüğünü ve annemin uzaklaştığını söylemiştim ona. Sonra çocuk gibi oturup benimle bir daha ağladı. O günden sonra da hiç görmedim zaten ağladığını. Belki de o benden gizli ağlardı. Benim yaptığım gibi.

"Nerelerdeydin, seni merak ettim?"

Resmi yerine koyarak ellerimi birleştirdim. Gerçekten de beni düşünüyor muydu? Bunu niçin yapıyordu. Ona nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.

"Haftada bir kez şirkete gelirim."

Yüzüne bakmadım ama iç çektiğini duymuştum. Karşıma oturdu. Gözlerimi kumaş pantolonundan çekerek ona sabitledim.

"Bu şekilde giyinmem."

Güldü. Ama alaylı değil, içtendi.

"Nasıl istersen öyle giyinebilirsin fakat haftada bir az."

"En fazla iki ve evimin anahtarları sende olmayacak."

Başını iki yana salladı.

"Sadece tedbir, her şeyi zora sokmak zorunda mısın?"

"Tamam, intihar edersem ilk seni ararım."

Evet bazen çekilmez olabiliyordum ama bana ebeveynimmiş gibi davranması kabul edilir gibi değildi. Ayağa kalktı. Yerinde duramayıp birkaç kez yürüdü. Çocukça davranmak benim de hoşuma gitmiyordu ama mahremiyetime saygı göstermeliydi. Kafası estiği gibi evime girmesine göz yumamazdım.

"O sekreter kızı da başka kata gönder."

" Pekala, aradığınız özellik nedir?"

Sorusunu cevaplamamayı tercih ettim. Kabalaşmak hoşuma gitmiyordu.

"Babamın odasına ben ve sen yokken kimse girmeyecek, kapısı kilitli kalacak."

İtiraz etmedi.

"Şimdilik bu kadar."

Ayağa kalktım, onunla birlikte odadan çıktık. Asansörün kapısı kapanırken odayı kilitlediğini görmüştüm.

×××

Mektubu kaç defa okudum bilmiyorum ama her defasında ruhumdan bir gün çalıyordu. Sanki küçücük kalmıştım. Yalnız, kimsesiz. Yaşadığım eve sığamıyordum. Öyle büyüktü ki yalnızlığım, duvarlar üzerime geliyordu. En çok güldüğümüz köşelerde ağlıyordu anılarım. İki kişilik ruhumda boşlukları doldurmak için bocalıyordum. Düşünmek boğazımı sıkıyordu ve ben düşünmekten başka bir şey yapmıyordum. Hırsız'ın çatılan kaşları ve düşüncelerimi susturma çabası aklıma geldiğinde gözlerim aynaya çarptı. Elimi başımın üzerine koydum. Düşüncelerimi çalabilir miydi? Gri harelerine saklardı, bulmaya çalıştıkça boğulurdum. Küçük ipten köprümüzde asılı kalırdım. Elim yanıma düşerken başımı salladım. Hayatımda bir yeri olmayan adamı neden düşünüyordum. Bir insanı özelleştirmek yeni vedalara kucak açardı. Bizim ortak bir şeyimiz olamazdı. Ne köprüsü, ne de gri...

Sustum. Evet, boş bakışlarla kendime baktım birkaç saniye. Düşüncelerim susmuş muydu. Hırsız yok. Hırsız yok.

Asansörden indim. Tam karşımdaki oda. Esir edildiğim en ölü mabedim. Bir kız ilişti yanıma. Gri saçları, sıcak kahverengi gözleri ve minik yüzü ile içtenlik uyandıran bir kız. Yeni sekreter olmalıydı. Sevmiştim. Gri yok. Hırsız yok. Odanın anahtarlarını ondan alıp kapıyı açtım. Hırsız yok. Hırsız yok. Elim prizi ararken içeri girdim. Oda aydınlanırken zihnim bulanıklaştı. Onun orada ne işi vardı. Eli ensesine giderken gözleri gözlerimi buldu. Diğer elindeki çerçeveyi masaya bıraktı.

"Selam."

Sesi, delirdiğime dair tüm varsayımlarımı alt etmişti.

"Hırsız?"

Bölüm Sonu:

Selam, ben dağınık cümlelerimle buraları karıştırdım biraz. Umarım beklenilene değer. Sevgilerimle, içinizden bir deli.

İlk yazılış tarihi:

25.03.2018

Yeniden yayınlanma tarihi:

15.04.2023

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.