Bölüm Şarkısı:
Frank Sinatra-Fly Me To The Moon
Sefil•Bölüm 12•
Okuldan yorgun bir şekilde eve gelmiş, üzerimi değiştirip, bir iki saat uyumayı planlarken, eve girdiğimde kulaklarıma dolan müzik ile gülümsedim. Babamın evde oluşu bana enerji vermişti. Tüm yorgunluğumu unutmuş, eşyalarımı yere atıp koşmuştum. Salonda, plağının yanı başında oturuyor; bir şeyler karalıyordu.
"Baba?"
Sesimi duyduğunda gülerek elindekileri bir kenara bıraktı. Dalgın olmali ki seslenmeden önce varlığımı fark edememişti.
"Güzel kızım, sen mi geldin."
Yanına ulaştığımda kollarına atladım. Birkaç gündür doğru düzgün vakit geçiremiyorduk. Özlemiştim onu. Saçlarımı öperken güldü.
"Çok mu özledin beni?"
Başımı sallayarak göğsünden ayrılıp ona baktım. İşleri yoğun olduğu için birkaç kelam zor edebiliyorduk.
"Bugün boş musun?"
Başını salladığında gözlerim parladı. Bize yemek yapacağımı söyleyerek ayaklanırken bileğimi yakalayıp sandalyeden kalktı.
"Bu şarkı bitmeden olmaz."
Dans etmek için sallandığında diğer elimi omzuna koyup ona uydum. Şarkı çok güzeldi. Neredeyse yeni fark ediyordum. Onu evde yakalamanın heyecanı ile unutmuştum her şeyi. Müziğin temposuna uymaya çalışırken yine başımı döndürmüştü. Hangimiz daha gençtik ayırt etmek zordu.
"Lise nasıl, aşk var mı?"
Haylaz gülüşüyle sorduğu soruya homurdandım. Tek aşkım babamdı.
"Aşk yok ama olsa böyle bir şarkı olurdu."
Günümüz
Gülüşlerimiz hâlâ kulaklarımdaydı. Aşk olsa gerçekten de böyle bir şarkı olurdu.
"Bu dansı bana lütfeder misin?"
Buruk bir gülümsemeyle başımı salladım. Özel bir şarkı, hayatımın en özel 2 adamı. Yine aynı özlemle yüreğimi hoplatan dans. Hayat tekerrürden mi ibaretti? Yoksa anılarımda yaşamaya devam eden ben miydim?
"Sana anlatmak istiyorum Sefil. Neden gittiğimi, neler olduğunu. Hazır olduğunda sormanı bekliyorum. "
Başımı salladım yalnızca. Şimdi şarkının tadını çıkarma vaktiydi. Belli bir tempoda dans ederken beni döndürdü. Gözlerime öyle bakıyordu ki sanki hissettiklerimi anlamaya çalışır gibi.
"Krem için teşekkür ederim. Not için de. "
Gülümsedim. Ne düşündüğünün farkındaydım. Ortadan kaybolup bütün izlerini silmiş olduğunu. Benimse habersiz yürüyüşe gitmeyişimi. Canının yandığının farkındaydım. Anlatacaklarını dinlediğimde hak vereceğime de emin olmuştum. İşte beni kendine inandırması bu kadar kolaydı. Konuşmasına bile gerek yoktu.
Şarkı bittiğinde elimi bırakmadan yürüdü. Masaya geri döndüğümüzde yine sandalyemi çekip sonra karşıma oturdu. Dudaklarını birbirine bastırıp komik bir şey varmış gibi tabaklara bakarken kaşlarımı kaldırarak elimi kapağa götürdüm. Aynı anda açtığımızda her şeyi görmeyi bekliyordum ama sandviç görmeyi beklemiyordum.
"Sandviç?"
"Sandviç."
Birbirimize bakarak gülerken kendime engel olamayıp kahkaha atmaya başladım. Sırf bu an yaşansın diye sandviç hazırlamış olduğuna yemin edebilirdim.
"Teşekkür ederim. "
Kahkahalardan geriye birer tebessüm kalırken başını iki yana salladı.
"Hiçbir şey yapmadım."
Gözlerine bakıp onu dinlemek istediğimi söyleyecektim ama önce yemek yemeliydi. Hadi yiyelim diyerek çatal ile bıçağı elime aldım.
"Markete mi gittin?"
Kestiği parçayı eline alırken konuştu.
"Arkadaşımdan rica ettim."
Onaylarcasına başımı salladım. Benim kötüleştiğimi Sena' ya haber veren arkadaşı mıydı acaba? Daha önce sözü geçmemişti de. Herkesi tanıyacak değildim elbet.
Yemek boyu başka bir şey konuşmadık. Sonra mumları tek tek söndürüp bulaşıkları hallettik. Hırsız tek başına yapmak istese de izin vermedim. Çok bir şey yoktu zaten. Daha sonra salona geçip koltuğa oturduk. Bacaklarımı kendime çekip bir kolumu koltuğa yasladım.
"Anlatmak istersen dinlemek istiyorum."
Başını sallayıp koltukta yan oturdu. Sonra rahatsızca koltuğun yastığını kaldırıp yere bıraktı. Olduğu yere sığamıyordu.
"Nereden başlayacağımı bilemiyorum."
Eli ensesine giderken bana baktı. Cümlelerini toparlaması için süre tanıdım ona.
"Babam. "
Bir an nedensizce ölüm haberi gibi bir şey olduğunu zannederek kalbim tekledi. Sonra konuşmaya devam etti.
"Bu şehre ondan habersiz geldim. Annemin ve-vefatından sonra iletişimimiz bitti diyebilirim. Sürekli şirketin başına geçmemi istiyordu. Onun yüzünden abimle ilişkimiz de mahvoldu. "
Gerçekten de nasıl anlatacağını bilemiyor gibiydi. Kesik kesik konuşuyor, annesini anlatırken sesi titriyordu.
"Kısacası ondan kaçtım ve beni arıyordu. Seninle sokakta karşılaştığımızda da onun adamlarından biri peşimde sanıyordum. Kopan inci kolye de annemin kolyesiydi. "
Başımı salladım. Anladığımı göstermek için. Dudaklarını ıslatıp devam etti.
"Yani böyle anlatınca basit duruyor fakat. Fakat biz çok şey yaşadık ben."
Örtüyü sıkıp duran elini tutarak iki elimin arasına aldım. Hiçbir şey yaşanırken basit değildi. Zor şeyler yaşadığını söylüyorsa öyleydi.
"Seninle ayrıldığımız akşam sokakta adamları fark ettim. Eve gitmedim, Emre' den yardım istedim. Sana göz kulak olmasını istedim. Her izi yok etmem gerekti."
"Seninle uğraşırlardı Sefil, kimse umrunda olmaz onun. "
Kendini onaylarcasına başını salladı. Kafasında konuşuyordu sanki. Hissediyordu yeniden her anı.
"Annem gözlerimizin önünde aklını yitirirken hiç müdahele etmedi biliyor musun?"
Gözlerim dolarken elini sıktım. Daha fazlası vardı. Ama ona acı çektirmek istemiyordum. Yeterliydi. Birlikte iyileşebilirdik. Bunu yapabilirdik.
"Anneme acımayan sana hiç acımazdı."
Fısıldar gibi çıkan sesine karşılık ona sarılmak için hareketlendim. Kolları belime sarılırken saçlarını okşadım. Kulağına güzel şeylerin olacağını fısıldamak istedim. Ama sadece sarıldım. Mutluluğu bende yeniden inşa etmiş bu adama inancım tamdı. İyileşecektik.
Kendine gelip elini yüzünü yıkadığında bir şeyler daha anlatmıştı. Birkaç gün saklandığı yerden çıkmayı düşünmüyormuş fakat benim fenalaştığımı öğrenince dayanamamış. Bir günden daha fazla sürebileceğini düşününce bile canım acımıştı. Hırsız' dan haber alamadan birkaç gün...
Bir daha ne olursa olsun haber vermesini söyledim. Kâbuslarımı anlatmak içimden geldi fakat bir de bunun için sorumlu hissetmesini istemedim. Birkaç gün burada kalacaktı. Emre dediği arkadaşı ihtiyacı olan bilgileri öğrenmesi için yardım ediyordu. Benim de temkinli olmamı söylemişti.
°°°°
Sabah yine kendi kendime erken kalktım. Hırsız' ı misafir odasında uyumaya ikna etmiştim fakat sabah aşağı indiğimde salondaki koltukta bulmuştum onu. Söylenerek üzerini örttüm. Koltuk ile duygusal bağ kurmuştu herhalde. Mutfağa girip dolabı karıştırdım. Krep yapmak için malzemeleri alıp kapattım. Ben genelde kahvatlı etmezdim ama Hırsız uyanınca yine sandviç yemesin diye bir şeyler hazırlamak istemiştim. Soğurdu ama isterse krepleri ısıtabilirdi.
Her şeyi hazırlayıp üzerilerine kapak kapatarak bıraktım. Yine bir not yazıp salondaki masaya bıraktım.
"Senin için bir şeyler hazırlayıp bıraktım. Dilersen ısıtabilirsin Sandviç Prens."
Gülümseyerek evden ayrılıp arabama bindim. Şarkı açıp mırıldanarak giderken telefonumun çalmasıyla durdu. Yanıtlayıp kulaklığı kulağıma taktım.
"Efendim Senacığım"
"Tamay Hanım, Mira Hanım geldi."
Kendi kendime başımı salladım. Eninde sonunda bu anı yaşamamız gerekiyordu. Hatta bekleyen Sena' ya bekletmesini söyledim. Fikrini değiştiren neydi merak ediyordum. Kavga etmeden konuşabilecek miydik?
Ruhumu boğan strestim artarken şirketin önüne geldiğimi fark etmiş, araban inerek anahtarları valeye vermiştim. Tanıdık birkaç yüzün baş selamına karşılık vererek asansöre ulaştığımda düğmeye basıp bekledim. Nasıl bir giriş yapacağımı ya da neler söyleyeceğimi düşünüyordum. Fakat konular açıldıkça o fikirler uçup gidiyordu.
Sonunda asansör geldiğinde kalabalık inerken tek başıma bindim. Odamın olduğu kata çıkana kadar durmamasına sevinerek açılan kapıdan çıktım. Sena beni fark ettiğinde ayağa kalktı. Gülümsemeye çalışarak 'günaydın' dedim.
"Sizin odanıza yönlendiriyorum."
Başımı sallarken odama ilerleyip içeri girdim. Montumu ve şapkamı asarak üzerimi düzelttim. Başlarda gıcıklığına kumaş pantolon giymem dediğimi hatırlamıştım o an. Şimdi dolabımda en çok tercih ettiğim parçalardandı. İş kadını tarzını kendi tarzıma uyarlamayı sevmiştim.
Ben büyük camlardan dışarıya bakınırken kapı tıklandı. Onaylar sesi çıkarıp topuklarımda döndüm. Kapı aralanırken önce Sena göründü. Aramızda geçen ufak mimiklerden sonra kapı daha çok aralandı. Normal halinden daha farklı bir Mira ile karşılaştım. Resmiyetten uzak görünümü tanıdık değildi. Saçlarını ilk defa açık görüyordum mesela. Ya da yüzündeki küstahlıktan uzak sakin bakışlarını.
Sena çıkmadan ona bakınarak konuştum.
"Bir kahve rica edeceğim, bir de-"
Cümlemi devam ettirmeden Mira'ya baktığımda kahve istediğini söyledi. Onaylayıp kapıyı kapattığında, elimle koltuğu gösterdim. Bense henüz döner koltuğumun üzerine kollarımı uzatmış ayakta duruyordum. Rahat olamadığımda yerimde durmam zor gelirdi.
"Nerden başlayacağız bilmiyorum. Öncelikle davetteki olay için özür dilerim."
Şaşkınlıkla dudaklarımı kıvırırken gözlerine direkt bakıyordum. Samimi misin bakalım Mira Hanım? Duruşumu bozup tırnaklarımı koltukta gezdirirken bakışlarımı yere indirdim. Nereden başlayacağını bilmiyordu fakat ezberlenmiş cümleleri tekrarlıyordu.
"Ne istiyorsun? "
İşte yine kendime engel olamıyordum. İçim buz tutmuştu ona, eritemiyordum. Onda yanlış olan bir şeyler vardı. Sahte olan.
"Huzur, mutluluk. Bir aile. "
Dudağımın kenarı kıvrıldı istemsizce. Başımı iki yana salladım gülerek.
"Bizden aile çıkmaz, zorlarsan işine dönersin ancak."
Kendimi dışarıdan izlercesine izledim. Doğru, yanlış neydi ayırt edebilecek halde değildim. O gece bana baktığı ifade hafızamdan silinmiyordu. Sözlerinin altındaki zehirin tadı gitmiyordu.
"Ben de kabullenmek istemedim başlarda. Ama gerçek bu, biz kardeşiz."
Kapı sesiyle ikimiz de duraksayıp oraya baktık. Benim onayımla içeriye giren Sena, yanlış bir şey yapmış gibi telaşlamıştı. Sorun yok dercesine tebessüm etmeye çalıştım. Kahvelerimizi masaya bırakıp, oyalanmadan odadan ayrıldı.
"Asıl sorun ne söylesene? Paran, işin? Üzerimden edineceğin bir hak falan?"
Sinirlenecek gibi oldu. Doğrudan yüzüne bakan gözlerim rahatsız etmiş olmali ki bakışlarını kaçırıp kahvesini yudumladı. Ağır konuşuyor olabilirdim. Kendimi bu konuda uyarmıştım zihnimde fakat elimden gelmiyordu. Babam yıllardır ona ne imkanlar sunmuştu. Kimsesi yokken yanında olmuştu. Annemin kızı olduğunu biliyor mu öğrenememiştim fakat en az benim kadar ilgilenmişti onunla. Sonra o çıkıp adını kirletebilecek imalarda bulunuyordu. Hem de herkesin önünde. Buna izin vermezdim. Babam bunu hak edecek hiçbir şey yapmamıştı.
"Birikimim olmadığını mı sanıyorsun Tamay? Yıllarca çalıştım ben burada. "
Durakladığında devam etmesi için sessiz kaldım. Düşünebilmek için de zamana ihtiyacım vardı. Uyanabilmek için de kahveme. Masama oturup fincan tabağını önüme çektim.
"Sadece artık yalnız olmaktan yoruldum. Bir kardeşim olduğunu hatırlamak, yanında olmak istiyorum."
Kahveden bir yudum alırken gözlerine bakmaya devam ediyordum.
"Bana nasıl nefretle baktığını gördüm. Sen benim varlığıma öfkeliydin Mira."
Başımı belli belirsiz salladım konuşurken. Ne çabuk yutabiliyordu sözlerini. Annesini çalmışım. Babamı bırakıp kaçmışım. Şimdi de aile olası tutmuştu. Ne hoştu!
"Çok sarhoştum ben Tamay, ne söylediğimi bilmiyordum!"
Konuştukça dibe batıyordu. Babam beni şirketin başına bırakırken sağ kolum olarak onu seçmişti. Sarhoş olurken ne halt düşünüyordu acaba. Ben söyleyeyim, ilk davetimde beni rezil etmeyi. Söylediklerinin samimiyetini hissedemiyordum. Üzgün gibi gelmiyordu. Buraya gelmek için başka sebepleri olduğuna dair içimde kuşkular uyanıyordu.
"Bana karşı ne hissettiğini geç, babama yaptığın saygısızlığı hiçbir zaman unutma."
Ben ayağa kalkarken, gözlerindeki telaşa şahit oldum. Bu nedensizce umrumda olmaktan çok hoşuma gitmişti. Sonunda psikopatlaşmıştım işte. O an aslında yüzleşmek isteğimin nedenini fark ettim. Kin. Babama olan aşkım ve onun yaptığı saygısızlığın içimde oluşturduğu derin hisler. Canını yakmak istemiştim belki de. Kötü bir insan gibi hissettirmişti.
"Babam seni işe aldığında hangi pozisyondaydın?"
Cevabını bildiğimi biliyordu. Akıllı kadındı Mira. Ne yapacağımı anlıyor ve bundan çekiniyordu. Dudaklarını ısırırken başını hafifçe iki yana salladı. Yürümeyi bırakıp karşısında durdum.
"Eski konumunu istiyor musun?"
O da ayağa kalkarken Sena' ya seslendim. Benim çağırmama rağmen yine kapıyı tıklatmadan girmedi. Gözlerim üzerinde oyalanırken sessizliğini koruyordu
"Hak et o zaman."
İkimizin duyabileceği bir ses tonuyla söylediğimde iletişimimiz sonlanırken Sena' ya döndüm.
"Buyrun Tamay Hanım."
Henüz birkaç dakika geçmemişti kararımın üzerine. Genişçe düşünmeyerek bir hata mı yapıyorum bilmiyordum. İçgüdülerime yenik düşmüştüm.
"Yarından itibaren kişisel asistanım olarak çalışmanı istiyorum. Kabul edersen tabii, Mira Hanım için uygun bir pozisyon bulmak da sana kaldı. "
¤¤¤¤
Arabaya bindiğimden bu yana, hata mı yaptım diye düşünüyordum. Onu görene dek içimde uzlaşma yanlısı bir Tamay vardı. Resmen yanında canavarlaşmıştım. Babam olsa bana ne tepki verirdi düşünmeden edemiyordum. Yıllardır sağ kolu olan kadının emeklerini heba etmiştim resmen. Üstelik bu kadın kardeşimdi. Diğer yandan ilk lansmanda sarhoş olup beni yalnız bırakmakla kalmamış, ailemle ilgili can sıkıcı sözler sarf etmişti. Sonra bana nefretini kusarak annemi elinden aldığımı söylemişti. Düşündükçe çıldıracak gibi oluyordum. Ne doğru, ne yanlış karar veremiyordum ve bu sinirimi bozuyordu.
Öte yandan Sena vardı. Ona ilk günden beri güven duyuyordum. Hareketleri, saygısı, çalışkanlığı takdir edilesiydi fakat kişisel asistan olmanın yükünü kaldırabilecek miydi? Üstelik Mira'nın işine sen karar ver demiştim. Nasıl bir sorumluluğa soktuğumu şimdi fark ediyordum.
Camıma tıklatılmasıyla ürkerek başımı, yasladığım yerden kaldırdım. Direksiyonun üzerinde kollarımı kavuşturmuştum. Ne zamandır bu şekilde durduğumun farkına varamadım. Buharlaşan camı indirirken Hırsız'ın geniş gülümsemesiyle karşılaştım. Gülümsemeden çok alaylı bir ifadeye benziyordu.
"Hırsız napıyorsun?"dedim ellerimi serbest bırakırken.
"Sefil sen ne yapıyorsun? 5 dakikadır kornaya basıyorsun."
Yüzüme yapışan saçlarımı iki elimle iterken dudaklarım şaşkınlıkla aralandı.
"Harbi mi be?"
O ise dudaklarını bastırarak gülüşünü kapatmaya çalışıyordu. Başını salladı. Alaya almamak için çabalıyor gibiydi.
"Ne yaptılar sana güzelim, ne bu hâl? Konuşman, bakışların kaymış."
Dirseğimi yine fark etmeden direksiyona yaslayıp ona bakarken gülümsedim.
"Güzelin miyim gerçekten?"
Kötü espri yapıldığında verilen tepkiler gibi elini yüzüme koyup hafifçe ittirirken yine korna sesi yükseldi. Homurdanarak kolumu indirdim. İroni yaptığımın ikimiz de farkındaydık fakat öyle hitap edince de bir hoş olmuştu Düşüncemin cümleleri de bozuldu Hırsız. Dengemi kaydırdılar.
"Arabadan inmeye niyetin yok herhalde?"
Bunu da yeni fark edercesine etrafıma bakındım. Daha sonra çantamı yan taraftan alıp camı kapattım. İnerken biraz geri çekilmişti. Kapıyı kapatıp uzaktan kilitledim.
"Hırsız, evden hırka kap da gel. Şurada oturalım biraz. "
Yanımda durup iki omzumu tutarak yürütmeye başladığında anlamsızca ona baktım. Dediğimi duymazdan niye geliyordu? Giriş kapısına yaklaşırken cevap vermişti ancak.
"Yine üşütmeni istemiyorum."
Huysuzlanarak montumu ve çantamı yere bıraktım. Salonda ilerlerken yorgun hissediyordum. Kendimi koltuğa bıraktım. Gün sonunda yine kendimle çelişen bendim. Omuzlarımı ve boynumu elimle ovdum. Vücudumun her yanı ağrıyordu sanki.
"Hırsız."
"Hm?"
Ayakta durmuş sorgularcasına bakışlarını bana gönderirken, çocuk gibi sızlanıyordum.
"Ben kötü bir insan mıyım?"
Ciddi bakışları yumuşarken yanıma adımlayıp koltuğa yan bir şekilde oturdu. Birazdan ne derdim olduğunu soracak gibi bakıyordu.
"Değilsin. Melek gibi bir kalbi var benim Sefil'imin. "
Memnuniyetsiz bir şekilde, sıkıca topladığım saçlarımı tokadan kurtararak başımı geri bıraktım. Acıyan saç diplerime ellerimle masaj yaparken kaşlarım çatıldı.
"Ya kötüyüm ya sefil. Ne iyiyim ne kelebek."
Baş ağrımın geçmeyeceğine kanaat kılıp gözlerimin üzerine kapadım avuçlarımı. Ağla bide Tamay.
Elleri ellerimi kavrayıp yüzümden çekerken ona baktım. Bir eli elimde kalırken diğeri saçlarımda gezindi.
"Anlat bana hadi, iyi gelecektir."
Anlatmak istiyordum. İçime binen bu yükü fırlatıp atmak. Sakin bir nefes bırakıp ciddiyetle ona baktım. Beni yargılar mıydı? Ya o da kötü görürse beni? Vicdan rahatlatmak istemiyordum. İyi olmak istiyordum.
"Hırsız."
"Hm?"
Yine aynı konuşma geçerken ciddiyetimi kaybedip güldüm. Söyleyeceğim şey de kaybolmuştu dilimin ucundan.
"Sen artık bana Sefil'im yerine güzelim mi desen acaba Hırsız?"
O da asıl konuya girmemi bekliyordu. Derdimi anlatmamı yani. Söylediğim şey karşısında kendini tutamayıp güldü. Ne söyleyeceğini bilemez bir şekilde dudaklarını ezerken gülüşünü de gizlemeye çalışıyordu.
"Sefil sen içtin mi?"
İçmiş gibi miydim? Başımı iki yana salladım. İçmiş olsam böyle olurdum galiba. O da haklıydı. Fakat benim sarhoş olmak için alkol almama gerek yoktu. Zihnimde düşüncelerden oluşan bir kara delik vardı. Orada kendime eziyet edecek şeyler barındırdığımda kendimde olmazdım.
"Kullanmıyorum zaten Hırsız, bilmiyor musun? "
Başını salladı. Sonra babamın da sevmediğini söyledi. Bu bilgiyi nereden bildiğini değil nasıl hatırladığını sorguladım. Söylediğim her şeyi aklına kazıyor muydu böyle? Aptal kuş şımarmaya dünden razıydı.
"Bir şeyler yedikten sonra dinlenip öyle konuşmak ister misin?"
Başımı salladım belli belirsiz. Sonra ayaklanıp beni de arkasından sürükledi. Mutfağa girerken sabahki kahvaltı için teşekkür etti. O buzdolabına ilerlerken dolu olan masaya gözlerim kaydı. Birkaç çeşit yemek vardı ve hepsi ev yemeği gibi duruyordu. Şaşkınlıkla ona bakarken içecekleri çıkarmak ile meşguldu.
"Emre mi getirdi bunları da?"
Dikkatini oradan çekip bana ve masaya bakarken dudağında haylaz bir gülüş belirdi.
"Yo, hepsini kendi ellerimle hazırladım."
Kaşlarım havalanırken oraya yaklaşıp yakından baktım. Tezgah da oldukça temizdi. Bulaşık makinesinin kapağını açıp bakındığımda birkaç tava ve tencere görmemle tekrar ona gitti gözlerim.
"Ne, yapamaz mıyım?"
"Bir günde sandviç adamdan, aşçılığa mı yükseldin?"
Omuz silkip doldurdugu bardakları masaya bırakırken kutuyu dolaba koydu. Yine aynı haylaz ifadesiyle bana bakıyor, aklımla oynuyordu.
"Sen dün komik olsun diye mi sandviç hazırladın?"dedim sorumu yenileyerek. Dünkü duygusal ortam ve bugünkü yemekler birbiriyle daha alakalıydı çünkü.
"Bir yemekle kendini affettirmeye çalışmış gibi görünmek istemedim. Mutluyken sürpriz yapan bir adam olmak istedim."
Gün geçtikçe bu adama daha çok hayran kalıyordum. Öyle ince düşünüyordu ki. Benim aklıma gelmeyen noktalara takılıyordu. Bense yanına hiç yakışmayan kötü siyah bir lekeydim. Çok kötü bir insandım.
"Kaydı yine bakışların. Masum ördek yavrusu gibi bakıyorsun."
Yanıma gelip yine omuzlarımdan tutarak yürütürken ona uyup mutfaktan çıktım. Banyoya iterek götürürken çirkin ördek yavrusu iması yapıp yapmadığını sorguluyordum. Kapıyı açıp yüzüne kapatırken yüzümü yıkamak için suyu açıp aynada kendime bakındım.
"Yine ne oldu!"
Sesini duyurmak için bağırırken omuz silkerek eğildim. Bol suyla yüzümü yıkarken enseme de ıslak ellerimi değdirdim. Başım daha çok ağrımaya başlamıştı. Havluyla yüzümü kurulayıp banyodan çıkarken kapının önünde dikilen onla karşılaştım. Cevap beklercesine kaşını kaldırmıştı.
"Ya sefilim ya çirkin ördek."
Bölüm Sonu
Yazılış tarihi not alınmamış
Yayınlanma Tarihi:05.06.2023
