İçeriğe geç

Şeffaf

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Şeffaf

Bölüm 1

BÖLÜM1:Renklerin şeffaflığı;

Ben Valerius karmaşık bir yaşamım var insanların hislerini renklerle görebiliyorum…Kulağa havalı geliyor demi ama benim için bu renk okyanusu içinde boğulmak, zihnimdeki renklerden kurtulmak imkansız yani bugüne kadar öyle sanıyordum… Sergi salonundaki kalabalık arttıkça, üzerime binen yük de ağırlaşıyordu. İnsanların sahte gülücüklerinin arkasındaki o keskin mor kıskançlıklar, genç sanatçıların etrafa saçtığı o ham turuncu hırslar... Hepsi zihnimin içinde birbirine çarpıyor, bir uğultuya dönüşüyordu. Görüş alanım o kadar kirlenmişti ki, kendi tablolarımı bile seçemez hale gelmiştim. Ruhumun yorulduğunu hissediyordum. Başımı arkadaki soğuk sütuna yasladım ve gözlerimi hafifçe yumdum. Sadece bir saniye... Sadece bir saniye her şeyin şeffafa dönmesini istedim. Ama olmuyordu; renkler kapalı göz kapaklarımın ardından bile sızıyordu içeri. "Çok gürültülü, değil mi?" Sessiz, duru bir ses. Birisi sanki zihnimdeki o karmaşık yayını kesmişti. Gözlerimi açtığımda onu gördüm. Karşımda duran çocuk, mermer tozlarıyla kaplı önlüğüyle bu renkli kaosun tam ortasında duruyordu. Ama garip olan şuydu: Onun üzerinden sızan hiçbir renk yoktu. Ne bir leke, ne bir ışık patlaması... O sadece şeffaftı. Onu görmek, güneşin altında saatlerce yürüdükten sonra karanlık ve serin bir odaya girmek gibiydi. "Herkes bağırıyor sanki," diye devam etti, ben cevap veremeden. "Eserleriyle değil, hisleriyle." Şaşkınlıkla doğruldum. Benim gördüğüm o "renk gürültüsünü" o da mı hissediyordu yoksa sadece bir tahminde mi bulunuyordu? "Sadece biraz yorgunum," diye fısıldadım, sesim kendi kulaklarımda bile bir yabancıya aitmiş gibi yankılandı. "Bu salon... fazla gürültülü." O yabancı, bu itirafım karşısında ne şaşırdı ne de herkes gibi üstünkörü bir teselli vermeye kalktı. Sadece başını hafifçe yana eğdi; o an mermer tozlarıyla grileşmiş bir tutam saç alnına düştü. Bakışlarındaki o renksiz duruluk, zihnimdeki gürültülü neon dalgalarını kıyıya vuran sakin bir su gibi dindirdi. "Ah," dedi sesi yumuşacık bir nefes gibi dökülürken. "Belki de biraz dinlenmelisin." Bu kadar basitti. Kimse bana sadece "dinlenmem gerektiğini" söylememişti. Herkes daha çok üretmemi, daha çok parlamamı, daha çok renk saçmamı beklerken; bu şeffaf çocuk sadece durmamı öneriyordu. "Nasıl?" diye sordum, sesimdeki çaresizliği gizleyemeden."Nereye?" diye sordum. Sesim, zihnimdeki o renkli sisin içinde boğuluyormuşum gibi güçsüz çıkmıştı. O yabancı, cevap vermek yerine sadece hafifçe gülümsedi ve elini bana doğru uzattı. Dokunmadı; sadece yolu gösteren bir işaret gibi parmaklarını koridorun sonundaki o ağır, metal kapıya çevirdi. "Gürültünün olmadığı bir yere," dedi fısıltıyla. Onu takip ettim. Kalabalığın arasından geçerken, onun o şeffaf varlığı önümüzde sanki bir kalkan oluşturuyordu. İnsanların üzerinden taşan o yapışkan renkler, Silas'ın mermer tozuyla beyazlamış omuzlarına çarpıyor ama ona bulaşmadan yere dökülüyordu. Onun arkasında yürürken, hayatımda ilk kez o gürültülü renklerin bana dokunamadığını fark ettim. Ağır metal kapıyı itip geçtiğimizde, dünyanın sesi aniden kesildi. “Burası benim kalabalıktan kaçınma sığınağım... Ah, özür dilerim biraz dağınık,” dedi karşımdaki yabancı. İçeriye adım attığımda, zihnimdeki o uğultulu renklerin yerini tozlu bir huzura bıraktığını hissettim. Oda; farklı, kırık veya yarım bırakılmış heykellerle, duvara iğnelenmiş karakalem taslaklarla doluydu. Kimi heykellerin sadece bir eli vardı, kiminin ise yüzü henüz mermerin içinden tam olarak çıkamamıştı. Köşede, camın kenarına dizilmiş birkaç çiçek odaya taze ve hoş bir hava katıyordu. Güneş ışığı, uçuşan mermer tozlarının arasından süzülüp o kırık heykellerin üzerine düşüyordu. "Dağınık olması sorun değil," diye mırıldandım, odanın ortasındaki yarım kalmış bir büstün önünde durarak. "Burası... çok sessiz." Gözlerimi kapattım. İlk kez, zihnimde patlayan gürültülü sesler ve karmaşık ruhlar yoktu. Sadece taşın soğukluğu ve camın önündeki çiçeklerin hafif kokusu vardı. Yabancı çocuk, üzerindeki mermer tozlarını silkelemeden pencerenin yanındaki eski ahşap masaya doğru yürüdü. Bir sürahiden bardaklara su doldururken hareketleri o kadar zarifti ki, onu izlemek bile başlı başına bir sanat eseri seyretmek gibiydi. “Zihnindeki sesleri susturmak bazen zor olabilir," dedi bardağı masaya bırakırken. Sesi, camın kenarındaki çiçeklerin kokusu kadar hafif ve yatıştırıcıydı. "Sadece kendini rahat hissettiğin bir yer bul... Bu arada tanışmadık.” Bana döndü. Güneş ışığı mermer tozlu saçlarında parlıyor, etrafındaki o mucizevi şeffaflığı daha da belirginleştiriyordu. “Ben Silas. Heykeltıraşlık bölümündeyim...” İsmi, zihnimdeki o uğultulu renk denizinde ağır ağır dibe çöken bir çapa gibiydi. Silas. Harfleri dimağımda yuvarlarken, hayatım boyunca her şeyi boyamaya, her duyguyu bir renge hapsatmeye çalışan o ressamın —Valerius’un— ilk kez yenildiğini hissettim. Bu çocuk, benim fırçamın ulaşamayacağı kadar duru, boyalarımın kirletemeyeceği kadar saftı. "Valerius," diyebildim sonunda. Sesim, saatler sonra ilk kez duyabildiğim kendi sesimdi. "Resim bölümündeyim." Silas hafifçe başını salladı, yüzünde o her şeyi anlayan ama hiçbir şeyi yargılamayan o huzurlu ifade vardı. "Biliyorum. Tabloların çok gürültülü, Valerius. Ama sanırım zihnindeki o kalabalık, tablolarından bile daha yorucu." Gözlerimin içine baktığında, orada her zaman gördüğüm o yapışkan duygu renklerini aradım. Bir parça öfke, biraz heyecan, belki bir tutam hayranlık... Ama hiçbir şey yoktu. Silas, sadece uçsuz bucaksız, bembeyaz bir boşluktu. Ve ben, o boşluğun içinde ilk kez nefes alabiliyordum. "İstediğin kadar kalabilirsin," dedi masasına dönerken. "Burada taşlar asla konuşmaz." Sırtımı soğuk duvara yaslayıp kendimi atölyenin o mermer tozlu sessizliğine bıraktım. Dışarıda dünya hala binbir çeşit kirli renge boyanmış şekilde dönmeye, bağırmaya ve gürültü yapmaya devam ediyordu. Ama burada, bu kırık heykellerin ve yarım kalmış taslakların arasında, hayatımda ilk kez her şey şeffaftı. Elimi yavaşça kalbimin üzerine koydum. Renklerin sustuğu, gürültünün dindiği o noktada tek bir şeyi biliyordum: Ben bu "bu şeffaflığı” bir daha asla kaybetmek istemiyordum.

Bölüm sonu

1 yorum