İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 9 · 7 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 9

İhanet

Reanna kendine tahsis edilen odaya geçtiğinde hemen pencere önünde olup sadece iki çekmecesi bulunan koyu ahşap masanın sandalyesini çekerek oturdu. Yumuşak oturağı gergin kaslarının bir nebze de olsun rahatlamasına yol açtı. Derin nefesler alıp verirken yaraları büyük bir yangıyla sızlamaya başladı.

İnanamıyordu sonunda kızıl ay da bir rütbe sahibi olmuştu. Gerçi hala yüksek makamlı kişilere tanıtılamıyordu ama kızıl ayın komutanının gözüne girdiğini ve yardımcısı olarak pek çok bilgi akışının kendine de sağlanacağının kanaatindeydi.

Derin bir iç çekerek tek kişilik yatağına baktı. Pek rahat gözükmese de yine de Reanna'nın gözüne şu an için en yumuşak şey gibi gözüküyordu. Ayağa kalkarak kapıdan çıkmaya zorladı kendini. İlk iş olarak hana gitmeli ve eşyalarını alarak kendini orduya kayıt ettirmeliydi sonrasına bakacaktı ama ondan önce gittikçe artan sızılarını tedavi ettirmeliydi.

Sargının altına elini sokup kaşımamak için kendini zor tuttu Reanna. Doktor asık bir suratla yaralarını üstün körü incelemiş ve sanki bunu hep yapıyormuş gibi bakmadan masasından ilacı alıp sürüvermişti. Eğer Reanna bitkiler konusunda bu kadar bilgili olmasaydı ona güvenebileceğini sanmıyordu. Ama neyse ki adaçayı özütünün keskin kokusu doğru ilaç olduğunu söylüyordu.

Odasına tekrar geldiğinde hava kararmıştı. Çantasını bir köşeye koyarak küçük odasında hemen bir mum buldu ve yaktı. Odasını az da olsa aydınlatıyordu ve bu Reanna'nın yapacağı şey için gayet makuldü. Hızlıca siyah deri kaplı küçük defteri çıkardı ve sadece kendisinin anlayabileceği bir şifreleme kullandığı notları çatık kaşlarla okudu.

Tarihlerin yanına yazılan birkaç kelime fazla can alıcıydı. Hızlıca defteri kapattı ve duvarın dibine giderek çömeldi. Cebinden çıkardığı keskin ince uçlu hançerle kolayca küçük tahta parçasını kaldırdı ve kendine küçük bir alan yarattı. Defterini ve keseyi oraya koyarak üstünü örttü. Doğrulup pencereye doğru yürüyerek dışarıya baktı. Odası tam olarak topraklı antrenman alanına bakıyordu. Ay ışığında kör uçlu kılıçlar parlıyor, hırpalanmış tahta mankenler rüzgarda hafifçe sallanıyordu. Alan boş olsa da yemekhaneden çıkan bir grup beyaz ay erleri pek gürültücü pek kalabalıktı. Geçip gitmelerini ve yatakhaneye girişlerini izledi.

Koğuşlarla aynı hizada bulunuyordu dolayısıyla askerler her yerdeydi. Kızıl, beyaz iç gömlekle dolanan oğlanlar, devriye gezen askerlerle pek kalabalıktı avlu. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes uykudayken ve sadece birkaç devriye nöbeti kaldığında çıkmaya karar vererek usulca çekildi pencereden.

Bacaklarına hançerlerini bağladı. Belindeki küçük keseye sis bombalarını, kemerine ise zehirli iğnelerini yerleştirdi. Son olarak kılıcını beline takarken tüm bunları gizleyen bir pelerin giydi. Maskeyi yüzüne çekerken karanlıkta bir gölge gibiydi adeta.

Çok iyi bildiği yere koşarak giderken kulakları bir tazının kulakları gibi dikiliydi. Herhangi bir ses duysa saklanacaktı ama birkaç baykuş ötüşünden ve böceklerin sesinden başka bir şey duymadı.

Askeriyeyi terk edip şehrin dar sokaklarına yol alırken bir kez bile dönüp arkasına bakmadı. Başkentin bu kısmı tam da hatırladığı gibiydi. Kokuşmuş, pis ve dar. Genelevleri, kumarhaneleri hızlıca geçti. Alçak çatılı bir evin üstüne çıkarak sokağa tepeden baktı. Gözleri her yeri tarıyor, gözüne çarpan her detaya bir kez daha bakıyordu. Çatıların üstünde koşmaya başladı. Sarhoşların göremeyeceği kadar karanlıkta, gürültülü şuh kahkahalardan duyulamayacak adımlarla ilerliyordu.

Köhne yapıyı gördüğünde eğildi ve girişini gözlemeye başladı. Sokağın sonunda bulunuyordu. Tek katlıydı ve küf neredeyse tüm eve yayılmıştı. Küçük bakımsız bir bahçesi yetersiz ışıklandırmayla aydınlatılmıştı. İki odalı camından tek birinde ışık huzmesi dışarı yayılıyordu ve sadece dikkatli bakan biri bunu görebilirdi. Reanna kıpırdamadan bir müddet bekledi. Sonra uzun bekleyişi nihayet meyvesini verdi. Bu kısma doğru gelen düşük omuzlu bir adam vardı. Pejmürde görünüşlü, küçük boyluydu. Yüzünü gizleyecek bir şapka kullanmıştı. Reanna yüzünü göremese de kim olduğunu gayet iyi biliyordu.

İhaneti biliyordu ama görmek. İşte bu can alıcı kısmıydı. Bire bir tanıklık etmek öfkesinin kaynayan bir volkana dönüşmesine neden oldu. Kapının belli ritmik bir şekilde dövülmesini izledi kısık gözlerle. Hafifçe aralanan kapıdan giren hain, karanlıkta kayboldu.

Yerinden hızlıca doğrulan Reanna, yere yavaşça indi. Arka kısma hızla giderken etrafı kolaçan etti. Herhangi bir hareketlenme göremeyince derin dertli bir iç çekti. Anlaşılan plan B yi uygulayacaktı.

Elbette arka kapıyı açmak zor olmamıştı. Korunmasız giriş pek kolay görünse de tuzak olabileceğinden temkinli olarak girdi. Sessiz adımları iki adamın odanın girişinde durduğunu görmesiyle duraksadı. Zehirli iğnelerini çıkarmış fırlatmak üzereydi ki küçük bir tıkırtı duydu. Çatıdan geliyordu. O an içine bir rahatlama doldu ve geldiği yönden geri çekilmeye başladı. Olacakların ortasında kalarak kendini aşikar etmek istemiyordu. Dışarıya adımını attığı an da soğuk bir metalin boynuna dayandığını hissetti. Keskinliği küçük bir çizik açmıştı bile.

"Kaçamazsın" dedi anında tanıdığı sert, öfkeli ses. Küçük kağıda çiziktirilmiş yazıyı prense gönderdiğinde görmezden gelmeyeceğini biliyordu.

Donmuş vücudunu hareket ettiremese de gözleriyle etrafı taradı. Alastair ve iki askeri etrafını sarmıştı. Konuşmadı. Alastair dikkatliydi ve kısacık görüşmelerinde boyunu, sesini ve diğer pek çok detayı gözlemlediğini biliyordu Reanna. Birazdan yapacağı şeyler için içten içe ondan af diledi.

Sis bombalarından bir kaçını alarak yere fırlattı. İnfilak eden küçük bombalar ardında beyaz bulut bırakarak kayboldu. Bu kısıtlı zamanda hızlı olmalıydı yoksa planı başlamadan biter ve kendini darağacında bulabilirdi. Kısa süreli şaşkınlıklarından faydalanarak hızla onu tutan mengeneden kurtuldu. Geldiği istikametin tam tersi yönde arkasına bakmadan koşmaya başladı ama ardından gelen güçlü adımlar kolayca kurtulamayacağının göstergesiydi. Umuyordu ki yaptığı gürültünün işlerini sekteye uğratmamasıydı. Eğer onları ellerinden kaçırırlarsa küçük kar topunun bir çığa sebebiyet vereceğini bir kez daha görecekti.

Ormana daldığında zikzaklar çizerek koşuyor, engeller koyuyor ve arkasındakinden en az hasarla kurtulmaya çalışıyordu. Yanından geçen okla arkasına bakma gafletinde bulundu. Alastair hiç de azımsanmayacak kadar mesafedeydi ve yüzü öfkeyle çarpılmıştı. Peşinden tek başına gelmesinin pervasızlığına sinirlenmeden edemedi Reanna. Madem ondan kurtulamıyordu bunu başka türlü halledecekti.

Bir an da arkasını dönerek durdu. Alastair'in keskin ifadesinden bir an için şaşkınlığın geçmesini izledi. O kadar kısacık bir andı ki Reanna onu bu kadar iyi tanımasa fark edemezdi bile.

Hançerini çekti hızlıca. Aklıselim bir konuşma yapamayacağını biliyordu bu yüzden ilk önce savunmasını sağlamalıydı. Alastair yayını çoktan bırakmış kılıcını çekmişti. Temkinli bir ifadeyle onu süzüyor, gözleri hızlıca etrafı tarıyordu. Bir tuzağın içine düştüğünü düşünüyor olmalıydı.

"Teslim olursan yargılanman lehine sonuçlanabilir." Hükmü itiraza yer bırakmayacak kadar kesindi. Bir yandan da suçlu olduğunu düşündüğü biriyle böyle konuşması acemiceydi. Güvende olduğunu anladığın an da karşındaki kişiye fırsat vermeden atağa geçmeliydi. Eğer yetişkin Alastair bu erdemli tavırlarını görseydi, Reanna onun utanmış suratına kahkahalarla gülüyor olurdu.

Hançerini sıkıca kavrayarak pozisyon aldı ve saldırdı. O kadar hızlı o kadar görünmezdi ki pelerinin hışırtısı duyulmasa yok olduğunu sanabilirdiniz. Toy olmasına karşın Alastair bu hareketlenmeyi yakalamıştı ve sessizlik iki çeliğin çarpışmasıyla çınladı. Öyle hızlı çarpışıyorlardı ki reanna bir açıklık yakalayamıyordu. Alastair ise galibiyet inancının kibrini taşıyordu. Reanna tekrar atak yapacağını göstererek onun da saldırmasını bekledi. Dediği gibi de oldu kılıç tüm hücumuyla üstüne gelirken Reanna bir an da eğilip etrafında dönerek bacaklarına bir tekme savurdu. Alastair tökezleyip kılıcını düşürdü ama şaşırtıcı bir şekilde ayakta kalmayı başardı. Reanna hızla doğrulup kesmemeye özen göstererek hançeri boğazına dayadı. Alastair alev alev mavi gözleri öfkeyle koyulaştı. İçten içe kendine kızdığını biliyordu Reanna çünkü Al tam bir kusursuzluk abidesiydi ve hataya yer vermeyeceğini hep söylerdi. Şimdi ise burnu yere sürtülmüştü ve onurlu biri için çok aşağılısıydı.

"Beni iyi dinle." Dedi sesini daha da kalınlaştırarak biraz da hırıltılı konuşmaya özen göstererek.

"Komutan Edward, Sodom Krallığı ile bir ittifak içinde. Destekçileriyle beraber savaş başlatmayı planlıyor. Bugün onu o ev de yakalamış olsan bile çürüme çoktan orduya yayılmış durumda. Onu ve yardakçılarının kökünü kazımazsan ülken yok olacak." Buz kestiğini ve hiçbir şey söylemeden Reanna'nın gözlerinin içine bakıyordu. Çatık kaşları gergin dudaklarıyla öğrendiklerini hazmediyor gibiydi.

"Sana nasıl güvenebilirim. Sen de oradaydın." Dişlerini sıkarak sarf ettiği kelimeler bir cevap bekliyor gibiydi.

"Ben işler ters giderse diye size yardım etmek için oradaydım. Ama sen peşimi bırakmamakta ısrar ettim ve şimdi buradayız" Alastair'in boğazında bir hançerle diz çökmüş haline ve hançeri tutan ona doğru eğilmiş kendini kast ederek konuşmuştu.

"Sana benden son bir tavsiye" dedi kulağına doğru eğilirken "Kibrini biraz yontarsan kimin dost kimin düşman olduğunu görebilirsin". Hissettiği bir hareketlenmeyle geri çekildi ve küçük bir hançerin karnına girmek üzere olduğunu gördü. Kolu hızla tutup bükerken hançerde fırlayarak kendilerinden uzağa düşmüştü. Alastair, bükülü kolunun acısına rağmen sesini çıkarmamış gözlerini bir kez olsun maskenin gizlediği yüzden ayırmamıştı.

"Dediklerimi ciddiye almazsan getirebileceği yıkımı hayal bile edemezsin." diyerek geri çekildi ve arkasını dönerek koşmaya başladı. Ama bir seslenişle durdu ve omzunun arkasından ona baktı. Hala yerde diz çökmüş bir vaziyette duruyor, meraklı bakışları Reanna'yı süzüyordu.

"Sen de kimsin?"

Kısa bir sessizlikten sonra Reanna yavaşça konuştu.

"Bunu zamanı gelince öğreneceksin ama o zamana kadar bu bir sır" diyerek karanlığa karıştı.

Bölüm sonu

9 yorum