İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 8 · 9 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 8

Kahverengi ve Mavi

Alanın her tarafından gelen patlamalar büyük bir infial yaratmış ve insanların sağa sola kaçışmalarına neden olmuştu. Reanna ise alanı kaplayan toz bulutundan etkilenmeden görevliye ulaşmaya çalışıyordu ama masanın başına geldiğinde onu görememişti. Anlaşılan karmaşadan fırsat kaçmıştı. Dişlerini birbirine geçirdi hırsla. Etrafı kolaçan etti keskin gözleri. Ondan ne de yanındaki yardımcısından eser yoktu.

Eğilerek masanın altına baktı ve pek de uzakta olmayan kalıntıları gördü. Gördüğü şeyin bomba olduğunu sanmıştı ama bunlar her yerde kullanabilirliği olan sis bombalarıydı. Ellerine aldığı parçaları daha sonra incelemek üzerine cebine attı. Askeri binaya yönelecekti ki yolun kapandığını gördü. Vakit kaybetmeden alanın en yüksek yerine koşmaya başladı. Görevlilerden kimse yoktu ve o an içine bunun bir terör saldırısı olabileceğine dair içine büyük bir şüphe düştü. Zarar verecek bir etken madde kullanmasalar da pekala gözdağı vermek için yapmış olabilirlerdi. Saray kraliyet askerleri tarafından korunsa da şuan için halk tembel şehir askerlerinin inisiyatifine kalmıştı.

Kapılara yığılan insanlardan anlaşıldığı kadarıyla içeride kapana kısılmışlardı. Burada ki herkesin askerlik geçmişi olduğunu düşünüyordu. Kraliyet ordusuna katılmak için belli eğitimlerden ve dayanıklılıktan geçmek zorundaydın. Bunu şuan ki durum için bir artı olarak düşündü. Böylece sıradan bir insana göre daha kolay hizaya sokulacaklardı.

Sınav için kullanılan gonga tüm hızıyla vurdu. Etrafta yankılanan ses tüm karmaşanın anında kesilerek kafaların sese yönelmesine neden oldu.

"Hemen ellili gruplar olacak şekilde hizaya geçin." Gür, sert sesi emrediciydi ve reddi kabul etmiyordu. Kafa karışıklığıyla dolu suratların yakınmalarla hizaya geçmesini izledi. Tüm itirazları ve öfkeyi elini kaldırarak susturdu.

"Sen de kimsin ve neden seni dinleyecekmişiz."

Gruba dahil olmayan uzaktaki düzensiz birliğe baktı sakin gözlerle. Adam ise onun aksine pek bir asabiydi.

"Buradan çıkmak istiyorsan bunu sağlayacak olan kişiyim." Yaka kartında yazan kocaman sayıyı gösterdi sonra. "Ben de sizin gibi sınav için burada bulunuyorum." Adamın kaşları çatılsa da herhangi bir şey demedi. Bu belirsizlikten en az kendisi kadar kurtulmak istiyordu anlaşılan. Ölüm korkusu gereksiz guruna ağır basmış olmalıydı. Hepsi aynı gemideydi ve bu fırtınadan sağ çıkmaları için kaptanı sorgulamamalıydılar.

" Sen, sen ve sen" dedi ön sırada bulunan oldukça atletik duran kişilere bakarak. Sonra duvarın belli noktalarını göstererek devam etti. Gözcü kuleleriydi bunlar. "Gösterdiğim noktalara çıkın ve gördüklerinizi bana bildirin."

İlk birliğe döndü. Çoğunun silahı yanındaydı. "Alanı kuşatın."

İkinci ve üçüncü birliğe dönerek son emrini keskin bir dille verdi. "Kapıları kırın."

Büyük kütükler kapılara çarpıyor gürültüye neden oluyordu. Reanna gözcü kulelerine bakarak herhangi bir şey bekledi ama beş dakika önce de söylendiği gibi alanın çevresinde kimse yoktu. Kaşlarını çattı. Hala bu işte bir bit yeniği olduğunu düşünüyordu. Askerler çoktan gelmiş olmalıydılar ama bunca hengameye rağmen kimse yoktu.

Eliyle yüzünü sıvazlayarak derin bir nefes alıp verdi. Bir şeyleri gözden kaçırıyordu ve bu fena halde canını sıkıyordu. Sonra ilk başından beri tüm söylenenleri geçirdi zihninden. Onu dürtükleyip duran ayrıntının ne olduğunu bulacaktı.

Şokla gözlerini açtı ve derin bir iç çekişle kafasını yukarı kaldırdı. Gözleri her bir açıklığı yüksekliği taradı. Düşündüğü şeyin mümkün olabileceği tek yer kalıyordu. Hızla gözcü kulelerinden birine tırmandı. Adamın şaşkın bakışları altında tüm alanı, askeri binayı taradı ve aradığı şeyi bulunca kendini heyecanlanmaktan alamadı.

Duvarın kalın enine çıktı sabit adımlarla. Bir kez bile tökezlememesini, tereddüt etmemesini şaşkınlıkla izledi adam. Onu durduramadan Reanna koşmaya başlamıştı bile. Yerden bilmem kaç metre yükseklikte hızla koşuyor, duraksamıyordu.

Avı onu ilk gördüğünde şaşkınlıkla büyüyen yüzü izledi keyifle. Kaçmasına fırsat vermeyecekti, vermemeliydi. Dalları göğe yükselen, hem duvarı hem askeri binayı kaplayan çınar ağacının çıplak kalın gövdesine atladı.

Sürtünme canını yaksa da o an hedefine o kadar odaklanmıştı ki umursamadı. Oysa kolu ve bacakları boydan boya soyulmuştu. Tünediği daldan binanın çatısına atladı. Avı kaçmaya çalışsa da gidebileceği bir yer yoktu ve Reanna onu kapana kıstırmaktan zevk alıyordu. Hızlı adımlarla ona yaklaştı ve eli bir yırtıcının ağzı gibi açılarak avını yakasından yakaladı.

Korkmuş askere eğilerek tek bir şey söyledi.

"Sınav bitti."

Kapılar sonuna kadar açıldığında tam önünde, arkasındaki diğer adaylarla bekliyordu.

Onu gördüğünde ise sanki zaman durdu. Nerede olduğunu ne yaptığını bir an için unuttu ve utanmazca, yüzsüzce ve pişmanlıkla bakakaldı.

Değişmeyen tek şeyi gözleriydi. Masmavi gökyüzünü andıran gözler kararlı ve biraz da kibirliydi. Kuzguni saçları kısa, sert çehresi biraz daha yumuşaktı. Genç yüzündeki ifadesizlik ölürken son kez gördüğü yüze pek benzemiyordu. Üstüne giydiği beyaz takım altın sırmalarla işlenmiş, imparatorluğun simgesi altın güneş kalbinin tam üstüne iliştirilmişti. Beyaz atının üzerinde alayının lideri olduğunu gösteren altın bir pelerinle gururla oturuyor, ihtişamıyla atını yavaşça sürüyordu. Arkasından gelen kişileri görmedi bile gözü Reanna'nın. Gözleri dolarken ona koşmak ve sözünü tutamadığı için af dilemek istedi.

İç çekti uzun zamandır nefes almadığını fark ederek. Ciğerleri soluduğu havayı tutmuş bırakmıyor, onu boğuyordu sanki. Gözleri kararıyor, tüm bedeni uyuşuyordu. Belinin dürtüklenmesiyle kısık gözlerle ona baktı. Kraliyet yardımcısı olduğu göğsüne işlenen armadan belli olan genç bir oğlan hızla bir şeyler söylese de onun ne dediğini tam olarak anlayamıyordu. Tek duyabildiği şey 'Prens'ti. Bulanan gözleri yine atın üstündeki siluete kaydı. Ona bakıyordu. Soğuk, ilgisiz ve hoşnutsuzca. Biraz da merak olduğunu yakalamıştı o kısacık ifadede. Sonra tek eğilmeyen kişinin kendi olduğunu fark ederek, hızla tüm baş dönmesine rağmen reverans yaptı. Atını tekrar hareket ettirene kadar kafasını kaldırmadı. Sonunda komutanlar tarafından çağrıldığında kendini bir nebze de olsa toparlamıştı.

Tanıdık komutan odasını görmek içinde istemsiz bir özleme yol açtı. Ona tahsis edilmeden önceki hali gibi duruyordu. Pencerenin önüne konulmuş büyük maun bir masa, odanın diğer yarsında ise imparatorluğun haritasının serildiği bir masa bulunuyordu. Kırmızı halıyla kaplı yerler göz alıyordu ve boydan boya kaplı koyu renk kitaplıkla pek bir kasvetliydi.

Yine de burayı yeniden görmek heyecanlanmasına yol açmıştı. Etrafını seyretmeyi uyarı dolu bir öksürüğü duymasıyla kesti.

Veliaht prensin, kızıl al alayının komutanının ve diğer komutanlarının önünde olduğunu unutmuştu bir an için.

Alastair, önündeki küçük karttan kafasını kaldırarak ona baktı. Eğer çatık kaşları olmasaydı ifadesiz suratını bir heykele benzetecekti Reanna.

Hazır ol da tüm yargılayıcı meraklı gözler onu hapsetmişken baskıya karşın dimdik duruyordu. Kızıl Ay'ın lideri Sör Adrian de Clorance uzun siyah sakalını sıvazlayarak Reanna'yı büyük bir merakla süzdü. Ufak bir küçümsemenin emaresi bile olmayan bakışlar nadide bir parça bulmuşçasına parlaktı. Reanna ise eski komutanın hareketlerini ifadesiz bir gözlerle izlese de içinden gülüyordu. Her zaman ki gibi derin düşüncelere daldığında sakalını sıvazlardı ve Reanna orduda taklidini az yapmamıştı.

"Reanna" dedi sonradan gür bir sesle. Bu ismini zikretmekten çok sorunun cevabının rahatlamayla söylenmiş hali gibiydi.

"Öncelikle sınavlardan en yüksek puanı senin aldığını söylemeliyim." Diyerek devam etti. Prens ise hala tek kelime etmiyordu.

Sör Adrian kafasını kağıtlara eğerek tek kaşını kaldırdı. Gözcünün raporunu okuyor diye düşündü Reanna. Kısa süre sonra savında doğru kanıya vardığını gördü.

"Fakat" dedi kafasını kaldırırken "Sınavdan geçtiğin konusunda fikir ayrılıkları var. Sonucun hata olmaksızın kusursuzdu ve senin sınavları önceden bildiğine dair şüphelerimiz var." Raporu masaya bıraktı. "Sana kendini savunman için bir hak verilecek. Eğer bizi ikna edebilirsen sınavı geçtiğini kabul edeceğiz ama eğer ikna edemezsen sorgulanacaksın." Sorgulanmak demek sarayın güneş geçirmez zindanlarında ağır işkenceye uğramak demekti ve Reanna değerli zamanını buna harcamayacaktı. İçinde kaynayan kızgınlığa rağmen sakinliğini korudu. Kendinden emin tüm olanları bir bir anlatmaya başladı.

"İlk sınav da rakibim benden fiziksel üstünlüğü olan bir paralı askerdi." Sonra adayların bilgisi verilmediği aklına geldi ve yanlış anlaşılmaya mahal vermeyerek yavaşça ekledi. "Paralı asker olduğu plansız ataklarından ve kullandığı kelimelerden anlaşılıyordu." Sör Adrian'ın tek kaşını kaldırdığını gördü. "İlk zayıflığını beni küçümseyerek gösterdi. Silahı uzun bir mızraktı ve ona yaklaşmamı engelliyordu. İlk saldırıları fazla hızlı fazla atikti ve açık vermiyordu ama ikinci zayıflığı sabırsız olmasıydı. Hareketleri düzensiz ve fevri olmaya başladığında verdiği açık sayesinde onu bertaraf edebildim." Ne onaylanma ne de reddedildiğini duymadı. Sör Adrian onu bariz bir merakla dinliyor, sadece bir kez olsun baktığı prens kibirli bir ifadeyle onu süzüyordu. Alastair'in bu toy hali Reanna'nın tanıdığından çok farklıydı. Onunla bu kadar erken tanışmayı beklemediğinden bu tavırları ister istemez onu şaşırtıyordu.

"İkinci sınav " diyerek bakışlarını prensin önündeki kağıda kaydırdı. "Kelimeler ilk başta bir anlam ifade etmiyordu ama sonra kağıttan gelen tatlı elma kokusunu aldım ve bunun elma sirkesiyle yazıldığını fark ettim ve ısıyla belirgin olacağını biliyordum. Cevabı ise yine elma sirkesiyle yazarak verdim çünkü kağıda herhangi bir zarar gelmemesi kurallardan biriydi." Tane tane acele etmeden sert, ifadesiz cümleleri şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktı.

"Cevabın hakkında ne diyeceksin" dedi prens ilk kez konuşarak. Fazla sert ses tonu öfkeli olduğunu düşündürebilirdi ama Reanna onun öfkeliden çok meraklı olduğunu düşündü. Gözlerini kemikli uzun parmakların tuttuğu karttan ayırmadan tek kelimelik cevabını açıklayıcı şekilde konuştu.

"Sayıca üstün olan orduyu güçlü tek bir kanatla saldırdıktan sonra daha zayıf olan diğer kanatlarla etrafını kuşatarak yenebiliriz." Açıkçası bu stratejiyi Reanna bulmamıştı. Zamanında onları büyük dumura uğratan düşmanlarının bir taktiğiydi ama daha savaşa girmediklerinden komutanlarının bu taktikten haberleri olduklarını sanmıyordu. İşte bu yüzden o gece bu cevabı yazıp yazmamak konusunda kararsız kalmıştı çünkü cevabı herhangi bir acemiye göre fazla düşünülmüş fazla ustacaydı.

Ama dedi mantığının sesi savaşın kanlı ellerinden kurtulmak istiyorsan olabildiğince hızlı bir şekilde orduda rütbe sahibi olmalısın ve bunun için her yol mubah.

Şimdi Sör Adrian gizleyemediği büyük bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Gözleri ganimet bulan bir köylü gibi pasparlak, gülümsemesi şeker bulan bir çocuk gibi sevinçliydi. Prens ise tek kaşını kaldırmış onu süzüyordu. İlgilerini üstünde topladığı için küçük bir zafer çığlığı attı içinden.

"Üçüncü sınavın gerçekleştiğini ilk başta bilmiyordum ama şüphelenmeme neden olan şeyler oldu. Alanda yeni görevliler bulunuyordu ve daha azdılar. Her biri düne kıyasla girişleri tutuyorlardı. Kağıdımı teslim ettiğim görevli fazla sakin gözükmeye çalışsa da fazla sabırsızdı ve gözleri sürekli arkamda belli bir noktaya kayıp duruyordu. Bu durum şüphelerimi daha da arttırdığından kontrol etmek istediğimden arkamı döndüm. Patlamalar o anda gerçekleşince bunun bir terör saldırısı olabileceğini düşündüm. Görevliyi bulamamış olsam da" cebinden parçaları çıkararak masaya bıraktı. "bunları masanın altında buldum. Daha sonra inceletmek üzere yanıma aldım. Terör saldırısına karşın alandakileri olabildiğince hızla hizaya sokmam gerekiyordu. Sınav olduğundan şüphelenmem ise gözcülerin alanın etrafında hiçbir hareketlenme yakalayamamasıydı. Bu kadar yüksek sesli bir patlamalara karşın kraliyet askerlerinin geleceğini düşünüyordum ama kimse yoktu. Bu yüzden ben de bunun bir sınav olduğunu varsayarak bizi puanlayan bir görevlinin olduğuna kanaat getirdim. Alanı kuşattığımızdan yakınımızda olamazdı bizi gözleyebileceği ama görülmeyeceği bir yer olmalıydı. Bu durum da askeri binayı gösteriyordu. Yolu kapandığından tek çare duvardan girmek kalıyordu ve bende gerekeni yaptım efendim." vücudu bu anıyla sızladı. Sıyrıkları fena halde zonkluyor, akan kanları sıcaklık bırakarak süzülüyorlardı. Sessiz ortamda birkaç onaylama mırıltısı geldi orada olduklarını yeni fark ettiği komutanlardan. Onları umursamadı tek bir onaya ihtiyacı vardı.

Veliaht prens kağıdı bırakarak yerinden doğruldu. Yanında ayakta dikilen Sör Adrian'ın kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Sonra ise Reanna'ya bir kez yandan bakış atarak odayı terk etti. Reanna ise o yanından geçerken nefesini istemsizce tutmuş, reveransını tekleyerek yerine getirmişti.

Sör Adrian'ın gelip önünde durduğunu gördü doğrulurken. Gür bir sesle konuştu hemen ardından.

"Kızıl Ay'a Hoş geldin Üsteğmen Reanna"

Bölüm sonu

8 yorum