Herkese tekrardan merhaba canlarım. Oldukça uzun bir zaman buralarda yoktum ve bunun için sizden içtenlikle özür diliyorum ve sabırla beklediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu nedenle neden bu kadar ara koyduğumu size açıklamayı borç bilirim.
Daha önceki bölümlerde de yazdığım gibi yeni bir işe girmiştim ve haftanın 6 günü oldukça yoğun bir şekilde çalışıyordum. Evlenme sürecine de girince yazmaya hatta düşünmeye bile vaktim kalmıyordu. Bu nedenle arayı ister istemez uzun tuttum. İnanın çoğu zaman başına oturup iki kelam yazmaya çalıştım ama bir türlü yazamadım. Kötü bir bölümde ortaya koymak istemiyordum. Bu nedenle bu kadar zaman geçti ve haliyle paslandım ama eski yazımı bulamasam da bu romanı bitirmeyi size bir borç bilirim. Bu yüzden elimden geldiğince eski kaliteli tarzda yazacağım ve sık bölüm atmaya çalışacağım. Neyse ki işimden istifa ettim ve kafamı toparlayıp bu uzun bölümü yazdım umarım beğenirsiniz. trong>
Unutmuş olabileceğinizden Seçkin Kraliçe'nin başından itibaren olanları kısa bir özet halinde yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz ve güzel yorumlarınızı beğenilerinizi eksik etmezsiniz. Şimdiden yazım noktalama hatası varsa affola. Dikkat etmeme rağmen gözden kaçabiliyor.
Tüm güzel yorumlarınız, beğenileriniz ve mesajlarınız için çok teşekkür ederim. Hiçbirinizi tanımasam da hikayeme ve bana kattıklarınız için hepinizi yürekten seviyor ve iyiliğiniz için dua ediyorum.
Sevgiyle ve sağlıkla kalın. Öptümm trong>
Özet
Reanna Kızıl Ay Ordusu Generalidir. Büyük savaştan sonra ülkeyi terkedecekken İmparator öldürülür ve Veliaht Prens Alastair ile katili bulmak için mücadele verir. Katil savaşta öldüklerini düşündükleri Prens Alaric çıkar ve kendiyle beraber Reanna'yı da öldürür. Reanna tekrar hayata döner ama 7 yıl öncesine gitmiştir ve büyük savaştan öncesidir. O da savaşı engellemeye karar vererek orduya katılmak için sınava girer ve yüksek puanla geçip üsteğmen olur. Bu süreçte eski hayatından hatırladıklarıyla gizemli bir kimliğe bürünerek Kızıl Ay komutanının ihanetini, loncanın yolsuzluklarını ve Ganbora'nın düşmanları Sodom ile ortaklık kurduğunu ortaya çıkarır. Bu süreçte Alastair'e tüm bilgileri verir ve loncadan kurtardığı Ethnes kraliçesi ve prensini saraya getirir. Alastair Hekim Obyen sayesinde Reanna'yı öğrenir ve Reanna geçmişini ona anlatır ve Alastair ile krallıktaki pek çok olayı çözüp kötülüğü engellemeye çalışır. En son Alacurd baskını yapılır ve liderler kaçar Reanna peşlerinden gitmeye çalışırken yaralanır.
Pek çok karakterde olay akışına hizmet eder. Tekrar okumak isterseniz de Solorus evreni emrinize amadedir.
Reanna derin bir uykuda olduğunun farkındaydı
Reanna derin bir uykuda olduğunun farkındaydı. Onu hapseden iliklerine kadar titreten bir uyku. Ama bir o kadar da uyanık ve kendinde olduğunu hissediyordu. Beyni ne olup bittiğini hatırlamak için can atıyor, silik hatıralar bir görünüp bir kayboluyordu. Belirsiz yüzler toz bulutu gibi dağılıyor, çektiği nefesle içine dolup gerçekliğe bir adım daha yaklaştırıyordu.
Uyanması gereken gerçekliğe.
Eksik bir şeyler hissediyordu. İçini körükleyen bir yıkım mesela. Hayal kırıklığı. Zihni bu dikeni arayarak çekip çıkardı kuytu köşesinden. Yaşadıkları tüm zihnini apaçık kaplarken gözleri aniden açıldı. İlk hissettiği derin bir üzüntü ve utançtı. Alacurd baskını başarısız olmuş ve beş lideri elinden kaçırmıştı. Bunu nasıl yapabilmişti? Nasıl bu kadar dikkatsiz olabilmişti?
Hareket etmiyor renkli süslemeleri olan tavana bakarken göz bile kırpmıyordu. İçinden geçen suçlayıcı ifadeler, sesler dolan ruhunu akıtmak için fırsat kolluyordu. Yutkundu. Boğazı acıyla kavrulurken derin utancın yanında bu hiçbir şeydi. Utancın yanında başka bir şey daha hissediyordu. Öfke.
Hatta gittikçe artan bir öfke ve bu öfkenin kaynağı ise baskını açığa çıkaran kişiydi. Alaric.
Yerinden doğrulmaya çalıştı. Lakin başına saplanan keskin ağrı duraksamasına acıyla tıslamasına neden oldu. Ama bu onu durdurmadı. Ayaklarını sarkıttığında yataktan, halının yumuşak kıvrımlarını hissetti belli belirsiz. Yerinden doğruldu hızlıca. Başı ani hareketiyle dönerken gözlerini kapatıp açtı.
Tek bir şeye odaklanmıştı. Alaric'i bulmalı ve ona hesap sormalıydı. İçi öfkeyle öyle kaynıyordu ki kanı yaralarından taşıp vücudunu yakacaktı sanki. Kapıya doğru hırsla yürüyordu ki kapı aniden açıldı. Yüzünde oldukça bıkkın bir ifade bulunduran genç bir hizmetçi elinde tepsiyle içeri girmek üzereydi. Ama kafasını kaldırıp bakışlarını Reanna'ya çevirdiğinde mutsuzluğun yerini korkunun kapladığını gördü ve Reanna onu durduramadan genç hizmetçi kısa tiz bir çığlık attı.
Reanna bu çığlığı umursamadan yanından hızla geçti. Genç muhafızlar koşuşturarak odaya toplanmaya başlamışlardı bile. Hiçbirini görmedi gözleri. Bir tek Alaric'i arıyordu ve onu bulduğunda ise Alastair'in yapamayacağını yapacaktı. Onun cezasını kendi kesecekti.
Genç bir muhafızın kılıcını kınından çekti. Bunu o kadar ani ve seri yapmıştı ki muhafız ilk şaşkınlığını gizleyemeden ikinci bir şaşkınlıkla boş kınına bakakalmıştı.
Reanna peşinden gelen ve yatağa dönmesi konusunda konuşan sesleri bertaraf etti. Sadece Alaric'i bulmalıydı. Ama bu ölüm arayışı keskin bir tutuşla bölündü. Önüne aniden çıkan geniş gövde yolunu kesti. Kenara çekilmeye onu aşmaya çalıştı ama karşısında ki buna izin vermeyecek gibiydi. O da bunu kendi bildiği yönden hallederdi. Kılıcını kaldırdı ve önündekine çekilmesi için bağırdı.
Karşındakinin konuştuğunu duyabiliyor olmasına rağmen sesler uğultu gibi geliyor başka bir lisana dönüyordu. Kafası gittikçe karışıyordu ve buna bir son vermek istedi. Kılıcını salladı ama keskin bir tutuş buna izin vermedi. Dönen gözleri bileklerinin iki güçlü el tarafından kavrandığını gördü. Bu onu daha da öfkelendirerek kurtulmaya çalıştı ama eller buna izin vermedi. Kılıcın yere düşerek çınladığını işitti.
"REANNA!" Sert keskin bir haykırış adını haykırdığında ellerin sahibine bir kez daha baktı. Bu sefer tanıyordu onu.
Alastair endişeli bakışlarla ona bakıyor, gözleri hüznü, mutluluğu ve diğer pek çok duyguyu barındırıyordu. Sanki uzun zamandır nefes alamıyormuş gibi derin bir nefes verdiğini ve rahatladığını gördü. Sonra onu kucaklayarak yürümeye başladı. Anlam veremeyen Reanna bu hareketine ses çıkarma fırsatı bile bulamamıştı.
Etrafında pek çok muhafız ve hizmetçi telaşla olan bitene bakıyor bir kaç meraklı soylu çekildikleri köşelerinden fısır fısır konuşuyorlardı. Ama onlarda prensin odasına adım attıkları gibi dışarıda kalmışlardı.
Alastair yatağa onu nazikçe bırakarak üstünü yavaşça örttü. Prensin gözleri endişe barındırsa da daha derinlerde bir yerlerde gün yüzüne çıkmak için sabırsızlanan başka bir duygu beliriyordu. Pişmanlığın emaresiydi bu. Ama Reanna bunu göremeyecek kadar öfkeli ve kafası karışıktı.
"Sevgi erdeme ağır bastı." Dedi kısık bir sesle.
Alastair ona baktı acı gerçekliğin farkına vararak. O gece Kelain malikanesinin kütüphanesinde bir söz verilmişti ve Alastair bu sözü tutmak zorundaydı.
"Senden tek bir isteğim var" Reanna tepki vermeyerek gözünü kırpmadan tavana bakmaya devam etti. "Yüce mahkeme tarafından yargılanacak. Kanıtlarını sunacaksın ve Yüce konsey onu yargılayacak." Reanna sonunda bir tepki vererek ona baktı. Gözlerinde öfke ama en çok da hayal kırıklığı okunuyordu. Yerinden doğruldu yavaşça dik durmaya özen göstererek prense döndü.
"İmparator ailesinden birini yargılanmasını istiyorsunuz." Sesindeki alaya engel olamamıştı. "Onu serbest bırakmakla arasında bir fark yok."
"Sana şerefim üzerine yemin ediyorum ki adaletli bir şekilde yargılanmasını yöneteceğim. Kimsenin ama kimsenin adaletin önüne geçmesine izin vermeyeceğim"
Reanna prensin kararlılığını ifadesiz bakışlarla izledi. Alastair'in sözlerinde ne kadar ciddi olduğunu biliyordu elbette. Bu kadar güçlü ve akıllı birinin nasıl bu kadar saf olabileceği Reanna'yı her zaman şaşırtmıştı. Sarayın entrikaları gerçek dünyanın acımasızlığı yanında hiçbir şeydi.
"Siz adaleti sağlasanızda kurnazlar her zaman bir yol bulur. Alaric'i destekleyenlerin boş duracağınımı düşünüyorsunuz." Yutkundu. Öfkesi içinde yine fokur fokur kaynıyordu. "Özellikle Dük Eckhart" ismin ağzından tükürür gibi çıkmasına engel olamamıştı.
"Alacurd baskını başarısız oldu." Dedi sözlerine devam ederken. Yutkundu. Başarısızlık utanç boğazına bir bir dizilip omuzlarına çöktü. Kızıl Ay'ın Leydisine de bakın dedi içindeki alaycı ses. Orduları dize getiren, ölümün yaverine de bakın. Daha bir suçluyu yakalayamıyor.
Başını ellerinin arasına koyarak öne doğru eğildi. Tortop olan vücudu küçücük görünüyor, pişmanlığın kırbacı her bir dakika daha şiddetli iniyordu.
"Geçmişe döndüğüm halde hiçbir şeyi değiştiremiyorum" dedi fısıldar bir sesle kendiyle konuşur gibi. " Ethnes soylularının ölümünü engelleyemedim. Şimdi de Alacurd'u elimden kaçırdım."
Ağlamak gelmiyordu içinden. Başarısızlığa alışkındı elbette. Savaş meydanından mağlup ayrıldığı da olmuştu. Her seferinde bu onu daha da hırslandırmış ve geri dönüşünde düşman ordusunu tarumar etmişti. Her seferinde. Ama şimdi savaşı biliyordu. Geleceği. Ölümün avı olan halkı biliyordu. Yanan evleri, kılıçtan geçirilen kadın ,erkek ve çocukları biliyordu. Savaşın doymak bilmez iştahını. Başka bir şansının olmayacağını da.
O insanları kurtarmak onun elindeydi. Ama o bir hiçti. Ona bu şansı veren ise her şey. Belki ona yine bir hiç olduğunu göstermek istiyordu. Belki de yüzlerce şans verilse bile kaderi değiştiremeyeceğini.
"Savaşa engel olamazsam yıkım kaçınılmaz olacak." dedi haykırmak istercesine ama sesi içinde fokurdayan çığlığa karşı sakin ve duygusuzdu. "İnsanlar ölecek, şehirler çökecek." yutkundu ve kuruyan boğazı batma hissiyle yandı.
"Sodom'un başkent casusları Alacurddu. Baskın olduğunu duyduktan sonra işleri hızlandıracaklardır. İlk önce sınırlarımıza saldıracaklar. Başlarının kaçtığını duyan ayıklayamadığımız Alacurd casusları ondan güç alarak şehri içeriden ateşe verecek. Kaos yıkım bir kez daha masumları yok edecek."
Sessizliğin ağırlığı öyle belirgindi ki üstüne binmişte nefes alamıyordu sanki. Gözlerini kapatmak istiyor ama her kapatışında kendini mahşeri andıran savaş alanında ki toy haliyle buluyordu. Sodom'un sınır şehre yaptıkları dayanılmazdı. Kan kokusunun metalik tadı dilindeydi, ateş öyle yoğun ve simsiyahtı ki göğü kaplamıştı. Koku. Yanık et kokusu ciğerlerine doluyor midesi vahşetin görüntüsüyle kaynıyordu. Tıpkı öfkesi gibi. Bu insanları hiç tanımamıştı belki savaş olmasa hiç tanımayacaktı da. Ama kalbi öyle acıyor ve batıyordu ki yaşamak o an için ona büyük bir suç işliyormuş hissi veriyordu. Suçluluk gözlerini kaçırmasına, kederi ise ağlamasına neden oluyordu. En sonunda sıktığı dudaklarını bırakarak hıçkıra hıçkıra ağladı. Gözlerinden dökülen yaşlar dumandan kararan yüzünde yol yapıyor, her bir bedenden özür diliyordu. Genç Reanna. Savaşın belki de en acımasız, gaddar tarafını ilk kez gören Reanna. O gün orada bir yemin etti. Canı pahasına masumları koruyacağına.
Kollarından tutulmasıyla derinlere gömülen anılar toz bulutu gibi dağıldı. Puslu zihni gerçekliğe alışamadan sert bedene çekildi. Kafası göğse gömülüp bedeni kollar tarafından sarıldığında içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Kendine engel olamadan kim olduğunu unutarak bedene doğru sokuldu. Yara bere içindeki eller kolları kavradı. Yan dönerek bacaklarını kendine doğru çekti ve o güvenli alanında der top oldu. Titriyordu. Kafası karışıktı. Savaşın hezimeti hala ona tutunuyordu. Neredeyse yüreği patlayacaktı ve en önemlisi yalnızdı. Kaybolmuştu. Belki de bu yüzden bu sessiz yardıma sıkı sıkı tutunup sokulmuştu. Nerede olduğunu kim olduğunu ne yaptığını unuttu. Sadece o an için onu bir kalkan gibi sarıp sarmalayan güçlü bedene tutundu.
Alastair kollarındaki titreyen bedeni sanki biri gelecekte her an elinden alacakmış gibi sımsıkı tutuyordu. O an ölüm bile dikilse karşısına hiç şansı olmadığını bile bile dikilirdi karşısına. Kollarını hareket ettirerek kendine doğru çekti. Onu kimsenin zarar veremeyeceği ve sadece güzel bir günü, çiçekli bahçeleri görecek bir yere koymak istiyordu. Ona tüm muhteşem şeyleri sunmak, korkularını üzüntülerini onun haberi dahi olmadan defetmek istiyordu. Bunu yapabilirdi elbette. Onu tüm bu kargaşadan uzağa götürür tahtından feragat ederdi. O istediği sürece her yere gidebilirdi. Ama ruhundaki şeytanları nasıl def edecekti?
Konuşurken dalgın acı dolu gözleri görmüş ve onu harekete geçiren şeyde bu olmuştu. Derin bir kederin içinde kaybolan ruh sanki yardım çığlığı atmıştı. O an prens ve asker, kadın ve erkek, arkadaş ve sevgili değillerdi. O an için hiçbir şeylerdi. O an için sadece şifa veren ve arayan iki ruhtular.
Taht odasında ise durum bambaşkaydı. Bir kargaşa hakimdi. Her kafadan bir ses çıkıyor her biri bir suçlu arıyordu. Dük Eckhart'a kalsa suçlu belliydi. Sessiz kalan ve tüm kargaşayı kısık gözlerle izleyen Kral'a ise bunu anlatmaya çalışıyor, keskin zehirli kelimelerini tüm sesleri bastıracak şekilde haykırıyordu.
"Üsteğmen sözünü tutmadı. Alacurd baskını başarısız oldu. Önümüze atılan birkaç işe yaramaz böcekle uğraşıyoruz." Eckhart'ı onaylayan fısıltılar yükseldi dört bir yandan. Kral en sonunda elini kaldırdı ve tüm sesler kesildi.
"Bir konu da yanılıyorsun" dedi sakin bir sesle. "Baskın başarısız olmadı. Bu işe karışan tüm soylular yakalandı, araştırılıyor. Ayrıca Alacurd liderleri yakalanmak üzere. Öyle değil mi Sir Adrian ?" Kral kafasını hemen sağında bulunan Kızıl Ay Komutanına çevirdi. Bakışları çeliği bile kesecek kadar keskindi. Sir Adrian bu bakışa herhangi bir tepki vermemiş ifadesiz suratını bozmamıştı.
"Evet Majesteleri. İstihbaratımız oldukça kuvvetli. Hatta son gelen bilgiye göre üsteğmenin takip ettiği lider Ethnes sınırları içerisine girdiği bildirildi." İşte bu odadaki ateşi harlayamaya yetmişti. Ethnes'ı hainlikle itham edenler, Ethnes Kraliçesini idam edilmesini talep edenlerle çınlamıştı. Sir Adrian bu tepkileri küçümsemeyle izliyor, aptal soyluların bir halt bilmeden Kral ve ordu üzerinde tahakküm kurmaya çalışmaları karşısında öfkeleniyordu.
"Üsteğmen Reanna'nın ise Alacurd baskınında oldukça yararlı olduğunu dile getirmeliyim. Baskında Alacurd'un pek çok gizli planına ulaştık ve onlara destek sağlayan soyluları da yakaladık." Konuşmasının sonuna doğru Dük Eckhart'a dikmişti gözlerini. Astını bu ahmaklara yem etmeyecekti. "Neden başarıyı başarısızlıkla itham edip kurban arıyorsunuz? Yoksa ucundan da olsa Alacurd'la bağlantınız açığa çıkmasından mı korkuyorsunuz?" Sessizlik o kadar yoğundu ki herkesin nefesini tuttuğunu söyleyebilirdiniz.
Dük Eckhart bu ithama oldukça sinirlenmişti. "Sen kimi neyle suçluyorsun?" Dedi yüksek bir sesle. Beyaz yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. "Kanıtın olduğu takdirde yargılanmayı onurumla kabul ederim. Ama elinde herhangi bir şeyin yoksa bu suçlamaların için seni cezalandırırım."
Sir Adrian konuşmanın sonuna kadar sakin kalmayı başarabilse de son söyledikleri karşısında kendine hakim olamamış ve kılıcını o kadar hızlı kınından çekmişti ki iki metalin sürtünmesi küçük kıvılcımlara neden olmuştu. Uzun büyük kılıcının ucu dükün çenesinin altındaydı.
"Beklemenize gerek yok. Onurunuz için savaşabilirsiniz"
Dük kısa süreli şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı ve istemsizce gözleri kılıcını ardındaki yüze kaydı. Sert kıpkırmızı gözler can almak için pek bir hevesliydi ve tek bir hareketiyle kafasını koparabilirdi. Ama dük de bu aşağılamanın altında kalacak biri değildi. Yıllarını savaş meydanında geçirmiş biriydi. O da kılıcını çekmeye yeltenmişti ki Sir Adrian buna o fırsatı vermeden kılıcını tüm hızıyla savurdu. Ama etin sesi yerine metallerin çarpışması duyuldu. Alaric, Dük Eckhart'ın önüne geçmiş kılıcını çekip atağı karşılamıştı. Oldukça güçlü bir şekilde ise savuşturmuştu.
"Sir Adrian" dedi sert bir sesle Alaric. "Hemen kılıcınızı indirin yoksa sizi prense saldırmaktan idam ettiririm."
Sir Adrian elbette bu tehdide boyun eğecek biri değildi. Lakin Kral'ın gür sesi onları durdurmuştu.
"Durun hemen!" Kılıçlar kınlarına çekilirken üçü arasında ki bakışlar bunun bitmediğini gösteriyordu.
Taht odasının kapısı sonuna kadar açılıp içeri girdiklerinde tüm kafalar ona dönmüş yoğun fısıldaşmalar tekrar başlamıştı. Reanna önde Alastair bir adım gerisinde Kral'a doğru yürüyorlar etraflarındaki tüm o bakışmaları sesleri umursamıyorlardı. Özellikle Reanna'nın durumu dikkat çekiciydi. Kafasında, kollarında ve bacaklarında sargılar mevcuttu ve oldukça solgun görünüyordu.
Kral'ın önüne diz çöküp kafasını eğdi.
"Majesteleri cezalandırılmayı hakediyorum. Alacurd baskını başarısız oldu." Bu net cümleler ortamı ölüm sessizliğine büründürmüştü. Kral genç askerine baktı uzun uzun. Yüzünden hiçbir şey okunmasa da öfkeli olmadığı da su götürmez bir gerçekti.
"Üsteğmen kaldır başını."
Reanna kafasını kaldırıp Kral'ına baktı. Her cezaya razı geldiğini söylemesine gerek yoktu. Hal ve tavırları bir kabulleniş içindeydi. Cesur bir kabullenişin.
"Alacurd baskını başarısız olmadı Reanna. Liderler kaçmış olabilir ama pek çok gizli bilgilerini ele geçirdik ve yardım eden soyluları tespit ettik. Hepsi yüce mahkeme tarafından yargılanacak." Kısa bir sessizlik oldu. Kral'ın yüzünden herhangi bir şey okunmasada az sonra çıkacak olan kelimelerin kendisi için pek de iyi şeyler olmayacağını söylüyordu iç sesi. "Lakin yine de verdiğin sözü tutmadın. Liderleri yakalayamadın. Bu nedenle cezan olarak seni sürgün ediyorum. Artık Kızıl Ay'ın askeri değilsin Reanna."
Alastair babasının söylediklerini ilk başta algılayamamış şaşkınlıktan kalakalmıştı. Soyluların memnuniyet mırıltıları kulağına çalınıyor, Dük Eckhart'ın Kral'a teşekkürlerini duyuyordu. Kendine getiren de bu olmuştu. Reanna'ya kaydı bakışları. Hiçbir tepki vermeden yerinde durmuş, boş gözlerle Kral'a bakıyordu.
"Majesteleri bu cezanın çok ağır olduğunu düşüyorum. Üsteğmenin ülkesine pek çok üstün hizmeti olmuştur. Lütfen kararınızı bir kez daha gözden geçirin." Dedi öne atılarak Alastair. Reanna'ya karşı yapılan bu haksızlık onu öfkelendirmişti. Gerekirse babasına bile karşı çıkardı.
"Veliaht Prens'e katılıyorum Majesteleri. Üsteğmen bölüğünü oldukça iyi disipline eden güçlü askerler yetiştiren iyi bir lider. Kızıl Ay ordusunun en iyi bölüğünü yönetiyor. Böyle bir askeri kaybetmek yazık olur" dedi Sir Adrian Kral'a doğru dönerek. Her ikisi de büyük bir çabayla savunuyor, Kral'ı vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Kral ise sadece Reanna'ya odaklanmıştı. Reanna eğdiği kafasını kaldırarak kararlı gözlerle Kral'a baktı. Bakışları okunamayacak kadar boştu.
"Kararınız karşısında boynum kıldan incedir Majesteleri." Dedi sert ifadesiz bir sesle. Bir asker gibi. Kral elini salladı ve iki saray muhafızı Reanna'yı kollarından sertçe tutup taht odasından çıkarmak için harekete geçti. Reanna ise onlara hiç direnmedi, yalvarmadı ve bir kez bile dönüp bakmadı. Hiç kimseye. Kafası önde yürüdü.
"Durun!" Dedi oldukça sert bir ses. Alastair Reanna'nın azılı bir suçlu gibi bu şekilde saraydan gönderilmesine oldukça öfkelenmiş, Reanna'nın kendini savunmayıp bu şekilde gitmesine anlam verememişti. İçinden bir ses farklı olayların döndüğünü söylüyordu ve Alastair için bu bilinmezlik çıldırtıcıydı. "Bırakın hemen onu!" Muhafızlar dursa da Reanna'yı bırakmamışlar, Kral dan gelecek emri beklemişlerdi.
"Alastair!" Kral oldukça sert bir sesle prensin adını söylediğinde soylular Kral'ın öfkesi karşısında iyice oldukları yere sinmişlerdi. "Kimin huzurunda olduğunun farkına var. Kral'ına karşımı geliyorsun!" Kral tahtından ayağa kalkmış Alastair'e doğru dönmüş oldukça öfkeli bir şekilde bakıyordu. İşte şimdi gerçek bir Solorus Kral'ıydı. Ramonof'ların acımasızlığı gün yüzüne çıkmıştı. Kral'ın her zaman sakin olduğu söylenir, diğer Kral'lara benzemediği dilden dile dolaşırdı. Ama onun bu öfkesine tanık olanlar için o bir Ramonofdu.
İtaatsizliği affetmeyen, gaddar Ramonof.
"Eğer emirlerimi bir kez daha sorgularsan veliahtlığını alırım! Geriye hiçbir şeyin kalmaz!"
Bu yeniden fısıldaşmalara neden olmuş, Kral'ın favori oğluna bu şekilde yaklaşmasını bazıları fırsat olarak görmüştü. Özellikle Alaric'in annesi Kraliçe Slyvia'nın kardeşi olan Dük Eckhart tarafından. Göz ucuyla Alaric'e baktığında olayları aç bir kurt gibi izlediğini fark etti. Yüzü bir şey ifade etmese de gözleri açlıkla parlamış, dudakları geniş haz dolu gülümsemesini açığa çıkarmamak için sımsıkı kenetlenmişti. Alastair'in bu şekilde gözden düşmesi Kral'ın gözünde bir boşluk oluşturacaktı ve Dük Eckhart bu boşluğu dolduracaktı. Kendi menfaatleriyle.
"Onu buradan çıkarın" dedi bir kez daha ve muhafızları kimse durduramadan Reanna kapalı kapılar ardında yok oldu.
Alastair babasının tepkisini fazla bulmuş olsa da sesini çıkarmayıp dişlerini sıktı. Babasını hiçbir zaman bu kadar fevri görmemişti. Veliahtlık umurunda da değildi. Şuan bunu almasını isteyebilirdi ama etrafta çok göz vardı ve Alastair'in baş kaldırması pek çokları tarafından isyan olarak algılanıp ülkeyi iç savaşa sürükleyecek kadar gruplaşmalara neden olabilirdi. Kral'ın emirlerini sorgulamak ve karşılık vermek soyluların gözünde Kral'ı aciz kılardı ve bunu kesinlikle yapmayacaktı. Ama yine de burada kalmaya tahammülü yoktu. Bir an önce Reanna'yı bulmalıydı.
Kral'ın önünde eğildi ve hiçbir şey söylemeden farklı kapıdan çıkıp gitti. Arkasında fısıldaşmaları, art niyetleri ve açgözlülükleri bırakarak.
Alastair Reanna'yı her yer de arasa da bulamamıştı. Saraydan gönderilmemiş olmasına rağmen ne zindandaydı ne de askeriye de. Muhafızlar onu nereye götürmüştü? İşin tuhaf yanı muhafızlarda yoktu. Karanlık odasında kafasını çevirip açık balkonuna baktı. Ay her zaman ki gibi balkonu ve odasını gümüşi ışıkla aydınlatıyordu. Arada bir dalgalanan perdeler beyaz bir hayaleti andırıyordu. Reanna'nın daha önce yaptığı gibi orada belirmesini bekledi. Ona seslenmesini ve iyi olduğunu söylemesini ama hiçbir şey olmadı. Derin bir iç çekti ve dört bir yana saldığı askerlerinden bir haber gelmesini bekledi. Alastair ise Reanna yine odasına gelir diye bir umut odasına dönmüştü ama uğradığına dair hiçbir iz yoktu.
Acaba şuan iyi miydi? Yaralıydı ve en önemlisi ruhen kötü durumdaydı. Yanında olup onu desteklemesi gerekirken burada ondan bir haber gelmesini bekliyordu. İşte o an içine korkunç bir his sızdı. Kral'a gidip yerini öğrenebilirdi. Gerekirse zor kullanırdı ama Reanna'yı bulabilirdi. Bu his ihaneti ve diğer pek çok kara hissi barındırıyordu. Alastair'e bu zamana kadar uğramayan hisleri. Ama Reanna'nın başının dertte olabileceği düşüncesi onu çileden çıkarıp daha önce olmadığı kadar başına buyruk hareket etmesine sebep oluyordu. Ona nasıl bu kadar hızlı bağlanabilmişti? Her şeyi geride bırakacak kadar babasına bile zarar verecek kadar nasıl bu kadar sevebilmişti?
Hiç bilmiyordu ama sanki onu ikinci kez kaybetmiş gibi hissediyordu ve bu onu deliye çeviriyordu.
Nicholas kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde ayağa kalkıp yanına gitti. Nicholas hiçbir şey demeden kağıdı uzatmış ve geri çekilmişti. Alastair kağıdı açtı ve kısa öz yazıyı okudu. Babasının el yazıyla yazılmış olan yazıyı.
Kral'ın gizli çalışma odası sarayın batı kanadında arka ormana bakan yerdeydi. Burada sadece çok gizli toplantılar yapılır, aşırı gizli belgeler, antlaşmalar burada saklanırdı. Öyle ki bu odaya izinsiz girmek isteyenler için bubi tuzağı bile kurulmuştu. Sadece Kral bunu etkisizleştirebilirdi. Kral ve Veliaht Prens bu odanın varlığından haberdardı ve nesiller boyu hep öyle kalacaktı.
Alastair odaya girdiğinde onu yanmış kağıt kokusu karşıladı. Babası oldukça büyük meşe ağacından yapılma masasının arkasında kırmızı kadife sandalyesinde oturuyor, küçük kağıdı mum alevinde yakıyordu. Tacından ve rahatsız edici kraliyet pelerininden arınmıştı. Kendi gibi masmavi gözleri ona kaydığında mum alevinin turuncu ışığıyla parladı ve yüzü rahat bir gülümsemeyle aydınlandı.
"Oğlum" dedi sevgi dolu bir sesle. Alastair kaşlarını çatmış bu tepkisine anlam verememişti. Sabah onu öldürebilecek kadar sinirliyken şimdi eskisi gibi davranıyor, sevgisini göstermekten çekinmiyordu. Kral, Alastair'in kafa karışıklığını anlamış olacak ki gülümsedi. Yerinden kalkarak tam karşısında durdu. Elleri arkasında bağlıydı ve dik duruşu sayesinde Alastair'in boyunu da geçiyordu.
"Kafa karışıklığının olması normal ama birazdan her şeyi öğreneceksin" dedi ve demesiyle beraber arkasında ki kapı bir kez açıldı. Yavaş sessiz adımlar yanında durdu ve tanıdık bir ses usulca konuştu.
"Majesteleri"
Alastair kafasını çevirdi ve ilk gözüne çarpan alev alev yanan kızıl saçlar oldu. Kalbini bir kor gibi yakan kızıl saçlar. Beyaz güzel yüz ona döndü ve loş ışıkta parlayan kahve gözler kararlılıkla ona baktı. Kırmızı dudakları aralandı ve o güzel sesinden bir kez daha aynı kelime döküldü.
Onu görmeyeli bir gün bile olmamıştı ama o kadar özlemişti ki. Onu göğsüne çekip sımsıkı sarılmak istiyordu. Ama kendini durdurdu ve hiçbir şey demeden babasına döndü. Babası ikisi arasındaki bu sözsüz iletişimi hınzır ve meraklı gözlerle seyrediyordu. Alastair buna takılmadan sordu.
"Bir şeyler döndüğünü biliyordum. Ne olduğunu bana söyleyecek misin?"
Kral Reanna'ya döndü ve babacan bir sesle konuştu.
"Reanna Akana'ya şükürler olsun sen oğlumdan zekisin." Derin bir nefes aldı ve daha ciddi bir tonla konuştu. "Soylular ve özellikle dükün önünde planımı açık edemezdim bende küçük bir oyun oynamaya karar verdim. Reanna'yı sürgün ettim ama aslında arka planda Alacurd'un liderlerinin izini sürecek." Reanna'ya döndü sonra yüzü tekrar yumuşadı. "Ona bunu daha önce söylemememe rağmen orada rol yaptığımı hemen anladı ve duruma ayak uydurdu. Ama sen" tekrar Alastair'e döndü. Bu sefer kızgındı. "Her şeyi mahvetmek üzereydin ki ettin de ona olan ilgini görmeyen kalmadı. Üstelik bana da onun için karşı geldin." Derin bir nefes aldı. "Onu tehlikeye attığını görmüşsündür umarım. Artık herkes senin üsteğmene olan ilginin fakında" kısa bir sessizlik oldu ve Alastair o an kendini kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağının farkına vardı. Ah aptallık etmişti. Alastair ağzını açamadan Kral tekrar konuştu.
"Bu plan üçümüzün arasında kalacak. Reanna onları yakalayıp Solorus'a getirene kadar kimse bilmeyecek. Onları getirip Alacurd'un kökünü kuruttuğumuzda ise Reanna eski konumuna geri dönecek ama şimdilik o bir casus." Kral yürüyerek tekrar sandalyesine oturdu ve arkasına yaslandı. Ciddi bir ifadeyle oğluna baktı. "Sen ise onunla gideceksin. Herkes sana kızdığım için seni krallıktan uzaklaştırdığımı düşünecek ama işin gerçeği en güvendiğim iki kişi tehdidi ortadan kaldıracak" kısa bir sessizliğin ardından Reanna konuştu.
"Bu görevi tamamlamaktan onur duyarım" Kafasını eğdi ve elini kalbinin üstüne koydu.
"Onur duydum baba" dedi Alastair de.
Sonra Reanna Alastair'i şaşırtarak kafasını kaldırdı ve direkt Kral'a baktı.
"Bana bu kadar güvendiğinizi gösterdiğiniz için size minnet borçluyum. Öyleyse benim de sizden bir şey saklamamam gerek majesteleri. Şimdi anlatacaklarım size hayal ürünü veya delice gelebilir ama sizden ricam beni sonuna kadar dinlemeniz. Sustuğumda ise inanıp inanmamak sizin bilgeliğinize kalmış. Prensim bana inanmayı seçti ve ona yürekten minnettar olduğumu da içten bir şekilde söylemeliyim." Dönüp Alatair'in gözlerinin içine baktı ve ufak içten bir gülümseme gönderdi. Alastair Reanna'nın sözlerine şaşırsa da gülümsemekle yetindi.
Kral merakla eğilmiş dirseklerini masaya yaslayıp ellerini dudaklarında birleştirdi. Ciddi bir ifadeyle "Dinliyorum" dedi.
Reanna önceki hayatında olanları bir bir anlattı. Kral hiçbir şey söylemese de şaşkınlık ve inanıp inanmamak arasında gidip gelen bakışlarla konuşmanın sonuna kadar dinleyerek sözünü tuttu. Reanna ikinci hayatında olanları bir bir anlattığında ise taşlar yerine oturmuştu.
Kral, Reanna konuşmasını bitirdiğinde yerinden kalkıp kısa adımlarla gidip gelmeye başladı.
"Alaric'in büyük savaşta öldüğünü ama aslında nedenini bilmediğin bir şekilde kurtulup taht için beni öldürdüğünü söylüyorsun öyle mi?" Alastair ve Reanna birbirine baktı. Kral anlattıklarını deli saçması olarak görüyor olmalıydı.
"Evet"
Kral sessizliğe büründü. Hiçbir şey demiyor kafasında bazı şeyleri ölçüp biçiyordu.
"Bu oldukça... inanılmaz. "
"Bana inanıyor musunuz?" Dedi Reanna şaşkınlıkla.
"İnanılması güç olsa da dediklerin tutarlı. Peki bundan sonra olacakları biliyor musun?" Dedi merakla Kral.
Reanna kafasını salladı umutsuzca. "Açıkçası tüm bunlar Solorus savaşa girdikten sonra ortaya çıkan şeylerdi. Alacurd son hamleydi. Şimdi ise Ethnes Kraliçesi ve prensi oyunun içinde. Ethnes soylularının öldürülmesi de yeni bir durumdu. Hala Prens Alaric'i kimin yönlendirdiğini de bulamadım." Dedi utançla.
"Savaşı kazandığımızı söyledin. Ama yine de savaştan kaçınmak istiyorsun. Neden?"
Reanna nefesini tuttu. Ölü ellerin paçalarından kollarından tutması gibi.
"Savaş pek çok masum canı aldı Majesteleri. Ben Solorus halkının çocuklarının özgür topraklarda neşeyle koşuşturmasını istiyorum. İşgalciler tarafından öldürülmelerini değil. Ben Solorus için özgürlük istiyorum ve bunu onları koruyarak savaşı engelleyerek yapacağım. Çünkü halk olmadan Solorus da var olmaz."
Kral ve Alastair o an için tek ortak düşüncesi Reanna'nın ne kadar kararlı ve cesur olduğuydu. Alastair ise o an için bir Tanrıça gibi parladığını düşüyordu. Koruyucu ve güçlü bir Tanrıça.
"Ah Reanna kızım." Dedi Kral derin sevgi dolu bir sesle. Reanna irkildi ve Kral'a dolu dolu gözlerle baktı. Bu hayatında ilk defa ona kızım diyordu ve Reanna'nın aklına o ölü mavi gözler gelmişti. Ama artık o başka bir zamana ait bir anıydı. Şimdi yine mavi gözler ona sevgi dolu bakıyordu ve bu sefer bu ışığın sönmesine izin vermeyecekti.
"Gerçek bir Solorus ruhu taşıyorsun. Bir kahramanın ruhunu Reanna. Cesur bir kahramanın." Reanna ona sarılmak istese de bunun oldukça yersiz ve saygısız bir davranış olduğuna karar vererek elini kalbini üstüne koymakla yetindi.
Alastair babasının Alaric ve kendisinden başkasına bu şekilde bakıp kabul edebileceğini düşünmezdi ama Reanna babasının güvenini ve sevgisini çoktan kazanmıştı.
"Şimdi gidebilirsiniz. Görevi başarıyla tamamlayacağınıza güveniyorum." Dedi bu kez daha gür bir sesle. Reanna ve Alastair eğilerek Kral'a son kez selam verdiler ve kapıdan çıkmak için harekete geçtiler.
"Son bir şey daha Alaric'in Alacurd baskınında parmağı olup olmadığını soruşturacağım." Yutkundu. Reanna ve Alastair birbirlerine baktılar. Kral için bu oldukça zor olmalıydı
Kral tekrar gülümsedi ve konuştu "Ne olursa olsun canlı gelin ve birbirinize güvenmekten vazgeçmeyin. Akana yolunuzu aydınlatıp size rehberlik etsin yavrularım."
Kapı arkalarından kapanırken Kral geleceğin pek çok şeylere gebe olacağını biliyordu ama keskin hisleri iyilik kadar kötülüğün doğacağının da farkındaydı.
Pencereye doğru döndü ve pasparlak aya doğru kafasını kaldırdı. Gümüş ışık yaşlı yüzünü aydınlattı ve mırıldandığı kısa duayı Akana'ya taşıdı.
"Sevgili çocuklarımı koru, onları güvende tut ve bana sağsalim gelmelerini sağla. Amen."
O gece Akana iki yoldaşı karanlığıyla örtüp yollarını aydınlattı.
Lütfen yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın trong>
Yeni kapağı nasıl buldunuz? Yorumlarınızda belirtmeyi unutmayın.
Sevgi ve erdemle kalın trong>
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.