İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 28 · 17 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 28

Melekler ve Şeytanlar

Uzun bir aranın ardından tekrar merhaba. İnanın bu kadar uzatmak istemedim ama yeni bir işe başladım ve haftanın altı günü çalışıyorum. Yorgunluktan bir köşeye bayılıyorum sonra 😪 Kafamı toplayıp iki kelam yazacak halim kalmıyor ama yine de haftada bir bölüm yayınlamaya çalışacağım. Cağğnımmm okurlarıma duyurulur 😍

Yeni bölümü sabırla beklediğiniz için teşekkürler 😍 Şimdi sizi Rea'yla başbaşa bırakıyorum.

Keyifli okumalar...

Uyarı: Bu bölümde madde kullanımı, tac*z, teşhircilik, suistimal ve çı*plaklık bulunmaktadır.

Kral o gece çalışma odasında kızıl ay ordusunun komutanı Sör Adrian ve oğlunun yokluğunda beyaz ay ordusunun komutanı olan Sör Mackart ile raporların üstünden geçiyor büyük Davonier baskını için son değerlendirmeleri yapıyorlardı. Odanın ortasında bulunan meşeden yapılma büyük masanın üstünde başkentin detaylı haritası bulunuyor, şehrin karanlık semti olarak adlandırılan Davonier, masanın dört bir yanına mumlar iliştirildiğinden tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyordu. Her bir dar sokak, cadde detaylıca çizilmiş ve bilindik yerlerin ismi uzun uzadıya yazılmıştı.

Üç önder ayakta ve bu haritaya eğilmiş konuşuyorlar, küçük askere benzeyen taşları haritanın bir o yanına bir bu yanına ilerletiyorlardı. Reanna'nın görevlendirdiği astlar titizlikle yürüttükleri görevin malumatlarını krala ulaştırmış ve kendileri de baskında görev alacak erlerin arasına katılmak üzere pusu da bekler olmuşlardı. Alacurd gibi bir devlet karşıtı örgütün ipini çekeceklerdi ve bunu şehre yapacakları eş zamanlı baskınlarla gerçekleştireceklerdi.

"Majesteleri bu kadar kusursuz bir plan yaptığınıza göre muhbirinize güveniyor olmalısınız" dedi sör Adrian uzun siyah sakalını sıvazlayarak. Gözleri haritanın üstüne olsa da sözleri merakla krala yönelik söylenmişti.

Kral masmavi mücevheri andıran gözlerini komutana doğru kaldırdı. Gökyüzünü andıran bu gözlerde bir fırtına hâkimdi. Zeki bakışları komutanının aslında neyi merak ettiğini bilir gibiydi.

"Sör Adrian" dedi derinden gelen tok ses. Baskın ve hükmedici bir güç yayıyordu etrafına. Öyle ki iki komutanda istemsizce kendilerine çeki düzen vermiş, kralın karşısında aciz iki asker oluvermişlerdi.

"Muhbirin kim olduğunu bilmiyorum. Çünkü tek bir kişi değil." Dedi sakin bir sesle sorulmamış ima edilen soruya cevaben. "Sokağa çıktığınızda göz göze geldiğiniz biri de olabilir saraydan yükselen gözlerde. Kim olursa olsun tek bir ortak noktada buluşuyorlar." Sözleri tıpkı sesi gibi uyarıcı bir ton taşıyor, dik duruşuyla odada ki en baskıcı güç oluyordu.

O bu krallığın demir yumruğuydu.

Kim olursa olsun hainler bu yumruğun altında ezileceklerdi.

"Bana olan sadakatleri. Hiçbir mal ve canın alamayacağı..." gözleri iki askerinin de üzerinde dolandı. Ciddi ve saygılı duruşlarının sadece bir kabuk mu olduğunu merak etti. "Mutlak sadakat" Sakin bir sesle konuşsa da tonu ortama bomba etkisi yaratmıştı. Kimseden ses çıkmadı.

Sör Adrian, Kralın güç gösterisinde ki uyarıyı anlamakta güçlük çekmemişti elbette. Ama bir komutan olarak özellikle Solorus'un en güçlü ordusunu yöneten biri olarak istihbaratın onunla paylaşılmasını kendine hak görüyordu. Elbette kralla eş değerde olmadığını biliyordu ama Solorus ordusu da onsuz hiçbir şeydi.

Sör Mackart'a baktı göz ucuyla. Yüzünde gizlemeye çalıştığı bir korkuyla kafasını eğmişti. Dişlerini sıktı. Tam bir korkaktı.

"Gururun ardından yıkım,

Kibirli ruhun ardından da düşüş gelir." Dedi kral bilge bir sesle. Ezberinden okuduğu bu ayet Sör Adrian'ın kafasını hızla kaldırmasına neden oldu. İstemsizce Krala bakmış ve kralın gözlerindeki o parıltıyı tanımıştı. Her şeyin farkında olduğu o bakış üstün bir ezicilik yayıyor, Adrian'ı düşüncelerinde kapana kıstırıyordu. Yüzünde ufak bir gülümseme vardı ve tepkisini görmesiyle gülümsemesi büyümüştü.

Kral oyun başlamadan Adrian'ı şah mat etmişti.

Tık tık sesi derin sessizliği bölerken kafalar merakla cama doğru çevrildi. Bir tek kral yüzünde huzursuz bir ifadeyle cama yürümüştü. Pencereyi açtığında simsiyah gece gibi güzellikte bir kuzgun içeri süzülerek masaya kondu. Obsidiyen taşı gibi olan gözlerinde ışık nokta olarak parladı. Krala bakarak gakladı. Kral olağan bir şekilde pençesine uzandı ve kağıdı çözüp aldı.

İfadesiz bir suratla yazılanları okuyan kral kağıdı katlayıp kafasını kaldırdı. Gözlerinde heyecanlı bir parıltı vardı. Öyle ki gözleri iki safire dönmüştü.

"Ordularınızı hazırlayın general. Yarın şeytanın yaverlerini alaşağı edeceğiz"

Sophia malikanede ki hummalı çalışmanın Kelain'in davete gitmek üzere olmasına bağlıyordu. Kelain kahyaya bağıra çağıra emirler yağdırmış, sandıklar arabaya alelacele taşınmıştı. Bir davet için oldukça fazla eşyayla yola çıkıyor olması oldukça şüpheliydi.

Bahçede arabanın başında emirler yağdıran ellerini sürekli sağa sola sallayan Kelain'e baktı. Kendisi ise eşyaların taşınmasına yardım ediyordu. Sandıklara birkaç kere bakmaya teşebbüs etse de üzerinde fazla göz olduğundan yapamamıştı. Hem oldukça ağır olan sandıklar fazlaca kilit de barındırıyordu.

Kelain ise pek bir telaşlı pek bir heyecanlıydı. Öyle ki küçük boncuk gözleri yine o sinsilikle parlamış, vücudu gerginliğini gösterircesine sabırsızca kıpırdanır olmuştu. Korkuda okunuyordu gözlerinde öyle ki hep yaptığı gibi yanından geçen hizmetlilere bir kez bile göz atmamıştı. En sonunda giyindiği siyah kadife takımının ceketini iki eliyle kavrayarak aşağıya doğru çekiştirdi. Göbeğinden dolayı dar ceket tekrar aynı yerini alırken bunu fark etmemiş gibiydi. Boğazını temizledi ve en sonunda başı dik kibirli bir ifadeyle arabaya bindi. Hizmetliler çil yavruları gibi kaçışırken araba hareket etmek üzereydi.

Sonra kimsenin beklemediği bir şey yaparak arabanın yanına atıldı Sophia.

"Efendim" dedi mahcup kısık bir sesle. Sanki nasıl onu durdurmaya cüret edermiş gibi kıvranıp duruyordu. Kelain Sophia'nın yüzüne hafif bir şaşkınlıkla baktı. Sanki onu yeni görüyormuş gibi anlam verememişti. Sonra bakışları yumuşayarak gözleri kısıldı ve dudakları zevk dolu bir gülümsemeyle kıvrıldı. Onu her gördüğünde teni aklına geliyor elleri ona dokunmak için sabırsızlanıyordu.

Davetten sonra dedi ses Unuttun mu?

Dayanamayacaktı ama dişleri kamaşıyor teni karıncalanıyordu. Davet geçtiği an da onunla ilgilenecekti. Konuşmasını beklerken utangaç hallerini ve kızaran yanaklarını seyretti. Kırbacının o güzel yüz de ne tür izler bırakacağını düşünmek yerinde heyecandan kıpırdanmasına neden oldu.

"Sizinle gelebilir miyim?" dedi bir an da genç kız hızlıca. Kafasını kaldırmış heyecanlı büyük gözlerle ona bakmıştı. Azarlanacağına dair olan inancın emareleri yine de cesaretini kırmamıştı anlaşılan. "Görüyorum ki yalnız gidiyorsunuz" yutkundu ve gözlerini kaçırarak yere indirdi. "Birisine ihtiyacınız olabilir" dedi endişeyle.

Kelain genç yüzdeki endişeyi ve mahcubiyeti görebiliyor, genç kızın ona olan ilgisi göğsünü kabartıyordu. Tam tahmin ettiği gibi o dokunuştan sonra kız onu unutamamış ve her an ister olmuştu. Derin bir nefes alarak yine o çiçeksi kokuyu soludu ve bu içinde bir şeyleri harekete geçirdi. Ama onu davete götüremezdi. Eğlencesini çok önceden hazır olması için yollamıştı. Fazladan bir kişi bile o Alacurd pisliğinin dikkatini çekerdi. Geçen gece aklına gelince dişlerini kırarcasına sıktı. O pisliğe haddini bildirecekti.

Yanında ki bir hareketlenmeyle genç kızın korku dolu bir yüzle pencereden uzaklaştığını gördü. Masum ifadesini süsleyen elma yanakları ve dişlemekten kırmızı kiraza dönen dudakları korku barındıran güzel kahve gözlerine nazaran heyecanını yansıtıyordu.

"Bu aciz isteğimin sizi kızdıracağını düşünemedim. Beni affedin" diye tiz bir sesle bağırarak eğildi. Siyah saçları tokasından kurtularak beyaz gösterişsiz hizmetçi gömleğinin üzerine yayıldı.

Onu da götür. Planladığından erken olabilir. Dedi ses arzu dolu bir hırıltıyla. Hem eğlencene renk katarsın. Onu da gösterine kattığını düşünsene... İki kız...diyerek devam etti kısık bir mırlamayla. Nasıl ağızlarının suyunu akıtarak izleyeceklerini... Ne kadar para kazanacağını...

İşte o an anında karar vererek gülümsedi. Sırtlana benzeyen yüzü pek bir hevesliydi.

"Arabaya geç" dedi yumuşak bir sesle.

Sophia gözleri parlayarak kafasını kaldırdı. Büyük bir hevesle acıma dolu bakışlar altında arabaya bindi.

Arabaya bindiği an da üstünden çekilmeyen bakışlar diken gibi batıyor, tenini kanatıyordu. O ise bir aptal muamelesi yaparak pek pahalı pek rahat araba koltuğunun üstünde zıplıyor, küçük perdeyi aralayarak dışarıya hayran dolu bakışlar atıyordu. Para düşkünü, aptal ve aciz kız rolü sonunda meyvesini vermiş ve onu Kelain'in en yakınına kadar getirmeyi başarmıştı.

Kelain'e baktı göz ucuyla. Hala onu yavaşça süzüyor gülümsemesi gittikçe büyüyordu. Sanki çok lezzetli bir yemeğe bakarken ilk önce gözünü doyuruyor gibiydi. Ama bunu fark etmemiş gibi etrafı seyretmeye ve akşamın ışıltısını izlemeye devam etti.

Kelain ise katiyen konuşmuyor, herhangi bir hareket de de bulunmuyordu. Oysa gözünü rahatça oyabilmek için hançerini gömleğinin koluna bile saklamıştı. Bu oldukça beklenmedik ve tuhaftı. Bu tiksinç adamı ne denli bir şeyin bu kadar heyecanlandırdığını düşündü. Ner malikanesinde ne dönecekti?

Araba malikaneye yaklaştığında büyük demir kapıları gördü. Tırmanılmayacak kadar yüksek, aralarından geçilmeyecek kadar sıkı parmaklıklara sahipti. İki yanına konuşlanan siyah takımlı muhafızlar suratsız bir ifadeyle arabaların içini kontrol ediyor, uzatılan davetiyeleri çatık kaşlarla kısaca göz gezdiriyorlardı. Sophia heyecanla olacakları beklerken kalbi gümbürdüyordu. Ter boşanıyor sürekli eğilip pencereden onlara ne kadar sıra kaldığını gözlüyordu.

Kelain ise Sophia'nın bu telaşlı hallerini izliyor, korkusunu solumak için derin derin nefes alıyordu. Her bir nefeste onunda kalbi heyecanla atıyordu. En sonunda sıra onlara geldiğinde davetiyeyi muhafıza bakmadan uzattı. Kısa bir sessizlikten sonra davetiye eline geri verildi ve araba hareket etti. Uzun ağaçlı bir taş yoldan geçtiler. Tek duyulan ses tekerleklerin tıkırtısı ve Sophia'nın sabit olmayan soluklarıydı. Kelain kocaman bir sırıtmayla bakarak

"Merak etme Sophia. Çok eğleneceksin" dedi. Sesi yatıştırıcı bir sakinlik içeriyordu ama onu tanıyan biri şeytanın günaha sokmadan önce ki baştan çıkarıcılığına büründüğünü bilirdi.

Araba en sonunda durduğunda ilk önce Kelain indi ve Sophia'ya bakmadan kendisini bekleyen Madam Backery'e yürüdü.

Madam Backery, yaşlı ve asil bir kadındı. Dik duruşu ve uzun boyuyla kalabalık araba grubunda anında seçiliyor, soyluları nazik ama soğuk gülümsemesiyle karşılıyordu. Sonra Kelain'i görmesiyle parlak bir gülümsemeyle ona doğru yürüdü. Gerdanını, omuzlarını ve memelerinin çoğunu açıkta bırakan dar siyah bir balık elbise giymişti. Dipdiri vücudunu sarmalayan siyah ipek her bir adımında vücudunda dalgalanıyor, albenili vücudunu gözler önüne seriyordu. Topladığı saçlarının arasında göz çarpan beyazlar sert çehresini az da olsa yumuşatıyor, kömür karası büyük gözlerine tezatlık oluşturuyordu.

En sonunda Kelain'e eğilerek tombul yanaklara yavaşça iki öpücük kondurdu. Kelain ise bu durumdan pek memnun pek neşeliydi.

"Ah tatlım. Bugün bize ne gibi bir sürpriz hazırladığını merak ediyorum." Dedi şuh bir edayla. Ses tonu her türlü günaha davet eder gibi derinden gelen bir şehvet tınısı içeriyordu. Kelain madamın siyah dantel eldivenli elini alarak uzunca bir öpücük kondurdu. Gözleri ise madamın yüzünde memelerinde dolanıyordu.

"Ah tatlım hayallerinin de ötesinde olacak" dedi gizemli bir şey vadediyor gibi. Sonra eli bırakarak Sophia'ya baktı. Madam da en sonunda onu fark etmiş alıcı bir gözle onu süzmüştü.

"Hımm" dedi memnuniyet dolu bir mırlamayla gözleri de genç bedeni yiyip bitirmişti. "Bu o mu yoksa?" dedi Kelain'e bakarken merakla biraz da heyecanlı derinden gelen sesle. Kelain yavaşça kafasını salladı.

"Çok iyi bir seçim" dedi kadın iki elini çırparken. Yüzünü kaplayan büyük gülümseme heyecanını yansıtıyordu. Sonra tekrar Sopia'ya baktı. Bu sefer yüzünde anaç bir ifade barındırıyordu ama Sophia içten içe biliyordu ki bu bir maskeydi. Hem de büyük kıpkırmızı boynuzlu suratı saklayan bir maske.

"Gel tatlım. Seni hazırlayalım." Dedi ve elini genç kızın koluna koyarak onu yönlendirdi. Sophia ise bu dokunuşla irkilmiş ve ondan uzaklaşmak istemişti.

Geniş işlemeli kapıya vardıklarında sonuna kadar açık olduğunu gördü. İçeri giren simsiyah giyinmiş kadınlı erkekli soylular yavaşça ilerliyor, yüzlerine taktıkları maskelerinin ardından boğuk bir sesle konuşuyorlardı.

Beyaz maskenin sadece gözleri açıktaydı ve diğer kısımlar yontularak burun ve ağız şekli verilmişti. Sıkıcı ve birazda korkutucu duruyordu. Soylular sağdaki büyük salona ilerlerken Madam bir an da durarak yanlarından geçen hizmetçi bir kızı durdurdu.

Gerçi hizmetçi olup olmadığı belli değildi. Sadece gözlerini örten bir maske takmıştı ve bembeyaz teninde parlayan dudakları kırmızıyla boyalıydı. Saçları sıkıca toplanmış, gergin cildini daha da germişti. Omuzlarını ve memelerinin çoğunu açıkta bırakan siyah mini bir elbise giymişti. Öyle ki siyah dantelli çorabının uyluğuna kadar çektiği kısmı görünüyordu. Elindeki tepsinin üstünde içkiler cam kristallerde parlıyordu.

Genç kız ona dikkat etmemiş ilgisi madamın üstünde kalmıştı. Gözlerinde ki korkuyu göremese de hissetti Sophia. Madam ona bir şeyler dedi ve kız anında elindeki tepsiyi bir başkasına vererek telaşla Sophia'nın kolunu tutup onu çekiştirdi. Madam ise çoktan başka bir misafirle ilgilenmeye başlamış şuh kahkahalarını atar olmuştu.

Genç kız onu bir odaya sürükleyerek içeri soktu. Küçük odada sadece bir yatak küçük bir dolap ve üstünde güzellik malzemelerinin olduğu masa bulunuyordu. Loş ışık odayı bir nebze olsun aydınlatıyordu. Kız onu tekrar çekiştirerek masaya oturttu.

Katiyen konuşmuyor beceriksiz hareketlerle Sophia'nın saçını açmaya çalışıyordu. Sophia derin bir nefes alıp bıkkınlıkla vererek kızın ellerini tuttu. Kız anında duraksarken şaşkın bir vaziyette ona baktı.

Reanna artık bu saçmalığa katlanamayacağını düşünüyordu. Kelain onu şaşırtmayarak tahmin ettiği şeyleri bir bir göstermişti. Dişlerini sıktı kırarcasına. Bu genç kız gibi daha kaçının malikanede dolandığını düşündü.

"Sakin ol. Sana bir şey yapmayacağım" dedi kısık sert bir sesle. Kız sözleriyle titredi ve küçülmek istercesine büzüldü.

"Madam sana ne dedi ?" dedi aynadan kıza bakarak. Kızın ağzı açıldı sonra kapandı ve en sonunda kafasını sağa sola salladı.

"Konuşamıyor musun?" dedi Reanna merakla. Kız kafasını salladı hızla. Derin bir nefes alan Reanna kızın elini bırakarak ayağa kalktı ve korkmuş kızı yatağa yönlendirerek oturttu. Kız da ona itaat ediyor, karşı koymuyordu.

"Madam seni zorla alıkoydu değil mi?" kız anında kafasını kaldırarak maskesinin ardından dolu dolu gözlerle baktı.

"Sana eğer onunla gelirsen yardımcı olacağını söyledi değil mi?" kız artık ağlıyor maskesinin altından gözyaşları yol yapıyordu. En sonunda kollarını kaldırarak bebek tutar gibi kıvırdı.

"Bebeğin mi var?" dedi Reanna merakla. Kız hayır anlamında kafasını salladığında Reanna bu sefer farklı bir soru sordu.

"Kardeşin mi?" kız hızla kafasını sallasa da tekrar ağlamaya başlamıştı. Reanna'nın yüreği burkulurken bu kız gibi pek çoklarının olduğunu düşündü. Ailesine bakmak için ya da sokaklarda yaşamamak için küçük yaşta madamlar tarafından kandırılıyor ya da satılıyorlardı. Kimsesiz bu küçük kızlar ise seslerini çıkaramadan tiksinç zevklerin kurbanı oluyorlardı. İçi öfkeyle dolarken buna neden olanları cezalandıracağına dair içten içe söz verdi.

"Sana yardım edeceğim." Genç kız kafasını kaldırarak şaşkınlıkla bakakaldı. Reanna ise kalem kağıt aramaya koyulmuştu. En sonunda eski bir kağıt bulduğunda hızlıca yazmaya koyuldu.

"Kimseye görünmeden arabacıların beklediği yere git. Orada uzun boylu sarı saçlı ve mavi gözlü birisini bulacaksın. Adı Leo boynunda bir doğum lekesi var. Ona git ve bu kağıdı ver." Dedi ve katladığı kağıdı kıza uzattı. Kız titreyerek kağıda yavaşça uzanıp tuttu. Sıkı sıkı tuttuğu kağıdı avucuna hapsederken yerinden hızla doğrulup Reanna'ya sarıldı. Reanna ilk başta şaşırsa da kızın bu minnet dolu sevincine karşı çıkmadı.

"Kardeşini de merak etme. Sağ salim sana kavuşturacağım." Kız geriye çekilerek ona kocaman gülümsedi. Utangaç tavırlarında minnet okunuyordu. Reanna dolapta bulduğu pelerini kızın omuzlarına koydu ve kafasını örttü.

"Şimdi kimseye görünmeden çık buradan" kız kafasını salladı. Teşekkür ettiğini belli edercesine kafasını eğdi ve odadan hızlıca çıkıp gitti.

Reanna kızın gidişini izledikten sonra dolaba doğru yürüdü. Şimdi sıra zalimi avlamaktaydı.

Alastair, Alacurd muhafızı olmaktan nefret etmişti. Giydiği kalitesiz kumaş onu kaşındırıyor, sabırsızlığı gergin olmasına neden oluyordu. Onlardan biri olmak ise elbette asıl sıkıntısının başında geliyordu. Bu kadar aşağılık bir gruba sızmış olsa da bu bile ona diken gibi batıyordu. Yerinde birkaç kez daha kıpırdandı ve gözleri tekrar etrafı taradı. Reanna çoktan gelmiş olmalıydı ama bu sahte yüzlerden hiçbiri o değildi.

Hoş gerçi burada göz gözü görüyor bile denemezdi. Siyah kadife perdeler kapalı ve her yeri kaplıyordu. Siyah örtüyle kaplı yuvarlak masalar düzensizce yerleştirilmiş, masaların ortasında ki şamdanlarda ki mumlar ortamı loş bir nahoşlukla kaplamıştı. Her bir masa da yedi sandalye bulunuyor, envai çeşit yiyecek siyah ortama tezat oluşturarak parlıyorlardı. Hizmetçi kızlar masaların aralarında dolanıyor soylulara içki servi ediyordu. Bazıları ise çoktan kucağa çekilmiş kıkırtılar ve kesik inlemeler odayı doldurmuştu. Yoğun tütün ot dumanı ise geniz yakıyor, yoğun bir sis bırakıyordu.

Alastair yüzünü buruşturmamak için kendini zor tuttu. Dişleri sıkılmaktan ağrımış, gözleri yanmaya başlamıştı. Alacurd'un beş üyesinden hiçbir gelmemiş, Kelain bile gözükmemişti. Bir bit yeniği olduğunu düşünse de plana sadık kalarak yerinden ayrılmadı. Her şeyin kusursuz olması gerekiyordu. Yoksa Alacurd hamamböceği gibi üremeye devam edecek ve daha çok başını ağrıtacaktı.

Bir an da tüyleri diken diken oldu. Gözleri onun geldiğini hissetmişçesine kapıya kaydı ve onu gördü. O an tüm düşünceleri kafasından uçup gitti. Kim olduğu ve ne yaptığı da.

Sadece o vardı. Ruhunu etkileyen varlığının güzelliği somut olarak da var olmuş karşısında belirmişti. Ondan başkasını ne görüyor ne duyuyordu. İliklerine kadar işlemişti kendini ve Alastair bunun farkına o anda vardı. Onu sahiplenme arzusu kor gibi damarlarını yaktı. Kalbi hızla çarparak soluğunu kesti. Hızla ona doğru yürümek ve kimse görmeden sarıp sarmalamak istiyordu. Onu istiyordu.

Bu sinsi gerçeklik en sonunda gün yüzüne çıkarak ona çarpmıştı. Hep itelediği hisleri en sonunda kabına sığamayarak taşmıştı. Yutkundu ve boğazına kadar onu dolduran karmakarışık hisleri yutmaya çalıştı. Ama işe yaramadığı gibi dili damağı kurumuştu. Sonsuz bir susuzluk çekiyor gibiydi ve vaha ona doğru geliyordu. Tüm albeniliği, çekiciliği ve gücüyle.

Siyah saten elbise vücuduna tam oturuyor, kıvrımını gözler önüne seriyordu. İnce askıları beyaz yuvarlak omuzlarını süslüyor, gerdanı parlıyordu. Yırtmacı her hareketiyle açılıyor, düzgün pürüzsüz bacağını sergiliyordu. Siyah saçlarını toplamış, ince uzun boynunu açıkta bırakmıştı.

Bir tanrıça gibi görünüyordu ve Alastair ise ona tapınmak istiyordu.

Reanna Alastair'i görür görmez yanına seğirtmiş ve dikkat çekmeden yanında durmuştu. Alastair tek kelime etmemiş onu selamlamamıştı bile sadece ifadesiz bir suratla ona bakıyordu. Ama gözleri daha da koyulaşmış irisleri görünmez olmuştu. Yoğun çarpıcı bakışları üstünden ayrılmıyordu. Reanna ise etrafı kolaçan ediyor, gözüne takılan ani hareketlenmeleri yakalıyordu. Ama soyluların şuh kahkahaları ve rahatsız edici teşhircilikleri midesini bulandırıyordu.

"Beş lider ve Kelain görünmedi." Dedi Alastair boğuk kısık bir sesle. Kısa bilgi Reanna'nın tüylerini diken diken etti. Şüphe zihnini ele geçirirken telaşlanmaya hazır hisleri kıpırdandı. Planları mı ortaya çıkmıştı? Oysa ki çok dikkatlilerdi. Her yer de muhafızlar konuşlanmıştı ve onları kapana kıstırmışlardı. Birileri ihanet etmiş olabilir miydi? Sonuçta haini hala bulamamışlardı. Gözleri beş sandalyenin bulunduğu ana masaya kaydı. Boştu.

"Biraz daha bekleyelim. Kelain'in nasıl para topladığını görmeliyiz. Böylece kanıtlar yargılanması için şüpheye yer bırakmayacaktır." Arkası sağlam olan Kelain'in kolayca kaçmasına izin vermeyecekti. Yüksek mahkeme de yargılanacak ve o çok sevdiği soylu farelerinin önünü kesecekti.

Sabret dedi içinden öfkeli bir ses. Sana dokunmasına bile izin verdin. O eli kesmeden kaçmasına izin veremezsin.

Alastair'in cevabını duyamadan yüksek sesli bir çınlama ortamı inletti. Öyle ki Reanna bile yüzünü buruşturmuştu.

Kelain yüzünde ki maskeyle belirdiğinde Reanna iğrenmeyle yüzünü buruşturmaktan kendini alamadı. Kelain nefes nefese kalmıştı ve öfkeden kızardığı yüzündeki maskeden bile anlaşılıyordu. Biliyordu çünkü her yerde Sophia'yı aramış olmalıydı. Bulamamıştı ve bundan sonra hiç bulamayacaktı.

Kelain coşturan girişini yaptıktan sonra kısık gizemli çıkmasına uğraştığı sesiyle konuşmaya devam etti.

"Bu gecenin ilk oyunu gelsin"

Bağrışmalar heyecanlı ulumalar dört bir yanı sardı. Siyah kadife perdeler açıldı ve içeriye Kelain'in oyunu girdi.

Reanna nefesini tutmuş şokla sahneye bakıyordu. Doğru olmamasını ummuştu. Bir kez yanılmayı istemişti ama gördükleri haklı olduğunu haykırıyordu.

"Or*sp* ç*c*ğu" dedi Alastair öfkeyle dişlerinin arasından. Alastair'in ilk defa küfrettiğini duyuyor olmasına rağmen bir kez bile dönüp bakmadı. Gözlerini sahneden alamıyordu.

Perdenin ardında duvarlarda o mahzende gördüğü gibi pek çok alet bulunuyordu. Büyük siyah bir yatak tam ortadaydı ve üstünde ise karyolanın direklerine bacaklarından ve ellerinden bağlanmış bir kız duruyordu. Beyaz çıplak teni kırmızı izlerle doluydu ve gözleri bağlanmıştı. Sarı saçları başının etrafında hare oluşturmuştu ve ağzı yalvarmalarıyla açılıp kapanıyordu. Buna ne kadar zamandır katlandığını düşünmek Reanna'yı daha da öfkelendirdi.

Kelain kıza yaklaşarak yavaşça eğildi ve kulağına doğru bir şey söyledi. Kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes onları izliyor hızlı nefes alış verişler duyuluyordu. Kız ağzını sıkı sıkı kapattı ve sessiz bir hıçkırıkla vücudu titredi. Kelain doğruldu ve yüzünü tekrar onlara döndü.

"Evet. İlk oyunu kim oynamak ister?" dedi fazla hevesli teşvik edici bir sesle.

Önlerden tombul bir adam elini kaldırdı. Kucağında ki kızı ise itelemiş hevesle öne doğru kaykılmıştı. Başka birkaç el daha kalktı ama Kelain ilk avını gözüne kestirmişti.

"Siz" dedi eliyle adamı göstererek.

"Kırbaçla vur" dedi adam anında yüksek bir sesle. Kelain kıs kıs gülerek arkasını döndü ve duvara doğru yürüdü.

"Unutmayın her bir vuruş 50 altın."

Kıkırtılar heyecanlı bağırışlar yükseldi her taraftan. Kızın yanına yürüdü yavaşça ve bir şeyler söyledi. Kız titreyerek ellerinin ve dizinin üstünde durdu. Sonra kafasını aşağıya doğru eğerek kalçasını havaya doğru kaldırdı. Kelain kırbacı kaldırdı ve beyaz ten de ilk darbeyi vurdu. Kızın boğuk haykırışı heyecanlı seslere karıştı.

Reanna dişlerini sıkıyor, kızın çektiği bu eziyete son vermek için yardımına koşmak istiyordu ama gözleri hala boş olan Alacurd liderlerinin sandalyelerine kayıyor kendini dizginliyordu. Yapmamalıydı. Emri vermeliydi ve buradaki herkesi ateşe atmalıydı ama yılanın başını ezmek istiyordu. Kuyruğuyla yetinmeyi değil. Eğer bugün bu işi bitirmezse bu kötülüğün sonu da gelmezdi. Alastair'e baktı göz ucuyla. Kafasını eğmiş kaşlarını çatmıştı. Gergin vücudu her an öne atılmaya hazır gibiydi. Öfkesi öyle elle tutulurdu ki Kelain ve buradaki tüm soyluları kılıcından geçirecekti.

Sonra bir hareketlenme oldu ve herkesin sesi bıçakla kesilmiş gibi aniden kesildi. Beş kişi girmişti ortama beyaz maskelerinin göz kısımlarında bir damla vardı ve ters haç işlenmişti. Pelerinleri tüm vücutlarını sarıyordu ve başlıkları tenlerinin birazını bile göstermeyecek şekilde örtülmüştü. Ağır adımlar yankılandı salonda. Öndeki kişi iri yarı biriydi ve etrafına mutlak bir güç yayıyordu. Tek eliyle birini rahatça boğabilirdi. Masasına ilerledi ve oturdu. Dördü onu takip ederek sandalyeye oturdular. Kelain'in ise rahatlığından eser kalmamıştı. Gergin bir vaziyette dikiliyor, kırbacın sapını kırarcasına sıkıyordu. En sonunda arkasını döndü ve bir kez daha kırbacı indirmek için havaya kaldırdı.

Reanna buna izin veremezdi. Bacağına bağladığı hançerlerinden birini eline alarak Kelain'in havada ki eline fırlattı. Tene saplanan keskin ucu yüksek bir haykırış takip etti ve kırbaç yere düştü. Kelain elini tutmuş haykırıyor, her yeri inletiyordu. Herkes şaşkın bir vaziyette ne olduğunu anlamaya çalışırken Reanna tüm öfkesini kusarak sert bir sesle bağırdı.

"İmparatorluğun güneşi adına sizi yakmaya geldim!"

Lütfen oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın...

Sevgi ve sağlıcakla kalın... 😍

Bölüm sonu

14 yorum