İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 19 · 15 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 19

Endişeler ve Ittifaklar

Reanna ilk balosunu hatırlıyordu da ilk savaştan galibiyetle döndükleri zamandı. Kral başarılı askerlerini kutlama seremonilerinde ödüllendirmiş ve Reanna'ya üstün başarılarından dolayı bir unvanla soyadı vermişti. Kazanılan toprakların hazinelerinin yarısı belki de kutlamalarda harcanmıştı. Kraliyet balosuna ise ilk defa gittiğinden ayran budalası gibi süslerden ve altından gözünü alamamıştı. O zaman ki toyluğuna bilmişlikle gülüyordu şimdi.

Caleb yanına geldiğinde geniş kanatlı kapılardan giren soyluları inceliyordu. Yaveri ciddi bir suratla dikiliyordu. Üzerinde özel durumlar için olan şık üniforması vardı. Tıpkı Reanna gibi.

"Efendim Sör Adrian'ın acil bir işi çıktığından balodan ayrıldıklarını bildirdiler. Yetkinin ise sizde olduğunu ilettiler. Ayrıca Kral sizi çağırıyor." Dedi ciddi bir sesle.

Reanna istemsizce eskiden Sör Adrian'ın durduğu yere baktı. Gerçekten de prenslerle ve birkaç soyluyla oluşturduğu toplulukta yoktu. Ona kaydı gözleri hemen istemsizce. Alastair uzun ve heybetli vücuduyla hemen seçilebiliyordu. Ciddi olduğunu varsaydığı bir konuşmayı dinliyor, arada bir kafasını sallıyordu. Siyah saçlarını geriye doğru taramış ve birkaç tutam anlına dökülmüştü. Resmi kıyafetlerinin içinde her zamankinden farklı duruyordu. Yarım beyaz pelerin sağ omuzundan sarkıyor altın şeritli beyaz pantolonuna eşlik ediyordu. Şık, güçlü ve kendinden emindi. Beyaz eldiveniyle kaplı ellerinin kavradığı bardak hala doluydu. Gerçi Alastair içmeyi pek sevmezdi çünkü zihnini bulandıran kontrolünü kaybettiren şeylerden nefret ederdi. Kaşlarının çatıldığını gördü ve ağzının sert birkaç kelime söylemek için gerildiğini. Oysa ki hemen yanında duran kardeşi Alaric bir o kadar rahattı. Simsiyah bir takım giymişti ve konuşmalarla ilgilenmediği sıkkın suratından anlaşılıyordu. Bardağını ise en son kafasına dikerek belki de yeni bir içki bulmak için gözlerini etrafta gezdirdi. En sonunda gözlerini onlardan çekerek Caleb'e döndü.

"Tamam yerine dönebilirsin. Unutma en ufak sorun da bile beni bilgilendir. Diğerlerine de ikinci bir emre kadar yerlerini terk etmemelerini söyle." Caleb selam verip arkasını dönerek soylu kalabalığına karıştı. Şimdi ise kralın yanına gitmeliydi.

Kral salonun en üst noktasında tahtında oturuyordu. Gözleri bir mücevher gibi parlıyor kırmızı kürklü peleriniyle tezat oluşturuyordu. Tacı göğe yükseliyor ululuğunu gözler önüne seriyordu. Gücü alanı öyle bir çevreliyordu ki buradaki tek mutlak hakimdi. Önünde durarak reverans yaptı. Kral'ın bakışları ilgiyle ona kaydı.

"Majesteleri" dedi sakin bir sesle.

"Üsteğmen" diye selamladı onu kral. "Olağandışı bir durum var mı?" dedi merakla.

"Hayır Majesteleri." Dedi olağan bir sesle. Kral gülümsedi. Gözlerine kadar ulaşan bir gülümsemeydi bu. "Sör Adrian'ın yerini en iyi şekilde dolduracağından eminim." Gözlerini kısarak Reanna dan balo salonuna kaydırdı sert gözlerini. Bakışları her bir misafirin üstünde bir müddet dolanıyordu. "Dikkatli olmalısın" dedi sonra Reanna'ya bakarken. Sesi kısılarak yumuşak bir tona bürünmüştü. Sanki başka bir şey düşünüyor gibiydi.

"Ben ve adamlarımın sizi en iyi şekilde koruyacağından kuşkunuz olmasın. Aksi takdirde tüm sorumluluğu almayı kabul ediyorum." Dedi kararlı bir sesle. Kral kaşlarını kaldırarak eğlenir bir ifadeyle baktı. Sonra kahkaha attı. İçten gelen bu ahenkli sesler gürdü ve çevresindeki birkaç kişinin dönüp bakmasına neden olmuştu.

Reanna yanlış bir şey mi söyleyip söylemediğini bir daha gözden geçirdi ama herhangi bir sorun bulamamıştı. Yanaklarının utançla kızardığını hissedebiliyordu tıpkı sırtında ki dik bakışları hissettiği gibi.

"Ona ne şüphe" dedi kral en sonunda. Sonra gözleri arkasında bir yere kayarken eğlenir ifadesi silinerek yerini güce bıraktı. Reanna neden böyle değiştiğini anlam verememişti ta ki arkasında ki kişiyi hissedene kadar. Tüylerini diken diken eden bir hisle sarmalanmıştı. Sanki içine soğuk bir el girerek kalbini kavramış ve damarlarındaki tüm kanı dondurmuştu. Tüm vücuduna yayılan bu irkilmeyi engelleyemedi. İstemsizce kafasını kaldırıp şimdi yanında duran kişiye baktı.

Dük Mathias Eckhart. Yanında duruyordu. Sapsarı altın rengi saçlarını itinayla geriye doğru taramıştı. Bembeyaz teniyle bir heykeli andırıyordu adeta. Reanna dan uzun ve güçlüydü. Ela gözleri kibirle Reanna'yı süzdükten sonra kral'a döndü. Alenen yok sayılmıştı. Reverans yaparken düz suratından herhangi bir ifade okunmuyordu. Yumuşak sesiyle kralı selamlarken sesinin tınısının şarkı söyler gibi çıktığını fark etti Reanna.

"Üsteğmen misafirimizle ilgilen. Şimdi çekilebilirsin." Reanna reverans yaparak kralın huzurundan iğneleyici bakışlara rağmen çekildi. Anlaşılan Dük Mathias'ın ilgisini çekmişti. Açıkçası onu pek iyi tanıdığı söylenemezdi. Aklında kalan şekliyle tarif edecek olursa kibirli ve hırslıydı. Soylu kana çok önem verirdi ve Reanna'nın general olmasına en başta o karşı çıkmıştı. Ticaret yollarını elinde bulundurması ve orduya en çok askeri hanesinin yetiştirmesiyle ülkenin hatırı sayılır soylularındandı. Ama ne kadar hırslı olursa olsun kraliyete sadıktı ve bu Reanna'nın gözünde diğer şeylerin silinmesini sağlıyordu. Düşüncelerine ket vurarak asıl görevine odaklandı. Kalabalığın arasına karışarak kapıya doğru yürüdü. Kralın mesajını almıştı. Sahne şimdi Mariadaydı.

Odanın önüne geldiğinde yavaşça tıkladı ve kapıyı iri kıyım bir asker açtı. Reanna'nın bölüğünden Nathan sert mizaçlı bir askerdi. Maria'nın özel şövalyesi olarak görevlendirilmişti ve görevini hakkıyla yerine getirdiği şüphe götürmezdi. Reanna'yı gördüğü an da selam durarak yol verdi. Reanna odaya adım atar atmaz Maria da ayağa kalkmıştı. Mor renklerle bezeli Ethnes kıyafeti giyiyordu. Kraliyetten olduğunu vurgulayan altın ipek elbisenin yanlarından iniyordu ve uzun kuyruğunu süsleyen yıldızlar herhangi bir ışık kaynağında parlıyordu. Saçları incilerle tutturularak toplanmıştı. Uzun boynunu ve gerdanını açıkta bırakmıştı. O pejmürde halinden eser yoktu. Şık, asil ve nefes kesecek kadar güzeldi.

Maria Reanna'yı görür görmez yüzü kocaman bir gülümsemeyle aydınlandı. Dostunu görmenin heyecanıyla içten bir gülümsemeydi bu. "Reanna" dedi yüksek bir sesle. Ağır elbisesiyle hızlı hızlı yürümeye çalışarak. Reanna reverans yaparak Maria'yı selamladı. Maria ise en sonunda Reanna'nın yanına gelebilmiş ve boynuna sarılmıştı.

"Seni gördüğüme o kadar sevindim ki." Sonra fısıldayarak devam etti. "Tabii bana çok yardımcı oldular ama senin dostluğunu aradığımı söylemeliyim" dedi gözleri Nathan'a kayarken. Sonra koluna girerek tekrar gülümseyen bir suratla Reanna'ya baktı.

"Prens Ander nasıl?" dedi yumuşak bir sesle Reanna. Maria'nın gözleri ışıl ışıl parlayarak hızla konuştu. "Çok iyi. Yürümeye çalışıyor. O kadar tatlı ki." Oğlundan sevgi dolu şekilde bahsetmesi Reanna'yı bir nebze de olsun rahatlattı ve kendini kıkırdarken buldu.

"İyi olmasına sevindim." Sonra ciddileşerek asıl konuyu beyan etti. "Maria şimdi balo salonuna gideceğiz ve Ethnes soylularının karşısına çıkacaksın." Maria ciddiyetle kafasını sallayarak hazır ve nazır olduğunu belirtti. Ciddi ifadesi ürkütücü bir vaadi ifade ediyordu sanki. "O gece ki konuşmamızı hatırlıyorsun değil mi?" Maria evet anlamında kafasını salladı. "Şimdi senden bir rica da bulunacağım" dedi Reanna ve planını en ince detayına kadar anlatmaya koyuldu.

Alastair gergin bir şekilde belki de onuncu kez kapıya baktı. Babası yarım saat önce 'başladığını' söylemişti ama ne kraliçeden ne de üsteğmenden eser yoktu. Başlarına bir şey mi gelmişti yoksa. Etrafta göz gezdirdi ve bölük 1'in her tarafa yayıldığını gördü. İçlerinden birini çağırmayı düşünüyordu ki kapı sonuna kadar açılarak içeriye Ethnes kraliçesi ardından da üsteğmen girdi. Şaşkınlık dolu nidaların yükseldiğini duyabiliyordu dört bit yandan. Özellikle kraliçelerine şokla ve özlemle bakan Ethnes soyluları. Kraliçe merdivenlerde zarifçe inerek kralın huzuruna doğru yürümeye başladı. Uğultular ise peşinden geliyordu. Yanında ki asiller Ethnes Kraliçesinin güzelliğini öven bir kaç kelime ettiler. Salonun çoğu gibi etkilenmiş görünüyorlardı ama Alastair daha çok kraliçenin ardındaki üsteğmene odaklanmıştı. Üsteğmen arkasından ilerliyor kafasını bir an olsun kaldırmıyordu ama onun tetikte olduğunu adı gibi biliyordu. Tanıştıkları bu kısacık zamanda hiçbir şeyi şansa bırakmadığını anlamıştı.

Kral tahtından doğrularak gür bir sesle konuştu.

"Bu gece sizi önemli bir misafirimizle tanıştırmak isterim. Ethnes Kraliçesi Maria de Levéfre"

Uğultular kesileceğine daha da çok arttı ama belli belirsiz alkış başladığında salonun geri kalanı da buna katıldı. Üsteğmen ise gözlerini etrafta hızlıca gezdiriyor kraliçeye siper oluyordu. Sonra göz göze geldiler. Koyulaşan kahvelikler belli belirsiz bir hınzırlık içeriyordu. Sanki beklediği bir şey vardı. Yüzü ifadesiz olsa da kanı çekilmişçesine beyazlaşmıştı. Dudakları gergin bir biçimde geriliydi. Gözlerini kaçırdığını ve arkasında bir yere odaklandığını gördü. İşte bu gördüğü her şeyi değiştirmişti. Yüzüne heyecanla bir kızarıklık gelmiş ve gözleri çakmak çakmak olup kısılmıştı. Dudakları kazananın gülümsemesiyle kulaklarına kadar çekilmişti. Tanıyordu bu ifadeyi. Mutlak zaferin tatminliği. Merakla arkasına dönüp onu bu denli neyin heyecanlandırdığına bakacaktı ki elinin havaya kalktığını gördü. Sonra eli iner inmez ne olduğunu anlamadan etrafı kızıl ayın erleriyle sarıldı. Tıpkı Alaric, Ethnes soyluları ve Kral da olduğu gibi. O da hemen kılıcını çekerek kralın yanına yürümeye çalıştı ama askerler onu engelledi. Öfkelenerek bağırdı.

"HEMEN ÇEKİLİN!" Gür sesi bağrışlarla kesilse de yanında ki asker onu duymuştu. "Üzgünüm majesteleri ama bunu yapamayız. Sizi hemen güvenli bir yere götürmeliyiz." Sabırsızca konuşmuştu ve gözleri herhangi bir tehdide karşın etrafı tarıyordu. İşte o an farkına vararak etrafa baktı. Kaos dört bir yanı sarmıştı. İnsanlar akın akın kapıya koşuyorlardı. Hemen babasına baktı ama o çoktan açıklıktan askerler tarafından kraliçeyle beraber çıkarılıyordu. Üsteğmen ise onlara refakat etmekle meşguldü. Askerlerin tüm itirazlarına rağmen onları geçerek yanına yürümeye çalıştı ama ona ulaşamadan can alıcı tehdidi gördü.

Reanna arkasından gelecek saldırıyı son anda fark ederek döndü. Kılıçlar hızla çarpışarak etrafa kıvılcım saçtı. İlk görebildiği dipsiz iki kuyuydu ve öfkeden ziyade boş bir ifadeyle bakıyordu. Siyah maskesi tüm yüzünü kaplasa da kel başının arkasında olduğunu bildiği dövmeyle kim olduğunu bilebiliyordu.

Alacurd'un askerleri. Başkentin yeraltı örgütü. Buraya kraliçeye suikast düzenlemeye geldiklerini tahmin etmek zor değildi. Bu zaten beklediği bir şeydi ama önemli olan onların kimin tuttuğuydu.

Dişlerini kırarcasına sıktı. Kılıç bir kez daha çarpışarak vücudunu titretti. Her bir darbesi öldürme içgüdüsüyle yapılıyordu. En sonunda kılıcı darbenin gücüne dayanamayarak fırladı. İşte kana susamış bir cellatla silahsız karşı karşıya kalmıştı. Rakibi vakit kaybetmeden tekrar kılıcını boynuna savurdu. Reanna eğilerek bunu savuşturabilse de en az onun kadar atik olan birisiyle çarpışmak zordu. Kemerine iliştirdiği hançerini çekerek bir kez daha eğildi ve rakibinin karnına saldırdı ama bu onu öngörmüş olacak ki kılıcıyla engelleyip diğer eliyle de Reanna'yı boğazından kavrayarak ayağa kaldırdı. Boğazı öyle bir acıyordu ki nefes alamıyordu. Ölüme bir adım olduğunu bilse de sakindi ve zihni çoktan planını yapmıştı.

Çizmesine bıçak gizleyebileceği bir düzenek kurmuştu ve şimdi test etme zamanıydı. Bilincini yitirmeden topuğunu yere hızla vurdu ve bıçağın sivri ucu ayağın ucundan fırladı. Kalan tüm gücüyle bacağını kaldırdı ve tüm hırsıyla rakibinin bacak arasına tekme indirdi. Yumuşak ete giren metal sıyrılmayla bir kez daha kurtularak tekrar aynı yere indi.

Adamın haykırışı tüm salonu inletmişti. Reanna'yı can havliyle bırakarak iki büklüm oldu. Reanna daha nefes almaya fırsatı olmadan adamın suratına yumruğu indirdi. Şimdi kanayan burnunu tutarak tökezlemişti. Hançerini düşürdüğünden en yakınında olan adamın kılıcını alarak adamın üstüne yürüdü. Ciğerleri yanıyor boğazı ağrıyordu. Başı fıldır fıldır dönüyordu ama bunların hiçbirini umursamadı. Tek istediği onu ortadan kaldırmaktı. Kılıcı kaldırdı ve adamın ifadesiz gözlerindeki o dehşeti ilk defa gördü. Hazla gülümseyerek kılıcı savurdu. Metalin deriyi ve kemiği bir çırpıda yarıp geçmesi daha da sırıtmasına neden oldu. Fışkıran kan yüzünü ve üstünü boyadı. Kılıç yere indiğinde beden de ayaklarının dibine düşerek seğirmeye başladı. Son bir hareketten sonra hareketsiz kaldı. Arkasını dönen Reanna salonun çoktan boşaldığını gördü. Askerleri ise tam planladığı gibi suikastçıları bertaraf etmişlerdi. Caleb'in, emrettiği şeyleri harfiyen yerine getirdiğini görünce burayı ona bırakıp Kral'a ve Maria'ya bakmaya karar verdi.

"Üsteğmen" oldukça kızgın bir ses onu çağırdığında çıkmak üzereydi. Arkasını döndüğünde Alastair'i ona bakarken buldu. Kılıcı elindeydi ve ucundan kan damlıyordu. Anlaşılan o da birilerini öldürmüştü ama bir saç teli bile oynamamıştı. Gözleri kopkoyu bir maviye dönüşmüştü ve fırtınalı bir denizi andırıyordu. Onu bu denli neyin kızdırdığını az çok tahmin edebilse de konuşmasını bekleyerek sadece reverans yapmakla yetindi.

Alastair'in gözleri vücudunu süzdükten sonra boynunda biraz oyalanarak yüzünde durdu. Boynundaki morlukların şimdiden belli olduğunu anladı böylece.

"Tüm bunlar senin planın mıydı?" dediğini duydu soğuk bir sesle. Reanna kafasını kaldırıp hafif bir şaşkınlıkla prense baktı. Demek onun planladığını çözmüştü. Sakin bir sesle

"Evet Majesteleri. İzin verirseniz Kral'ın önünde anlatmak isterim." Diyerek zoraki yutkundu. Alastair'in kaşları çatılırken hızla yürüyerek önünde durdu.

"Nasıl bu kadar pervasız olabilirsin." Kızgınlık dolu sesi biraz sitemde içerdiğini fark etti Reanna.

"Kimsenin zarar görmediğinden emin oldum Majesteleri." Dedi suçlamayı reddederek.

"Emin misin?" dedi iğnelemeyle. Sesi yatışsa da hala kızgınlık okunabiliyordu.

Reanna kafa karışıklığıyla başını kaldırarak prense baktı. Tüm soylular adamları tarafından korunmuşlardı. Kraliyet ailesi ve Ethnes soyluları da öyle. Kimse yararlanmamış ölmemişti. Gerçi adamlarından bir kaçı kılıç darbesi yemişlerdi ama onu ima etmediğini biliyordu. İstemsizce kaşlarını düşünür bir ifadeyle çattı. Anlamadığını söyleyecekti ki Alastair sert sesiyle konuştu.

"Senden bahsediyorum üsteğmen." Gözleri de tekrar boynuna inmiş ve yüzünü acı çekiyormuş gibi buruşturmuştu. Görüntüden rahatsız olmuş gibiydi. Reannaa elini boynuna götürmek istese de kendini tuttu.

"Bir daha böyle bir şey olmayacağından emin olabilirsiniz. Üstleri bu kadar zayıfken astlarının da güçlü olması beklenemez. Daha sıkı çalışacağım." Şevkle söylenen bu kelimeler Alastair'in kaşlarını çatmasına neden oldu. Sözlerini oldukça yanlış anlaşılmıştı. Onu düzeltemeden kralın yaveri gelerek Reanna'yı ve prensi kralın çağırdığını söyledi.

Reanna taht odasına girdiğinde ilk gördüğü Ethnes soylularıyla çevrili Maria'ydı. Hepsinin yüzünde okunan bariz öfkeye bakılırsa kraliçelerinin tehlikeye girmesinden kraliyeti sorumlu tutuyorlardı. Alaric ve Dük Eckhart ise başka bir köşede tartışma yaşıyor olmalıydılar ki yüzleri gergindi. Alaric'in hararetli tavırlarına karşın Dük Eckhart'ın çelik gibi ifadesi gergindi ama Alastair ile içeri girdikleri an da hepsi dönüp onlara baktı.

Reanna üstündeki ve yüzündeki kana rağmen sakin bir ifadeyle ilerleyip kralın önünde durdu. Kralın ifadesiz suratından herhangi bir şey okunmuyor olsa da gözlerinde öfke emareleri kol geziyordu.

"Tüm bu karmaşanın bir izahatı vardır umarım" dedi Dük Eckhart oldukça fevri yüksek bir sesle. Sert sesi aceleci ve suçlayıcıydı. Bir daha ki cümlesi 'Onu zindana kapatın' olursa şaşırmayacağını biliyordu Reanna.

"Kraliçemizi nasıl böyle bir tehlikenin içine sokarsınız." Dedi Ethnes soylularından birisi. Diğerleri de onu destekler şekilde konuştular ama Reanna tüm bu suçlamalara hiçbir cevap vermedi. Sadece kralın konuşmasını bekliyordu sonra bir bir dökülecekti. Kral elini kaldırarak tüm seslerin kesilmesini bir hareketiyle sağladı.

"Saldırıyı gerçekleştiren kim?" dedi sert bir sesle. Reanna işte bu soruyu bekliyordu. Sınavına iyi hazırlanmıştı ve değerli zamanının bir dakikasını bile boşa harcamayacaktı.

"Majesteleri dilerseniz suçluyu siz sorgulayın." Dedi ve o an kapılar ardına kadar açılarak içeri Caleb girdi kolundan tuttuğu genç bir hizmetçiyle beraber. Genç kadın kalın bir urganla ellerinden bağlanmıştı. Sıkıca topladığı saçlarının altındaki yüzü gergin biraz da öfkeyle çarpılmıştı ama kesinlikle korku yoktu o gözlerde. Caleb krala selam dururken suçluyu yere doğru savurdu. Genç kadın dizlerinin üstüne düşerken bir kuduz köpek gibi hırsla Caleb'e atıldı. Ona böyle davranılmasını gururunu kırmış olmalıydı. Ama Reanna o bir şey yapamadan kadını yakasından tutup eski yerine dönmesini sağladı. Kadın ise tepinmeye küfürler savurmaya başladı. En sonunda Reanna kulağına eğilerek

"Kör bir bıçakla derini soymamı istemiyorsan kes sesini. Bunu yaparım. Tıpkı arkadaşının kafasını kopardığım gibi." Kadın kafasını yana çevirerek kanla kaplı bedeni görmeye çalıştı. Hareketleri durulmuş olsa da hala tepiniyordu. Reanna doğrularak bir hışımda kadının formasının yakasını yırttı. Açığa çıkan boyundaki dövme pek çok şeyi açıklıyordu aslında. Ters dönmüş haç tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi.

"Sör Adrian beni ve bölüğümü görevlendirdiğinde ilk işim balo da görevli olan tüm hizmetçilerin bir listesini çıkartmak oldu. Her birini tek tek gözlemleme ve konuşma fırsatım oldu. Ama bu kadını çalışanlardan biri olarak gördüğümde şüphelendim çünkü hepsini biliyordum. Eğer başından yakalarsam asıl kişiye ulaşamayacağımızı düşündüğümden Caleb'i onu takip etmesi için görevlendirdim."

Kral onu kaşları çatık bir ifadeyle dinliyordu. Kadının dövmesine kayan öfke dolu bakışları ise kim olduğunu çoktan anladığını gösteriyordu.

"Bir plan yaparak adamlarımı en iyi oldukları becerilerine göre konuşlandırdım. Böylece herhangi bir sorunla karşılaştığımızda hızlı olabilecektik. Kraliyet ailesi ve değerli Ethnes soyluları her daim izleniyordu. Kapılara güç bakımından daha yetkin olanları koydum. Herhangi bir izdiham da kalabalığı yönlendirip koruyabileceklerdi. Siz Kraliçeyi tanıttığınız esnada Caleb den gelen işareti gördüm. Harekete geçiyorlardı ve bende vakit kaybetmeden emri verdim. Askerlerimin etrafınızı sarmasının nedeni budur. Hepsi tetikte olduğundan az sayıda kişi tarafından gerçekleştirilen saldırı kısa sürede bertaraf edildi." Sakin bir sesle konuşsa da bomba atsa bu kadar etki yaratamazdı. Çıt çıkmıyordu. Herkes Reanna'ya odaklanmıştı. Reanna ise onların tepkilerini göremeyecek kadar krala odaklanmıştı. Ona kendini ispatlamak isteme arzusuna karşı koyamıyordu. Kadını döndürerek kralın işareti ayan beyan görmesini sağladı.

"Bu gördüğünüz işaret Alacurd'un işaretidir. Çok para verdiğiniz takdirde istediğiniz her şeyi yaptırabileceğiniz bir yer altı örgütü." Sesi gittikçe sertleşiyordu ama hala asıl kozunu oynamamıştı. "Asıl soruya gelirsek onları kim tuttu?" diyerek devam etti. "Kraliçenin varlığı bir sır gibi saklanıyordu. Hizmetini gören yalnızca bir hizmetli var ve onu koruyan bir şövalye ama ikisine de kraliçenin gerçek adı söylenmemişti. Elbette gizli misafirin söylentisi yayılacaktı. Yalnızca saraya girip çıkan biri bu söylentiyi duyabilirdi. Efendisine sarayın en gizli sırlarını taşıyan biri." istemsizce dönüp onu gözleriyle yerin dibine sokup burnundan soluyan Dük'e baktı. Kemikli yüzünün yarısına vuran ışık hatlarının daha da keskinleşmesine neden olmuştu. Karanlıkta kalan gözleri iki çukuru andırıyor alev alev yanan gözleri parlıyordu. Tehlikeliydi. Sinsi bir tehlike barındırıyordu o hayalet suratında. Onu bu denli öfkelendiren şeyin anlattıkları olduğundan şüphelendi. Yoksa şahsi bir kin miydi? Tekrar krala döndü. "Elbette bu değerli bilgiyi kullanacaktı. Ethnes soylularının da baloya katılacağını bildiğinden kraliçeleri gözlerinin önünde öldürülürse bu Solorus'un yeni bir düşman kazanmasına neden olacaktı. O kişi de bunu Alacurd örgütüne yaptırmaya karar verdi." Kralın her bir kelimede daha çok kaşı çatılıyor, öfkeyle yüzü kararıyordu. İhanetin keskin tadını hissediyor olmalıydı ki tiksintiyle yüzünü buruşturmuştu.

"Yani asıl suçlu majesteleri yüksek asillerinizden biri." Bu ağır ithamı öyle bir özgüvenle ve cesaretle söylemişti ki iradesini çelik bir kılıç bile kesemezdi.

"Sen kim oluyorsun da bir soyluyu hainlikle itham ediyorsun" Dük Eckhart öyle nefret dolu bir sesle söylemişti ki bu kelimeleri eğer yalnız olsalardı onu oracıkta öldürecekti. Reanna hiç korkmadan ona baktı.

"Ekselansları sözlerimi bu kadar sahipleneceğinizi bilseydim adınızı söylerdim ama bu sizi zan altında bırakmak olurdu" nezaketle gülümseyip naif bir sesle konuştu. "değil mi?" arkasından bir yerlerden bir kıkırdama duyuldu. Yalnızca Reanna'nın duyabileceği kadar kısacık derinden gelen bir kahkahaydı. Demek Alastair'i eğlendirecek birkaç kelime etmişti. Dönüp ona bakmaktan son anda kendini alıkoydu. Oysa genç yüzünde ki o tasasız eğlenir ifadeyi görmek istiyordu. Fakat gözlerini Dük Eckhart dan çekmedi.

Sanki cehennemin tüm alevleri ona vuruyordu. Beyaz teni öfkeden öyle bir kızarmıştı ki gergin vücudunu zapt etmek için ayağını sertçe yere vuruyordu. En sonunda sıktığı dişlerini aralayarak nefretle konuştu.

"Seni küçük şırf-"

"Yeter bu kadar" kralın sert gür sesi ortamı inletti. "Bunlar ağır ithamlar. Eğer kanıtlanamazsa soyluya hakaretten cezanı çekmeye hazır mısın?" kralın net sözleri keskindi. Ondan dürüstlüğü veya ölümü seçmesini istemişti ama Reanna gururdan vazgeçmektense ölmeyi yeğlerdi.

"Evet majesteleri" ifadesi net kendinden emindi. Kral onun bu kararlılığına kafasını sallamakla yetindi ama gözlerinde sanki ufak bir takdirde okunuyordu.

Kısa süreli sessizliği başka bir ses bölerek başka bir bahsi açtı.

"Ethnes krallığı sizinle müttefik olmaya hazır." Maria soyluların önüne çıkarak krala ithafen konuştu. Naif sesi hafif sertleşmiş dik duruşu kendinden emindi. Reanna'yla planladıkları gibi konuşmasını gerçekleştiriyordu.

"Ama kraliçem..." dedi arkasından bir ses. Maria ilk defa sert bir ifadeyle baktı. Yüzü ciddiyetle çarpılmıştı.

"Solorus krallığı benim en önemlisi prensiniz hayatını kurtardı. Bu ittifak bile can borcumuzu karşılayamaz." Güçlü emredici tonu itiraza yer bırakmayıp ket vurmuştu. Reanna Maria'nın gerçek bir kraliçe olduğunu işte ilk o zaman fark etti.

"Ülkem şuan Sodom'un işgali altında olsa da tüm gücümüzle yanınızda olacağımızdan şüpheniz olmasın." Dedi krala dönerek.

Kral tahtından doğrularak Maria'nın önüne yürüdü. Güçlü duruşu odayı doldurdu. Bu gövde gösterisinin hainlere mi yoksa yeni ittifakına mı olduğunu kestirmek güçtü ama Reanna oyunu ilkinden yana kullanırdı. Sonra kral yüksek bir sesle konuştu.

"Solorus sizinle antlaşma yapmaya hazır."

Bölüm sonu

4 yorum