İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 15 · 13 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 15

Çıkarlar ve Müttefik

Reanna'nın ilk düşündüğü şey 'Eğer söyledikleri doğruysa büyük bir balık yakaladığı' olduğuydu. Şüpheci bir ifadeyle sordu.

"Bunu kanıtlayabilir misin?"

Genç kadın derin dertli bir iç çekse de kafasını olumsuz anlamda salladı. "Sana kanıtlayabileceğim hiçbir şeyim yok ama şerefim üstüne yemin ederim ki kurtarıcıma yalan söylemiyorum." Sesinde pürüzsüz bir doğruluk vardı. Gözlerini ise Reannaya dikmiş keskin bir kararlılıkla bakıyordu.

Reanna ise o an için bunun doğru olabileceğini düşünüyordu. Hem olmamasına rağmen neden kraliçenin ismini verip kendini tehlikeye atsındı ki? İkna olmaya çok yatkın olsa da katıksız bir gerçeği tercih ettiğinden son bir şey yapmaya karar verdi.

"Sizi bu ülkenin veliaht prensiyle tanıştıracağım. O sizi saklar ve tüm ihtiyaçlarınızla ilgilenir." Alastair komşu krallıklardaki tüm soylu hanedanları bildiği gibi Solorusda da misafir etmişti. Bu yüzden Ethnes'in kraliçe ve prensini bileceğini düşünüyordu. Kadına bakmadan kafasında ki bir sürü düşünceyle yan odaya hekimin yanına geçti.

Hekim Obyen çantasını omzuna asmış arkasını dönüyordu ki Reanna'yı görünce yerinde sıçradı.

"Bu kadar sessiz olman gerekiyor mu?" kızgınlıkla söylendi ama sonra ne dediğini fark edip korkuyla reanna'ya baktı. Reanna bunu umursamayacak kadar dalgındı.

"Kalem ve kağıt ver bana" dedi sert bir sesle. Hekim hemen arkasını dönerek masayı karıştırdı ve küçük sarı kağıtla kısa bir kalem uzattı. Mesajı yazarken Obyen'e bakmadan "Sen çık ve tedavi etmeden de geri döneyim deme."

Obyen'in homurdanarak ağır adımlarla odadan çıktığını işitti. Çiziktirdiği notu katlayarak pencereye yöneldi. Geceyi delip geçen bir ıslık çalmasıyla büyük kanatların sesinin duyulması bir oldu. Kuzgun, keskin pençelerini kola geçirerek kondu. Simsiyah zeki bakışları sahibinin yüzüne döndü. Reanna, iliştirdiği nota iki kere vurdu. Kuzgun bunu anladığını belirtircesine kafasını eğip gagasıyla elini hafifçe ısırdı sonrada kanatlarını açarak sonsuz karanlıkta yok oldu.

Alastair o gece, yine balkona çıkmıştı. Esen rüzgarı derin derin soluyor, her bir nefeste zihni berraklaşıyordu. Gözleri beşinci kez ağaca kayınca kapattı. Bu gece gelmesini beklememeliydi ama bütün gün onu düşünmekten kendini alamamıştı. Merakını cezbediyordu. Hala dost mu düşman mı olduğuna karar verememişti ama şüpheci yanı her buluşmalarında gittikçe sönüyordu ki sadece iki kez konuşmuşlardı. Düşman olduğuna emin olduğu her seferde küçük bir kısmı istese onu zorlanmadan öldürebileceğini, getirdiği kanıtların kraliyet için çok değerli olduğunu söylüyordu. Dost olduğunu düşündüğü o kısacık sefer de ise mantığı bunun bir tiyatrodan başka bir şey olamayacağını, avucuna aldığı ilk seferde ezeceğini söylüyordu.

Alastair, doğduğundan beri soyluların içinde büyüdüğünden her türlü ikiyüzlülüğü, ihaneti öngörebiliyordu. Halis duyguların varlığını kısacık olsa bile sezebiliyordu bu yüzden. İşte aklını karıştıran da buydu tam olarak. İlk defa karşılaştıkları zaman gözlerinde ki o belli belirsiz pişmanlığı ve özlemi görmüştü. Yoğun bakışları birden o demir duvarı yıkıp geçiyor Alastair'i çepeçevre sarmalıyordu. O da kendini tanıdık hislere kaptırırken buluyordu ama nedenini anlamıyor, kavrayamıyordu. Aynı şeyi üsteğmende de yaşamıştı. Belki bu yüzden ikisinin aynı kişi olduğuna bu kadar emindi. O da ilk karşılaşmalarında Alastair'e bakarken donakalmış ve yüzü kederle çarpılmıştı.

Yanında başka bir varlık hissedince hiddet dolu bakışları ona yöneldi. Vücudu bu davetsiz misafire her an saldırmaya hazırdı. Buz gibi bakışları tırabzana konan büyük kuzgunu buldu. Kafasını ona döndürmüş bir sağa bir sola çevirip duruyordu. Sol ayağını kaldırarak Alastair'e uzattı. Alastair temkinli bir ifadeyle kuzguna yaklaşıp keskin pençesine dikkat ederek notu çıkardı. Kuzgun sanki kim olduğunu biliyormuş gibi kafasını eğdi sonra da uçarak gözden kayboldu.

İlk defa bir kuzgundan mesaj alıyordu. Merakla kağıdı açarak hızla yazıldığı belli olan kelimeleri okudu.

Sizin için büyük bir hediyem var Majesteleri. Kendimin getiremeyeceği kadar değerliler. Bu yüzden lütfen işaretlediğim yere gelin.

Kağıdın arkasına apaçık belli olan sokağın detaylı bir krokisi çizilmiş ve bir eve çarpı konulmuştu. Kim olduğunu belirtmese de tahmin edebiliyordu. Kağıdı bir kez daha okuyup evirip çevirdi. Ne tür bir hediyeden bahsediyordu. Tuzak olabilir miydi? Bariz öyle olmalıydı ama merakı öyle kabarmıştı ki boş veremiyordu. Sonunda bir karara vararak odasına geçti.

Kapıda ki askere bağırdı. Kapı ardına kadar açılarak erlerden biri belirdi.

"Bana Sör Nicholas'ı çağır." Er yerlere kadar eğilerek odayı terk etti. Kısa süre sonra Nicholas kapısında hazır ve nazırdı. Ona bakmayan Alastair siyah pelerini giyerken konuştu.

"Yanına üç adamını al sana söylediğim yere git ve sahayı araştır. Güvenli olduğuna emin olduktan sonra yakın bir mesafede konuşlanın." Önünü dönerek başlığı kafasına geçirdi. Sör Nicholas yere diz çökmüş kafası eğik ve gözleri de kapalıydı. Parlak kılıcı dışında simsiyah zırhını kuşanmıştı. Her an çarpışmaya hazır bir vaziyetteydi.

" Diğer ihtimalde ise" maskesini yüzüne geçirdi. Tek görünür olan soğuk gözleri hiddetle parladı. "kim varsa öldürün."

Reanna kumarı kazandığını kapı daha tıklanmadan biliyordu. Onu gördüğünde ise o ufacık şüphede uçup gitti. Heybetli vücudunu gizlemek için pelerin giydiyse de pek işe yaramamıştı. Bu haliyle kraliyet kıyafetlerinden daha fazla dikkat çektiği aşikardı. Öyle ki tehlikeli bir paralı asker izlenimi veriyordu. Omuzunun üstünden yükselen kılıç kabzası görmeyi bekleyerek oraya baktı ama yoktu. Beline yerleştirmiş olmalıydı. Başlığın altından tek görünür yeri olan gözleri kimliğinin ikinci ispatıydı. Üsten bir ifadeyle Reanna'ya bakıyor, kibirli soğuk bakışları tüm vücudunu süzüyordu. Buram buram yayılan gerginliğini hissedebiliyordu Reanna. Tuzak olduğunu düşünmemesi asıl beklenmedik olurdu. Hatta şuan elinin kabzayı kavradığına bahse bile girebilirdi.

Kenara çekilerek holü gösterdi. Ağır adımlarla içeri giren Alastair başlığını çıkararak Reanna'ya döndü. Kapalı kapıya yaslanarak daracık holde aralarındaki mesafeyi açmaya çalıştı Reanna. Gece gibi kara saçlarını anlından geriye doğru taradı. Siyah eldivenlerinin üstü açık olduğundan beyaz eli saçında parladı. Parmak aralarından şüpheci gözlerine inatçı birkaç tutam döküldü.

Şüpheci diyordu ama daha çok aç bir ilgi okunuyordu gri gözlerinde.

"Geleceğinizi biliyordum majesteleri" dedi tek düze bir sesle. Alastair, maskeyi indirirken yarım bir gülümsemeyi de açığa çıkardı.

"Beni cezbettiğini söylemeliyim." Sesinden okunan alaycılığa göz devirmemek için zor tuttu kendini.

"Merakınızın fevri davranışlarınıza hükmetmediğini görmek takdir edilesi." Alastair'in havaya kalkan kaşları çatılarak indi. İfadesiz yüzünde memnuniyetsizlik okunuyor gibiydi.

"Demek fark ettin." Dedi alaycılığından eser kalmayarak.

"Şuan evi gözetleyen dört adamınızı diyorsanız." Şimdi Reanna o göremese de gülümsüyordu. "Evet" Alastair'in bozulan suratını görmek istemsizce iyi hissettirmişti. Onu gördüğü her seferde sağladığı üstünlüğü bu kez Reanna ona karşı kullanıyordu. Kollarını gövdesinde birleştirdi.

" En az sizin kadar temkinli olmadığımı sakın düşünmeyin. Adamlarınızı istediğim gibi yönlendirebilirdim ama yapmadım. Çünkü bana güvenmenizi istiyorum." İstemeden yaklaştığını pelerinin belli belirsiz dokunuşunu hissedince anladı. Tekrar sırtını kapıya verdi. Alastair, hiçbir şeyi ele vermeyen gözlerini ise ondan çekmedi.

"Hediyen ne?" dedi yutkunurken. Gözlerini de kaçırmış ağırlığını bir ayağına vererek duruşunu değiştirmişti. Sanki susuzluktan kuruyan boğazı acıyormuş gibi bir rahatsızlık yayıyordu. Bu kadar kısa süre de canını sıkacak ne söylemiş olabilirdi ki? Belki de adamlarının aşikar olmasına canı sıkılmıştı.

"Onu size göstermeden önce bir şey sormalıyım. Ethnes Kralı ve kraliçesiyle tanışmış mıydınız?" Alastir'in kaşları düşünceli bir ifadeyle çatıldı. Dalgın bakışları tekrar Reanna'ya kayarken sert bir sesle konuştu.

"Evet. Kral Aideen de Levéfre ve eşi Maria. Bir de yeni doğan bir oğulları vardı ama ismini hatırlamıyorum" Reanna hızla kafasını salladı ve prensi daha fazla bekletmemeye karar vererek odanın kapısına yürüdü. Prensi teğet geçerek kapı kolunu tuttu.

"Öyleyse hediyenizle tanışma vakti."

Genç kadın aynı yerinden hiç kıpırdamamış, hatta sobaya biraz daha yaklaşmıştı. Dalgın bakışları alevlerin üstündeydi. Dolan gözleri, üzüntüyle kıvrılan dudakları her an ağlayabileceğini gösteriyordu. Kucağında ki bebeği ise hala huzurlu uykusundaydı.

Reanna kadının yanına yürüyerek omzuna elini koydu. Seslense de hayal aleminden çıkaramayacağını biliyordu. Genç kadın yerinden sıçrarken korkuyla Reanna'ya baktı. Onu görmesiyle rahatlayarak sıcacık gülümsedi.

"Üzgünüm. Seni korkutmak istemedim." Dedi özür kokan bir sesle. Genç kadının önemi yok der gibi kafasını salladı.

"Seni birisiyle tanıştırmak istiyorum." yana çekilerek arkada ki genç adamı gösterdi. "Güneş'in Oğlu Solorus Krallığı'nın Veliaht Prensi Alastair Ramonof"

Maria şokla irileşen gözlerini prensten çekemedi. Yaptığının büyük saygısızlık olduğunu biliyordu ama gelecekte ki kralla ikinci kez karşılaşmayı beklemiyordu. Bir an da ayağa fırladı. Elinden geldiğince düzgün bir reverans yaparak prensi selamladı.

Reanna, şaşkınlıkla Maria'ya bakan Alastair'e bakış attı. Anlaşılan kadın gerçekten de Ethnes Kraliçesiydi. İçi büyük bir rahatlamayla doldu. İstediği o büyük hamle artık avucundaydı.

"Sodom, Ethnes'i işgal ettiğinde kaçmışlar ama sınırda köle tacirlerine yakalanıp loncaya kadar getirilmişler. Dün gece Majestelerini bir kafesin içinde müzayede de satılmak üzereyken buldum. Kaçırarak kimsenin bulamayacağı bu yere getirdim. Ona bir tek siz yardım edebilirsiniz" diyerek Alastair'e ithafen konuştu. Alastair öfkeyle dişlerini sıkıyor olmalıydı ki yanakları dalgalanıyordu. Maria ya tekrar dönerek kafasını eğdi.

"Lütfen özürlerimi kabul edin. Krallığımız da böyle bir muamele görmeniz kabul edilemez. Sizi temin ederim ki suçlular ağır bir şekilde cezalandırılacaktır." Gerçekten de mahcup dolu çıkıyordu sesi.

"Lütfen başınızı kaldırın." Dedi yumuşak bir sesle Maria. "Mahcubiyetiniz yaşananları değiştirmez ama dostluğumuzu pekiştirir." Affedici ses tonu, fazla iyimser gülümsemesiyle olanları çoktan unuttuğunu gösteriyordu ama Reanna, yaşananları anlatırken genç kadının gözlerini kapattığını ve vücudunun titrediğini görmüştü. Alastair kafasını kaldırarak Maria'ya ardından bebeğe baktı. Yüzü tekrar kasılırken ona yönelik olmadığı bariz olan sert bir tonlamayla konuştu.

"Sizi en iyi şekilde ağırlayacağımızdan emin olabilirsiniz. Solorus kraliyeti artık can güvenliğinizden sorumludur."

Arkasını dönüp dış kapıya çıktı. Onun adamlarından birini çağırdığını biliyordu Reanna.

Maria yürüyerek onun önünde durdu. Huzurlu masmavi gözlerinde yine o derin minnettarlık okunuyordu. Güzel yüzü daha da gençleşmişti sanki. Samimi güneş gibi hissettiren kocaman bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Arkasından yansıyan alevlerin turuncu ışığı tüm vücudunu çepeçevre sarmalamıştı. Işık saçan bu haliyle bir meleğe benziyordu adeta.

"Çok teşekkür ederim. Yaşadığım zaman boyunca seni ve yaptıklarını asla unutmayacağım." Oğluna baktı büyük bir sevgiyle. "Ona da unutturmayacağım." Tekrar kararlı bir ifadeyle Reanna'ya baktı. "Şuan elimden bir şey gelemese de yine de yardımına seve seve koşmaya hazırım. Artık bir dostun daha olduğunu unutma." Şevkle söylenen cümleler katıksız bir dürüstlük içeriyordu.

Reanna, bu kadar içten bir insanla ilk defa karşılaşıyordu ve ne diyeceğini bilemiyordu. En sonunda onun gibi kalbinden geçenleri söylemeye karar verdi ama bunu yaparken onunda yüzünü görmesini istiyordu. Samimiyetinin kıvrımlarını görebilmesini. Kimseye söylemeyeceğinden de nedense adı gibi emindi. Sanırım bu tanıştıkları kısacık an da o da onun sırdaşı olmuştu. Maskeyi indirip gülümseyen yüzünü ortaya çıkardı.

"Adım Reanna Majesteleri. Teşekküre gerek yok size yardım etmekten onur duydum." Yutkundu ve asıl söyleyeceği şeyi bir çırpıda söyledi. "Şuan size anlamsız gelebilir ama zamanı geldiğinde yardımınızı isteyeceğim. Lütfen o gün geldiğinde bugünü hatırlayın." Maria Reanna'nın ellerini tutarak gözlerinin içine büyük bir özveriyle baktı.

"O gün geldiğinde ne olursa olsun yardım edeceğime şerefim üstüne yemin ediyorum Reanna." Reanna ona gülümsedi. Gerçekten de bir dost edinmiş olmalıydı.

"Eğer bana ihtiyacınız olursa orduda üsteğmen olarak görev yapıyorum." Maria kafasını salladı. Adım sesleri tekrar duyulur olunca Reanna hemen maskesini örttü.

Alastair hemen sonra kapıda belirdi. "Şövalye sarayıma kadar size eşlik edecek." Sözleri Maria'ya ithafen olsa da gözleri Reanna'nın üstündeydi. Yoksa maskesini tam takmamış mıydı? Korkuyla eli maskeye gidiyordu ki Maria yarı yolda elini tutup aşağıya indirdi.

"Merak etme yüzün gözükmüyor" dedi fısıltıyla ve ekledi. "Sırrın benimle güvende." Arkasını dönüp gitmeden önce "Tekrar görüşmek üzere Reanna" dedi el sallamayı da ihmal etmeyerek.

Onların kapıdan çıkmasını izledikten kısa süre sonra atların kişnemelerini duydu. Dış kapı tekrar kapanmıştı. Alastair kapıdan içeri girerek Reanna'nın önüne gelene kadar yavaşça yürüdü. Aralarında az bir mesafe bırakarak durdu.

Odunların cızırtılarından başka bir şey duyulmuyordu. Turuncu yansıma artık Maria da ki gibi huzurla yayılmıyordu bilakis onu kesen geniş sırtı daha da karanlık gösteriyordu. Neden bir şey sormadığını merak ederek kafasını kaldırdı. Alastair, gözlerini kısmış düşünceli bir ifadeyle onu süzüyordu. Kafasında hangi tilkilerin döndüğünü yalnız tanrı bilirdi. Biraz zaman sonra Reanna tam konuşacakken Alastair sakin bir sesle konuştu.

"Neden hediye olduğunu söyledin?" aklındaki bir savı doğrulamak istiyordu sanki. Reanna da gözlerini kıstı.

"Bana işgal altındaki Ethnes'in kraliçesi olduğunu söylediğinde aklımdan geçen ilk şeyin bunu Solorus'un lehine kullanabileceğim olduğuydu." Alastair'in kaşları havalandı. Dudakları eğlenir bir ifadeyle kıvrılmıştı. Anlaşılan savını doğru çıkaracak şeyler söylüyordu.

"Sodom'un savaş hazırlığında olduğunu biliyorsunuz. Solorus'u da fethederek kıtada ki tek güç olmak istiyor."

"Krallığın savaşı kaybedeceğini mi düşünüyorsun." Biraz sertçe ifade edilen kelimeler prensin bu düşünceden hoşlanmadığını gösteriyordu. Hayır anlamında kafasını salladı Reanna.

"Solorus kıtadaki en güçlü donanmaya ve orduya sahip. Ayrıca kızıl ay ordusunun 100 kişilik bölüğü onların 1000 askerine eşit. Ama savaş öyle bir yıkım ki tek etkilenen ordular değil." Yutkundu. Kan kokusu barutun dumanı genzine doldu. Ayağı, kopuk uzuvlara takıldı. Kılıcı düşman bedenini yararak geçti bir kez daha. Vücudu alevlerin sıcağıyla kavruldu.

"Zayiatsız muzaffer olunmaz." Alastair'in keskin sesi âna geri döndürdü onu. Buğulu bakışları tekrar odaklandı ifadesiz bakışlara.

"Evet olunmaz." Bunu en iyi o biliyordu. Savaş meydanında kaç asker arkadaşını yitirdiğini. Yan yana yemek yediği yüzün birkaç saat içinde var olmayacağını. Her an ölümün kemikli elinin boğazını kavrayacağını da. Konuşmak gittikçe zorlaşıyordu. Kulaklarını kapatmak çınlamayı bastırmak istedi. El, yavaş yavaş ensesinden boğazına süzülüyordu sanki.

"Ama savaş bir tek meydan da kılıçla topla olmaz." Sesi beklenmedik derece de sertti. "Strateji, zeka, politika, siyaset hatta dinle olur. Hepsi tek bir şeyi hedefler. Kazanmak." Kuruyan boğazını yumuşatmak için yutkundu. "Sonuca giden yollar masumların kanıyla boyansa, değer yargılarını yok etse bile görmezden gelinir çünkü galibiyete nasıl ulaştığın değil varabilmen önemlidir." Başı dönüyordu dönmesine ama gidemezdi. Kendini ayakta durmaya zorladı.

"Kraliçe tekrar dağılan halkını toplayabilir. Prenslerinin yaşadığını gören halk Sodom'a başkaldıracaktır. En kısa sürede Ethnes soylularına gizli bir davet göndermelisiniz." Boncuk boncuk terliyordu şimdi. Gözleri ise odağını kaybediyor gibiydi. Çınlama şimdi uğultulara hatta top patlamalarına dönüşmüştü. Sıcak hava ciğerlerini yakıyordu. Anlını silmek istedi ama sağ kolu sanki kılıcını tutuyormuş gibi ağırlaşmıştı. Gittikçe kanla çamurlaşan toprağa batıyordu.

"Yeni gizli birlikler oluşturulup Sodom'a ve çevresindeki küçük krallıklara araştırma için yollanmalı" mantıklı kelimeler çıkmıyordu ağzından. Hatta emrivaki bile konuşuyor olabilirdi. Zihninde defterine yazdığı başka bir not belirdi. O andaydı ama değildi de sanki.

"Ganbora krallığı uzun zamandır bir iç savaştaydı. Şimdi yeni gelen kral tanınmak isteyecektir. Bu yüzden Sodom ona toprak ve yönetim vaadinde bulunmuş olabilir." Derin bir nefes aldı. Tüm gözeneklerinden ter boşanıyordu sanki.

"Hey sen iyi misin?" dediğini işitti Alastair'in. Sesinde biraz endişe mi vardı yoksa hayal gücü müydü emin değildi. Eli, düşecekmiş gibi sallanan bedenini tutmak için kalkmıştı.

Geri adım atarak kollardan kaçındı. Alastair biraz bozularak yumruk yaptığı ellerini indirdi. Yine de endişeli bakışlarının değişmediğini görebiliyordu Reanna.

"Ben iyiym" dedi zar zor. Yine o nöbetlerinden birini geçiriyor olmalıydı. Sakinleştirici ilacını almalıydı. Hekim Obyen de olmasını umarak köşedeki ilaç dolabına yürüdü. Kapaklı dolabı titreyen ellerle açarak buğulu gözlerle yazıları okumaya çalıştı. Ama sürekli kayan gözleri ve loş ortam pek de yardımcı olmuyordu. Arkasında sıcaklık hissedince ona döndü. Alastair dokunmaktan itinayla kaçınıyormuş gibi arkasında ona bakıyordu.

"İsmini söyle senin için bulurum." Zar zor ilacın ismini fısıldadı. Alastair vakit kaybetmeden iki eliyle ilaçları kaldırarak, çevirerek ve kaydırarak isimlerini okuyor, camları birbirine çarptıracak kadar hızlı davranıyordu.

En sonunda ikinci rafta bulunca hemen şişeyi Reanna'ya uzattı. Reanna iki yudumda kafasına dikti.

Şişeyi dolaba koyarak kapağını kapattı. Hemen yanında ki Alastair'e dönerek hala endişeyle yanıp sönen gözlere baktı. "Yardımınız için teşekkürler majesteleri. Ama artık gitmem gerekiyor." Yutkundu. Uyuşukluğu şimdiden hissedebiliyordu. "Size söylediklerimi lütfen kulak ardı etmeyin. Şimdi izninizle." Hızla kapıya yönelmişti ki seslenişle durdu.

"Bir daha ki buluşmamız ne zaman?" ve gözlerini etrafta gezdirerek eski, isli duvarları inceledi. "ve burada mı olacağız?" dedi hızla. Onu çok oyalamak istemiyor gibiydi. Gözleri ona döndüğünde vücudunu süzdü ama Reanna'nın sapasağlam durduğunu görünce bakışları yine meraklı gözlerine odaklandı. Reanna ince bir iğnelemeyle

"Görüyorum ki bana alıştınız." Dedi. Alastair bu dokundurmayı fark ettiyse de görmezden gelerek göz devirmekle yetindi ama o çarpık gülüşlerinden biri ister istemez suratında belirmişti.

"Alışmak fazla iyimser bir tabir." Dedi sakin bir sesle ama sonra ses tonunu bir kademe düşürdü ve yüzü karardı. "'Gözüm üstünde' ise bu duruma en yakın olanı"

Reanna, odaklanabilmek için derin bir nefes alıp verdi. Bu tehditvari yaklaşımını anlayabiliyordu. "Sanırım büyük bir yanılgıya kapılmışsınız." Yavaş adımlarla prense yaklaşmaya başladı. Rehavete kapılan bilinci her an kapanabilirdi. "Ben istemeseydim ne ihaneti ne de yolsuzluğu öngörebilecektiniz. Diyelim yolsuzluğu bulabildiniz ama çok geç olacaktı. Ülkeniz çoktan Sodom ile bir savaşa girecekti. Siz zafer kazanacağınıza inanıyorsunuz ama her savaşta olduğu gibi geride kalan ölü insanlar, öksüz çocuklar ve yıkılmış şehirler olacak. Siz galibiyetinizi sizi meydanlarda karşılayan halka armağan edeceksiniz ama o kalabalıkların gerisinde gerçek yatacak." Kısık gözleri sertleşen maviliklerdeydi. Sakince konuştu. "Sakın sizin için çalıştığımı düşünmeyin. Ben bu zalim düzeni engellemeye çalışıyorum. Ben Solorus halkına çalışıyorum. Siz ise benim için güç ve statü aracısınız. Eğer bir gün sizin şımarıkça arzularınız yüzünden emellerimiz ters düşerse, işte o zaman sırt sırta değil yüz yüze oluruz." Alastair bu sözlerle iyice sinirlenmiş olmalıydı ki burnundan soluyordu. Göğsü sürekli inip kalkıyor, dişlerini sıkıyordu. Öyle bir gerginlik yayıyorlardı ki birbirlerine dokunsalar alev alabilirdiler.

"İstediğim zaman sizinle ilişiğimi keserim. Beni bulmak için şehrin her bir taşının altına da baksanız bulamazsın. Beni bu boş tehditlerle korkutamazsın." Sert ses tonu Alastair'i öfkelendirdiği kadar afallatmıştı da. Bu sek gerçekler, saygıyla yumuşatılmış doğrularla büyüyen biri için fazla hazmedilemez olabilirdi. Ama Reanna umursamadı çünkü ne vakti ne de sabrı kalmıştı artık.

"Çünkü ben cehennemi bizzat yaşamış hiçbir şeyi olmayan hiç kimseyim."

Bölüm sonu

9 yorum