İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 14 · 10 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 14

Hiçbir şey ve Her şey

Masmavi gözleri adeta bir mücevher gibiydi. Kırlaşmaya başlamış kısacık saçlarının üstünde gösterişsiz bir taç bulunuyordu. Sadece kralın giyeceği kırmızı kadife pelerin geniş omuzlarından dökülüyordu. Daha genç duruyor olsa da uzun sakalının çevrelediği keskin çehresi derin çizgilerin esiri olmuştu ama hala kudretli ve ihtişamlıydı.

Reanna şaşkınlıkla ona bakakaldığını fark edince hemen kendini toplayıp reverans yaptı. Şuan izinsiz kralın bahçesindeydi ve en kötü tarafı kendisine yakalanmıştı. Ne bahane uyduracağını bile bilmiyordu. Reanna saatler gibi gelen kısa süreden sonra emri duydu. Yavaşça doğrulurken hala kralın yüzüne bakamıyor eğik başı çimenlerin göz alıcı yeşilinden kalkmıyordu.

"Sen de kimsin?" gür sesi kulaklarında tekrar yankılanırken kızgın olup olmadığını anlamaya çalıştı.

"Kızıl Ay ordusu 1.Bölük Üsteğmen Reanna Majesteleri." Dedi gür bir sesle ardından hazır ola geçip selam durdu.

"Burada ne işi var öyleyse" dedi bu sefer merakla. Sinirlenmediğini bilakis ilgisini çektiğini düşündü Reanna.

"Sör Adrian'ın yaveriyim efendim. Sarayın dışında beklerken bu ihtişamlı ağacı gördüm ve yanına gelmek istedim." Dedi dürüst bir sesle. Kralın kısık gözleri Reanna'yı süzdü. Reanna istemsizce yutkundu. Kralın bu yabancı bakışlarına alışık değildi ve ister istemez babasının sevgisini kaybeden bir kız çocuğu gibi kalbi kederle doldu. Sonra hemen kendini en azından yaşıyor olmasıyla teselli etti.

Kral ağaca yürüyerek büyük elini gövdesine yasladı. Her bir kalın parmağını süsleyen yakut, zümrüt yüzükler koyu renkte parladı. Kralın ne kadar inançlı bir insan olduğunu biliyordu. Hatta söylediği bu ayeti ondan öğrenmişti.

"Düşmanlarımın önünde sofra kurarsın,

Başıma yağ sürersin,

Kasem taşıyor,

Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni." Diyerek sakin bir sesle devam etti kral. Sonra Reanna'ya dönerek meraklı bir sesle konuştu.

"Bu ayetler sana ne anlam ifade ediyor?" Reanna şaşkınlıkla krala baktı bir kez daha. Neden böyle bir soru yönelttiğini anlayamamıştı. Ona keskin bir uyarı vereceğini ve çekilmesini emredeceğini düşünmüştü. Şimdi ise kendini istemediği bir sohbetin ortasında her an bulabilirdi. Sonra aslında bunun büyük bir fırsat olduğunu fark etti. Sonuçta krala yakın olmak istiyordu ve şuan bu değerli zamanı lehine çevirmek için kullanabilirdi. Tereddüt etmeden tek düze bir sesle konuştu.

"Tanrının büyük zorluklarla sınanan insanlarına yardım ettiğini söyler. Kendilerini güvende hissetmesini sağlar, düşmanlarına karşı korur ve insanı bereketiyle ödüllendirir. Ayrıca tereyağ sinekleri uzaklaştırmak için kullanılan bir yöntemdir ve burada Tanrı'nın kötülükleri def ettiğini söylemektedir."

Kral onu son kelimesine kadar büyük bir ilgiyle dinledi. Gözlerinde yine o ilginç parıltı belirmişti. Tek kaşını kaldırmış ve dudakları hafifçe kıvrılmıştı. İşte istediği oluyordu Reanna'nın. Kralın ilgisini çekebilmişti ama bu kolay olandı. Asıl görevi bu ilgiyi söndürmeden sürekli harlamaktı.

"Doğru" dedi kral gür bir sesle. " Ama bunlar başkasının sözleri. Ben senin fikirlerini merak ediyorum." Reanna şaşırarak eğdiği kafasını kaldırma gafletinde bulundu. Krala direkt bakmak ağır ceza almanıza neden olabilirdi. Saygısızlık tıpkı oğlu gibi tahammül edemediği şeylerin başında geliyordu. Kralın ifadesine bakamadan tekrar başını eğdi.

"Aklından okuduğunu fazla belli ettin. Düşünmenin bilinçsizliğini duraksamasını göremedim. Şimdi söyle bana senin için ne ifade ediyor?" Dedi kral bir kez daha sert bir sesle. Reanna baskıyla yerin dibine gireceğini hissetti. Uzun zamandır karşısında bu kadar ter döktüğü biri olmamıştı ve şimdi telaşlansa da bir yandan zihninin pususunun dağıldığını hissedebiliyordu.

"Hiçbir şey." Duraksadı ve şuan yaşadığı lütfu düşündü. "ve Her şey"

Aralarındaki sessizliği kuşların cıvıltıları, sallanan dalların hışırtıları doldurdu. Kral hala ses çıkarmadan dikiliyordu. Reanna yüzünün ifadesini, ne düşündüğünü merak etse de kıpırdamadı.

"İki kuvvetli zıt fikir. Kendinle çelişiyorsun."

"Evet Majesteleri. Çelişiyorum. Aklım kalbimle ruhum bedenimle çelişiyor." Yutkundu ve sakin bir sesle devam etti. Kral onu susturacak herhangi bir şey söylemeyince daha da cesaretlendi.

"Mantığımın, gördüklerimi doğru kavrayabildiğini sanırdım. Ah ne büyük yanılgıymış ne acizlikmiş. Sağlam irademin duygularıma ket vurduğunu sanırdım ama meğer keder bana hiç uğramamış. Arayışımın kim olduğumu nerede olduğumu unutturacak kadar beni kendimden geçirdiğini fark etmemişim. Ruhum buraya çekilirken kendimi durduramamışım." Yutkundu. Düşüncelerinin oluk oluk aktığını hissedebiliyordu. Sanki uzun zamandır kapalı kalan bir çeşmeyi açmıştı. "Ne kadar sıkı çalışırsam o kadar güçlü olacağımı düşünürdüm. Kitaplar okur, saatlerce talim yapardım. Yenilmez olursam herkesi koruyabileceğimi düşünürdüm. Zengin olursam aç çocukları doyuracağımı düşünürdüm. Herkese yardım edebileceğimi. Sonuçta Tanrı bunların hiçbirini yapmıyordu. Hatta kendi adını inananları kandırmak için kullananları bile cezalandırmıyordu. İşte bu beni öfkelendirdi ve fark etmeden O olmaya çalıştım ama kader benim o olamayacağımı acı bir şekilde gösterdi. Çok sevdiğim birini kaybettim. Engelleyememiştim. O can çekişirken benim haberim bile olmamıştı. İhaneti ön görememiş, dostumu sonsuz bir yalnızlıkla baş başa bırakmıştım." Bir kez daha yutkundu eski hatıralar gün yüzüne çıkmaya hazır ve nazırdılar. Reanna ise yutkunarak onları bastırmaya çalışıyordu.

"Sadece İnsandım ve ben inatla acizliğimi görmezden gelmiştim ama O bana ikinci bir şans bahşederek yerimi bilmemi sağladı. Her şeyin kendi elinde olduğunu gösterdi. İşte o zaman düşündüm. Ne için dirilmiştim? Hiçbir değerim yoksa neden varoluyordum?" istemsizce ağaca dönüp baktığını fark etti. Artık tamamen farklı diyarlarda geziniyor, kayboluyordu.

"Hala bilmiyorum. Aklım o kadar kısıtlı ki kendini aşan şeylerde 3 maymunu oynuyor. Bana ise bir amaç için var olduğumu bilmek düşüyor ve bende bu anlam arayışını elimde tek bir mumla zifiri karanlık boşluğunda tamamlamak zorundayım." Sonra krala dönüp baktı. İfadesiz suratı bir şey belli edemese de gözleri öyle ışıldıyordu ki bir çift safirdiler. "İşte bu ben hiçbir şeyken O ise her şey demek."

Alastair, saraya giriş yaptığında kralın sarayda olmadığını öğrenmişti. Yine o ağacın altına gittiğini varsayıyordu ki düşüncelerinde yanılmadı. Kral her yalnız kalmak istediğinde ya da önemli kararlar vereceği zaman oraya giderdi. Onu bu denli ne düşündürmüş olacağını merak ediyordu ki yalnız olmadığını gördü. Tanıdık kızıl saçları ve kızıl ayın armasını görünce istemsizce duraksadı. Yine sımsıkı bağladığı saçları, kırışıksız üniformasıyla oldukça tertipli görünüyordu. Yüzünde anlamlandıramadığı bir dinginlik vardı. Dalgın bakışlarını ağacın gövdesine dikmiş okşuyordu. O kadar genç o kadar tasasız görünüyordu ki. Gülümseyen yüzü ışık saçıyordu adeta. Koyu bir sohbete dalmış görünüyorlardı. Babasının da gülümsediğini görünce merakı daha da kabardı ve ağaca doğru yürüdü.

"Majesteleri" dediğini duydu bir sesin Reanna. Gözleri mavinin daha açık tonuna kaydı istemsizce. Prens karşısında ve ona bakıyordu her ne kadar sözleri babasına yönelik olsa da sert tonlamanın ona yönelik olduğunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yoktu. Bakışların aşağıya indirip reverans yaparken o kısacık süreçte yüzünde ki o merakı görebilmişti Reanna.

"Alastair" dedi kral neşeli bir sesle. "Gel ve Üsteğmen Reannayla tanış. Oldukça zeki bir asker." Reanna bu övgüyü bir baş selamıyla karşıladı. Alastair'in onu küstah bir ifadeyle süzdüğünü hayal edebiliyordu.

"Kendisiyle tanıştım Majesteleri. Sınavını bizzat ben değerlendirdim."

"Ah doğru. Sana bu sınavın daha iyi sonuç vereceğini söylemiştim" dedi kral gür sesiyle. Demek sınavın değişmesinin sebebi kraldı. "Sen sınavlar hakkında ne düşünüyorsun?" diyerek tekrar Reanna'ya döndü. Reanna ezberlenmiş laflarını tek nefeste sıraladı.

"Oldukça akıllıcaydı Majesteleri." Kral gür sesiyle eğlenir bir kahkaha attı. "Yine ezberden konuşuyorsun." Reanna kendini savunmak için bir şeyler söyleyecekti ki Kral tekrar konuştu.

"Bir daha ki konuşmamız da gerçek fikrini duymak istiyorum." Reanna şaşkınlıkla kafasını kaldırdı. İstemsizce yapılan bu hareket aniydi. Kral onun bu şaşkın ifadesini eğlenir bir ifadeyle süzdü. Hala o parıltılı gözlerle bakıyordu. Çok değerli bir maden bulmuştu sanki. Alastair ise Kralın tam tersine çatık kaşlarıyla onu izliyordu. Sanki kötü bir koku almış gibi yüzünü buruşmuştu. Kaliteli derinin kapladığı ayağını hızlı hızlı vurmasına bakılırsa oldukça sabırsızdı da. Beyaz eldivenin kavradığı dosyayı görünce neden bu kadar aceleci olduğunu anladı.

"Şimdi çekilebilirsin" dedi kral gergin sessizliği bölerek. Anlaşılan Prensten buram buram yayılan rahatsızlığı anlamıştı. Reanna'nın ise canına minnetti. Tekrar eğilerek selam verdi ve dönüp giderken dik bakışlar sırtını deldi. Alastair genç kadının çekip gitmesini izliyordu ki gözleri istemsizce sol koluna kaydı. Bileğine kadar örtülü olsa da herhangi bir kan görmeyi bekliyordu ama hisleri onu bir kez daha yanılttı. Ne kadar yanılırsa yanılsın şüphe onu hiç terk etmeyecekti ve Alastair bu gizemi çözecekti.

Hekim Obyen'in evi beklenildiği gibi karanlıklara gömülüydü. Sokakta çıt çıkmıyor buraya pek de uzak olmayan eğlence yerlerinden sesler geliyordu. Herhangi bir sarhoşun ya da şehir askerinin çıkmasını bekleyerek sokağı gözledi ama kimse yoktu. Süzülerek kapıya vurdu ve Hekim Obyen bekletmeden kapıyı açınca şaşırdı. Elindeki şamdan yüzünün yarısını aydınlatsa da ne kadar yorgun olduğu anlaşılıyordu. Gözleri mosmordu ve saçları sanki elleriyle sürekli karıştırmış gibi karmakarışıktı. Gözlüğü bile yamuk bir şekilde takılıydı. Onun hiç uyumadan kendisini beklediğini fark edince birazcık vicdan azabı çekti. Hekim Obyen hem rahatlama hem korku karışımı bir ifadeyle ona bakıyordu ve bekletmeden kapıdan çekildi. Reanna ona bir şey demeden içeri girdiği an da sıcakla çarpıldı. Anlaşılan hekim sözlerini fazla ciddiye alıp üşümelerini engellemek için bol bol odun kullanmıştı.

Odaya girdiğinde genç kadını yerde oturmuş bebeğini uyuturken buldu. Bebek o kadar huzurlu görünüyordu ki beyaz teni sıcaklıkla pembeleşmiş küçük elleri yumulmuştu ve gözleri kapanmak üzereydi. Genç kadın ise onları fark etmeyerek bebeğine görüp görebileceğiniz en büyük gülümsemeyle bakıyordu. Sarı saçları kirden arınmış altın nehir gibi sırtından dökülüyor beyaz güzel yüzü huzurla renkleniyordu. Sonra kafasını kaldırıp Reanna'ya baktı ve mavi gözleri parlarken gülümsemesi daha da genişledi. Ayağa kalkmaya çalışsa da Reanna onu engelleyerek oturmasını işaret etti.

"Nasılsınız?" diye sordu. Kadın arkasında kıpırtısız duran hekime baktıktan sonra neşeli bir sesle konuştu.

"Çok iyiyiz" dedi ve tekrar hekime dönüp devam etti. "Sör Obyen bizi oldukça iyi ağırladı. En güzel yemekleri yedirip sıcak su hazırladı. Hatta görüyor musunuz?" diyerek bebeği kendinden biraz uzaklaştırdı. Eski ama temiz koyu yeşil eteği ve beyaz gömleği gösterdi. "Bize yeni kıyafetler bile aldı." Reanna kısa bir onaylamayla hekime döndü.

"İyi iş çıkarmışsın." Hekim bir kadına bir ona baktı.

"Anlaşmamızı unutma" demekle yetindi. Reanna bu kadar korkak olmasına rağmen konu torunu olduğunda ciddileşmesini anlayabiliyordu.

"Verdiğim diğer iş ne oldu" dedi. Hekim gözlerini kaçırarak yere dikti.

"Dediğin yer uzak en az bir günlük yol." Boğazını temizleyerek kadına baktı. "Onları bırakıp gidemedim" dedi.

"Yarın yola çıkacaksın o halde. Fazla bekleyemez." Hekim şaşırarak ona baktı. Ağzı bir açılıp bir kapanıyordu. Reddecekti ama doğru kelimeleri bulamıyor gibiydi.

"Onlara bir şey olmaz iki gün boyunca yalnız kalabilirler." Hekim itirazdan vazgeçerek kafa sallamakla yetindi.

"Şimdi git ve hazırlan. Sabaha pek bir şey kalmadı." Hekim yüzünü buruştursa da bir şey demeyerek arkasını dönüp odayı terk etti. Emrivaki şeylerden nefret ettiğini biliyor olsa da onu ikna edecek vakti yoktu. Bu yüzden tehdidi kullanıyor ve çirkin bir yol olsa da en azından işe yarıyordu. Onu kendine düşman değil müttefik yapmalıydı ama bunu sonraya bırakarak kadına döndü.

"Adın ne?" direkt sertçe sordu. Kadın kafasını bir kez daha kaldırarak Reanna'ya aynı minnet dolu gözlerle baktı.

"Maria" ikiletmeden cevaplamıştı.

"Nereden geldin? Nasıl köle tüccarlarının eline düştün?" kadın ilk defa ondan gözlerini kaçırarak yere ardından acıyla oğluna baktı. Onu bu tereddütlü halini gören Reanna daha sakin ve yumuşak olmaya karar vererek konuştu.

"Sana yardım etmek için buradayım. Eğer bir ailen varsa onları bulabilirim" Maria bakışlarını tekrar Reannaya kaldırarak kararsızca dudaklarını dişledi. Onu sıkıştırmayarak konuşmasını sabırla bekledi.

"Biz Ethnes Krallığından geliyoruz." Yutkundu ve dolan gözlerini kapatarak sakladı. "Topraklarımız Sodom Krallığı tarafından işgal edildi. Bu yüzden kaçtık."

Demek Ethnes' den geliyorlardı. Sodom'un kontrolsüz yayılma politikası, etrafındaki küçük krallıkları kendine katarak kıtada ki asıl güce yani Solorus'a savaş açmaktı. Bu yüzden Solorus diken üstünde savaş hazırlığı yapıyordu. Her an ipler kopabilirdi. Reanna her ne kadar ihanetleri engellese de adımları küçüktü. Daha büyük darbelere ihtiyacı vardı. Dişlerini sıkarak devam etmesini bekledi.

"Sınırda bizi yakaladılar." Hıçkırdı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Hizmetçimi öldürdüler ve bizi kafese kapattılar. Bizden başkaları da vardı ve o daracık kafeste dip dibeydik. Bize günde bir parça ekmek veriyorlardı. İhtiyacımızı göremiyorduk çünkü kendileri dinlense bile bizi o kafesten çıkarmıyorlardı. Kafes bir zamandan sonra dışkıyla dolduğundan hastalık baş gösterdi ve bir kaçımız öldü. İçimizden birilerini seçip oynuyorlar işkence yapıyorlardı. Günler süren yolculuktan sonra bizi o binaya getirdiler. İlk adımımı hatırlıyorum da" derin bir nefes aldı. Onun yaşadıklarını hayal bile edemezdi Reanna. "Kucağımda ağlamaktan helak olmuş bebeğimle tökezleyerek yürüyordum. Bizi zindanlara kapattılar. Yemek bir kuru ekmek bir bardak suydu." Yutkundu. Reanna onun kaşlarını çattığını o anıları tekrar canlandırdığını fark etti. "O işkenceler..." sesi sonlara doğru hıçkırıklarıyla kesildi. O neşeli kadın gitmiş yerine on yıl yaşlanmış bir kadın gelmişti sanki. Kederi elle tutulurdu.

"Soylu musun?" dedi başka konuya parmak basarak. Onu kötü anılarından bir nebze de olsun uzaklaştırmak istemişti. Kadın gözlerini şokla sonuna kadar açtı ve yaşlar yanaklarından süzülerek bebeğini sardığı beyaz kumaşa damladı. Şimdi kedere özlemde eşlik ediyordu. Reanna'ya bakmıyordu artık dalgın gözleri arkasında bir yere sabitlenmişti. Sanki kararsızlıkta okunuyordu o gözlerde. Sonra bebeğine baktı ve hüzünlü yüzünü küçük bir gülümseme kapladı. Ses çıkarmadan konuşmasını bekledi Reanna. Onu daraltmak istemiyordu ki kendini çekmesin.

Sonra oğlundan kaldırdığı bakışları kararlıkla ve anlayamadığı bir vahşilikle çarpıldı. Anlaşılan eteğindeki taşları dökecekti.

"Ben Ethnes Kralı'nın karısı Kraliçe Maria de Levéfre" Reanna nefesini tuttu. Kadın bebeğine eğilerek şimdi derin rüyalarda olan gülümseyen bebeğine baktı.

"O ise Prens Ander de Levéfre"

Bölüm sonu

5 yorum