Köhne binanın önünde durduğunda karanlık ara sokağa dalarak insanların önünden geçmesini bekledi. Etraf tekrar sessizleştiğinde kapıya giderek üç kere vurdu. Kısa bir beklemenin ardından gıcırdayan tahtaları ve birkaç söylenme duydu. Kapı, arkasında ki kilolu yaşlı adamı gösterecek kadar aralandı. Elinde tuttuğu mum neredeyse bitmek üzereydi ve ufak ışığı şüpheci ifadeyi az da olsa aydınlatıyordu. Hekim Obyen'in derin kırışıklarla kaplı yüzü, gri saçları ve her daim çatık kaşları geçmişle aynıydı. Uyku mahmuru gözleri bir kısılıp bir açılıyor, kapısındaki gizemli yabancıyı süzüyordu. Şamdanı her an vuracakmış gibi sıkıca kavradığından onu korkutmuş olabileceği kanısına vardı Reanna.
Ona gelmişti çünkü Reanna ilk hayatında hekimin savaş meydanındaki üstün yeteneğine bire bir şahit olmuştu. Askerleri kısa süre de ayağa kaldırdığını, yapılamaz denen ameliyatları kusursuzca yerine getirdiğini görmüştü. Savaştan sonra ise kraliyet hekimliğine getirilmişti. Bu yüzden Caleb'in annesini tek iyileştirebilecek kişinin o olduğunu düşünüyordu.
"Ne istiyorsunuz?" dedi kaba bir sesle. Reanna, cebinden çıkardığı kağıdı ve altın dolu keseyi adama uzattı. "Bu adresteki hastaya gitmeni ve onu tedavi etmeni istiyorum." dedi kati bir sesle. Adam merakla keseye baktı. Onu almaya çalışmamış, kılını bile kıpırdatmamıştı. Hekim Obyen'in parayı ne kadar sevdiğini bildiğinden yeni bir teklif sundu.
"Eğer onu tamamen tedavi edersen sana bundan bir tane daha veririm" diyerek keseyi salladı. Adamın kaşları çatılırken kapıyı biraz daha aralayarak kağıda ve keseye uzandı. Anlaşılan para, güvenliğinin önüne geçmişti. Reanna büyük kırışık el onu alamadan keseyi çekti. " Beni kandırmaya kalkarsan bu kesede ki tüm paraları sana yediririm." Dedi keskin bir sesle. Adam buna alınmış gibiydi. "İnsan hayatıyla oynamam ben" dedi kızgınlıkla. Gözlerini keseden çekerek "Peki seni nasıl bulacağım" dedi merakla müşterisini süzerken. Reanna, dönüp gitmeden önce "Ben seni bulurum" demekle yetindi. Şimdi ise gecenin asıl planına geçmeliydi.
Defterinde ikinci tarihin yanındaki işaret bu sefer bir loncayı gösteriyordu. Ticaret loncası adı altında aslında karaborsaydı ve pek çok illegal iş yürütüyorlardı. Bunlardan biri de elbette soyluların kara parasını aklamak üzerine kuruluydu. Alastair kardeşini kaybettiği o savaştan sonra loncanın düşmanla iş birliği yaptığını öğrenmiş ve acısını burayı yerle bir ederek çıkarmıştı. Bu işin peşine düşerek pek çok kanıt toplayıp bu işte parmağı olan tüm soyluları da cezalandırmıştı.
Loncanın arka kapısına doğru yürüdü. Üç kere ritmik şekilde tıkladı. Kapıda ki küçük aralık aralandı ve sonuna kadar açık bembeyaz bir göz ortaya çıktı. Tüyleri istemsizce diken diken olan Reanna, şifreyi fısıldadı.
"Paraya susamışsın belli ki, paraya boğuyorum ben de seni." Kapı ardına kadar açılarak karanlık bir holü gösterdi. Tek gözü kör adam uzun boylu, geniş cüsseliydi ve kirden keçeleşmiş saçları neredeyse yüzünü örtüyordu. Siyah bir pelerin giymişti ama ona o kadar küçük geliyordu ki eski çizmelerini ve kirli pantolonunu açıkta bırakıyordu. Hiçbir şey söylemeden önünde yürümeye başladı. Şifreyi söyleyen herkesi sorgulamadan getirmekle görevlendirilmiş olmalıydı.
Reanna meşalelerin aydınlatıldığı dar taş duvarlardan geçiyor, merdivenlerden iniyor ve köşeleri dönüp duruyorlardı. Unutmamak için gözlerini dört açıyor, herhangi bir görüntüyü yakalamaya çalışıyordu. Ne yazık ki adamın hantal adımlarından başka bir şey duyulmuyordu. Sonunda geniş, uzun iki kanatlı kapıya geldiklerinde adam önünden çekilerek geldikleri yönden gitmeye başladı. Kapıda ki iri adamlar maskeli suratını, vücudunu süzdüler. Bir an için onu arayacaklarını ve silahlarını alacaklarını düşündü ama bunu yapmayarak kenara çekildiler. Kapılar hafif ittirmeyle açılırken ciğerleri anında yoğun bir dumanla doldu. Kafa bulandırıcı dumanlar dört bir yandan çıkıyor şuh kahkahalar gürültülü konuşmalara karışıyordu. Tek ışık kaynağı büyük şamdanlardaki mumlardı ve odaya şuh bir loşluk katıyorlardı.
Sağa sola serpiştirilen masalar yuvarlaktı ve her birinde 7 kişi oturuyordu. İnsanlar gözlerinin çoğunu örtecek maskeler takmışlardı ve her birinin önünde sayı yazılı kağıtlar bulunuyordu. Yarı çıplak kızlar korkunç bir gülümsemeyle şekillenen maskelerle masalarının aralarında içki dolu tepsilerle dolanıyordu. Koluna değen tüy gibi bir dokunuşla kafasını anında çevirdi. Kızlardan biri elindeki bir sayıyı ona doğru uzatıyordu. Reanna, alır almaz kız arkasını dönerek yürüdü ta ki bir kucağa çekilene kadar. Gözlerini onlardan çeken Reanna etrafı kolaçan etmeye başladı. Belli aralıklarla konumlandırılan iri adamlar hareketsiz olsalar da, maskelerinin ardındaki gözlerin her tarafta olduğunu hissedebiliyordu. Koyu kırmızı kadife perdelerle örtülen duvarları geçerek öne doğru ilerleyen Reanna, sahnede ki hareketlenmeyle durdu. Sahnede kızlarla aynı maskeyi takmış olan bir adam belirdi. Konuşmalar anında kesilerek yerini sessizliğe bıraktı.
"Sayın misafirler, açık arttırmamızı bu gecenin en güzel malıyla sonlandıracağız." Sahneye sürüklenen oldukça büyük kafes altın rengi bir bezle örtülmüştü. Adam kafese yaklaşarak çekti ve genç bir kadın belirdi. Yağdan koyulaşan altın rengi saçları ve pislikten kararan teninin kiri bile güzelliğini örtememişti. Büyük ürkek gözleri yaşlarla doluydu ve beyaz kirli yüzüne dökülüyordu. İnce vücudu yırtık bir paçavrayla sarılıydı. Reanna'nın içi öfkeyle doldu ve burayı ateşe vermemek için kendini zor tuttu. İnsan satmak uzun zaman önce yasaklansa da doyumsuz asiller bunu reddederek perde arkasına taşımışlardı. Şimdi her bir masadan eller havadaydı.
Adamın büyük haykırışlarla gittikçe artan sayıları okumasını dinledi. Etrafı tararken perde arkasına geçmenin bir yolunu arıyordu. Küçük bir açıklığa takılan gözleri orayı gözleyen adamı da fark etmişti. Hızla oraya giderek adama yaklaştı. Şuan herkes fiyat vermekle meşguldü ve kimse karanlıkta kalan Reanna'yı fark etmemişti. Koruma daha ne olduğunu anlayamadan yere yığıldı. Diğer korumaların burayı kontrol etmeden önce çok az vaktinin olduğunu biliyordu. Onu karanlığa sürükleyen Reanna, seslerden uzağa dar bir koridora çıktı. Soldan gelen seslere bakılırsa insanlar oradan getiriliyor olmalıydı. Reanna sağa dönerek başka bir kapıya bakan koridora çıktı. Koşar adımlarla kapıya vardığında kilitli olduğunu fark etti. Cebinden çıkardığı çubuklarla kilitle oynamaya başladı. Kısa bir uğraştan sonra kapı basık dar bir odaya açıldı. Sadece bir masa ve kitaplık bulunuyordu. Yerler duvarlar kırmızı halıyla kaplanmıştı.
Temkinli adımlarla odayı boydan boya geçerek masadaki kağıtları kontrol etmeye başladı. Her bir kağıdı tek tek inceliyor, aradığı şeyi bulamadığı her sefer de daha çok telaşlanıyordu. Vakti daralıyordu ve bu kadar uğraşın boşa gitmesini istemiyordu. Kilitli bölmeleri açarak kontrol etmesine rağmen paralardan, senetlerden ve birkaç rapordan başka bir şey bulamamıştı. Gizli bölümler olabileceğinden her birini tekrardan yokladı ve birinde aradığını buldu. Çıkan dosyalar dudaklarının acımasız hırslı bir gülümsemeyle kıvrılmasına neden oldu. Pelerinin içine dosyaları sokarak arkasını döndü ve tüm kitapları çekmeye başladı. Birisinin dışarıya açılan bir kapı olmasını umuyordu ama onu hayal kırıklığına uğratarak hiçbiri açılmadı. Vakit kaybetmeden kapıdan çıktı ve koridor boyunca koşmaya başladı. Ayak seslerinin o köşeyi döner dönmez yakınlaştığını duydu. Anlaşılan korumalar kontrol etmek için çoktan gelmişlerdi. Hafızasını evirip çevirip geldiği yönü düşündü. En sonunda bir karara vararak koşmaya başladı.
Kafesten çıkarılan kadın, gitmemekte direniyor, bebeğim bebeğim diye inliyordu. Adam bundan o kadar sıkılmıştı ki sesini kesmesini söylemeyi bir süreden sonra bırakmıştı. Kadını sürükleyerek demir bir boruya bağladı ve odadan çıktı. Genç kadın ağlayarak yere çökmek üzereyken bileğini tutan bir elle irkildi. Maskeli yüzü örten başlık tek bir teni bile göstermiyordu. Çığlık atacakken ağzı sıkı bir tutuşla kapandı.
"Bağırma. Sana yardım edeceğim." Genç bir kadına ait olduğunu duyduğu bu ses hemen rahatlamasına ve ağzını kapamasına neden oldu. Elin ağzından çekildiğini ve bileğini sıkan urganları kestiğini gördü. Elleri açılır açılmaz kurtarıcısının kolunu tuttu.
"Bebeğim" dedi inleyerek. "Lütfen bebeğimi kurtar."
"Bebeğin mi?" dedi şaşkınlıkla. "Nerede olduğunu biliyor musun?"
"Bizi en son tuttukları yerde gördüm" dedi hıçkırıklarının arasında. Tam o an da en kötü zamanlamayla onu sürükleyen adam içeri girdi. Gözleri ilk önce çözülmüş ona takıldı ardından yanında ki siyah genç kadına. Vahşileşen yüzünün öfkeyle kararmasını izledi. Hançeri fırlatmaya hazırlanıyor gibiydi. Yanında bir hareketlenme hissetmesiyle adamın boğazına hançer dayanması bir oldu. İnce uçlu hançer adamın boynunu kesmeye hazır ve nazır görünüyordu. Kısık hırıltılı sesin
"Bana bebeğin nerede olduğunu söyle." Dediğini zar zor duydu. Ama adam tam duymuş ve gözleri dehşetle açılmıştı. Hançeri ise çoktan yeri boylamıştı.
"Beni öldürme" dedi soruya cevap vermeyerek titrek bir sesle. Hançer boğazına batınca acıyla inledi.
"Soruma cevap ver." Adam yutkundu ve kesik kesik konuştu.
"Bebek satıldığı eve gönderilmek üzere arabada" dedi ve boğazı kesildi. Elleri fışkıran kanları durdurmak istercesine boğazına gitti ama dokunamadan kan gölünün ortasına yığıldı. Kolundan tutulup çekildiğinde şokla kandan gözlerini çekebilmişti. Konuşamıyor, düşünemiyor, algılayamıyordu.
Reanna kolundan kavradığı şoktaki kadınla beraber koşuyordu. Arkasında ki bağırışlar, koşuşturmalar çoktan cesedi bulduklarını gösteriyordu. Köşeyi dönmesiyle iki insan azmanıyla karşılaşması bir oldu. Kadının bileğini bırakırken ani gelen saldırıyı zoraki bertaraf etti. Çıkışı kapatmış olmalıydılar. Kurtulmanın tek bir yolu kalıyordu o zaman. Öldürmek.
Yandan gelen kılıçtan zıplayarak kurtuldu ve etrafında dönerek adamın suratına tekme attı. Adamın kafası yana savrulurken maskesi çatladı ve birkaç adım gerilese de düşmedi. Diğeri kılıçla kafasını hedef alarak salladı. Reanna eğilerek saldırıdan kıl payı kurtuldu. Zehirli iğnelerden iki tanesini alarak doğruldu. Şimdi ikisi de bir canavar gibi soluyarak üstüne geliyordu. Çıkardığı hançeri çatlak maskeliye fırlattı. İkiye ayrılan maske yere düşerek tok bir ses çıkardı. Adamın hareketleri yavaşladı, gözleri şuurunu kaybederek yukarı doğru kaydı. Reanna o düşmeden üstüne tırmanarak anlındaki hançeri çekip çıkardı. Kan sızıntısından şimdi oluk oluk kan akıyordu. Tünediği omuzlardan sıçrayarak hızla elindeki zehirli iğneleri diğer adama fırlattı. Boyuna art arda saplanan iğneler bulundukları yeri anında morarttı. Adamın eli boynuna giderken şokla büyüyen gözleri maskenin ardından Reanna'yı buldu ve tek bir ses dahi çıkaramadan yere devrildi.
Tekrar kadını bileğinden tutarak koşmaya başladılar. Kadın sürekli tökezliyor, derin nefesler alıp veriyor olmasına rağmen ona ayak uyduruyordu. Zehirli iğnelerini parmakların arasında tutarak hol boyu koştular. İki korumayla daha karşılaşınca iğneleri açıkta olan tenlerine fırlattı. Harekete geçemeden yere yığıldılar.
En sonunda girişe geldiğinde büyük bir tutuşla duvara vuruldu. Nefesi kesilen Reanna öksürmeye başladı. Büyük bir el boğazını kavrayarak onu duvara yapıştırmıştı ve büyük bir güçle vuruyordu. Girişteki kör adamdı bu. Suratı öfkeyle çarpılmış, pis ağzı gerginlikle aralanmış hırıltılı sesler çıkarıyordu. İki gözü de sonuna kadar açık kurbanına odaklıydı. Reanna'yı bir kez daha vurduğunda kemiklerinin zangırdadığını iliklerine kadar hissetti. Boğazını sıkan elden kurtulamıyor gittikçe nefes alması güçleşiyordu. En sonunda hançerine uzanmayı başararak çekti ve ele saplayıp saplayıp çıkardı. Haykırışla az da olsa gevşeyen et parçasından kurtulup hançeriyle adamın etrafında hızla dönerek vücudunda kesikler açtı. Adam hantallığından hızına yetişemiyor, bağırmaktan ve koca yumruklarını sallamaktan başka bir şey yapamıyordu. Reanna en sonunda adamın arkasında durarak sırtına atladı ve omuzlarına çıkarak bacaklarını kafasına sıkıca doladı. Hançeri son kez tek gözüne saplarken büyük haykırış kulağını resmen sağır etti. Yumuşak dokuya giren keskin uç kolayca çıkarak geride kan sızıntısı bıraktı. Yere inen Reanna sağa sola sallanarak elleriyle gözünü kapatan adama bir kez bile bakmadan kadını da alarak çıkıştan çıktı.
Bir an da boşalan eliyle geriye doğru baktığında kadının boğazına kolun dolandığını, sürüklendiğini gördü göz ucuyla. Etrafı şimdi korumalarla çevriliydi. Nefes nefese kalan Reanna bir düzine adama baktı ve derin bir nefes aldı. Kılıcını çekerken ilk darbeyi kolaylıkla savuşturdu. Öyle hızla çarpışıyordu ki rakibi ikinci hareketinde kalbinde bir delikle yere yığılıyordu. Resmen gözü dönmüştü ve içinde durduramadığı bir coşkuyla daha da agresifleşiyor onları resmen doğruyordu. Kılıcı bedenden hızla çıkararak arkasını döndü.
Son kalan adamın maskesi düşmüş ve dehşet dolu ifadesini ortaya çıkarmıştı. Aniden yere çökerek titrek bir sesle konuşmaya başladı.
"Beni öldürme lü-lütfen. Yalvarırım" Sürekli yalvarıyor korku dolu gözlerle Reanna'ya bakıyordu. Reanna hiçbir şey hissetmedi. Yavaş adımlarla yürümeye başladı. İstese işini hemen bitirebilirdi ama satılan o insanları düşündükçe yaşattığı aynı korkuları, çaresizliği tatmasını istedi. Adam geri geri sürünüyor, yardım dilenircesine etrafa bakınıyordu. Ama içten içe biliyordu ki kurtuluşu yoktu. Reanna, o arkasını dönüp kaçamadan kafasına kılıcı sapladı. Ağzından çıkan kılıç yeri bile delmişti. Kılıcı çekti ve kafa cansız, tok bir sesle yere vurdu. Arkasını dönerek direnen kadının bağrışlarının olduğu yere gitti. Kadın boğuşuyor kurtulmaya çalışıyordu ama mengene gibi saran kollar tarafından engelleniyordu. Reanna arkası dönük adama yaklaşarak kafasını tutup boynunu baştan sona yardı. Adamın kolları gevşerken garip sesler çıkarmaya, sağa sola yalpalamaya başladı. En sonunda yüz üstü devrilerek seğirdi. Ta ki hareketsiz kalana kadar.
Kadın titreyerek arkasını dönerken yerde ışığını yitirmiş kanlı gözleri gördü. Keskin bir iç çekişle kurtarıcısına bakarken buğulu gözleri siyah siluetten başka bir şey göremedi. Ona uzatılan eli tutarken kanlı savaşı görmemek için gözleri ondan ayırmadı.
"Otur ve beni bekle" dediğini duydu bir sesin. Duvarın ardında yere oturtulmuştu. Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu ne yaptığını da ama bebeğin ağlamasını duyduğu an da kafası yukarı doğru kalktı. Oğlu kirli bir kundakta avazı çıktığı kadar bağırıyor, kendini tutan yabancıdan kurtulmak istercesine tepiniyordu. Yabancı onu ayağa kaldırarak çocuğunu kucağına verdi. Bebek annesini tanımışçasına ağlamayı kesti ve kendi gibi masmavi gözlerle ona bakmaya başladı. Ah özgürlük.
"Buradan hemen gitmeliyiz" dediğini duydu yabancının. Koşan yabancıyı son bir gayretle takip etmeye başladı. Nerede olduklarını nereye gittiklerini bilmiyordu. Sanki her zaman gördüğü o özgürlük rüyasındaydı ama hayır bu gerçekti ve uyandığında kendini zindan da bulmayacaktı.
Reanna, ne yapacağını bilmeksizin koşuyor koşuyordu arkasında sürüklediği iki canla beraber. Askeriyeye götüremeyeceğinden şehirde tek tanıdığı kişiye götürmeye karar verdi. Yaşlı adamın kapısını bir kez daha çaldığında bu sefer kapı hemen açılmıştı ve adam gündelik kıyafetlerini giymiş gözlüklerini takmıştı. Reanna'yı tekrar gördüğünde bariz bir şaşkınlıkla bakakaldı. Adamı iterek içeri girdi ardından da sokağı kontrol ederek kapıyı kapattı. Adamın itirazlarını görmezden geliyor, perdelerin arasından sokakları gözlüyordu.
"Onları tedavi edip bu gece kalmalarına izin verirsen sana bir kese altın veririm." Adamın itirazları anında kesilerek geldiklerinden beri ilk defa dönüp kadına ve bebeğe baktı. Homur homur Reanna'ya döndü tekrardan.
"Evime dalıp emirler veremezsin bana."
Renna derin bir iç çekti. Pis oynamayı sevmezdi özellikle insanların zayıf noktalarından vurmaktan nefret ederdi ama şuan bundan başka bir yol yok gibi görünüyordu. Adama yaklaştı ve fısıltıyla konuştu.
"Ya onların burada kalmasına izin verirsin ya da seni Sodom'a geri yollarım. Torununla beraber." Hekim Obyen'in yüzündeki tüm kan çekilmişçesine bembeyaz oldu. Gözlerden uzak sır gibi sakladığı torununu nasıl bildiğine şaşırmış olmalıydı. Dehşetle donakalmasını yüzünü buruşturarak izledi. Sonra adam onu şaşırtarak acı dolu sesle yalvarmaya başladı.
"Lütfen lütfen onu ele verme. O daha çok küçük"
"Sus. Eğer dediğimi yaparsan buna gerek kalmaz." Dedi sert sesle. Adam hemen başını hızla sallamaya başladı.
"Evet evet kalabilirler" dedi hemen kabullenerek. Reanna adama bir kez daha eğilerek konuştu.
"Onların burada olduğuna dair bir kişiye dahi herhangi bir şey söylersen torununa sonsuza kadar elveda dersin." Hekim resmen dehşete düşmüştü. İlk defa bu kadar kırılgan bir ifade barındırıyordu yüzü.
"Yemin ediyorum. Hiç kimseye bir şey söylemeyeceğim. Yeter ki ona zarar verme" dedi tekrar yalvarırcasına. Reanna elbette bir çocuğa zarar verecek değildi ama yine de bunu yaşlı kurda söylemeyecekti.
"Şimdi gidiyorum. Yarın geldiğimde onları temiz, tok görmezsem..." cümlenin devamını getirmeye gerek kalmadan adam kafasıyla onayladı. Başka bir emri var mı diye Reanna'nın ağzının içine bakıyordu. Eğer bir köpek olsaydı şuan kuyruğunu sallıyor olurdu diye düşündü Reanna.
Reanna bir kez daha sokağı kontrol ederek kapıya yürüdü ama kolunun tutulmasıyla arkasına baktı. Genç kadın gözleri dolu dolu ona bakıyordu. Yüzünde minnet dolu bir ifade vardı.
"Teşekkür ederim" diye fısıldadı içtenlikle. Reanna sadece bir baş selamıyla karşılık vererek evden çıkıp gitti.


