İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 11 · 6 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 11

Şeytan

Bölük 1'in eğitimleri askeriye de ölüm talimi olarak biliniyordu çünkü günün sonunda yorgunluktan bitap düşen askerlerin gözünün feri söner, uzandıkları yerden kaldırılamazlardı. Çoğu bu durumdan şikayetçi, kendilerinin de diğer bölükler gibi 'insani' antrenmanlar yapmaları gerektiğinde hem fikirdiler. Lakin kimse bunu Üsteğmen Reanna'ya bırakın söylemeyi, ağızlarını bile açamıyorlardı. O alana geldiği an da tüm konuşmalar bıçak gibi kesiliyor, askerler anında nizama geçip selam duruyorlardı.

Üsteğmenin her daim kaşları çatık, yüzü gergindi. Sert emirler dışında ağzını açmazdı ve kesinlikle laubaliliğe tahammülü yoktu. Her zaman sıkı bir şekilde topladığı saçlarını bir kere bile dağınık göremezdiniz. Üniforması her daim temiz ve kırışıksızdı. Disiplinli, düzenli ve temiz olduğundan askerlerinin de kendi gibi olmasına dikkat ederdi. Bölük her daim temiz üniformalarını tam takır giyer, eğitime tam vaktinde gelir ve yatakhanelerine kadar düzen içinde olurlardı. Eğer bunlardan birini bile aksatırlarsa başlarına geleceklerini çok uzun zaman önce öğrenmişlerdi.

Eğitimin ilk zamanlarında bir grup asker Üsteğmene karşı çıkma gafletinde bulunmuşlardı. Askeriye de emirlere karşı çıkmak affedilemezdi. En iyi ihtimal de bile kendinizi atların dışkısını temizlerken bulurdunuz. Ama üsteğmen onları direkt cezalandırmak yerine herkesi şaşırtarak antrenmanı durdurmuş ve herkese dinlenmesini söyleyerek alanı boşalttırmıştı. Sahanın ortasına yürüyerek ona karşı çıkan askerlere hitaben sert bir sesle "Eğer içinizden biri bile kılıcımı düşürürse eğitiminizi tekrar gözden geçireceğim ama" diyerek uzun, ağır kılıcını çekti. "Ben galip gelirsem emirlerimi sorgusuz yerine getireceksiniz." Demişti.

Şimdi tüm bölük pür dikkat komutanlarına ve beş ere odaklanmıştı. Askerler kararsız ve çekingen görünüyor olsalar da denemeye karar vermiş olacaklar ki beşi birden üsteğmenin etrafını sarmışlardı. Hepsi aynı an da harekete geçerken, saha da çıt çıkmamış askerler bir anını bile kaçırmamak için göz bile kırpmamışlardı.

Bu komutanlarının ciddi bir şekilde savaşırken gördükleri ilk andı. O kadar hızlı hareket ediyordu ki rakibi ne olduğunu anlayamadan kılıcı uçmuş oluyor ve kendini yerde buluyordu. Eğiliyor, zıplıyor, yumruklarını ve tekmelerini kullanıyordu. Kılıcı bir uzvuydu adeta. Öyle ki kılıçların ucu bile ona değemeden büyük bir güçle savuşturuluyorlardı. Son kılıçta fırladığında ayakta tek bir kişi kalmıştı ve yorgunluğun ufak bir emaresi bile yoktu. Kılıcı korku dolu bakışlarla bakan askerin boynundaydı ve ufak kesikten kan sızmıştı.

"Eğer savaş meydanında olsaydınız hepiniz ölmüştünüz" demişti yüksek keskin bir sesle. Gözleri, nahoş bir şeylerin hatıralarıyla dalgınlaşmış, gittikçe öfkelenen yüzü vahşileşmişti. Sert sesi gümbür gümbür yayılarak tüm alanı inletmişti. "Savaşta dinlenmek, uyumak yoktur. Tek birinizin hatası tüm bölüğü öldürür. Savaş kana açtır ve ilk avladığı" Tekrar önündeki askere dönerek gözlerinin içine bakmıştı "Güçsüzlerdir."

Caleb, o günden sonra hiçbir askerin ona karşı çıkmadığını arkasından bile tek kötü sözün söylenmediğini görmüştü. En azından çoğu ona saygı duyuyordu. Caleb, ise saygının yanında korku karışımı hayranlık besliyordu. Şimdi ise karşısında hazır ol da dururken tedirginliğini saklamaya çalıştı. Çalışma odasında yalnızdılar ve üsteğmen yığınla dolu olan belgeleri birbirinden ayırmakla meşguldü. Kısa süre de işini bitirip ona bakınca Caleb bakışlarını yere dikti.

"O askerler artık seni rahatsız edemeyecekler" dedi düz bir sesle. Gerçi sonrasında kendi kendine mırıldanarak 'tek seni değil kimseyi' dediğini de duydu sanki. "Askeriye de itaatsizliğe yer yoktur ve onlarda bunu ordudan atılarak ödediler" yine 'birkaç uzuv eksikliği ile beraber' dediğini duydu. Şaşırsa mı teşekkür mü etse bilemiyordu. En son selam durarak saygısını sundu.

"Bundan sonra seni yardımcım olarak atıyorum." Caleb bu sefer engelleyemediği şaşkınlıkla bakakaldı. Neden kendisinin olduğunu anlayamıyordu. Bölükte kendinden daha iyi kılıç kullanan pek çok güçlü şövalye vardı. Kendisi ise biraz çelimsiz ve biraz da çekingendi. Yüzündeki allak bullak ifadeyi gören komutanı sanki aklını okumuş gibi sakin sesiyle konuştu.

"Bir yaverde aradığım şey güç değil Caleb." Gözlerinin içine baktı. Sıcacık bir merhamet onu sarıp sarmaladı. "Sadakat"

O an komutanına karşı ufacık korkusu da silinip gitti. Nedenini bilmiyordu belki de gösterdiği ufacık merhamettendi ya da komutanına karşı hissettiği hayranlıktan. Her türlü güvenini boşa çıkarmamak için çok çalışacaktı.

"Onur duyarım efendim."

Reanna ise o an bambaşka duygular içindeydi. Arkadaşını yeniden sağlıklı ve heyecanlı görmek onu da iyi hissettirmişti. O da Caleb'ın göstermek istemediği heyecanına ortak olmak istese de kendini tuttu çünkü hala onun lideriydi ve bu otoriter imajı sürdürmek istiyordu.

"Sör Adrian'ın yardımcılığını da yaptığımdan çok yoğunum. Bu sebeple sen benim için günlük çalışma planını hazırlayacak, belgeleri düzenleyecek ve ben olmadığım zamanlarda eğitimden sen mesul olacaksın" Caleb'ın yutkunduğunu görse de geri adım atmadı. Reanna'nın prensibine göre 'Ancak kaçtığın şeye sürekli maruz kalırsan ustalaşırdın.' Caleb'ı eğitecekti ta ki kendisi çekip gittiğinde yerine geçebilmesi için çünkü Caleb'ı biliyordu. Potansiyelini ortaya çıkardığında neler yapabileceğini nasıl kızıl ay da komutanlardan biri olduğunu görmüştü.

"Eğitimlere katılamayacağından eğitiminden ben mesul olacağım." Caleb'ın bir kez daha yutkunduğunu gördü. Bu sefer anlında boncuk boncuk terler birikmişti. Ona daha fazla acı çektirmemeye karar vererek "Yarın erkenden burada ol. Şimdi çıkabilirsin." Dedi. Caleb selam vererek kapıdan çıkmak için hızla hareket etti. Lakin çıkamadan adının seslenmesiyle durdu ve komutanına baktı.

"Annen nasıl?" dedi Reanna. Reanna'nın bir ailesi yoktu ama Caleb'in annesinin ölüm haberini aldıktan sonra nasıl kederin içine düştüğünü görmüştü ve bu onda bir kez daha görmek istemediği bir şeydi.

Caleb'in ilk önce şaşırdığını sonra kısa süre de yüzünün hüzünle kaplandığını gördü. Anlaşılan durumlar pek de iyi değildi ama halinin tam tersi olarak ciddiyetle "İyi Efendim" dedi. Reanna kafasını salladığında tekrar selam verip odadan çıktı.

Reanna, o gece bir kez daha askeriyeyi terk edecekti ama bu sefer ilki kadar kolay olmayacağa benziyordu. Son birkaç gündür üzerinde gözler hissediyordu. Yemekhane de, eğitimde, odasında... gittiği her yerde göz hapsinde tutuluyordu. Alaric miydi? O mu görevlendirmişti Reanna'nın izlenmesi için. Çünkü bahçede karşılaştıklarında sınavda gördüğü aynı düşmanca gözlerle bakmıştı. Ondan şüpheleniyor muydu? Ama neden? Fazla şey bildiğini aşikar edecek şeyler mi yapmıştı? Eğer 7/24 gözleniyorsa bunu birden fazla kişi yapıyor olmalıydı. Acaba değişimleri kaç saatte bir nerede yapıyorlardı? İzini kaybettirmeliydi ama nasıl?

Çok fazla soru vardı ama hiç cevap yoktu. Her zaman ki ifadesiz suratıyla pek çok şeyi maskelese de tehdidin varlığı her an maskesini kırabilirdi. İşte yine şüphe kıvrılarak ona dolanmıştı ve nefes alamayacak kadar sıkıyordu.

"Efendim" dedi bir ses. Karanlık eğitim alnını tarayan gözleri yana kaydı. Kızıl erlerden biri ifadesiz bir yüzle ona bakıyordu. Selam duran er anında konuya girdi.

"Sör Adrian odasına gelmenizi emretti." Dedi. Reanna, hızla askeri binaya doğru yürümeye başladı haberci kuşlarla beraber.

Sör Adrian'ı masasında düşünceli bir ifadeyle buldu. Çatık kaşlarıyla önündeki bir kağıda bakmakla meşguldü. Yaklaştı ve masanın önünde hazır ol da durdu. O kısacık an da birbirine dolanan harfleri ve sayıları gördü, tüm vücudunun buz kesmesine engel olamayarak bakışlarını çekemedi.

Tanıyordu bu şifreleme yöntemini. Diplomatik kriz yaşadıkları Sodom Krallığına ait bir yöntemdi. İlk hayatında bunu çözmek için çok uğraşmışlar, sonunda kütüphaneden sorumlu er olan Alyssa adında genç bir kadın çözmüştü. Karmaşık ve fazla zaman alan bir yöntemle çözülebiliyordu.

Kağıdı kilitli bölüme kaldıran Sör Adrian, sanki 'Gir' dediğini unutmuş gibi odasında Reanna'yı görünce kısa süreli şaşkınlık yaşadı. Sonra kendine gelerek "Yarın saraya gideceğiz, toplantı kayıtlarını düzenle, haftalık raporunu da hazırla" dedi. Reanna bunların her birini hallettiğini ve çoktan düzenleyerek kilitli bölüme kaldırdığını söylemedi. Aklı hala kaldırılan o haberdeydi. Bu Sör Adrian'ın eline ne zaman nasıl geçmişti? Eğer haberci bir kuşla gönderilmişse bu askeriyede hala casusların var olduğunu gösterirdi.

"Emredersiniz Efendim" demeye zorladı kendini. Odadan dopdolu bir kafayla çıktı. Şimdi çözmesi gereken yeni bir şey daha ortaya çıkmıştı. İçine akan panik, şişirip patlatacaktı sanki onu. Odasına gidecekken karar değiştirip karargaha gitti. Belgelerle ilgileniyormuş gibi sıkıcı bir işi yaparak peşindekinden kurtulmayı umuyordu. Oysa ki boş bir sayfaya gördüğü istihbaratı yazıyor, hatırlayabildiği kadarıyla çözmeye çalışıyordu. Yapamayacağını anladığında saat epey geç olmuştu ve artık çıkma vakti gelmişti.

Nöbetçi askerlerin konuşmaları dışında etrafta çıt çıkmıyordu. Hala peşinde olup olmadıklarını bilemiyordu yine de riske girmeye karar verdi. Odasına karanlıklara karışarak sessiz adımlarla gitti. Karaladığı kağıdı gizli bölmesine koyarak, pelerinini giyip maskesini yüzüne geçirdi. Etrafı kolaçan ettikten sonra penceresinden resmen süzüldü. Bu sefer izini kaybettirebilmek için daha uzun bir yolu kullanmaya karar vererek ormana doğru koştu.

Bölüm sonu

5 yorum