Karaköy’ün arka sokaklarındaki eski bir hangarda, Aras tek başına silahını temizliyordu. Telsizinden Nedim’in bölgesinin tamamen ele geçirildiği haberi geldi. Aras tam ayağa kalkacakken, hangarın tavanındaki camlar büyük bir gürültüyle patladı!
İçeriye gaz bombaları yağmaya başladı. Haldun’un en seçkin suikastçı timi, Aras’ı canlı yakalamak için sislerin arasından fırladı. Aras, dumanın içinde gözlerini kısarak refleks olarak yere yatıp siper aldı.
Suikastçılar Aras’ın olduğu köşeyi yaylım ateşine tutarken, Aras sis bombasını kendi ayaklarının dibine fırlattı. Hangarı tamamen kör eden bir karanlık kapladı. Artık Aras kendi çöplüğündeydi; sesleri dinleyerek karanlığın içinden bir gölge gibi sıyrıldı.
İlk suikastçıyı arkasından yakalayıp bıçağıyla sessizce indirdi, onun silahını alarak diğer üçünün göğsüne milimetrik atışlar yaptı: BAMM! BAMM! BAMM!
Duman çekildiğinde, hangardaki yedi suikastçı da yerde hareketsiz yatıyordu. Aras, ceketinin tozunu silkeleyerek adamlardan birinin cebinde çalan telefonu açtı. Arayan Haldun’du.
Aras telefonu kulağına götürdü, hiç nefes nefese kalmamış buz gibi sesiyle fısıldadı: "Gönderdiğin çocuklar beni biraz eğlendirdi Haldun. Ama oyun bitti. Şimdi piyonlarını kaybettin... Şahın yanına geliyorum."
Aras telefonu yere atıp postalıyla ezdi. Sıradaki hedef belliydi. Masanın beyni Haldun, Seçilmiş Adam'ın gazabıyla yüzleşecekti!